4. bölüm · KAN MÜHÜRÜ

🩸 KAN MÜHRÜ

Kim Seungmin

Bölüm 3 — Unutulan Gece
Şatoda çıt çıkmıyordu.
Min Seo, Su Hoo'nun gözlerinin içine bakıyordu.
— Ben insan değilim.
Bu cümleyi zihninde tekrar tekrar duyuyordu.
— O zaman neyim?
Su Hoo cevap vermedi.
Min Seo bir adım attı.
— Söyle.
— Min Seo...
— Söyle!
Sesi şatonun duvarlarında yankılandı.
Su Hoo'nun bakışları yumuşadı.
— Annen yarı vampirdi.
Min Seo'nun nefesi kesildi.
— Yani ben...
— Sen de onun kanını taşıyorsun.
Min Seo başını iki yana salladı.
— Hayır. Hayır, bu mümkün değil. Annem insanlara yardım eden bir doktordu. Güneşten korkmazdı. Sarımsak—
Han istemsizce araya girdi:
— Sarımsak kısmı gerçekten doğru değil.
Herkes ona baktı.
Han omuzlarını kaldırdı.
— Ne? Eski vampir hikâyelerinde öyle anlatılıyor.
Changbin gülmemek için yüzünü çevirdi.
Gergin hava bir anlığına dağıldı.
Ama Min Seo gülmedi.
Çünkü onun için hiçbir şey komik değildi.
— Annem bana yalan mı söyledi?
Su Hoo:
— Seni korumaya çalıştı.
— Benden neyi koruyordu?
Bu kez cevap RM'den geldi.
— Karanlık Klan'dan.
Min Seo ona döndü.
RM yavaşça devam etti:
— Kan Mührü yüzünden senin doğduğun gece bir savaş başladı. Annen seni kaçırıp insan dünyasına götürdü. Herkes senin öldüğünü sandı.
Min Seo'nun gözleri büyüdü.
— Herkes mi?
Jungwon başını salladı.
— Yıllarca seni aradılar.
— Peki Su Hoo?
Sessizlik.
Min Seo tekrar krala baktı.
— O da mı beni aradı?
Su Hoo'nun yüzündeki ifade değişti.
— Evet.
— Beni buldu mu?
Su Hoo cevap vermeden önce uzun süre sustu.
— Hayır.
Min Seo'nun gözleri doldu.
— O zaman neden şimdi?
Su Hoo:
— Çünkü mühür seni kendisi çağırdı.
Min Seo boynundaki kolyeye baktı.
Kırmızı taş hâlâ hafifçe parlıyordu.
Tam o anda şatonun üst katından bir çan sesi duyuldu.
DONG.
Herkes sustu.
DONG.
Jisoo'nun yüzü ciddileşti.
— Bu iyi değil.
Jennie:
— Kaç yıldır çalmıyordu?
Jisoo:
— Üç yüz yıldır.
Min Seo:
— Ne çanı bu?
Rosé cevap verdi:
— Ölüm Çanı.
Min Seo'nun yüzü bembeyaz oldu.
Lisa pencereden dışarı baktı.
— Ormanda hareket var.
Chan hemen emir verdi:
— Herkes yerini alsın.
Felix Min Seo'nun yanına geldi.
— Korkma. Seni koruyacağız.
Min Seo ona baktı.
— Ya koruyamazsanız?
Felix bir an sustu.
— O zaman hepimiz birlikte savaşırız.
Bu söz Min Seo'nun içini garip bir şekilde rahatlattı.
Ama rahatlığı uzun sürmedi.
Şatonun dışından bir kadın sesi yükseldi.
— “Su Hoo!”
Su Hoo'nun yüzü değişti.
Bu sesi tanıyordu.
— Hayır...
Hyunjin ona baktı.
— Kralım?
Kadın tekrar bağırdı.
— “Kardeşinin emanetini hâlâ saklıyor musun?”
Min Seo'nun kaşları çatıldı.
— Kardeşinin mi?
Su Hoo gözlerini kapattı.
Sanki yıllardır kaçtığı bir anı yeniden yaşıyordu.
Sonunda:
— Benim bir kardeşim vardı.
Min Seo:
— Ne oldu ona?
Su Hoo cevap vermedi.
Bu kez Lee Know konuştu:
— Karanlık Klan onu aldı.
Su Hoo'nun bakışları sertleşti.
— Ve öldüğünü düşündük.
Dışarıdaki kadın güldü.
— Öldüğünü mü sandınız?
Kapının önündeki karanlıkta bir siluet belirdi.
— Ne kadar da yanılmışsınız.
Kapılar kendiliğinden açıldı.
Kadın içeri girdi.
Uzun siyah bir pelerin giyiyordu.
Bakışları doğrudan Min Seo'ya çevrildi.
— Demek büyüdün.
Min Seo geriye çekildi.
— Sen kimsin?
Kadın gülümsedi.
— Beni hatırlamazsın.
Bir adım attı.
— Çünkü seni son gördüğümde henüz bir bebektin.
Su Hoo'nun sesi buz gibiydi.
— Yuna.
Kadın gülümsedi.
— Hâlâ adımı hatırlıyorsun.
Yuna'nın bakışları Min Seo'ya döndü.
— Annen sana hiçbir şey anlatmadı mı?
Min Seo:
— Ne anlatacaktı?
Yuna'nın gülümsemesi kayboldu.
— Doğduğun gece aslında iki çocuk doğdu.
Herkes dondu.
Min Seo'nun kalbi hızlandı.
— Ne?
Yuna:
— Sen Kan Mührü'nün taşıyıcısıydın.
Bir adım daha attı.
— Ama senin yanında...
Sesi alçaldı.
— İkinci bir çocuk vardı.
Su Hoo'nun gözleri büyüdü.
— Yuna, sus.
— Neden? Gerçeği öğrenmesin mi?
Min Seo titreyen bir sesle:
— O çocuk kim?
Yuna ona baktı.
Ve söylediği tek cümle, bütün krallığın kaderini değiştirecek kadar ağırdı:
— Senin ikizin.
Min Seo'nun gözleri doldu.
— Benim... ikizim mi var?
Yuna başını salladı.
— Vardı.
Bir sessizlik.
— Ve hâlâ hayatta.
Su Hoo bir anda ileri çıktı.
— Yeter!
Yuna geri çekildi.
Ama gülümsemeye devam ediyordu.
— Çok geç, Su Hoo.
Sonra Min Seo'ya baktı.
— Çünkü kardeşin seni buldu.
Min Seo'nun kolyesi bir anda alev gibi parladı.
Şatonun bütün taşları titremeye başladı.
Ve uzaklardan bir ses duyuldu.
Min Seo'nun kendi sesine benzeyen bir ses:
“Abla...”
Min Seo'nun gözleri korkuyla açıldı.
— Kim o?
Su Hoo'nun cevabı fısıltıdan bile daha sessizdi:
— Kan Mührü'nün ikinci taşıyıcısı.
🩸 DEVAM EDECEK…