DÖRT. GÖZLERDE GİZLİ KARADELİKLER

Vaveyla Yazarı: Melonistik

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: DÖRT. GÖZLERDE GİZLİ KARADELİKLER

DÖRT.
GÖZLERDE GİZLİ KARADELİKLER

Koştum, kaçtım, bir oda buldum, saklandım.
Kapıyı kapatmadım, kapıyı kilitlemedim.
İnsanlar kitli kapılar arkasında güvende olunacağını sanırdı. Oysa kitli kapılar sizi dışarıdan saklar, dışarıyı ise sizden.
Kilitler er ya da geç açılır ve sizi neyin beklediğini bilemezsiniz.
Koştum, kaçtım, bir oda buldum, saklandım.
Kapıyı kapatmadım, sonuna kadar açtım.
Açık kapılar dışarıyı saklayamaz ama dışarıdakilerin kapının arkasına sakladıklarınızı görmesini engeller. Çünkü kapıların arkasına sakladıklarınızın gölgesi bile düşmez.
O kapı kapatılsa da gizledikleriniz yine size kalır.
Güven aslında açık kapılar ardında gizlidir, herkes kilitleri kontrol eder.
Koştum, kaçtım, bir oda buldum, saklandım.
Kapıyı kapatmadım, sonuna kadar açtım.
Bu hayatta hiçbir şeyden korkmuyordum sanıyordum ama açık kapılar ardındakilerin beni boğmasından delicesine korkuyormuşum ,yeni anladım.
Ve er ya da geç, gizlenenler sonum olacaktı.
Gözlerimi Aden'e çevirdim. Bir şey bulmanın heyecanı nefessiz ormanında bir ağaca can vermiş gibiydi. Ama o ağaç, benim gözlerimdeki yangınla buluşunca kuru dallar da yandı ve Aden hızla gözlerini benden çekip Yaşar'a döndü.
Yaşar, seni dinliyoruz, anlamında başını sallayınca Aden bir yandan dosyaları inceleyerek planı anlatmaya başladı.
"Yarın uluslararası bir şirket sahibi evinde büyük bir bağış gecesi düzenleyecek. Adamımız bu davetin onur konuğu, bu yüzden çevresi oldukça kalabalık olacak. Bu da işimizi zorlaştırıyor,"elindeki kalemle ensesini kaşıyıp biraz düşündükten sonra, " Fakat bu adamın en büyük nefreti fısıltılar,"
Arnaldo denen adam her kimse, ona çok hak veriyorum. Çoğu insan yüksek sesleri çekemezken, fısıltıların içinde gizli çığlığı bir kez duyanlar gürültüye minnet ederler.
Fısıltılar kulağımda çığlığa dönüyorlar.
Masanın üzerine yaslı kollarını çekip arkasına yaslandı, " Ve biz de, adamın zayıf noktasına oynayacağız." Diyerek sözlerini tamamladı. Birkaç saniye odada kimseden çıt bile çıkmazken sessizliği bozan Pamir oldu.
" Nasıl olacak o iş? Kim bilir oraya kaç kişi gelecek,adam o gürültünün içinde birkaç fısıltıyı nasıl ayırt edecek?"
"Tam olarak amacımız bu, gürültü içinde duyacağı fısıltılar. " Tekrar masaya doğru eğildi ve ellerini önünde bileştirerek, " Bağış açık arttırmayla sağlanacak ve evin neredeye giriş katın tamamı kadar büyük olan salonda yapılacak. Yani çıkışa giden sadece iki yolu var bahçeye açılan kapı ve dış kapı. O hat üzerinde birer masa aralıklarla ekipten guruplar yerleştireceğiz. Açık arttırma esnasında iki kişinin, " Gözleri Çağan ve Pamir arasında gidip geldi. " Bir eşya için kavga etmesi gerekecek. Adam bu durumdan sıkılıp çıkmak isteyecek ve tam çıkışa doğru giderken masalara yerleştirdiğimiz gruplar," yeşilleri bu sefer Özgür ve Sare'nin, ardından Başak ve Buket'in üzerinde gezindi. " Olay hakkında fısıldayarak dedikodu yapmaya başlayacak. Oradaki insanlardan birkaçının da bunu yapacağını düşünürsek, kaçmaya çalışan adamımız avcumuza düşecek. Çünkü dışarı çıktığında biraz nefes almak isteyecek, kravatını gevşetecek ve önününde arkasında kim olduğunu fark edemeyecek." kıravat takacağından, sıkılacağından, dışarı çıkmak isteyeceğinden nasıl emin olabilirdi? Kuzey Aden, bu adamı tanıyor olabilir miydi, belki de davam hakkında edindiği bilgilerin kaynağı olabilir miydi Arnaldo?
Düşüncelerimi bölerek konuşmaya devam etti," İşte tam bu anda," Ateş ve Rüzgar'a dönerek, " Arkasındaki iki korumayı etkisiz hale getireceksiniz. Ve adam nefes almaya çalışırken biri omzuna dokunarak ," gözleri en sonunda bana dönmüştü, " Adamı sakinleşmesi için evin yakinlarındaki kayalıklara götürmeyi teklif edecek. Oraya gitmek için kullanabileceğin tek yol, evin karşısındaki iki binanın duvarları arasından. İşte bu esnada adamı etkisiz hale getirmen ve ağzından laf alman lazım." Gözleri ben sorgular gibi bakıyordu. Yapabileceğimden emin olmaması gayet normal, daha hünerlerimi görmedi sonuçta. Umarım uzun bir süre de kimse görmez!
"Ben ne yapacağım bu durumda?" Diye sordu Dicle. Ekibe baktığımda görevi belli olmayan Birgen, Dicle ve Aden kalmıştı. Birgen, en başta yazılım, teknoloji ile ilgili işlerin onun uzmanlık alanı olduğunu söylemişti bu yüzden büyük ihtimalle o uzaktan kameraları ve üzerimizde bulunacak takip, ses kayıt cihazlarının kontrolünü yapacaktı. Ama Dicle'nin görevi bana da sürpriz olacak...
Aden tekrar konuşmaya başlayınca ben de ona döndüm, " Aslında, adamın iplerini koparacak sensin. Pamir ve Çağan birbirlerine bağırırken ilk fısıltı sen kocanı sakinleştirirken çıkacak." Kocası mı?
Herkes benimle aynı noktaya takıldığını fark ettiğimde Aden sırıtarak, " Sen, Pamir'in karısısın."
Dicle ve Pamir sonuna kadar açtıkları gözleriyle cümleyi idrak etmeye çalışırken bütün ekip hatta karşı ekip bile kahkaha atmaya başlamıştık.
Bunların görev icabı karı koca olması bile bu kadar gülünçken gelinlik modeli bakan Dicle'yle ne kadar dalga geçebileceğimizi düşünmek kahkahalarımı arttırdı. Ama değerli zihinim töre dizilierindeki pala bıyıklı ağa ve her dediğini sorgulamadan yapan, ayağını öpmeye hazır bekleyen karısının yüzlerine Pamir ve Dicle'yi yapıştırınca bütün keyfim kaçtı. Kusacağım galiba!
Herkesin durulduğunu ve bir tek benim ekşimiş yüzümle hayal dünyasında gezindiğimi fark edince hızlıca kendimi toparaldım. Ama gözümün ucuyla bile Pamir'e baksam pala bıyıklarını görüyorum kabus gibi.
"Lan şaka yapıyorum de, gerçek değil de! Kuzey, bak ağzımı bozdurma!" Pamir deli gibi bağırıyordu karşısında oturan adama ama Aden'in gülmemek için kendini zor tuttuğu çok belliydi.
"Niye şaka olsun? O kadar kötü bir şey mi benimle," derin bir nefes aldı, "evli olmak?" Diyen Dicle'ye baktığımda büyük bir hayal kırıklığı ve umut arasında gidip gelen mavi gözlerini masadan ayırmadığını gördüm. Bu salak gerçekten gelinlik modeli bakıyor olamaz değil mi?
