İKİ. CENNETİN YILDIZI

Vaveyla Yazarı: Melonistik

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: İKİ. CENNETİN YILDIZI

İKİ.
CENNETİN YILDIZI

"Hayır," dediğimde herkesin gözleri bana dönmüştü, ben ise onun gözlerinden başka bir yere bakamıyordum. " Hayır, ben bu adamla çalışmam. Hayır, olmaz!"
Kaşlarını çattı, " Pardon, anlayamadım?" Dedi kadife gibi bir sesle.
"Anlaşılmayacak bir şey yok." Yaşar'a döndüğümde aramızda ne olduğunu sorguluyordu. " Bu adam varsa ben yokum."
Gözlerim doluyordu. Neden doluyordu bilmiyorum ama kendime engel de olamıyordum.
"Daha tanımıyorsun bil-" diyeceği esnada lafını kestim.
"Tanıyorum," demiştim ki aklıma yeni gelen bu gerçek bütün planlarımı bozmuştu. Hakkında hiçbir şey bilmiyordum,ismini bile!
Tehdit eder gibi kaldırdığım parmağımı geri indirdim. Duruşumu düzelttim ve kollarımı önümde bağladım. Evet her şeyi batırdıktan sonra şimdi kendimden emin durmaya çalışmak çok akıllıca!
Herkes ağızları açık diyeceklerimi bekliyordu ama tek sorun benim ne diyeceğimi bilmememdi.
" Tanımıyorum ama güvenmiyorum da."
Bu cümleyi kurmak ne kadar kolaydı, değil mi? Altına bir sürü sebep koyabilirdiniz; tanımıyorum, yalan söyledi, öyle yaptı, böyle yaptı... Peki birine "Sana güveniyorum." demek neden bu kadar zor? Güveniyorum diyebilmek için kaç tane sebep sunabilirsiniz ki. Hatta sebep sunabilir misiniz?
Bana hiç yalan söylemedi. Söylemeyeceğini nereden bilebiliriz?
Onu tanıyorum.
Kendimizi bile doğru dürüst tanıyamazken başka bir insanı nasıl gerçekten tanıyabiliriz ki?
O beni asla bırakmaz.
Herkes bir gün gider...
Ellerini cebine soktu ve biçimli çenesini havaya kaldırdı. " Tanımadığınız birine güvenmenizi bekleyemem zaten , Eliz Hanım." İsmimi nereden biliyordu? " Peki gözlerinizdeki korkunun sebebini öğrenebilir miyim?"
Gözlerimdeki korkunun nedeni kesinlikle sizden çok uzak bayım. Ama gerçekler de benden çok uzak. Yalan. Yalan sizinle ortak noktamız olabilir mi?
Bir an bile düşünmeden cevap verdim. Bir kez de düşünsem şaşardım zaten. " Çünkü daha az önce Çağ-" diye açıklamaya başlamıştım ki Çağan lafımı keserek:
"Yeter, Eliz! " dedi. Şaşkınlıka ona döndüğümde bana bakmıyordu, karşımdaki yabancıyı izliyordu sadece.
"Bence de yeter, uzatma küçük kız." Dedi Pamir. Küçük mü, dedi o? Hadi ama nerem küçük, demiştim ki Özgür aklımdan geçenleri bir çırpıda söyledi.
"Küçük mü? Ufal da cebime gir, kazık kadar kız oldu lan bu ne ufağı."
Dicle sonunda "Konumuz gerçekten bu mu?" diye isyan edince herkes zor da olsa dikkatini toparlayabilmişti.
Karşımdaki adam da bu durumdan sıkılmış olacak ki, " Bence de lütfen yerinize oturun Eliz Hanım ki bir an önce toplantımıza başlayalım."
Ellerini kaldırıp az önce kalktığım sandelyeyi gösterdi. Uzun ve düzgün elleri ,ince bilekleriyle birleşince muhteşem bir ikili olmuştu. Gözlerimi ellerinden çekmeden, "İsmimi nereden biliyorsun?" diye sorduğumda sabrını taşırmıştım.
Sesli bir nefes verdiğinde o da kollarını önünde birleştirdi. " Oturursan açıklayacağım."
"Önce açıkla sonra otururum."
