6. bölüm / 8
Kan ve Temas6.Bölüm
Bölümler 8Şu an: 6.Bölüm
1. SAHNE: ZİNDANA DÖNÜŞEN KABUS VE DEĞERSİZLİK YÜKÜ**
**Yer: Furtuna Konağı - İsmail’in Odası / Sabahın İlk Işıkları**
Fadime, İsmail’in geniş yatağında huzursuzlukla kıvranmakta, şakaklarından süzülen soğuk terler yastığı ıslatmaktadır. Göğsü hızla kalkıp inerken, bilinci onu yine kaçmaya çalıştığı o en zifiri karabasanın ortasına fırlatır...
*Kabusunda; hava zifiri karanlıktır. Zarife Furtuna, nefret dolu gözlerle Fadime’nin saçlarına yapışmış, onu konağın merdivenlerinden sürükleyerek dışarı atmaktadır. Kapıda duran abisi Adil, yüzünde o tüyler ürperten, zalim tebessümüyle beklemektedir. Zarife, Fadime’yi çuval gibi Adil’in ayaklarının dibine fırlatır.*
> **Fadime:** *(Kabusun içinde diz çöküp Zarife’nin eteklerine sarılarak)* "Yapma teyze... Kurban olayım bırakma beni ona! Öldürecek beni, yapma!"
>
*Zarife, kıyafetini kızın ellerinden tiksinçle çeker ve arkasını dönüp kapıyı yüzüne kapatır. Adil, kızın kolundan tuttuğu gibi onu o eski, küf ve kan kokan karanlık kiler odasına fırlatır. Kemerini şaklatarak çıkarır, köşedeki kırık fırın küreğini eline alır. Fadime duvara sıkışmış, elleriyle yüzünü kapatmaya çalışmaktadır.*
> **Adil:** *(Gözü dönmüşçesine gürleyerek)* "Beni Furtunalar'a rezil ettin! Borç yine tepeme bindi! Seni bu odaya gömeceğim!"
>
*Kemer sırtında patlar, kürek kemiklerine inmeye başlar. Fadime’nin kaburgalarının kırılma sesleri odada yankılanır. Derisi yırtılır, feryatları karanlıkta boğulur...*
> **Fadime:** *(Kan ter içinde, dehşet dolu bir çığlıkla doğrulur)* **"YAPMA ABİ! YAPMA, KURBAN OLAYIM YAPMA!"**
>
Fadime gözlerini açtığında kalbi göğüs kafesini delercesine çarpmaktadır. Boğazı kurumuş, nefesi kesilmiştir. Odada gözlerini gezdirir; ne yatakta ne de kanepede İsmail vardır. Oda buz gibi ve çıldırtıcı bir sessizliğe bürünmüştür.
O an, İsmail’in dün gece kapının eşiğinde söylediği ve ardında büyük bir boşluk bıraktığı o cümle zihnine bir bıçak gibi saplanır: *"Ya annem bu konaktan gidecek... Ya da..."*
Fadime titreyen ellerini başına götürür, saçlarını sıkar. Kendi karanlık dünyası, o yarım kalan cümleyi hiç tereddüt etmeden tamamlar: *"Ya annem gidecek... ya da sen."*
Fadime yatağın ortasında büzülür. İçindeki değersizlik hissi bir zehir gibi damarlarına yayılır. Kendi kendine fısıldamaya başlar:
> *"Kendi annesini benim gibi uğursuz, değersiz bir kız için kim karşısına alır ki? Bir ananın hakkı ödenir mi? Ben kimim ki İsmail benim için anasını silsin?.. Ben sadece abimin kumar borcuna karşılık sattığı, Furtunalar’ın nefret kustuğu bir kurbanım..."*
>
Aşağıdan birilerinin sesini duymaktan, ağladığı için birinin gelip ona vurmasından korkarak dudaklarını sımsıkı ısırır. Hıçkırıklarını göğsüne bastırır, gözyaşları sessizce yastığa akarken saatlerce o yatakta çaresizliğiyle baş başa kalır.
### **2. SAHNE: MASADAKİ ZEHİR VE ZARİFE’NİN ZULMÜ**
**Yer: Furtuna Konağı - Yemek Odası ve Odalar / Sabah**
Saatler sonra Fadime, artık ağlamaktan gözleri şişmiş ve bitkin bir halde kahvaltı için aşağı iner. Masada İsmail yoktur. Masanın başında Oruç Furtuna, yanında Şirin ve karşıda Zarife oturmaktadır.