Pamir bir eliyle ensesini hafifçe kaşıdıktan sonra, " Kötü değil de," bu sefer başını avuçlarının arasına alıp saçlarını dağıttı. Bu neye gerildi şimdi ya sanki evlenme programında paravan açılınca karşıdakini beğenmediğini söylemek için kırk takla atan teyzeler gibi!
"Kardeşimsin kızım sen." işte şimdi yandık, kardeşim demeseydi belki bu maç dönerdi ama kendi sahamızda gol yedik bu patavatsız yüzünden, şimdi topla bu kızı toplayabilirsen!
" Rol değişelim başkası," demişti ki bunun daha kötü olduğuna karar verip bir küfür savurdu. Dicle tam ağzını açmıştı ki Çağan araya girip, " Tamam lan uzatmayın önemli olan bu değil, " gözleri Aden'i bulunca, "Şimdi asıl sorulara geldik. Bu kadar bilgiye nereden ulaştın ve bu adam neden bizim için değerli, ne öğreneceğiz ki biz bu adamdan?" Sonunda aklı başında bir insan evladı!
Aden göz ucuyla Buket'e baktığında kafasının içinde bir şeyleri tarttı ama gözlerinde öyle bir perde vardı ki ardını görmek imkansızdı, bunun bir perde olmadığı ihtimali ise beni çok korkutuyordu. Bir insanın gözlerinin içinde, yeşil gözlerin içinde, karadelik olabilir miydi? Kuzey Aden 'in nefessiz ormanları ve karadelikleri vardı. Pamir o karadelikleri benden önce görmüştü ve karadeliğe çekilmemden korkuyordu. Oysa ben bir gökbilimci gibi merak ediyordum karanlığın içinde saklı şeyleri. Ama ne demişler insanın başına ne gelirse meraktan bu yüzden şimdilik merakımı bir kenara bırakıyorum daha başına bela olmam gereken insanlar var!
En sonunda gözlerini kardeşinden çekip konuşmaya başladı, "Daha önce bir kez bu adamla aynı yerde bulundum. Fısıltılardan hoşlanmadığını ise," sertçe yutkundu, " Biri söylemişti, kim olduğu önemli değil." Kuzey Aden yaralı bir adamdı ve birçok izinin sorumlusu az önce bahsettiği kişi olmalıydı.
Kafasını iki yana salladıktan sonra Çağan'ın ikinci sorusunu cevapladı, "O kızı bu hale getiren bir örgüt . Üstün ırk yaratmaya çalışmıyorlar ama insanların genetiğiyle oynayıp kendilerine bir ordu kurmak istiyorlar." Ah, bir de bana sor! "Bu örgütün kurucularını bulamıyoruz ama bu adam yıllar önce, henüz testler başlamadan önce örgütün başındakilerle bir anlaşma yapmış. Pislik herifler o kadar güzel saklamışlar ki kendilerini o belgede bir tek Arnaldo'nun ismi anlaşılır. Kalanlar şifreli bir dil ve yıllardır çözemiyoruz." Demişti ki lafa atılıp, " O belge hâlâ elinde mi?" Herkesin bakışlarının bana döndüğünün farkındaydım ama gözlerimi bir an bile ondan çekmeden, " Belki biz çözebiliriz. O belgeleri görebilir miyim," yanlış cümle! "Görebilir miyiz?"
Babamın da böyle bir dille yazdığı yazıları görmüştüm, hatta abimle birkaç kelimesini çözmüştük bile. Belki, bir umut, o yazıda saklı bir detayı bulabilirdim.
Bana yine sorgulayan bakışlarla baksa da karşı çıkmadı ve, "Tamam yarın getireyim, inceleyin."
"Bir şey daha, o belgelere nasıl ulaştın?" Nasıl ulaştığını bilmeyildim. Belki de o bütün kanıtları belgeleri silememiştim ve bu işleri, Aden'in gözlerindekinden daha karanlık bir batağa sürüklemiş olurdu. . Bu ihtimal aldığım nefesi boğazımda düğümledi.
"Bana fısıltılardan rahatsız olduğunu söyleyen kişi göstermişti ilk kez bu belgeyi sonra sakladı. Zamanı gelince bulmamı söyledi ve ben bir yıl önce buldum." Bıkkın bir nefes verdi ama soruma cevap vermemişti.
"Nerede buldun?" Sinirlenmeye başlıyordu ama o sinirlendikçe ben de sinirleniyordum.
Yaşar konuşmaya girecekti ki Kuzey Aden elini kaldırıp onu susturdu. " Bu seni neden ilgilendiriyor?"
"Nereden buldun, dedim!"
"Seni ilgilendirmez. Sınırını aşma!"
" İlgilendirir. Bu benim işim ve senin elinde bir kanıt varsa bunu paylaşırsın kendine saklayamazsın ki bir fikir üretebilelim biz de!" Sandalyede omuzlarımı dikleştirip, " Ayrıca sınırları bilmesi gereken sensin Kuzey Aden, dün gelip bugün bize emirler vermeye başlayamazsın. Burda senin kuralların işlemez. Beraber karar veririz beraber plan yaparız . Burası lidercilik oynayacağın yer değil. Şimdi son kez soruyorum nereden buldun bu belgeyi?"
" Bilmen gerekeni söyledim gerisi beni ilgilendirir. Konuşma bitmiştir, " Beni es geçerek odadakilere bakıp, " soru yoksa yoplantı da bitmiştir." İnsanlar ve sınırları, insanlar ve özelleri beni deli ediyordu. Özellikle bir kısmını anlatıp gerisini saklayanlardan nefret ediyordum. Ya her şeyi anlatırdın ya da , benim yaptığım gibi, en baştan hiçbir şey söylemezdin. Şimdi bu belirsizlik beni mahvediyor...
"Var!" Toplantının başından beri sessizliğini koruyan Sare konuşmaya başladı. Gözleri direkt olarak Yaşar'a döndü, " Yarın," derin bir nefes alıp düşük omuzlarını kaldırdı. " Yarın ne olacak?" bu soru hepimizin aklını kurcalıyordu, hatta karşı ekibin bile. O ana kadar varlığını bile unuttuğum Ateş, "Evet,neymiş bu çok gizli ve önemli oyun Yaşar?"
Yaşar hafifçe sırıtıp, " Her şeyin zamanı var." gözlerini Sare'ye çevirip öyle küçümseyerek baktı ki o an gözlerini oymak istedim. Evet Yaşar bir piyondu, sadık bir köpekti ama içten içe baştakiler her kimse onları savunuyor onlara özeniyordu. bu yüzden bazen çok iyi ve sıcak bir insan olsa da bazen de böyle iğrenç bir insana dönüşebiliyordu.
" Gözlerinden korku okunuyor sadece. Oysa biz sana duygularının önüne set çekmeni öğrettik. Her şeyin bir zamanı vardır, şimdi korkmak zamanı. ancak sadece korktuğunu saklayabilecekler kazanacak, kızım. unutma." Dedi ve Sare'nin itiraz etmesine fırsat vermeden, " İyi geceler." Deyip hızlı adımlarla odadan çıktı. Yaşar'ın ardından biz de dağıldık odalarımıza çünkü biraz daha kalsaydık ya kavga çıkardı ya da Yaşar'ın masanın ortasına attıp gittiği bu kıvılcım ateşe dönüşüp hepimizi yakardı.
Odama vardığım gibi kendimi yatağımın üzerine bıraktım. Gerçekten yorucu bir gündü ve doğru düzgün hiçbir şey yemediğim için, akşam yemeği dışında, karnım deli gibi acıkmıştı. Yataktan kalkmaya mecalim olmadığı için zorlukla, komodinimin içine fırlattığım balık krakere ulaştım. Odamda daima balık kraker bulunur, bende bulunmasa Pamir'in odasına yaptığım kocaman bir stokum var. Balık kraker bir yaşam biçimidir, azizim!