"Sen sınav mısın?"
"Hayır, başka soru. Vazgeçtim, soru hakkın yok sadece cevap."
" Oturursan her şeyi açıklayacağım zaten."
"Hayır."
Biz tartışmaya devam ederken bu durumdan sıkılan Çağan, " Başka bir zaman olsa elimde koca bir kova mısırla oturur tartışmanızı izlerim o kadar güzel kavga ediyorsunuz ama çok yorgunum o yüzden bir an önce kesin şunu. " Diye araya girdi. " Ayrıca," bu sefer karşımdakine dönerek," bu inatçı keçi cevabını almadan asla bir yere kıpırdamaz."
"Fark ettim," diye mırıldandı.
Biraz öne eğilerek, "Pardon?" dediğimde yeşillerini sinirli bir şekilde bana çevirdi ve derin bir nefes aldı.
Sonunda onu inceleme fırsatı bulmuştum. Gerçekten çok uzun olmalıydı çünkü ona bakmaya çalışmaktan boynum ağrımıştı. Uzun bacaklarını saran siyah pantolonunu tenin beyazlığına tamamen tezat yine simsiyah bir kazakla tamamlamıştı. Kemikli yüzü ,soğuktan kızarmış dudakları ve kırılmaktan hafif yamulmuş burnuyla birlikte muhteşem bir uyum içindeydi .Yeşil gözleri ve koyu kahve saçları bütün ağaçları kıskandıracak bir güzellikteydi. Bu adam gerçekten çok güzeldi.
" Peki öyleyse. İsmim, Kuzey Aden,"Aden... " Teşkilatın Ankara kolundaki ajanlarının lideriyim." Gözlerini bana çevirdi. " Arşive girme iznim sayesinde hepinizinhepiniuzin dosyasını araştırdım. Şimdi istediğiniz cevabı aldınız mı?" dedi. Bu kadar kolaydı işte, niye bizi uğraştırdı sanki!
"Evet, teşekkürler." diyip daha fazla konuşmadan yerime oturdum.
Dikdörtgen şeklindeki uzun bir masanın etrafında oturuyorduk. En başta, hepimizi görebilecek bir açıda Yaşar oturyordu. Yanında bir an bile gözlerini ayırmadan Pamir'in karşısına oturan adama bakan Çağan. Karşılıklı dizilmiş sandalyelerin bir tarafında başta Pamir olmak üzere biz oturuyorduk, Kuzey Aden ise karşımızda tek başına oturuyordu.
Bazı insanlar yanlarında binlerce kişi olsa da yalnız ve güçsüz görünürdü. Bazıları ise tek başlarına bile binlerce kişi olabilirdi.
Yaşar ellerini birbirine çarpıp dikkatleri tekrar üzerine çekti ve konuşmaya başladı.
" Ankara kolu bu kızın izini yıllardır bulmaya çalışıyor fakat,"
"Bir dakika " diye araya girdi Sare, zaten bu odada ben de dahil kimse birbirinin sözünü bitirmesini beklemiyordu! " Kız olduğunu nereden biliyoruz, ben sadece ışık görüyorum."
"Girdiği anı sadece birkaç saniye de olsa çeken bir kamera var." dedi Çağan. Sonrasında Yaşar devam etti. "O görüntülerde görülen uzun kumral saçlar ve enkazdan bulunan çiçekli saç bandı bizi kız olduğuna itiyor ama bu şahsın ne cinsiyeti ne de yaşı kesin."
Gözlerimi Kuzey Aden'e çevirdiğimde ekrandaki fotoğrafa bakıyordu, aynı az önce bana baktığı gibi. Anlamaya çalışıyordu, asla anlayamayacağını bile bile.
Korku. Sormuştunuz ya gözlerimdeki korkuyu, şu an nedenine bakıyorsunuz ama görmüyorsunuz. Ne kadar dikkatli bakarsanız bakın göremeyeceksiniz bayım. O kız çocuğunun gözlerine bakmadan anlayamayacaksınız.
"Nasıl bulacağız oğlum biz bu kızı? Müneccim tanıdığı olan var mı? Bulsa bulsa o bulur herhalde bu kadar gizemli birini." diyen Özgür bütün ortamın gerginliğini alıp götürmüştü.
