KAN MÜHÜRÜ kitap kapağı

3. bölüm / 10

🩸 KAN MÜHRÜ

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 10Şu an: 🩸 KAN MÜHRÜ

Bölüm 2 — Şatonun Sırrı
Min Seo olduğu yerde donup kalmıştı.
Şatonun içindeki herkes ona bakıyordu.
Az önce duyduğu söz hâlâ kulaklarında yankılanıyordu.
“Taşıyıcı bulundu.”
— Ben... neyin taşıyıcısıyım?
Kimse cevap vermedi.
Su Hoo arkasını dönerek merdivenlere yöneldi.
— Beni takip et.
Min Seo kıpırdamadı.
— Önce bana ne olduğunu söyle.
Su Hoo durdu.
Başını hafifçe çevirdi.
— Burada bunu konuşamayız.
— Neden?
— Çünkü duvarların bile kulakları var.
Bu sözden sonra şatonun havası değişti.
Chan hemen kapıya doğru ilerledi.
— Kralım, dışarıda hareket var.
Lee Know'nun yüzü sertleşti.
— Kaç kişiler?
Chan pencereye baktı.
— Henüz göremiyorum.
Changbin kılıcının kabzasını tuttu.
— O halde bizi görmeden önce onları bulalım.
Su Hoo başını salladı.
— Kimse dışarı çıkmayacak.
Hyunjin kaşlarını çattı.
— Ama—
— Bu bir emir.
Hyunjin sustu.
Min Seo ilk kez Su Hoo'nun gerçekten kral olduğunu hissetti.
Sesi yüksek değildi.
Ama kimse ona karşı gelmiyordu.
Tam o sırada üst kattaki kapılardan biri açıldı.
İçeri üç kişi girdi.
İlk gelen Jin idi.
Arkasında RM ve SUGA vardı.
Jin'in bakışları doğrudan Min Seo'ya çevrildi.
— Demek gerçekten o.
Min Seo şaşkınlıkla Su Hoo'ya baktı.
— Beni tanıyor musunuz?
RM başını iki yana salladı.
— Seni değil.
SUGA tamamladı:
— Kanını.
Min Seo'nun kalbi sıkıştı.
— Benim kanımda ne var?
Bu kez cevap veren Jin oldu.
— Yüz yıl önce vampir krallığını yok olmaktan kurtaran şey.
Min Seo'nun gözleri büyüdü.
— Benim kanım mı?
Jin başını salladı.
— Kan Mührü.
Sessizlik.
Sonra koridorun diğer tarafından ayak sesleri geldi.
Heeseung, Jay, Jake, Sunghoon, Sunoo ve Jungwon içeri girdi.
Jungwon'un yüzünde ciddi bir ifade vardı.
— Dışarıdaki nöbetçilerden haber geldi.
Su Hoo ona döndü.
— Söyle.
— Ormanın kuzeyinde yabancı vampirler görülmüş.
Sunghoon ekledi:
— Ve sıradan vampirler değiller.
Jay kaşlarını çattı.
— Karanlık Klan.
Min Seo bu ismi ilk kez duyuyordu.
— Karanlık Klan kim?
Jake ona baktı.
— Senden önceki taşıyıcıyı arayanlar.
Min Seo'nun yüzü soldu.
— Benden önce... başka biri mi vardı?
Kimse cevap vermedi.
Su Hoo cevap vermek zorunda kaldı.
— Evet.
Min Seo ona doğru yaklaştı.
— Kimdi?
Su Hoo'nun gözleri bir anlığına uzaklara daldı.
— Senin annen.
Min Seo'nun nefesi kesildi.
— Annem?
— Seo Yeon, Kan Mührü'nün son taşıyıcısıydı.
Min Seo'nun gözleri doldu.
— Ama annem sıradan bir insandı.
SUGA sessizce konuştu:
— Sana öyle anlatılmış.
Min Seo'nun yüzündeki ifade değişti.
— Bana kim yalan söyledi?
Su Hoo cevap vermedi.
Çünkü o anda şatonun bütün mumları söndü.
PAT!