Yatağımda doğrulup telefonumu aldım. Dün uyumadan önceki bildirim seslerinin sebebi WhatsApp gurubumuzdaki 350 konuşmaydı ve tabii ki bunların hiçbirini okumayacaktım. Uygulamayı kapatacağım esnada yeni bir gurup gözüme ilişti. Gurubun adı " Teşkilat İstanbul & Ankara" ydı. Dünyanın en sıkıcı isimli gurubuna aday olabiliriz bence bu isimle!
Sevgili Özgür de benimle aynı fikirde olacak ki guruptaki tek mesaj,
"Bu ne lan sanki takım elbiseyle toplantı yapan şirket çalışanıyız!"Haklı mesaja ne cevap verilebilirdi ki.
Bizim gurubumuzun ismi o kadar çok değişiyordu ki... Özgür ve Çagan sağolsun canları sıkıldıkça gurubun ismini değiştiryorlardı. Uzun bir müddet, " Beyninizi satmak istesem para etmez" di.
Sonra "Pamir malına acil akıl fikir aranıyor!" Olmuştu.
En son " Cok aciktim Sare'yi yersem doyar miyim?" Dı ama o da ben telefonu kapatana kadar değişmiş olabilirdi...
Ben balık kraker yiyip telefona bakarken balkondan konuşma sesleri gelmeye başlamıştı, biraz daha dikkatli dinleyince konuşanların Buket ve Aden olduğunu anladım.
Kuzey Aden'e sürekli soyadıyla hitap ediyordum içimden ama nedenini henüz ben de anlayamıyordum. Beynimiz de sır saklardı ve bu henüz bilmediğim bir sırdı içimde. Yarın akşamki plan hakkında konuşuyorlardı. Aden'in sadece 2 dakika içinde yaptığı plan hakkında. Gerçekten, nasıl iki dakika içinde bu kadar detayı netleştirebilmişti?
Buket, " Peki, yarın? Neden yarın hakkında onlara bir şey anlatmıyorsunuz? Onların da bilmeye hakkı var abi!" dedi. Bir süre sessizlikten sonra " Benim görevim seni korumak Buket, bunun için söz verdim babama. Seni korumak için her şeyi yaparım, herkesi yıkarım!" dedi Aden.
"Yaşadıklarımızı onların da yaşamadığını nerden biliyorsun?"
" Bilmiyorum, bilemem. Tek bir şey biliyorum o adamlardan intikam almak istiyorsak yaşamalıyız, güzelim." Yarın ne olacaksa sonunda ölüm mü vardı?
Buket de benimle aynı şeyi düşünmüş olacak ki, " Onlar, "
'Hayır, hayır ölmeyecekler. Ama olacak şey ölümden daha mı iyi, emin değilim." Bu konuşma gittikçe kötü bir hâl almaya başlamıştı.
" Kurtulacak mıyız?" Diye sordu Buket. Çocukluğum sordu sanki.
"Şu anki durumdan mutlu değil misin, kardeşim?"
"Mutluyum ama, " sessizlik.
"Ama ne?"
" Artık bu yolun sonunu görmek istiyorum, artık sonunu göreceğime emin olamıyorum."derin bir nefes aldı. " Yoruldum acı çekmekten,insanların acı çektiklerini görmekten..."
" Söz veriyorum. Söz veriyorum o yolun sonunu göreceğiz, kurtulacağız. Ben senin yanındayım, seni bırakmam. Söz, güzel kızım, düştüğümüz bu bataktan el ele çıkacağız." Cevap veren Aden'di. Cevap veren ise abimdi.
Bir süre daha sessizlik oldu. Belki de bu konuşmayı dinlememeliydim, belki de bu konuşmayı dinlemem için balkonda konuşuyorlardı.
Ben de istiyorum Buket, bu yolun sonu var mı bilmek istiyorum en azından.
"Küçükken doktor olmak isterdin, insanlara yardım etmek istiyordun çünkü. Şimdi doktor değilsin belki ama yine de insanları kurtarıyorsun. Böyle düşün olur mu? Yolda çok acılar var belki ama manzara çok güzel değil mi?" Abiler ve kardeşleri. Herkes bıraksa da onlar birbirlerini bırakmazlar, ölüm onları ayırmadıkça...
"Doktor olmamı ister miydin?" Diye sordu Buket.
" En azından nerede ve kiminle olduğun belli olurdu. Ortalarda elinde bıçak yerine neşterle koşuştururdun gerçi ama yine de daha güvende olurdun."
"Kiminle derken?" bunu sorarkenki kıkırdayışları benim bile gülümsememe neden olmuştu.
"Anladın bence." Aden, Ateş'ten nefret etmiyorsa bile kardeşinin yanında onu görmekten nefret ettiği belliydi.
Bundan sonra sesler tamamen kesildi. Büyük ihtimalle Buket uyumuştu çünkü birkaç dakika sonra Kuzey Aden'in söylenme sesleri gelmişti.
Konuşmaları hem kötü hissettirmiş hem de uzun süre sonra gerçek bir abi kardeş konuşması duymak kendimi geçmişte hissetmeme sebep olmuştu. Bizim rahatça oturacağımız bir balkonumuz yoktu belki ama abimle geceleri camdan dışarıyı izeleyerek hayaller kurardık. Hayallerimiz sadece hayal kalmış olsa bile o zamanlar inanıyordum. Çünkü abim beni her şeyin gerçek olabileceğine inandırıyordu.
Oysa ben her şeye değil ona inanıyordum ama o, yanında bütün hayallerimle inançlarımı alıp bizi terk etti. Gidişinden sadece 2 yıl sonra ise bu dünyayı da bizim gibi terk etti.
5 Mayıs. 5. Yaş. İlk terk ediliş.
5 Mayıs. 7. Yaş. İlk kayıp.
5 Mayıs benim doğduğum, abimin mezara girdiği gündü. Yerini bile bilmediğim bir mezara...
🥀
" Şaka yapıyorsun," Diyen bir kadının sesiyle irkilerek uyandım ama gözlerimi açmadan bu sesin nereden geldiğini anlamaya çalıştım. Uykum yavaş yavaş açılırken aklıma dünkü konuşmalar geldi. Sabah sabah balkonumda bağıran kişi Buket'ten başkası değildi!
"Ne yani sen bu burnu büyük ve havada meraklı tilkiyle mi komşusun!" Burnu büyük ve havada mı, benim burnum gayet küçük! Ayrıca insanlar havada olsun diye binlerce para verip estetik yaptırıyor!
Daha da önemlisi umarım bu dedikleri mecaz anlamlı değildir, yoksa umalım da kurrada karşıma gelmezsin Buket Hanım!
Aden, "Bağırmasana, uyuyor kız!" Diyerek kardeşini susturmaya çalışsa da Buket bağırmaya devam etti.
"Ben de kendi komşuma laf ediyordum. Gerçekten sana çok üzüldüm abicim. İstersen benim odamda kal, Eliz çekilecek çile değil gibi!" İki günde nereden anlamış çekilecek gibi olmadığımı? Ben gayet iyi bir komşuyum, o kendi abisine baksın önce!
"O kadar kötü değil, abartma. Hem bemce Çağan daha kötüdür o yüzden ben hiç almayayım kardeşim." Bunlar şimdi niye kardeşime laf attılar ki bizim, kime zararımız dokunmuş , bir tesis patlatmak ve birkaç adam vurmak dışında. Unutmadan birkaç kişiyi de sakatlamış olabiliriz, kesinlikle sadece birkaç tanecik...
"Hiç sorma." Kısa bir sessizlikten sonra, " Ama şunu reddedemem ki, ikisinde de şeytan tüyü var. İki gün olmasına rağmen onlara ısınmaya başladım. Belki biraz da sevmeye." Az önce bize laf etmiyor muydu bu kız? Abisine çekmiş aynı, ikisi de ayrı garip.