"Sahi lan. Bizim eski mahallede bir falcı teyze vardı ona mı sorsak?" Pamir tüm salaklığıyla konuşmaya dalınca hepimiz gülmeye başladık, geldiğinden beri ciddiyetinden ödün vermeyen yeşil gözlü yabancı bile.
Pamir hâlâ anlamamış olacak ki sinirlenmişti," Gülmeyin, lan. Dicle sen biliyorsundur o teyzenin yerini kızım. Hani vardı ya böyle ucube gibi bakan, yaşlı bir kadın."
Dicle kıkırdamaya devam etti," Pamir o kadın öldü, tabii ruhuna sormak istiyorsan o ayrı mesele."
Pamir yüksek sesle küfredince daha çok gülmeye başladık. Dicle ve Pamir aynı mahallede doğmuş birer yıl arayla da bu tesise alınmışlardı. Dicle, benim salak kardeşime çocukluğundan beri çok değer veriyordu anlaşılan fakat bu aptalın ancak tesiste karşılaşınca haberi olmuştu kızdan. Gerçekten bu öküzde ne bulduğunu çok merak ediyorum!
En sonunda Yaşar tekrar söze başlayınca susmak zorunda kaldık. "Hiçbiriniz müneccim veya falcı," bakışlarını Pamir'e çevirince hepimiz kıkırdadık," olmadığından eminsek devam edelim. Ankara kolu 2 yıldır bu kızın izini arıyor fakat daha geniş bir ağa ihtiyacımız var. Bu yüzden görevi size vermiyorum, sizi göreve dahil ediyorum." dediğinde Kuzey Aden sözü aldı.
"Ben ve ekibim bu görevde sizinle beraber olacağız anlayacağınız."
"Ekibim, derken?" diye sorduğumda başını bana çevirdi.
"5 dakika içinde burada olacaklardır, tanışırsınız."
Tam ağzımı açacakken Dicle eliyle ağzımı kapattı. "Peki, tamam bekleriz biz 5 dakika daha yeter ki bir an önce bitsin işimiz." dediğinde ellerini itip kendimi geri çektim. Bana susmam için yalvaran gözlerle bakarken ona ölümcül bakışlarımı gönderiyordum ki benim soramadığımı Pamir sordu.
" Ekip derken kaç kişiden bahsediyoruz?" Benim Dicle'ye attığım bakışları Pamir'e gönderen Kuzey Aden sıkkın bir nefes verdi. Bence adam eğitimde bu geceki kadar zorlanmamıştır!
"Ben dahil 6 kişi, " dediği esnada kapı iki kez tıklatılıp açıldı. Yeni ekibimizle tanışma zamanı gelmişti.
İçeriye giren 2 kadın 3 erkek karşımızdaki sandalyelere yerleştiklerinde Kuzey Aden tekrar konuşmaya başladı, " Onlar zaten sizi tanıyorlar fakat siz onları tanımadığınız için kısaca kendilerini tanıtacaklar." Yaşar'a dönerek devam etti. " Sonra da toplantıyı bitiririz." Yaşar başıyla onayladığında Kuzey Aden'in hemen yanında oturan kız konuşmaya başladı.
"İsmim Buket, 20 yaşındayım," demişti ki Çağan araya girdi "Yarışmamıza da Ankara'dan katılıyorsun anlaşılan. Buradan selam söylemek istediğin birisi varsa soldaki kameraya yoksa sıra yanındaki arkadaşa Çiçek."
"Buket."
"Çiçek."
Kız sinirlenmeye başlamıştı. "Buket demenin neresi zor geldi?"
"Buketin içinde çiçek yok mu? Ha Buket demişim ha Çiçek ne fark eder?"dediğinde Kuzey Aden yumruğunu masaya vurdu. " Şansını fazla zorlama Çağan Yıldırım. Buket devam et." otoriter bir sesle söyledikleri Çağan'ı susturmuştu.
"Konuşmam sizi sıkmış anlaşılan. Kısa kesiyorum, uzmanlığım bıçaklar üzerine ve selam söyleyeceğim kimse yok." Çağan'a bakarak kouşmasını tamamladı.