Pencerelerden biri kırıldı.
Herkes bir anda harekete geçti.
Chan, Min Seo'nun önüne geçti.
Felix ve Seungmin diğer tarafta konumlandı.
Jisoo, Jennie, Rosé ve Lisa da üst kattaki koridordan aşağı indi.
Lisa elindeki silahı hazırlarken:
— İçeri girdiler.
Su Hoo'nun gözleri kızardı.
— Herkesi koruyun.
Min Seo korkuyla geri çekildi.
— Ben ne yapacağım?
Su Hoo ona baktı.
— Hiçbir şey.
— Ama—
— Sen ölürsen bütün krallık ölür.
Bu söz Min Seo'nun içini ürpertti.
Tam o anda şatonun kapıları büyük bir gürültüyle açıldı.
Karanlık pelerinler içindeki vampirler içeri doldu.
Savaş başladı.
Min Seo, Chan'ın arkasında kalmaya çalışıyordu.
Ama saldırganlardan biri onu gördü.
— Taşıyıcı!
Bir anda ona doğru koştu.
Min Seo kaçmaya çalıştı.
Tam yakalanacakken—
ŞANG!
Bir kılıç saldırganın önünde durdu.
Yeji idi.
Arkasında Lia, Ryujin, Chaeryeong ve Yuna vardı.
Yeji:
— Ona dokunamazsın.
Saldırgan geri çekildi.
— Siz onu koruyamazsınız.
Ryujin gülümsedi.
— Bunu denemeden bilemezsin.
Min Seo ilk kez yalnız olmadığını hissetti.
Fakat savaşın ortasında gözleri Su Hoo'yu aradı.
Kral, şatonun girişinde tek başına durmuştu.
Karşısında diğerlerinden çok daha güçlü görünen bir vampir vardı.
İki taraf birbirine baktı.
Yabancı vampir gülümsedi.
— Yıllar sonra tekrar karşılaştık, Su Hoo.
Su Hoo'nun yüzü buz kesti.
— Sen ölmemiş miydin?
Adam güldü.
— Beni öldürebilecek tek şeyin ne olduğunu sen de biliyorsun.
Bakışları Min Seo'ya kaydı.
— Kan Mührü.
Min Seo'nun kolyesi yeniden parladı.
Bu kez kırmızı ışık bütün salonu kapladı.
Ve Min Seo'nun zihninde bir görüntü belirdi.
Annesi.
Yıllar önce.
Aynı şatoda.
Kucağında küçük bir bebek vardı.
Bebek...
Min Seo'ydu.
Annesi ağlayarak birine sesleniyordu:
— Onu benden almayın!
Sonra Su Hoo'nun genç hâli görüntüye girdi.
Annesine bir şey söylüyordu.
Min Seo duyamıyordu.
Görüntü değişti.
Annesi bebeği Su Hoo'ya uzattı.
Ve son sözünü söyledi:
“Bir gün hatırlayacak.”
Min Seo gözlerini açtı.
Şatonun ortasındaydı.
Herkes ona bakıyordu.
Su Hoo'nun yüzü bembeyaz olmuştu.
Min Seo titreyen sesiyle sordu:
— Sen beni daha önce tanıyordun... değil mi?
Su Hoo cevap vermedi.
Min Seo'nun gözlerinden yaşlar süzüldü.
— Beni neden hatırlamadın?
Su Hoo başını eğdi.
Ve ilk kez kral gibi değil...
çok uzun zamandır taşıdığı bir sırrın altında ezilen biri gibi konuştu.
— Çünkü annen senden gerçeği saklamamı istedi.
Min Seo:
— Ne gerçeği?
Su Hoo gözlerini ona kaldırdı.
— Sen insan değilsin, Min Seo.
Salon sessizliğe gömüldü.
— Ve senin kanında...
Bir an durdu.
— Vampir krallığının kaderi var.
🩸 DEVAM EDECEK…

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

19okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…