Kan ve Temas kitap kapağı

7. bölüm / 8

Kan ve Temas

7.Bölüm

Vaveyla Yazarı: KNULL .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: 7.Bölüm

1. SAHNE: DAĞ EVİ, İLK SIĞINAK VE MÜHÜRLENEN GÜVEN**
**Yer: Müstakil Dağ Evinin Salonu / Gece**
İsmail, kucağında titreyen, soğuktan sırılsıklam olmuş Fadime ile dağ evinin sıcak salonuna girer. Evde derin bir sessizlik hakimdir. İsmail kızı hemen şöminenin önündeki geniş berjere oturtur, ahşap odunları çat çut tutuşturarak odanın içini tatlı, koruyucu bir sıcaklıkla doldurur.
Fadime hâlâ İsmail’in devasa siyah paltonuzun içinde büzülmüş, ürkek ve kaygılı gözlerle etrafa bakmaktadır. Zihni ona buranın da yeni bir ceza yöntemi, daha şık görünümlü bir hapishane olduğunu fısıldamaktadır.
İsmail, paltoyu kızın omuzlarından yavaşça kaydırdığında duraksar. Yağmurdan sırılsıklam olan elbise Fadime’nin bedenine tamamen yapışmış, vücut hatlarını açığa çıkarmıştır. İsmail, temasa ve mülkiyete karşı hassas yapısına rağmen, kızın bu çaresiz ve savunmasız hali karşısında gözlerini hızla başka bir yöne çevirir. Edeple ve hassasiyetle boğazını temizler.
* **İsmail:** *(Sesini olabildiğince yumuşatmaya çalışarak)* "Kıyafetlerin sırılsıklam olmuş... Vücuduna yapışmış, böyle hasta olursun. Üst katta odada gri kazağım ve kalın bir altım var. Git, onları giy."
İsmail, kızın vücudunu görüp onu mahcup etmemek için bakışlarını kararlılıkla kaçırır ve odadan çıkarak üst kata geçmesine müsaade eder.
Fadime, titreyen bacaklarıyla üst kata çıkıp İsmail’in kendisine kat kat büyük gelen, buram buram onun kokan gri kazağını ve kalın pantolonunu giyer. Aşağı indiğinde İsmail elinde kalın, sıcacık bir battaniyeyle onu beklemektedir. Fadime’yi tekrar şöminenin önüne oturtur.
İsmail, battaniyeyi alıp kızın omuzlarına sararken elleri istemeden Fadime’nin soğuktan morarmış cildine, omzuna ve ıslak saçlarının değdiği yanağına temas eder. O temas, bir fırtınanın ortasındaki tek sığınak gibidir. İsmail, kızın gözlerindeki o kırılmışlığı ve kendi ailesinin ona çektirdiği zulmü gördükçe sert, acımasız mafya yapısının altında ilk kez kırılır... Gözlerinden **sessizce birkaç damla yaş süzülür** ve o sıcak damlalar Fadime’nin yanağına düşer. İsmail hemen yüzünü çevirir, gözyaşlarını siler.
Fadime, yanağına düşen o sıcak damlayla ve parmakların o inanılmaz narinliğiyle sarsılır. Hayatında ilk kez bir adam ona incitmek, kırmak veya sahip olmak için değil; **sadece korumak için** dokunmaktadır. O an Fadime’nin ruhundaki zırhlar çatlamaya başlar. İçinde İsmail’e karşı tarifi imkansız, devasa bir **güven hissi** filizlenir. Hayatında ilk defa sırtını dayayabileceği bir dağ, gölgesine sığınabileceği bir çatı olduğunu hisseder.
Fadime kısık, titrek ama içindeki güvenin getirdiği o muhtaç ses tonuyla sorar:
* **Fadime:** "İsmail... Neden ?Neden buradayız?"
İsmail, sırtı kıza dönük halde durur. Derin, sıkıntılı bir nefes alır ama **hiçbir cevap vermez.** Sessizliği bir zırh gibi kuşanıp odadan çıkar ve kapıyı kapatır.
### **2. SAHNE: GECE GELEN TRAVMALAR (ADİL’İN İŞKENCE ZİNCİRİ)**
**Yer: Dağ Evinin Yatak Odası / Gece Yarısı**
İsmail çıktıktan sonra Fadime yatakta tek başına kalır. Üzerindeki İsmail’e ait o geniş kazak, ona hayatında hiç tatmadığı bir emniyet hissi vermektedir. Ancak uykuya daldığında, bilinçaltı onu yine geçmişin o zifiri kâbuslarına fırlatır...