Buket'te ilk fark ettiğim şey açık yeşil gözlerindeki kararlılıktı. İnanılmaz bir özgüveni vardı ya da fazla yaralıydı. Bence yaralıydı çünkü omuzlarını dik tutmaya çalışıyordu.
Kim olduğunu hatırlayamasam da beni bu hale getirdikleri laboratuvarların bulunduğu tesiste birinin söylediği söz yankılandı kulaklarımda onu görünce: Dik durmaya çalışan insan yaralı insandır, dik duran ise intikam doludur. Bu kız hangisiydi henüz çözmemiştim ama emin olduğum bir şey var ki çok güzel bir yüzü vardı. Su yeşili gözleri, hokka gibi burnu ve ne ince ne de dolgun dudaklarıyla oldukça tatlı ve güzel gözüküyordu. Kuzey Adeninkine kıyasla daha açık benim saçlarımdansa daha koyu olan kumral saçları kısa ve dalgalıydı.
"Bu bir tehdit miydi?” Çağan gözlerimi Buket'ten çekmemi sağlamıştı.
"Düşündüğüm kadar aptal değilmişsin." Bu kızla çok iyi anlaşacağıma eminim, ilk dakikadan laf çarpmaya başladı. İşte benim kızım!
Çağan ağzını açacağı esnada Buket'in yanında oturan adam konuşmaya başladı.
“ Rüzgar. Uzmanlığım silahlar üzerine.” Oldukça soğuk konuşan adamın tam da ses tonu gibi soğuk bir yüzü vardı. Çıkık elmacık kemikleri, siyah sacları ve siyah gözleri yanağındaki yara iziyle birleşince oldukça ürkütücü olmuştu. Yüzünde en ufak bir duygu belirtisi yoktu. Toplum böyle kişileri ruh gibi değerlendirse de o ruh gibi değil, ruhsuz gibiydi.
Herkes benim gibi ürkmüş olacak ki kimseden ses çıkmıyordu. Sıra yanında oturan kıza geçtiğinde üzerimde bir gölge hissettim. Elim su şişesine uzandığında onunla göz göze geldik. Ben onun ekip arkadaşlarını incelerken o da beni izliyordu. Gözlerimi ondan çekmeden suyu açıp büyük bir yudum aldım. O da benden gözlerini ayırmadan “ Gözlerini kardeşimin üzerinden çek, Yıldırım.” Hadi ama, bana bakarken Çağan’ı nasıl görebilirdi. Galiba aradığımız müneccimi bulduk!
Başını yavaşça Çağan’a çevirdi. Ben de Çağan’a döndüğümde gözünü bile kırpmadan Buket’i izlediğini gördüm. Buket’i izliyordu ve Kuzey Aden az önce kardeşim demişti. Buket ve Kuzey Aden kardeş miydi?
Ben daha bunun şokunu atlatamadan Pamir konuşmaya başladı.“ Sen de benimkinin üzerinden çek o gözlerini, Kuzey Aden. Ve bir daha asla Çağan’a Yıldırım deme çünkü bir dahakine bu kadar sakin konuşmam.” Dediğinde kafam iyice karışmıştı. Neden bu kadar sinirlenmişti ki ? Çağan hakkında benim bilmediğim neyi saklıyordu?
Kuzey Aden ağzını açacağı esnada, Rüzgar’ın yanında oturan kız araya girdi, “Kuzey, yapma,” Kuzey Aden’in yeşilleri bu defa kız döndü “ Yapma. Şu an değil.” Derin bir nefes verdikten sonra “ İşine bak Pamir Aydemir. Ben sana kardeşine baktığım gibi bakmam, haberin olsun.” Pamir cevap verecekti ki elimi masanın üzerinde duran elinin üzerine koyarak onu susturdum. Bu gecelik gerilim dozumuzu yeterince almıştık bence. Elimi çekmeden az önce Aden’i susturan kıza döndüm. “Devam et.”
Altın rengi saçları olan kız beni onaylayarak konuşmaya başladı. “ İsmim Başak. Eğitimim psikoloji üzerine bu yüzden sorguda görev alıyorum. Görev esnasında ise ana hedefimiz dışındaki insanları oyalıyorum. “Büyük ihtimal benimle yaşıt olsa da altın rengi saçları ve bal rengi gözleri onu yaşından küçük gösteriyordu. Dış görünüşü çok tatlıydı fakat gözlerindeki sinsiliği fark etmemek için kör olmak gerekirdi. Belki de bu sinsilik onu Aden’in ekibine dahil etmişti ama bu kız asla benim ekibime dahil olamazdı.
