1. bölüm / 6
İz Bırakanlar UnutulmazBİR. YARIM KALPLER SOKAĞI
Bölümler 6Şu an: BİR. YARIM KALPLER SOKAĞI
- 1 BİR. YARIM KALPLER SOKAĞI2.302 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 İKİ. CENNETİN YILDIZI2.978 kelime
- 3 ÜÇ. Gökyüzünün Yalnız İncisi4.712 kelime
- 4 DÖRT. GÖZLERDE GİZLİ KARADELİKLER6.505 kelime
- 5 BEŞ. Arcturus'un Yaşları9.260 kelime
- 6 ALTI. TİYATRO SAHNESİNDE BİR GECE3.048 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
BİR.
YARIM KALPLER SOKAĞI
10 Yıl Önce
“ Yapma, gelme üzerime! Ben böyle olsun istemedim, gelme…”
Gözlerimi kamaştıran bir ışık vardı ve bu adam konuştukça ışık şiddeti artıyordu. Hayır bu ışık bir lambadan gelmiyordu. Kaynağı bendim, benim bu adama karşı olan öfkemdi. Ve o konuştukça şiddeti daha da artıyordu.
Durdu ve zafer dolu bir kahkaha attı. “Sen benim eserimsin! Güçlerini ben verdim sana!” sırıtmayı hemen bırakmalıydı! Başını omzuna yatırdı, “Ah, tatlı kızım maalesef ki aptallığını annenden almışsın. Sen de aptal annen gibi bana borçlusun ve tam da bu yüzden öldüremezsin beni!”
Evet, bu hayatta en çok nefret ettiğim ikinci kişi öz babamdı. Gerçi birincisinin de ondan çok farkı yoktu…
“ Öldüremem öyle mi?” Gülme sırası bendeydi.
İyice aklımı ve dengemi kaybediyordum. Kafamı iki yana sallayarak yere eğdim ve bir anda gözlerimizi aynı hizaya getirdiğimde duvara yapışmıştı. “ Seni gözümü kırpmadan öldürürüm ama annemi öldürdüğün gibi iki kurşunla değil.” Tükürürcesine söylediklerim gözlerinde saklamaya çalıştığı korkuyu arttırdı. Kaçmaya çalıştığında başımı az önce yaptığı gibi omzuma doğru eğdim ve gözlerimi kıstığımda bir kez daha duvara çarptı.
Aramızdaki mesafeyi kapattım ve gözlerinin içine son kez baktım.
“ Seni kendi eserin öldürecek, baba.”
Acı arttı. Kin arttı. Nefret arttı.
Ama en çok da ışık arttı.
Ve patladı.
Her şey bitti. Artık sadece karanlık var.
GÜNÜMÜZ…
Kaybetmek.
Kaybetmek nedir?
22 yıldır aldığım her nefesin anlamıydı kaybetmek. Hayır, hayatımın anlamı olamazdı bu kelime çünkü ilk hayatımı kaybetmiştim.
Hayatını kaybedince ölünür sanırdınız değil mi? Ölünmüyor. Aslında birbirlerinin tam zıttıdır; kaybetmek yara açar, ölmek sarar yaraları. Bir şeylerin senden çalınması acıtır ama senin bu hayattan çalınman acıtmaz.
Az önce boğazıma bıçak dayayan adam şimdi kanlar içinde yerde yatıyordu.
Ölseydim bitecekti her şey ama yazar yine bu hikayeye bir son yazamamıştı.
"İyi misin? O herif bir şey yaptı mı sana? Çağan nerede? Burada ne yaşandı Eliz?" Dehşet içinde bir bana bir de yerde baygın yatan 15 adama bakıyordu.
" Ben iyiyim,Pamir," Omuzlarımdaki ellerini ittirerek yaslandığım duvardan bir adım öne çıktım. " Ama aynısını onalar için söyleyemeyeceğim. En yakın depoya götürün. Kızları da ara, sorguya hazırlansınlar. Ayrıca Çağan nerede bilmiyorum. Başka soru?" Ağzı açık bana bakıyordu sadece. " Yoksa ben kaçıyoru-" Tam yanından sıyrılacağım anda beni kolumdan tutup geri duvara yapıştırdı. İki koluyla beni kafese sıkıştırdığında kaçacak deliğim kalmamıştı.
" Sen şaka mı yapıyorsun? Bu kadar adamı tek başına nasıl etkisiz hâle getirdin?"
" Eğitimdeyken de hep senden daha iyiydim canım." Diyip kolunun altından geçtim. Arkasına dönmesine fırsat vermeden koşmaya başladım.Deliye dönmüşçesine bağırıyordu arkamdan ama umarsamadan " Depoda görüşürüz!" Diye seslendim.