"Şeytan tüyü mü bilemem ama bir şeyler var." dedi Aden düşünceli bir sesle.
Şeytan tüyü mü bilemem ama Kuzey Aden'de de kesinlikle bir şeyler var. Yapbozun bütünü bitirmeye yaklaşmadan nereye ait olduğunu asla çözemediğiniz parçası onda saklıydı sanki. En önemli parçaydı belki de, bu da giderek karadeliklerine çekilmemin nedenlerinden biriydi.
Sonunda beni izlemeyi bırakıp odaya döndüklerinde ben de gözlerimi açıp uyuyakaldığım koltuktan kalktım. Gece duyduklarımı hemen bizimkilere anlatmıştım, tabii ki bunun üzerine yine grubumuzun ismi değişmiş "Ben o Kuzey'in kardeşini seveyim" olmuştu. Buket her ne kadar sevmese de aynı şeyleri Çağan için söyleyemezdim, Buket'ten hoşlanıyor olabilir miydi?
Uzun bir tartışma sonucunda, iki turdan oluşan bu oyunda ilk oyun tedbirli davranıp ne olduğunu çözmeye çalışacaktık. Sonuca göre ikinci oyunda strateji geliştirecektik. En başta kendimizi ortaya koyamazdık çünkü dünkü konuşma bilerek benim duyacağım şekilde ayarlamıştı. Tahminimce, arkadaşlarımın zarar görme ihtimali beni korkutacağını bunun için her şeyimle savaşacağımı düşünmüştü. Bu da demek oluyor ki oyunda pasif duran kazanacak; hırslarına ve öfkesine yenik düşen kaybedecekti.
Bu rulet, kurallarının aksine şans ve sabır oyunu olmayacaktı. Denge ve sabır oyunu olacaktı. Fakat, Aden haklıydı ; risk almayacaktık. Ne olursa olsun arkadaşlarım için dövüşecektim, sadece rakibimin beni yenmesini sağlayacaktım en başta. Sinir bozacaktım ki bu benim için çok da zor olmayacak bir şey!
Tüm bu ihtimalleri düşünmek ne kadar yorgun olsam da uykumun kaçmasına sebep olmuştu bu yüzden belki de yüzlerce kez bitirdiğim İçimizdeki Şeytan'a tekrar başlamıştım.
İçimizde şeytan yok diyordu Sabahattin Ali. İçimizde şeytan yoksa nasıl bazı insanlar bu kadar kötüyken, bazılarının melek gibi kalbi olabilirdi? İçimizde şeytan olmadığını söylemek, ruhu bir melek gibi olanlara hakaret olmaz mıydı?
Ama bir konuda haklıydı. "Günün birinde ya çıldıracağız ya da dünyaya hakim olacağız."diyordu.Bir gün delirecektik, herkes delirirdi. Ama bu dünyaya sahip olacak mıydık, kendi dünyamıza bile sahip olamazken ? Diyelim ki sahip olduk sonunda ne olacaktı, mutlu olacak mıydık, peki ya özgür olabilecek miydik? Belki de sadece daha fazla delirecektik...
Çıldırmak, bu berbat dünyaya sahip olmanının bir sonucu olacaksa en baştan delirmek acımızı azaltmaz mı?
🔪
Kahvaltının ardından kapalı antrenman alanında toplanmıştık fakat bizi başka bir odaya almışlardı. Bir tarafı tamamen cam olan, arkası gözükmeyen siyah camlı bir odaya... Kapı ardı güvendir ama camın arkası can yakar. Ardından bizi buraya getiren ajan gitmiş elinde iki cam fanusla Yaşar ve iğrenç sırıtışı gelmişti. Konuşmamız için iki ekibe de 2 dakikalık süre vermişti. Bizimkiler dün grupta konuştuklarımızın üzerinden geçerken ben gözlerimi karşı ekipten ayırmıyordum. Konuşan, bana tamamen arkasını dönmüş olan Kuzey Aden'di. Elbette arkasını dönerdi, dosyamda dudak okumak konusundaki yeteneğimi okumuş olmalıydı. Ah, bu adam ve lanet dikkati!
Konuşma süresi bittiğinde , ilk kurayı kimin çekeceğini belirlemek için fanuslardan karşı takımı temsilen Aden, bizim takım içinse Pamir'in isimleri fanuslardan bulunmuş ve köşede duran, olası bir sorunda müdahale etmek için bekleyen adam tarafından isim seçilmişti. Bu adamı daha önce hiç bu tesiste görmediğime emindim. simsiyah saçları, saçlarıyla aynı renk gözleri ve oldukça sert yüz hatlarıyla bizden yaklaşık 10 yaş büyüktü. Adam iki kağıttan birini seçmeden önce göz göze gelmiştik ama hızla gözlerini benden çekmiş ve vücut dilinden anlayacağım üzere benim de gözlerimi üzerinden çekmemi istemişti. Tabii ki asla umursamayarak adamı incelemeye devam etsem de birkaç saniye etrafa göz gezdirmiştim.
Yaşar elinde tuttuğu kağıdı okumadan önce telefonuna gelen bir bildirim onu durdurmuştu. kısa bir an karşıdaki cama bakmış ve hızla odadan çıkmıştı.
Yanımda duran Sare durmadan titriyordu. Dicle onu sakinleştirmek için ne kadar çabalasa da bir işe yaramamıştı. Çünkü bıçakları yoktu, bütün bıçaklarını o adam almıştı. onu kolundan çektim ve birkaç adım geriye ilerlettim. sonra omuzlarından tamamen kendime çevirdiğimde birkaç anlığına da olsa gözlerinde gördüğüm korku ve endişe benim için son nokta oldu. " Bana bak, Sare bana bak!" diyerek onu tekrar omuzlarından sarstım. " O metal parçalarına ihtiyacın yok duydun mu beni. Kimseye, hiçbir şeye ihtiyacın yok senin. Kimseye bir şey olmayacak güven bana ve toparla kendini." boyu benden oldukça kısaydı, titremeleri de gittikçe azalınca gözümde iyice ufak kalmıştı. Sare hiç büyümemişti, unuttuğu anıların öümü onun da sonu olmuştu sanki. " Korkma artık, kalbin korksa da gözlerine bulaşmasın izi. Engel olamıyorsan kendine," omuzlarını dikleştirip çenesini kaldırdım. "Dik tut omuzlarını, düşürme. Öyle dik tut ki insanlar omuzlarındaki gücü değil, gözlerindeki endişeyi maske sansın.Lütfen bırakma kendini, bugün değil bebeğim. Senin gücün bıçakların değil, kalbin. Bütün gücünle, kininle, korkunla dövüş başka bir şey düşünme tamam mı?" başını aşağı yukarı salladığında ellerimi omuzlarından çektim. Ben bıraksam da dik durmaya devam etmesi yüzümde bir gülümseme oluşturdu ve onu kendime çekip sıkıca sarıldım.
"Bana inanıyor musun Eliz, ben korkağın tekiyiym?"
"Sana sonuna kadar güveniyorum ,Ela Güzeli." Ela Güzeli, ona gözlerinden dolayı verdiğimiz bir lakaptı. güzel ela gözleri hep dolu olan küçük bir kız çocuğuydu o bizim için.
Yaşar'ın sesi tekrardan kulağıma ulaştığından Sare'den ayrılıp yerimize geri döndük.
"Kusura bakmayın arkadaşlar. Evet, nerede kalmıştık?"
"Kısa kes, Yaşar." diyen bir ses yankılandı odada. Sesin geldiği yöne baktığımda bunu söyleyen kişinin Rüzgâr'dan başkası olmadığını gördüm. Sesine sinirle karışık bilinmezlik mi karışmıştı onun, ne yani ne olacağını karşı ekip de mi bilmiyordu?