Sinsilik, çıkarcılığı doğururdu ve çıkarcılığın olduğu yerde güven çok da kalıcı olamazdı.
Yaşar’ın telefonu çalınca acele ile dışarı çıktı. Yaşar çıkar çıkmaz Sare’nin şen kahkahası odayı çınlattı. Herkesin bakışları ona dönünce biraz durulsa da hâlâ kıkırdayarak yanında oturan kuzenini dürtüyordu çünkü Özgür uyuyordu! Evet, ben de tam şu an uyumak ve uzun bir sure uyanmamak istiyordum ama toplantıdaydık!
“ Kalk hadi Özgür. Toplantı bitince uyursun hadi kalk!”
“Beş dakika daha, lütfen.” diye mızmızlanan Özgür yine bütün ciddiyetimi bozmuştu. Ben de kahkaha atmaya başlayınca Pamir iyice delirmişti. Bir yandan başını ovarken bir yandan da bize kızıyordu.
“ Gülme minik, gülme! Azıcık bir karizmamız vardı onu da yok ettiniz, “ dediğinde daha çok kahkaha atmaya başladığım için sandalyemi ittirerek yanımda oturan Dicle’ye çarpmama neden oldu. “ Gülme!” diye bağırdığında Aden, “ Bırak gülsün, karizma namına bir şey kalmadı sizde zaten şu an.” dediğinde onun ekibinin de bıyık altından güldüğünü gördüm.
O sırada hala Özgür’ü uyandırmaya çalışan Dicle “ Özgür, kalk kavga var!” dediğinde uykucu güzel öyle bir hızla uyandı ki az kalsın sandalyesinden düşüyordu.
“ Ne kavgası? Kim kimi dövüyor lan?” Dicle dahil hepimiz gülmeye başladığında Özgür Dicle’yi omuzlarından sarsıyordu, “ Kızım söylesene hadi. Nerede kavga mısırımızı alıp gidelim, izleyelim. Senin yüzünden kaçıracağız bak şimdi!” demişti ki sonunda gerçekten uyanıp etrafına baktı. Sessizce küfredip yerine geri oturduğunda bu defa herkes kıkırdıyordu. Resmen kaostan besleniyor bu çocuk ya!
Birkaç dakika sonra sonunda gülmemiz durduğunda Başak'ın yanında oturan adam konuşmaya başladı. Fakat onu incelemeye başlayacağım esnada gözlerim yine Aden'e kaydı. Başı iki eli arasında, gözleri masaya dönüktü. Ona baktığımı hissetmiş olacak ki gözlerini masadan çekip direkt kahvelerime dikti. İkimiz de gözlerimizi kaçırmadık yine. Yeşilleri uzun uzun izlenecek kadar güzeldi. Fakat her güzellik ardında bir sır saklar. Yeşil gözlerindeki nefessiz kalmış orman aslında bir perde gibiydi. Cennet'i kapatan bir perde. Peki o ne görmüştü gözlerimde de ayıramamıştı bakışlarını gözlerimden?
Kolumda hissettiğim bir acı kendime gelmeme ve aynı zamanda girdiğim göz kaçırmama savaşında kaybetmeme sebep oldu. Kafamı sol tarafıma çevirdiğimde Pamir'in uyaran bakışlarıyla karşılaştım. Evet, bu cani koluma tırnaklarını geçirmişti. Çağan bir de bana kedi der!
"Tekrar et kardeşim duymayanlar olmuş seni." dedi Pamir az önce konuşan fakat benim dinleyemediğim çocuğa bakarak.
Özgür'ün tam karşısında oturan çocuk derin bir nefes vererek tekrardan kendini tanıttı. " Peki, ismim önemli değil kısaca Birgen demeniz yeterli. Hackerım." Mavi gözleri, kumral saçları ve hafif buğday teniyle içinizi sıcacık eden, huzurlu bir yüzü vardı. Rüzgar'ın aksine bu çocuk oldukça sıcakkanlı gözüküyordu fakat neden kendine bu ismi uygun gördüğünü anlayamamıştım.