Fadime çekinerek, bir suç işlemiş gibi sandalyenin ucuna otururken Oruç, kızın bu ürkek halini fark edip babacan ve yumuşak bir sesle konuşur:
> **Oruç:** "İsmail sabah çok erken çıktı kızım. Sevkiyat işleri var, akşam ancak gelir. Sen yemeğini ye, çekinme."
>
Şirin ise bu sırada masanın altından Zarife’nin kolunu sıktırır ve ablasının kulağına doğru tıslar:
> **Şirin:** *(Sert ve uyarıcı bir fısıltıyla)* "Kendine gel Zarife. Oğlun dün gece 'Haftaya nikah var' dedi. Bu kız İsmail’in karısı olacak! Ağzından çıkan lafa da attığın adıma da dikkat et, İsmail evi başımıza yıkar!"
>
Oruç ve Şirin kahvaltıdan sonra konaktan çıkarlar. Fadime üzerini değiştirmek için tekrar yukarıya, İsmail'in odasına çıkar. Tam dolaptan kıyafet alıp giyinirken odanın kapısı büyük bir gürültüyle açılır. İçeri giren Zarife’nin gözleri hırstan ve nefretten gözü dönmüş durumdadır. Fadime’nin üzerindeki Furtunalar'a ait kaliteli elbise kumaşına bakar.
> **Zarife:** "Furtuna’nın kıyafetleri bir katilin dölünün üzerinde duramaz! Çıkar onu üstünden!"
>
Zarife bir hışımla Fadime’nin üzerine yürür. Kızın üzerindeki elbiseyi elleriyle parçalamaya, kumaşı gaddarca çekip yırtmaya başlar. Kumaşlar çekildikçe Zarife’nin tırnakları ve sert elleri Fadime’nin dün geceden kalan taze yara izlerine, morluklarına çarpar.
> **Fadime:** *(Can acısıyla çığlık atarak, yalvararak)* "Teyze yapma... Canım acıyor, morluklarıma basma ne olur yapma!"
>
Zarife hiç oralı olmaz. Elbiseyi delik deşik edip tanınmaz hale getirdikten sonra, Fadime’yi o delik deşik, yırtık kıyafetler içinde kolundan tuttuğu gibi sürükleyerek konağın dış kapısının önüne atar. Kapıdaki korumalara ve hizmetçilere dönerek gürler:
> **Zarife:** "İsmail’i arayanı kendi ellerimle vururum! Bu kız akşama kadar bu kapının önünde kalacak!"
>
### **3. SAHNE: YAĞMUR, İÇ ÇATIŞMA VE ÖLÜMÜ KABULLENİŞ**
**Yer: Konak Kapısının Önü / Öğleden Sonra**
Fadime, konağın buz gibi taş merdivenlerinin üzerinde, yırtık pırtık kıyafetleriyle tek başına kala kalır.
Zihni bir fırtınanın ortasındadır. Buradan kalkıp kaçsa, abisi Adil’in yanına gitse... Adil’in borç yeniden sırtına bindiği için kendisini diri diri toprağa gömeceğini, kemiklerini kırana kadar döverek öldüreceğini çok iyi bilmektedir. Burada kalsa Zarife’nin zulmü, gitse abisinin canilikleri...
Derken gökyüzü kararır ve birden bardaktan boşanırcasına buz gibi bir yağmur yağmaya başlar. Rüzgar sertleşir, hava aniden soğur. Yırtık elbisenin açıkta bıraktığı tenine yağmur damlaları birer iğne gibi batar. Fadime’nin bedeni kontrolsüzce titremeye başlar.
Taşların soğuğu kemiklerine işlerken dudakları morarır, burnu ve yanakları soğuktan kıpkırmızı olur. Gözlerinden akan sıcak yaşlar, yüzünü yıkayan soğuk yağmur suyuna karışır.
Fadime kapının önünde büzülürken iç dünyasında devasa bir teslimiyet gerçekleşir:
> **Fadime:** *(Gözlerini kapatıp, titreyen sesiyle fısıldayarak)* "Benim bu dünyada hiç yerim olmadı ki... Çocukken abimin küreğiydim, büyüdüm kumar borcu oldum, buraya geldim nefret olukları üzerime aktı... Hayatım boyunca istediğim tek bir şey bile gerçekleşmedi. Ya burada, bu taşın üstünde soğuktan donarak öleceğim... Ya da abimin elinde dayaktan can vereceğim. Benim kaderim buymuş... Ben zaten ölmeyi hak eden, sevilmeyecek biriyim..."