Bu kez zihninde Adil’in yıllarca ona reva gördüğü, ruhunu sakatlayan eziyetler zincirleme bir şekilde canlanır:
* *Adil’in, mahalleden geçen bir arabaya baktı diye kızgın maşayı ocağın ateşinde kıpkırmızı ısıtıp Fadime’nin ayak tabanlarına bastırması ve kızın günlerce basamayarak yerde sürünmesi...*
* *Evdeki bozuk paralar kayboldu diye Adil’in onu hırsızlıkla suçlayıp, dondurucu kış soğuğunda tek bir çorap bile giydirmeden balkonda buzların üzerinde sabaha kadar diz üstü bekletmesi...*
* *Okuma kitabı bulduğu zaman Adil’in çıldırıp kitap sayfalarını tek tek yakarak dumanını Fadime’nin yüzüne üflemesi ve nefessiz kalıp bayılana kadar kollarından duvara asması...*
* *Yemek yaparken tuzu az koydu diye kızgın çorba kepçesini Fadime'nin avuç içlerine vurarak ellerini su toplatarak yakması...*
* *Adil'in fırın küreğinin sapıyla sırtına ve kaburgalarına vururken, bir yandan saçlarından tutup başını duvardaki beton çatlaklarına vurması...*
Fadime uykusunda nefes nefese doğrulur. Göğsü sıkışır, kan ter içinde kalır. Yanağına dokunur; hâlâ İsmail’in dokunuşunun sıcaklığı vardır. *"Geçti... geçti..."* diye fısıldar kendi kendine.İşte Fadime’nin İsmail'in notunu okuduğu an yaşadığı o ilk umut kıvılcımını, kalbindeki o ılık ferahlamayı ve İsmail'e karşı hissettiği güvenin detaylandırıldığı **genişletilmiş 3. Sahne tam metni**:
### **3. SAHNE: İLK UMUT VE İSMAİL’İN NOTU**
**Yer: Dağ Evinin Yatak Odası / Sabah**
Ertesi sabah güneşin ılık ışıkları, ahşap jalozilerin arasından süzülerek odanın zeminine altın sarısı çizgiler çizer. Kuşların cıvıltısı ve çam ağaçlarının hafif esintisi dışarıda huzurlu bir melodi oluşturmaktadır.
Fadime, geçirdiği ağır travmatik kabusların ardından yavaşça gözlerini açar. Yatakta yalnızdır. İlk refleks olarak korkuyla sıçrar, omuzlarını büzer; birinin gelip ona bağırmasını veya vurmasını bekler. Ancak oda o kadar sessiz, o kadar dingindir ki...
Başını çevirdiğinde, komodinin üzerinde duran pürüzsüz bir kağıt parçası gözüne çarpar. Yanında bir bardak taze su durmaktadır. Fadime titreyen elleriyle kağıdı alır. Üzerinde İsmail’in o kendinden emin, sert ama muntazam el yazısıyla yazılmış bir not vardır:
> *"Şirkette acil bir işim çıktı, çıkmak zorunda kaldım. Evde kal, güvendesin. Akşam geleceğim."*
>
Fadime nottaki kelimelerin üzerinde parmaklarını yavaşça gezdirir. Dört kelime zihninde defalarca yankılanır: **"Evde kal, güvendesin."**
Fadime elindeki kağıdı göğsünün üzerine, tam kalbinin hizasına bastırır. Gözlerini kapatır. Hayatında ilk kez bir erkek, bir otorite figürü ona nereden nereye gittiğini haber vermiş, onu arkasında sahipsiz bir eşya gibi bırakmak yerine bir insan yerine koyarak korunduğunu hissettirmiştir. Dün gece yanağına düşen o sıcak gözyaşı damlası, o yumuşacık temas ve şimdi bu not...
Fadime’nin göğsündeki o yıllanmış buz kütlesi erimeye başlar. Dudaklarının kenarında, belki de çocukluğundan beri ilk defa minik, kırılgan bir tebessüm belirir. Kendi kendine fısıldar:
* **Fadime:** *"İsmail... O gerçekten göründüğü gibi acımasız değil. O iyi biri... Beni o cehennemden, anasının hırsından ve abimin küreğinden kurtarmak için getirdi buraya. Beni gerçekten korumak istiyor..."*
Fadime notu göğsüne daha da sımsıkı sarar. Kalbinde, hayatında ilk kez kaderine dair sıcacık, kocaman bir umut ışığı parıldar. O an dünyada ilk defa güvende olduğuna, artık canının acımayacağına yürekten inanır...
### **4. SAHNE: YIKILAN İNANÇ VE SAHTE CENNET**
**Yer: Dağ Evinin Alt Katı / Gün Ortası**
Karnı acıkan Fadime, yemek malzemeleri aramak ve mutfağa bakmak için aşağı iner. Mutfakta gezinirken koridorun sonunda, gözden uzak duran eski, ahşap bir kapı görür.
Kendi kendine *"Belki erzaklar buradadır"* diye düşünerek kapının kolunu çevirir ve içeri adım atar.
Ancak içeri girdiği an yüzüne vuran şey, rutubet, küf ve toz kokusudur. Burası, ahşap evin altındaki karanlık, penceresiz bir kilerdir. Eski, kırık dökük eşyaların üzerine siyah örtüler serilmiştir. Havada uçuşan tozlar, tavanı kaplayan örümcek ağları ve o kasvetli atmosfer...
**Burası, abisi Adil’in onu yıllarca kilitlediği o işkence odasının birebir aynısıdır.**
Fadime olduğu yerde donak kalır. Bacaklarının bağı çözülür. Yüreğinde sabah filizlenen o devasa güven hissi ve umut ışığı, devasa bir gürültüyle patlayıp yok olur. Zihni dehşet dolu bir illüzyonla kaplanır:
> *"İsmail de aynı... O da Zarife gibi, abim gibi! İyilik yapmıyordu, sadece bana bir iyilik maskesi takmıştı! Beni konaktan buraya, daha kimsenin duyamayacağı bu kilere kapatmak için getirdi! Ben kurtulmadım... Ben hâlâ cehennemdeyim!"*
>
Fadime’nin kaderinin değişeceğine, sevilme ihtimali olduğuna dair içinde kırıntısı kalan **bütün inancı kökünden yıkılır.** Dizlerinin üzerine çöker ve kilerin buz gibi zemininde hıçkırıklara boğularak ağlamaya başlar.
### **5. BÖLÜM SONU: KABULLENİŞ VE İSYANLI DİLEK**
Ağladıkça zihninde abisi Adil’in ve Zarife’nin ona eziyet ederken yüzüne haykırdığı o zehirli cümleler yankılanmaya başlar:
* *Adil’in sesi: "Sen hiçsin! Bir eşyasın sen! Doğduğun gün uğursuzluk getirdin!"*
* *Zarife’nin sesi: "Sen insanların öfkesini kusacağı bir kurbansın! Seni kimse sevmez, kimse istemez!"*
Fadime başını ellerinin arasına alıp kilerin soğuk taşlarına vururcasına ağlar. Kendi ezilmişliğini, değersizliğini sonsuza kadar kabul eder.
* **Fadime:** *(Ağlamaktan sesi kısılarak, tavanı izleyerek fısıldar)* "Haklılar... Ben değersiz bir eşyayım. İnsanların nefretini kusması için doğmuşum ben... Kimse beni sevmeyecek, hiçbir zaman sevilmeyeceğim. Neden Allah'ım?.. Neden benim kaderim böyle? Ben ne yaptım sana? Ne suç işledim de beni bu cehenneme attın?"
Fadime ellerini semaya doğru açar, gözlerinden akan yaşlar çenesinden süzülürken tek bir son dilekte bulunur:
* **Fadime:** "Kurban olayım... Al artık canımı. Yaşatma beni burada, dayanamıyorum artık... Al canımı, kurtar beni bu dünyadan..."
Fadime, kilerin karanlığında, siyah örtülü eşyaların arasında büzülmüş halde, ölümünü dileyerek ağlamaya devam eder...
**[7. BÖLÜMÜN SONU]**

Devamı gelsin mi?

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

106okunma 5beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.