Birgen, yalnızlığa alışmış demekti. Evet insan her ne kadar istemese de her şeye alışırdı. Yalnızlığa, gürültüye, mutluluğa, acıya... Ancak hiçbir alışkanlık huzur vermezdi insana. İyisi de kötüsü de. Birgen'in hikayesini çok merak ediyordum şu an, yalnızlığa alışmak hiç bu kadar huzurlu gözükmemişti çünkü. Ama bir müddet daha cevaplarımı alamayacaktım anlaşılan.
Ve sıra son kişiye geldiğinde herkes esniyordu. Çok olsa 15 dakika sürecek tanışma faslı nasıl 1 saat olmuştu gerçekten anlamıyorum. Tanışmamız bile bu kadar zorken biz nasıl plan kuracağız çok merak ediyorum!
"Ateş ve uzmanlık alanı söylemeyi çok saçma buluyorum. Her şeyi yaparım kısacası."
"Her işe burnumu sokarım desene sen şuna." diye karşı çıkan Sare'nin söyledikleri hepimizi şaşırtmıştı. Gerçekten bunu söyledi mi o?
Ateş öne doğru eğilerek "Kişi kendinden bilir, diye bir söz vardır bilir misin? Senin görevini de öğrenmiş olduk." dedi ve pis bir sırıtışla arkasına geri yaslandı.
Bu adam ateşle oynan tehlikeli bir kumardan çok , basit bir oyuna benziyordu. Uzun, siyaha yakın kahverengi saçları; tehditkar bakan mavi gözleri herhangi bir insan için ürkütücü olabilirdi ama bu ürkütücü yüzünün arkasında küçük bir erkek çocuğu gizliydi. Ona sorsanız kendini kunaz sanırdı fakat sadece bir çocuktu.
"Düzgün konuş lan maydanoz. Yapraklarını koparıp sap gibi ortada bırakırım seni." diyen Özgür şu an havalı olduğunu sanıyordu fakat Pamir'i bir sinir krizinin eşiğine daha getirdiğini fark etmiyordu. Ve bu sefer ben de Pamir'e hak veriyorum. Maydanoz ne ya!
" Dikkat et sana bu sözleri de maydanozları da yediririm!"
"Senden mi korkacağım lan. Alevler kafanı yakmış senin," sonra önündeki su dolu bardaktan birkaç damla Ateş'e fırlattı. " Böyle söndürürler ateşini." Şu an kahkaha atmakla kendimi yere atmak arasında gelip gidiyordum. Sabır, bana lazım olan tek şey birazcık sabır. Tabii sadece bana değil şu an bu odadaki herkese lazım, sevgili ekibim yüzünden.
Ateş tekrar konuşacağı esnada Kuzey Aden araya girdi. " Yeter. Artık herkes birbirini tanıdığına göre toplantı bitmiştir. Yarın antrenmanda görüşmek üzere." diyerek ayağa kalkıp arkasına bakmadan toplantı odasından çıktı. Hemen arkasından da Başak odadan çıkmıştıı.
Pamir beni kendisine çekip alnımdan öptü. "İyi geceler ufaklık. Yarın o gözlerin uslu dursun."dediğinde sandalyesini ittirdim. "Asıl sen uslu dur vahşi hayvan!" Diye bağırarak odadan koşarak çıktım. Resmen tırnaklamıştı beni üstüne uslu dur diyor.
Asansöre binip en üst kata bastım. Birkaç saniye içinde odama uzanan koridoru yürümeye başlamıştım. Odam koridorun sonundaydı ve o uzun yolu yürümek şu an bana ölüm gibi geliyordu. Neyse az laf çok iş Elizcim, tabana kuvvet.
Sonunda odama ulaştığımda hızlıca kartı okutup içeri girdim.
Hiç bitmeyecek gibi gelen bir gecenin ardından yatağıma ve açelyalarıma kavuşmanın haklı mutluluğunu yaşıyordum.