"Anlaşılan herkes gergin. Stres iyidir, kalbi canlı tutar." Diyerek lafı iyice dolandırdı ancak herkesin ona attığı öldürücü bakışlardan sonra kafasını iki yana sallayıp elindeki kağıdı açtı. İsme bakarken yüzünde yine o alaycı gülümseme oluştu ve kağıdı bize okumadan önce yırtıp attı.
Hepimiz hayretler içinde ona bakıyorduk. Çıkan ismi mi değiştirmek istemişti yoksa sadece canı istediği için mi o kağıdı yırtıp attı bilemiyorum ama bu sorunun cevabını da asla alamayacaktık. Gözleri bizim olduğumuz tarafa döndü ve " İlk kimin seçeceğine de kendiniz karar verebilirsiniz diye düşünüyorum. "
Biz başlıyorduk. Bu şans mıydı yoksa bizim için yaratılmış bir yol mu?
Önemli olan bu değildi değil mi? Birileri vardı,kurucular vardı. Bizler sadece piyonduk, oyun kurucular zaten çizmişti ilerleyeceğimiz rotayı. Ve şimdi oyun vaktiydi.
Çağan bir adım öne çıkıp, "Önce ben seçeceğim, çünkü onlar bunu isterdi değil mi?" dedi cama doğru. Gerildiğimi ve diğer yanımda duran Pamir'in de benim gibi gerildiğini fark ettim ama şu an sormanın zamanı değildi biliyordum. Bu yüzden susup Çağan'ı izlemeye devam ettim.
Gözlerini kısarak bir süre daha cama baktı, sanki arkasını görebilecemiş gibi. Ardından gülümeyerek elini Yaşar'ın önünde duran fanusa attı. Birkaç kez karıştırdıktan sonra bir kağıt çekti. Herkes sabırsızlıkla çıkacak ismi okumasını beklerken simsiyah gözleri olan adam araya girerek, "Önce yerlerinizi alın." Dedi Aden'in ekibine bakarak.
Ah, evet. Oyunun bir kuralı da dövüş halka oluşturmuş insanlar arasında yapılırdı. Yan yana, dipdibe. Bunun amacı kısıtlı bir alanda da başarılı olup olamayacağımızı ölçmekti. Bu oda zaten yeterince küçük, bir de halka oluşturalım sonra iki kişi değil 12 kişi beraber dövüşelim hatta oyunun adı da kimin eli kimin cebinde olarak değişsin!
Aden'in bir tarafında Başak diğer tarafında buket vardı. Tam arkasına Rüzgâr denk geliyordu. Başak'ın yanında Ateş, Buket'in yanına da Birgen yerleştiğinde artık her şey hazırdı.
Adam başıyla onay verdiğinde Çağan yavaşça kağıdı açtı fakat bir anda kahkaha atmaya başladı. nedenini odadaki herkes anladığında hızla gözlerimi devirdiğimde gülmeye devam ederek, "Zavallı Çiçek, umarım dikenlerin vardır. Yoksa iki dakika içinde yere serilirsin." Bu kadar gülmesinden de Buket'in çıktığı gayet belliydi!
"Şaka mı bu? Sen niye her yerde karşıma çıkıyorsun ya!"diye çıkıştı Buket küçük bir çocuk gibi ayaklarını yere vurarak. Neyse en azından benim gazabımdan kurtuldun Buket Hanım , sabah dediklerini unutmadım!
"He ya bayılıyorum ben sana da o yüzden peşinden ayrılamıyorum, Taç Yaprağı." Son dediği Buket'i iyce sinirlendirmişti.
"Buket lan, Buket ismim! sırayla çiçeğin her bölümünü saydıktan sonra hepsini birleştirip doğruyu bulacaksın inşallah!"
Pamir daha fazla dayanamayarak fanusa ilerledi ve karıştırmadan bir kağıt çekip o da gülümseyerek rakibinin karşısına doğru ilerledi. " İntikam soğuk yenen bir yemektir, Birgen. Ben seni çiğ çiğ yiyeceğim ama. Dün yaptıklarının hesabını bir çıkaralım seninle." Çoçuk bir şey yapmamıştı bile ama Dicle'ye dokunmuş olması bile Pamir için yeterli bir sebepti.
Sıra bana geldiğinde fanusa elimi daldırdım ve sadece bir tur döndürüp ilk elime değen kağıdı çektim. Bu kağıtları bilerek mi böyle dizmişlerdi?
Sessizce Aden'e doğru ilerledim. Evet bana kurradan bir Yeşil çıkmıştı. Karşısına geçtiğimde sırıttığını gördüm, "Hoşgeldin. Benim de gözüm yollarda kalmıştı." Dedi beni daha çok sinirlendirmek için ama ona istediğini vermeyecektim. O benim değil ben onun sinirlerini bozacaktım. Ağırlığımı sağ ayağıma verdim ve başımı omzuma yatırdım. Böylece gözlerini daha rahat görebiliyordum. "Sabah kardeşinle yeterince röntgenlediğin yetmedi mi yoksa çok hızlı mı özledin beni?" Biraz öne doğru eğilerek, "Sende bağımlılık mı yaptım,Yeşil?" Son söylediğim söz gülümsemesini bıçak gibi kesmişti. Sinirle, " Bir daha söyleme bunu!" Dedi.
İşte şimdi elime düştün Kuzey Aden!
Aptalı oynayarak, "Neyi?" Diye sordum.
Bana biraz daha yaklaştı ve dişlerinin arasından "Bana bir daha sakın Yeşil deme ,Eliz Yeşim!" sinirle fısıldadı.
Konuşmamızı bir el çırpma sesi böldüğünde bakışlarını ilk kaçıran ben oldum ve etrafıma baktığımda seçimlerin tamamlandığını fark ettim. Gözlerim hemen yanımızdaki Buket'e kaydığında gözlerini kırpmadan karşısına baktığını gördüm. Gözlerinin rotasının ufkuna dönünce neden sinirli olduğunu anladım çünkü Ateş'in karşısına Sare çıkmıştı. Ve şu an Ateş sırıtarak bir şeyler diyordu ama Sare'nin tepkisini göremiyordum. Onların yanında ise Dicle ve Başak birbirlerini öldürücü bakışlar atıyordu. Tepkisizce birbirlerine bakan tek çift Özgür ve Rüzgar'dı. Kesilmeyi bekleyen koyunlar gibi öylece Yaşar'a bakıyorlardı.
Bugün Özgür normaldeki hâlinin aksine oldukça durgun gözüküyordu ve bu hiç hoşuma gitmemişti. Mesela şu an Rüzgarla dalga geçiyor olması lazımdı veya grup isminin ciddiliğiyle ilgili saçma tartışma konuları açması gerekirdi. Ama sadece duruyor etrafa bakınıyordu. Kahvaltıda da böyle yapmıştı. Biz Çağan'la peynir hakkında, evet peynir önemli bir konu, tartışıp şakalaşırken de camdan dışarıyı izlemişti. Aklıma, eğer bu testten sağ salim çıkarsak görevden önce Özgür'le konuşmayı not edip Yaşar'ı dinlemeye döndüm.
"Kuralları biliyorsunuz. Kesinlikle kesici bir alet kullanmak yasak," gözleri Sare ve Buket'e döndüğünde ikisi de başlarıyla bu maddeyi onayladılar. "Sınırları aşmadığınız sürece geri kalan bütün hareketler serbest. Ayrıca akşam göreve gideceğiniz için sakatlamalar da yasaklı. " Gözleri bu sefer herkesin üzerinde dolandı ardından cama bakıp büyük ihtimalle kulaklığından aldığı bir onayla, "Üçten geriye sayacağım ve başla komutuyla dövüş başlayacak. Herkes hazırsa pozisyon alın!" Herkes kıpırdanmaya başlasa da ben ve Aden öylece birbirinize bakmaya devam ettik. Gözlerime öyle bakıyordu ki, sanki ufacık bir kızıllık göreceğine emin gibiydi, sanki biliyormuş ve açık vermemi bekliyormuş gibi.