Sonunda izbe bodrum katından kendimi dışarı atmayı başardığımda durdum ve derin bir nefes aldım. İçerdeki adamları alt etmem için çok enerji harcamam gerekmişti ve bu fiziksel güç için harcadıklarıma eklenince iki kat bitkin düşmüştüm.
Çıktığım yer büyük bir holdingin bodrum katıydı. Holding'in sahibi olacak o şerefsiz herif aslında bütün parayı uyuşturucu kaçakçılığı yaparak kazanıyordu ve bu paraları aklamak için binlerce insanın canına kastediyordu. İstanbul'da bunun gibi bir sürü büyük bina görebilirdiniz ama bu yapıların birçoğu tuğladan değil insan kanından inşa edilirdi.
Yokuş aşağı yürümeye başladığımda bir an önce merkeze dönmek istiyordum.
" Eliz!"
Yan sokaktan koşarak bana yaklaşan gölge gittikçe netleşti ve yanımda geldiğinde nefes nefese ve kanlar içinde kalmıştı.
" Çağan noldu sana , kim yaptı bunu?" Dudağı ve kaşı açılmıştı, sağ gözü morarmış ,elmacık kemiği ise şişmişti.
" Boşver şimdi kaçmamız lazım hadi acele et!" Beni kolumdan sürüklemeye çalıştı ama nolduğunu anlatmadan bir adım atmamaya kararlıydım.
Bunu fark ederek bana döndü. Sorgular bir bakış attığımda avuçlarını yanaklarıma koydu ve yalvarır bir ses tonuyla, " Sultanım, Elizim. Anlatacağım bak yemin ederim. Ama şimdi inat etme de gidelim hadi." Hâlâ ikna olmamıştım.
Sıkkın bir nefes verdi, " Peki minik pantercik, pençelerinle uğraşacak gücüm yok ," Ne tesadüf benim de yok ! " Yaşar'ın bize seçtiği yeni görev için bilgi çalmamı istedi. Ben de çalarken adama yakalandım. O da beni bir güzel benzetti. Ama," cebinden küçük bir şey çıkardı ve sırıtarak bana uzattı. " Sonunda yine ben kazandım. Ne kadar mükem-"
" Ne dosyası bu ? Nereden çıktı? Benim niye haberim yok?" Diyerek onu böldüm.
" Sorularının hiçbir cevabı bende yok tamam mı? Gider Yaşar'dan hesap sorarsın." Tam harekete geçeceği esnada Çağan 'ın çıktığı sokaktan bir bağırış geldi. " Sorarsın,tabi eğer yaşıyor olursak. Hadi koş!" Bu sefer kolumdan tuttuğunda karşı çıkmadan onunla beraber koşmaya başladım.
Sokağın sonundaki sağa dönünce karşımıza bir araba çıktı. Arabaya doğru var gücümüzle koşarken adam da bizi yakalamak üzereydi. Arabaya vardığımızda Çağan sürücü koltuğuna yerleşti ve zaman kaybetmeden arabayı çalıştırdı.
Arkama baktığımda adamla göz göze geldik.
Yeşil. Yeşilin en güzel tonuydu gözleri.
Sanki bir zamanlar kuşların cıvıldadığı orman gözlerinde artık kuru dallar vardı.
Nefessiz kalmış bir orman.
Nefessiz kalmış bir nefes.
" O mu yaptı?" Adamı tamamen arkamızda bıraktığımızda ikimiz de derin bir nefes almıştık.
" Hayır o vurmadı ama onun adamları olabilir."
"En yakın depoya gitmemiz lazım." Oturuşuna bakılırsa kaburgalarına darbe almamıştı. " Yüzün dışında sorun yok gibi ama yine de Sare bir baksa daha iyi olur."
" Bir şeyim yok benim, kedicik korkma. Şurup gibiyim şurup, turp gibiyim turp turp." diye bir şarkı söylemeye başladığında ikimiz de kahkaha atıyorduk.
Depoya vardığımızda sorgu çoktan başlamıştı.
Ekibin tamamı odalara dağılmış adamları bölüşmüştü ve sorgu adı altında işkence ediyorlardı.
En sonunda Dicle'nin sorguya çektiği adam pes etmişti. " Tamam anlatacağım. " Nefes nefese kalmış adamın her yerinden kan akıyordu.
Odaya girdiğimde adam bir bana bir de Dicle'ye baktı. " Zaman kazanmaya çalışma. Ya konuş ya da," bileğime sakladığım bıçağın ucunu çıkarttım. Gözümün ucuyla bıçağı işaret ettiğimde adam anlatmaya hazırdı.
" Kime çalışıyorsun?"
" Bilmem."
Dicle adama bir yumruk daha geçirdiğinde odayı acı dolu bir feryat inletti.
" Düzgün konuş lan!"