Kokusuz bu çiçekler bana annemden emanetti. Beraber geçirdiğimiz o kısacık yıllar boyu yaşadıklarımıza hep annemin açelyaları şahit olmuştu. Onları arkadaşı olarak görürdü. Ama aynısını kendim için söyleyemezdim. Annemi ne kadar çok sevdiysem o çiçeklerden o kadar nefret ederdim ; açelya çiçekleri kavuşmanın imkansızlığını, ayrılığı ve acıyı simgelerdi çünkü. Ve benim en büyük korkum annemi de kaybetmekti…
Telefonumu masanın üzerine bırakıp camın önünde duran dört tane saksıya doğru yürümeye başladım.
Kaybetmek nedir?
Kaybetmek, Açelyalardır.
Annemi kollarımın arasında kaybetmiştim. Ve bana söylediği son şey buydu. Demişti ki, "Ben açelyaları sevmedim hiç. Ben hayatı sevdim ve onu kaybettim. Açelyalarla konuşmadım ben hiç , kaybettiğim kendimle konuştum. Çünkü açelyalar, kaybetmektir. Şimdi ben bir açelya çiçeği olacağım, nefesim. Ve sen kaybettiğin kendinle değil benimle konuşmuş olacaksın. Söz mü?" Benim cevabımı hiçbir zaman duyamamıştı ama ben de sözümü tutamamıştım zaten.
4. çiçeğe de su verirken gözüm cama yansıyan görüntüme kaydı. Su kabını bırakıp arkamdaki duvara yaslanmış boy aynasında kendimi incelemeye başladım.
Uzun, sarıya çalan açık kumral saçllarımı tokadan kurtarıp omuzlarıma düşüşünü izledim. Koyu kahve gözlerim bir ölünün üzerine atılan toprak gibi cansızdı. Ve şu an ağladığım için kanlanmıştı.
Üzerime giydiğim siyah boyunlu kazak, dar siyah pantalonumla beni daha da karanlığa boğmuştu ve beyaz olmasa da açık renk tenim beni daha da soldurmuştu. Bu ölü bedende tek canlı duran şey dudaklarıma sürdüğüm bordo rujdu. Onu da bir makyaj pamuğuyla çıkardığımda artık tamamen siliktim.
Üzerimi hızlıca değiştirip balkona çıktığımda kasım ayının buz gibi havası yüzüme çarpmıştı ve üzerimde sadece ince pijamalarım vardı. İstanbul ayazına kafa tutmak, bir nevi kendime güçlü olduğumu kanıtlama yolumdu.Soğuğu hissetmeyi seviyordum.
Gözlerimi gökyüzüne çevirdiğimde yine yıldızlarla karşılaştım. Herkesin bütün kötü anlarına şahit olan bir suç ortağı vardır ya da laneti. Yıldızlar benim lanetimdi çünkü herkese yol gösteren o aptallar bir tek benim yollarımı karartmıştı.
" Bir kere ya bir kere, beni rahat bırakın!" Hani ışık kirliliği yıldızların ışığını engelliyordu! Tabii şehir merkezinden 40 kilometre uzakta bir dağın eteğinde olmasaydı tesis, engellerdi!
Bu düşünce yine kendime, tesise ve yıldızlara lanetler yağdırmama sebep oluyordu. Alnıma vurduğum esnada elimin soğukluğu beni irkiltmişti. Burası gerçekten çok soğuktu! İnat edip balkon demirine yaslandım yine de.
Tek yenilgim, en büyük yenilgim bir çiçeğeydi.
Ben bir tek o çiçeğe yenildim, dedim kendime.
Bu yüzden o çiçek karşısında bana boyun eğdiren hayata ve insanlara düşman oldum.
Yenilmek, düşmek, yara almak büyütürmüş bir çocuğu. Tek bir yenilgim vardı, başka bir tanesine daha ihtiyacım yoktu.
Oysa hayat bena uzun ve engebeli bir yol, bir de baştan kaybedilmiş bir savaş hediye etmişti. Sadece ben henüz bunun farkında değildim.
Omzuma bırakılan şal beni düşüncelerimden çekip çıkarmıştı. Arkama dödüğümde karşılaştığım manzara ise düşünme yetimi tamamen elimden aldı.
“ Bir şal yolun başlangıcıydı.
Ve yıldızlar yine buna şahitti!”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

38okunma 10beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.