Hayır, bilmiyordu. Bilmesi için o kız çocuğunu tanıyor olması gerekirdi ama tanısa şimdiye kadar ismimi deşifre ederdi. Ya da edemezdi...
Herkes hazır olacak ki Yaşar saymaya başladı, "Üç, iki, "gözlerimi Aden'den ayırmasam da Yaşar'ın dönüp son kez cama baktığını gördüm. Ardından, "Bir, başla!" İlk önce Pamir, Birgen'in üzerine atıldı. Ardından, Buket'in de büyük bir öfkeyle Çağan'a sert bir yumruk geçirdiğini gördüm. Sırayla bütün ikililer dövüşe başlamış olsa da biz bakışmaya devam ettik.
Aden'e doğru bir adım attım, bir adım daha attığımda aramızda sadece bir karışlık mesafe kalmıştı. Uzun boyu yüzünden alttan alta ona bakarken parmak uçlarıma yükselip," Noldu, korktun mu?" yüzümü biraz daha yaklaştırarak aramızda sadece bir nefes kalmasına neden oldum. Gözleri bir anlık dudaklarıma kaysa da hemen kendini toparlayıp geri çekileceği esnada cümlemi, "Yeşil?" Diye tamamlayarak sert bir yumruğu karnına geçirdim. Bu hamlem onu hem afallatmış ama bir yandan uyandırmış, hem de sinirlenmesine sebep olmuştu. Ve insanlar sinirlendiklerinde tam bir aptal olurlardı!
"Seni uyardım!" Diye bağırarak yumruğunu savurduğunda eğilerek kolunun altından geçip hızla arkasına dolandım ama tam sırtına vuracağım sırada o da az önce benim yaptığım gibi eğilerek yumruğumda kurtuldu ve ve sağ bacağını uzatıp önde duran bacağıma bir tekme attı. Dengem sarsılıp dizlerimin üzerine çöktüm. Ayağa kalkmama zaman vermeden, o ayağa kalkıp arkama geçti ve sırtımdan iterek yüz üstü düşmeme sebep oldu. Vazgeçtim o kadar da aptal olmuyorlarmış, en azından arkamdaki cani adam olmuyormuş! Düşmemek için yere yasladığım ellerime uzandığını fark ettiğim anda, bileklerimden güç alarak sırt üstü döndüm ve tam burnuna bir yumruk geçirdim. Geriye doğru sendeleyip üzerimden çekildiğinde yerden kalkmadan önce ayağımı kaldırarak iki bacağının arasına bir tekme geçirdim. Bu sefer acıyla inleyip biraz daha geri gidip tamamen benden uzaklaştı. Gerçekten acıtmış olmalı!
Ben yerden kalktığımda o da kendini toparlamıştı. Sağ yumruğumu tekrar burnuna doğru savurduğumda kolumdan tutarak beni kendine çekti ve arkama geçtiğinde sırtım göğsüne çarptı. Bileğimi tutan elini boynuma doladığında kapana kıstırmaya çalışmıştı ama sol dirseğimi karnıma geçirip bir anlık tutuşunu gevşetmesini sağladım. Bu fırsatı kullanarak bileğimi avcunun içinde döndürüp sağa çevirdiğimde bileği de ters yöne bükülmüş oldu. Fakat benden daha güçlü olduğu için, kolumu sertçe itip, yönümün ve denge merkezimin kaymasına sebep oldu, bunu kullanarak yüzüme çok da sert olmayan bir yumruk attı. Bu bile geriye çekilmeme yetmişti. Tam bu esnada tiz bir kadın çığlığı duydum ve gözlerim o tarafa döndüğünde Sare'nin Ateş'in karnına oturmuş yumruklar savurduğunu gördüm. Rakibime döneceğim esnada Ateş, Sare'yi sert bir şekilde üzerinden attı ve Sare'nin başının yere çarpmasına sebep oldu. Gözlerim hızla camı aradığında arka tarafımda kaldığını ve darbeden dolayı saçılan saçlarımın o taraftan gözlerimin görünmesini fırsat bilerek yeni ayağa kalkmış olan Ateş'in bileklerine yönelttiğim bakışlarım emrime uymuş ve Ateş'in yere düşmesine sebep olarak Sare'ye vakit kazandırdım.
Aden tekrar üzerime atılacağı esnada eğildiğim yerde ters tarafa doğru dönüp, bana doğru eğilen adamın sırtına bir tekme geçirdim. Bu kez dizleri üzerine çökme sırası ondaydı. Arkasına geçip sırtına dizimi yasladım ve nefes nefese kulağına, "Şah," diye fısıldadım. Her şey bu sözdene sonra oldu ve saniyeler içinde kendimi yerde buldum. Aden boşta kalan bacağımdan tutarak sırt üstü, terlik yemiş hamam böceği gibi yere yapışmama sebep olmuştu. Üzerime çıkacağı esnada var gücümle, biraz da enerjimle, onu itip yan tarafa düşmesini sağladım. Onu iterken yan tarafımızda Dicle ve Başak'ın dövüştüğünü unutmuştum bu yüzden az kalsın Aden, Başak'ın üzerine düşüyordu. Bir taşla iki kuş!
Doğrulduğum esnada Dicle ile göz göze geldik. Kaşında ufak bir açılma vardı ama yine de bana gülümsediğinde ben de ona gülümsedim. Sonra tam olarak ayağa kalkmıştım ki Kuzey ayağım iki bacağıyla sıkıştırıp dengemi kaybetmeme sebep oldu. Ben geriye, yani Aden'in üzerine, düşerken çevik bir hareketle yana kayıp, kafam yere çarpacağı esnada ise elini başımın altına siper etmişti. Düşerken gözlerimi sıkıca kapatmıştım ama açtığımda onu bu kadar yakınımda göreceğimi düşünmüyordum. Ne zaman yaptığını bile fark edemediğim bir şekilde ellerimi tek eliyle yere sabitlemiş, diğer eli ise hâlâ başımın altındaydı. Gözleri, gözleri ise bir nefes ötemde...
Zorlukla yutkunduğumda, biraz daha yaklaştı. Ben gitgide gerilirken o kulağıma doğru eğildi. Yeni çıkmaya başlayan sakalları yanağıma sürtününce tekrar gözlerimi kapattım ve kokusu tam o an burnuma doldu. Deniz kokuyordu, Kuzey Aden gireni dalgalarına yem edecek bir deniz gibi kokuyordu...
Özellikle yavaş mı söyledi yoksa bana mı öyle geldi bilmiyorum ama kulağıma, "Mat," diye fısıldadı. Ardından üzerimden tamamen kalktığında yavaşça doğruldum ve o an herkesin aynı yeri izlediğini gördüm. Ayağa kalkıp dikkatle baktığımda Yaşar'ın Pamir'i zar zor tutabildiğini gördüm çünkü Pamir gözlerini bir an bile Birgen'den ayırmıyordu. Baktıkça hırslanıyordu sanki. Onun Dicle'den daha büyük bir şekilde kaşı açılmıştı yanağında ise büyük bir morluk vardı. Birgen'e baktığımda ise durumun daha da kötü olduğunu fark ettim, Pamir resmen çocuğun yüzünü bir define haritasına döndürmüştü.Göz altları morarmıştı, kalan yerler de moraracaktı büyük ihtimalle ama şu an kandan gözükmüyordu. Burnundan o kadar şiddetli kan akıyordu ki, Buket ve Başak peçete yetiştiremiyordu.
Yaşar, Pamir'e dönüp, " İyi ki abartma dedik, bir de istediğini yap özgürsün desek neler yapacaktın acaba!" Diye kızdı. Gerçekten eğer hiçbir kural olmasaydı Pamir çoktan öldürmüştü Birgen'i!