>
Fadime kurtulmayı umut etmeyi tamamen bırakır. Ölümünü tamamen kabullenmiş bir halde, başını dizlerine gömer ve yağmurun altında sessizce sonunu beklemeye başlar.
### **4. SAHNE: İSMAİL’İN GELİŞİ VE SÖKÜLEN KALP**
**Yer: Konak Önü / Akşamüstü**
Saatler geçer. İsmail’in siyah arabası konağın bahçe kapısından içeri girer. İsmail arabadan indiğinde, kapının önünde gördüğü manzara karşısında adeta beyninden vurulmuşa döner.
Fadime, yırtık kıyafetler içinde, buz gibi taşın üstünde büzülmüş, ıslanmaktan sırılsıklam olmuş, yüzü ve burnu kıpkırmızı bir halde titreşerek ağlamaktadır. Fadime sesleri duyup başını yavaşça kaldırır; İsmail’e dolmuş gözleriyle, sanki son nefesini veriyormuşçasına çaresizce bakar.
İsmail kızın o perişan, kırılmış halini gördüğünde **sol yanına, kalbinin tam ortasına göğsünü söken bir acı** saplanır. Gözleri kararır, içindeki mafya adamı o an darmadağın olur.
Hiç düşünmeden üzerindeki kalın, sıcak siyah paltonu çıkarır ve Fadime’nin titreyen, korumasız omuzlarına sarar. Ardından eğilip kızı kucağına alır.
> **Fadime:** *(Yaralarına basıldığı için can acısıyla inleyerek)* "Ah! Canım..."
>
İsmail’in elleri kızın sırtındaki ve bacaklarındaki yaralara geldikçe Fadime’nin canı yanar ve ağlaması şiddetlenir ama İsmail bunun şiddetten oluşan yaralardan olacağı aklının ucundan geçmez soğuktan zanneder. İsmail kızı adeta pamuklara sarar gibi dikkatle arabaya bindirir, kapıyı kapatır ve aracın ısıtıcısını sonuna kadar açar.
Araba hızla konaktan uzaklaşırken yol boyunca tek bir kelime bile konuşmazlar. Arabadaki o ağır, kasvetli sessizlikte Fadime’nin içi dehşetle kaplanır: *"Beni abime götürüyor... Beni abime bırakacak, İsmail de beni gözden çıkardı."* Abisinin yanına gittiğinde yiyeceği dayağı düşündükçe korkudan bayılacak gibi olur. İsmail onu ağladığı için döver sanarak hıçkırıklarını tutmaya, gözyaşlarını içine akıtmaya çalışır.
### **5. SAHNE: "BİZİM EVİMİZ"**
**Yer: Dağ Yolunda Müstakil Bir Ev / Gece**
İsmail arabayı dağ yolundaki sessiz, çam ağaçlarıyla çevrili, ahşap müstakil bir evin önünde durdurur. Arabadan iner, gelip Fadime’nin kapısını açar ve elini uzatır.
Fadime, İsmail’in yine kızacağını veya sertleşeceğini düşünerek korkuyla titreyen elini uzatır ve onun iri elini tutar. Arabadan iner. Soğuk dağ havasının etkisiyle İsmail’in kendisine kat kat büyük gelen paltosuna sımsıkı sarınır.
Evin önüne geldiklerinde Fadime etrafa şaşkınlıkla bakar. Burası Furtuna Konağı değildir, abisinin o zindan evi de değildir. Bilmediği, daha önce hiç görmediği, ışıkları yanan huzurlu bir evdir.
Fadime kafasını kaldırır. Islak, morarmış yüzü, titreyen sesi ve şaşkın gözleriyle İsmail’e bakar:
> **Fadime:** "İsmail... Burası neresi? Beni nereye getirdin?"
>
İsmail, gözlerini kızın o ıslak, yıpranmış ama masum yüzünden bir saniye bile ayırmadan, sesindeki tüm o sertliği ve mesafeyi eriterek tane tane cevap verir:
> **İsmail:** **"Bizim evimiz."**
>
Fadime duyduğu bu iki kelimeyle donak kalır. İsmail ilk kez ona ve kendisine "Biz" demiş, onu o cehennemden çekip almıştır.
**[6. BÖLÜMÜN SONU]**
Devamı gelsin mi?
Bölüm etkileşimi