"Bu bir şey yapmamış halim elimden almasaydın daha çekeceği vardı. Hak etti çünkü!" Yaşar sinirle Pamir'in tişörtünün yakasından tutup onu sertçe itti.
"Lan daha napacaktın," ellerini Pamir'in şakaklarına vurup,"Çalışmıyor mu lan senin kafan. Akşama gittiğiniz davette nasıl bir açıklama yapacaksın, hıh? Nasıl açıklayacaksın?"Pamir gözlerini Birgen'den çekip Yaşar' a döndüğünde her an ona saldırabileceğini fark ettim ve öylece onları izleyen Sare ve Dicle'nin arasından geçip hızla yanlarına gittim.Yaşar'a dönüp," Mola, mola zamanı. Ben halledeceğim." Dedim çünkü Yaşar konuştukça Pamir'in öfkesi artıyordu. Yaşar, Pamir'in yakasını bıraktı ve son kez ona dönüp, " Eğer o çocuk olmazsa bu görev batar. Hele senin gibi düşüncesiz ahmakların götünü toplayacak o çocuklar olmasa bu ekip de batar,duydun mu beni! Onlarla savaş vermektense kabul et, çünkü tek başına sadece bir vakit kaybısın Pamir Aydemir. 15 dakika mola!" Diye bağırdı ve siyahlı adamla beraber odadan çıktılar.
Pamir'e dönüp baktığımda gözlerine çöken hüzün sanki somutlaşmış tam karşımda duruyordu. Küçük bir çocuk gibi kırgınlıkla bana bakıp, " Keşke o gün hiç gelmeseydin kapıma, orada geberip gitseydim." Dedi ve benim konuşmamı beklemeden, bize doğru gelen Çağan'a çarpıp hızla odadan çıktı.Birgen'in, ardından olası bir tehlikeyi önlemek adına Çağan ve Özgür'ün de çıktığını gördüm. Ama kıpırdamadan, Pamir'in bıraktığı boşluğa bakıyordum.
Keşke hiç gelmeseydin, demişti. O gün kapısına gitmeseydim belki de ölecekti. Keşke geberip gitseydim, demişti. O ölseydi ben tekrar terk edilecektim. Yine ölen değil arkada kalan olacaktım, bunu biliyor muydu?
Evet ,en başlarda, ondan o kadar çok korkmuştum ki gördüğüm yerde ondan kaçıyordum, eğitimlerde karşıma denk gelmesin diye dualar ediyordum. Çünkü neredeyse aynı yaşta olmamıza rağmen benim iki katım büyükte ve yaşına rağmen oldukça güçlüydü. Bunların ötesinde, tesise ilk geldiğim zamanlar kimseye güvenim olmadığı için arşive sızmış ve hepsinin dosyalarını okumuştum. Pamir'in dosyasında okuduklarım ise kanımı dondurmuştu. Pamir henüz 10 yaşındayken babası, annesini ve ablasını dövdüğü, hatta ablasını ondan oldukça büyük birine satmak istediğini öğrenince, öz babasını bir gece yatağında boğarak öldürmeye çalışmış, babası son anda kaçmasaymış öldürecekmiş. Polisleri aramış ve kendisini de babasını da ihbar etmiş, babası evden kaçmak istediğinde ise bıçağı adamın karnını hedef alarak savurmuş ve polisler gelene kadar etkisiz hâle gelmesini sağlamış. Suç olduğunu biliyordu, suçlu olduğunu da biliyordu ama sevdikleri için durmamıştı ve kaçmak yerine kendini de ihbar etmişti.
Eve gelen polisler adamın pisliklerini ôğrenince Pamir'i nefsi müdafaa olarak kaydetmiş ve babasını tutuklamışlardı. Peki buraya nasıl düşmüştü? Çünkü annesi ve ablası, uğurlarına kendinden ve geleceğinden vazgeçmiş bu çocuğu yetiştirme yurdunun kapısına bırakıp çekip gitmişlerdi.Evet, sadece bir çocuktu ama sevgiyle değil şiddetle büyümüştü. Fakat Pamir, ne kadar sevgi görmediyse bize o kadar sevgi gösteriyordu, bunu fark ettiğim gün ise az önce Pamir'in "o gün" diye bahsettiği gündü. Bir suç çetesini batırmak için çıktığımız görevde, karşımızdaki adamlar o kadar güçlü ve donanımlıydılar ki neredeyse kaybedecektik. O gün, bir adam tam sırtıma bıçağı saplayacağı esnada Pamir adamın elini burkmuştu ama adam diğer elindeki bıçakla Pamir'e saldırmıştı. Bir adamı güçlerim sayesinde bayıltıp elindeki silahı almıştım, biraz güçlerimi kullanmam ve çocukların karşısında gördüğüm her adamın topuğuna sıkmam sayesinde paçayı kurtarmıştık. Ardından sorguda hepsi tek tek konuşunca görev başarıyla sonuçlanmıştı. Tabii belgelere göre...
Bu Yaşar'ı tatmin etmemiş olacak ki hepimizi azarlamış üzerine Pamir'i gözünde lider olarak belirlediği için bütün cezayı ona kesmişti. Diğer herkesin yaraları revirde sarılırken Pamir'e bütün ilaçlar ve merhemler yasaklanmış ,üç gün odadan çıkmama cezası verilmişti. O kadar çok yarası vardı ki, ve bunların bir kısmı benim yüzümden oluşmuştu, yüreğim el vermedi ve revirden çaldığım sargı bezleri,birkaç krem ve pansuman için gerekli eşyalarla Pamir'in kapısında belirmiştim. İkimiz de pansuman yapmayı bile bilmediğimiz hâlde elimizden geldiğince yaralarını sarmış ve acısını unutsun diye sabaha kadar konuşmuştuk. Ben onu ölümden kurtarmıştım, o beni yalnızlıktan.
Bizim aramızdaki bağ o günden beri hiç değişmedi, aynı Yaşar'ın her şeyde Pamir'i suçlu kılması ve en ağır cezaları ona vermesi gibi...
Gözlerimi daldığı boşluktan güçlükle ayırdığımda molanın bitmesine birkaç dakika kaldığını fark ettim. Sare köşede Dicle'nin yarasına bakıyordu. Buket, Aden'in bacağına başını koymuş dinleniyordu. Karşılarında oturan Başak Rüzgâr'a bir şeyler anlatıyordu ama bizim çizgilinin çok umrunda değil gibiydi. Aden ise bir yandan kardeşinin saçlarını severken, gözlerini benden ayırmıyordu. Beni tanıyan herkes alışıktı dalmalarıma o yüzden yadırgamıyorlardı ama anlaşılan yeşil gözlü beyefendinin dikkatini çekmişti. Daha fazla göz göze gelmek istemediğim için ona sırtımı döndüm ve biraz kızlarla konuştuktan sonra herkes odaya dönünce ikinci tura geçtik.
Bu sefer karşıma Ateş çıkmıştı. Pis pis sırıtarak karşıma geçmiş, " Görelim bakalım Rüzgar'ı ve Kuzey'i muma çeviren yetenek kimmiş. Yalnız ben onlara benzemem, beni küçük oyunlarınla yenemezsin." Sare'nin karşısındayken çoktan oyunuma gelmişti haberi yoktu Ateş Bey'in. Neyse birazdan görürüz el mi yaman bey mi yaman!
Çağan'ın karşısına Rüzgâr, Sare'nin karşısına Başak, Özgür'ün karşısına ise Buket çıkmıştı.Birgen de kurra'dan Dicle'nin ismini çekince geriye en olmaması gerek kişiler kalmıştı. Pamir ve Aden, başka bir deyişle ateşle barut.
Ancak Yaşar son kez "Başla!" Emrini verdiğinde beklediğim gibi aşırı büyük bir çatışma olmamış sıradan bir eğitimmişçesine dövüşmüşlerdi. Yine sonucunda kimsenin kazanmadığı yaklaşık 15-20 dakikalık bir dövüşten sonra siyahlı adam oyunu sonlandırmıştı. Ben gayet sağlamken Ateş oldukça yorulmuştu ve dudağına attığım bir yumruktan dolayı hafif dudağı kanıyordu. Diğer eşlere baktığımda herkes bizimle aynı durumdaydı ve aynı şeyi düşünüyordu.
Şimdi ne olacak?
Nefes nefese Ateş'ten uzaklaşıp, Aden'in üzerinden ellerini çeken Pamir'e doğru yürüdüm. Ne yapacağımı anlamış gibi hemen kolunu kaldırıp beni kendine çekti ve belime sıkıca sarıldı. Kulağım tam kalbine denk geliyordu, onun kalp atışları benim için en huzur verici sesti.
"Bir daha asla o aptal cümleleri duymak istemiyorum, anlaşıldı mı?'
Gülerek, her ne kadar sırılsıklam tere bulanmış olsam da çekinmeden saçlarımdan öptü, "Anlaşıldı komutanım!" Dedi. Sonra ayrılmadan, beni de kendisiyle yürüterek diğerlerinin yanına gelmemizi sağladı.
Siyahlar içindeki adam konuşmaya başladı, " Bugünlük işimiz bitti fakat daha bir müddet daha beraberiz," hepimize dikkatle baktı, gözleri Kuzey Aden'i bulunca sırıtarak, " Bazılarınız dışında hepinizin gözlerinden merak akıyor. Fakat aradığınız cevapları verecek kişi ben ya da Kuzey değiliz." dediğinde şok içinde ona döndüm. kendi ekibinin üstü o muydu?
Bugün olacakları, sebepleri, sonuçları bilmesinin sebebi de buydu aslında değil mi? O aslında Yaşar'la aynı kademedeydi ancak ekiple beraber çalışıp görevinden vazgeçmişti. Ama başta her kim ya da kimler varsa onlar Aden'den vazgeçmemişti. Bu yüzden dün intikam almak için yaşaması gerektiğinden bahsetmişti."Yaşadıklarımızı onların da yaşamadığını nerden biliyorsun?" Demişti Buket. . Yaşar, nasıl bizi cehennem odalarında cezalandırıyorsa Aden'in de cezalandırması gerekiyordu ama o kendi ceza çekmeyi seçmiş olmalıydı, bu baştakileri sinirlendirmiş bu yüzden Aden'i bir de kardeşine acı çektirerek cezalandırmış olmalılardı. Peki buna nasıl göz yummuştu?
Bakışlarımı üzerinde hissetmiş olacak ki yeşilleri bana döndü ve ne gördüyse gözlerine endişenin bulaştığını gördüm. Başını iki yana salladı. Anlamıştı, anladığımı anlamıştı ve susmam için beni uyarıyordu. Bu gece küçük bir arşiv sızıntısı yaşanacak gibi gözüküyor onlar bizi araştırıyorsa biz de araştırabilmeliyiz sonuçta. Sen kiminle dans ettiğini henüz bilmiyorsun Kuzey Aden fakat yakında öğreneceksin ve ben de karadeliklerinde neler sakladığını öğreneceğim!
Siyahlı adam odadan çıktığından beri dümdüz gözlerle cama bakan Yaşar sonunda bize döndü. Yüzünde yine aşağılayıcı bir ifade görmeyi beklemştim fakat o da duydukları yüzünden afallamış gözüküyordu. Yüzünde mimik oynamadan konuşmaya başlamıştı fakat bizim hayatımızla onayacak cümleler kuruyordu.
" İlk oyun bitti. Geriye test edileceğiniz iki oyun ve bugün gideceğinizle beraber üç görev kaldı." 6 test mi, sınavlardan oldum olası nefret eden biri için 6 çok fazla ama! "Sonuçlara gelecek olursak, toplam 6 değerlendirmeden sonra 5 kişi seçilecek. Bu beş kişi kıdemli ajan olacak ve son nefesine kadar teşkilata bağlı olacak. Ardından 5 kişi daha seçilecek ve eğitimlerine ve cezalarına yeniden başlanacak."
Peki ya kalan iki kişi?
Bu beşerli guruplar ölmeyecekti, yani fiziksel olarak, ancak ilk gurubun bağlılığı ikinci gurubun işkenceleri yavaş yavaş öldürecekti. Onların azabı hayatta ölmekti. Yaşar kuramadığım cümleleri bir çırpıda söyleyerek kelimeleriyle bizi kıyametimizin kollarına bıraktı. İnsanı ecelinden önce en çok kelimeler bir de bilinmezlikler öldürürdü. Sonra eceli beklemeye başlardınız bu sefer de acılar ve azaplarınız sizi öldürürdü ama ecel vicdan azabınız bile ölene kadar size uğramazdı. Ve en sonunda ölürdünüz. Siz bu dünyadan silinebilirdiniz ama ruhunuza işli izler silinmez, arınmaz, yok olmazdı.
"Kalan iki kişi kendilerini öldürecekler. Hayır intihar olarak değil, çürük bir meyve zaten ölmüştür, bir darbeye ihtiyaç kalmaz." Evet son iki kişi ölecekti, ama o iki kişinin ardındankalanlar zaten ölmüş olacaktı.
Ardından her şey öyle hızlı gelişti ki!
Buket , Aden'e "Hani kimse ölmeyecekti, abi! Bana nasıl söylersin sen!" Diye bağırdı ve koşarak çıktı. Başak da arkasından gittiğinde Çağan öyle hızlı koşup camı yumruklamaya başladı ki hiçbirimiz yetişememiştik. Pamir ve Özgür tutmaya çalışıyorlardı, Çağan'ı fakat nafileydi. Rüzgar da yanlarına koşup onu tutmaya çalıştı ama durduramıyorlardı. Yaşar'ın dediklerinin ardından Sare küçük bir çığlık atmış ardından titremeleri ve inlemeleri yeniden başlamıştı. Birkaç saniye içinde ise krize girmiş ve bilinci kapanmıştı. Dicle ve Birgen onu tutmaya sakinleştirmeye çalışıyorlardı.
Ben ise bu kıyametin ortasında durmuştum, sadece durmuştum. Sanki benimle beraber zamanda durdu ya da yavaşladı bilemiyorum. Kulaklarımda uğultular vardı. Uğultular dinmiyordu. O kadar çoktu ki iç sesimi bulamıyordum, ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Gözlerimin kızıla döndüğünü hissediyordum, gözümü kapatıyordum bu sefer göz kapaklarım cayır cayır yanıyordu sanki. İçimde biriken enerji patlamaya hazırdı ama patlayamadıkça beni boğuyordu. Elim boğazıma gitti, nefes alamıyordum. Ardın bacaklarımdan da his uzaklaşınca yere çöktüm. Ellerimi kulaklarıma bastırdım sesler sussun diye ama susmadılar. Onlar hiçbir zaman susmamışlardı ki zaten.
Bilincim kapanmadan bir kapının çarpılma sesini duydum ve omuzlarım havalanınca birilerinin adımı sayıkladığını, gözümü açmamı söylediğini duyabiliyordum ama sanki vücudum benim emrimden çıkmıştı bu yüzden ne gözlerimi açabiliyor ne de hareket edebiliyordum.
Kendimi tamamen karanlığa teslim etmeden önce Çağan'ın, "Baba!" Diye haykırıp cama tekrar vurduğunu duydum. Sonra bütün sesler kesildi ve başım sağa doğru düştü.
Baba mı?
"Umutlar kirlenmez aynı nilüferler gibi. Ancak benim kalbimde tohumlarını ektiğim, gözyaşlarımla suladığım nilüferlerim kana bulanmıştı.Ruhuma insanların bulaştırdığı, ellerimde kurumaya yüz tutmuş kanlara bulanmış çiçekler şimdi nasıl yaşamaya devam ederler?"

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

11okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.