"Sakin ol," dedi adam tehditkar bir tonla. " Yalan söylemiyorum. Bize görev verilir yaparız, kime olduğu fark etmez."
"Görev ne?""
Pis bir sırıtışla gözleri direkt bana bakıyordu.
" Görev sensin."
Dicle'yle aynı anda birbirimize döndüğümüzde beynim patlayacak gibi bir ağrıyla dolmuştu. Bu adam benim hakkımda her ne biliyorsa bu işimi hiç kolaylaştırmayacaktı.
"Açıkla!" Dicle'nin bağırmasıyla gözlerimi adamdan ayırabilmiştim.
Küçük bir kahkaha attığında bakışları tekar bana dönmüştü. "Açıklayayım mı küçük şeytan?"
Adama bir adım daha yaklaşıp yüzlerimizi eşitledim. Tam gözlerinin içine bakıyordum ama bu adam gerçekten çok iyi bir sır ustasıydı.
Benden bile iyi.
Bu görev tamamen bir tezgahtan ibaretti. Uyuşturucu kaçakçısı adam hayatımı çalanla aynı kişiydi, sadece farklı bir yüzü. Ekibin bunu bilmesi imkansızdı çünkü o adam bukalemun gibi bir herifti, girdiği her ortama adapte olur asla çaktırmazdı. Ve bu planlarımı tamamen yokuşa sürüyordu.
"Eliz..."
"Dicle çık dışarı!"
"Ama,"
"Çık!" Diye bağırdığımda sesim tüm odayı çınlatmıştım. Bir daha konuşmadan dışarı çıkıp kapıyı kapattığında karşımdaki adamın yüzüne bir yumruk geçirdim.
Bir kahkaha attı. "Bu kadar olmadığını biliyorum kızıl şeytan. Hadi, hadi bana gerçek yüzünü göste..." Konuştukça içimde çığ gibi büyüyen öfke daha fazla direnememiş ve patlamıştı.
Adamın boğazına sarılan kızıl parıltılar onu boğmaya başladığında adamın çırpınışları anlamsızdı. Bütün vücudu iplerle sandalyeye bağlanmıştı ve şu an ölümün kıyısındayken çığlık bile atamayacak kadar acizdi.
" Nasıl hissediyorsun?" Şaşırmış gibi gözlerimi kırpıştırarak, " Ah tabi konuşamıyorsun sen dimi?" Küçük bir kahkaha attım. " Ben anlatayım mı sana? İlk başta direndin, nefes almak istedin sonra almaya çalıştığın her nefes ciğerini yaktı, ellerin uyuştu, bacakların hissini kaybetti ve acı," gözlerimi biraz daha açarak boğazındaki ipleri sıktığımda yüzü morarmaya başlamıştı. " Acı bütün hücrelerini ele geçirdi, değil mi?" Yalvarırcasına bana bakarken bütün ruhsuzluğumla, " Nasıl mı bu kadar iyi biliyorum? Sen ve senin gibilerin iki kuruş para için ruhunuzu sattığınız adam benim gibi binlerce insana bu hissettiğinin binlerce katını yaşattı. Ve hepiniz benim çektiğimi çekmeden ölmeyeceksiniz."
Ölüm. İnsanlığın en büyük ödülü, en büyük cezası ve en büyük korkusu. Karşımda duran adam şu an ölmek için yalvarıyordu ama o kadar kolay değildi. Yaşattığını yaşamadan ölemez insan. Ya da hiç yaşamadan...
"Seni şu an öldürmeyeceğim ama her an gölgemi üzerinde hissedeceksin. Ömründen eksilen her bir dakika öldürecek önce seni sonra eğer biraz vicdanın kaldıysa o öldürecek. Ama en acılısı benim ellerimden olacak."
Gözlerimi kapatıp açmadan önce içimden 5'e kadar saydım. Bir, nefes al. İki, ruhunu geri al. Üç, kontrolünü ele al. Dört, nefesini ver. Beş gözlerini aç.
Öksürük krizine giren adamı arkamda bırakarak odadan çıktığımda içimde arkamda bıraktığımdan daha büyük bir enkaz vardı. Ve ben o enkazın oratsında bana uzanacak bir ele muhtaç öylece bekliyordum. O elin hiç bir zaman uzanmayacağını bile bile...
Gözlerimi açtığımda karşımda duran arkadaşlarım bir açıklama bekliyorlardı ama benim tek bir kelime dahi söyleyecek hâlim kalmamıştı. Pamir vakit kaybetmeden tam karşıma geçti.
"Sana tek bir şey soracağım Eliz, sen kimsin? Her seferinde bir şeylerin sonu sana çıkıyor ve ben seni tanıdığıma emin olamıyorum. Sen kimsin?"
Ben, Eliz Yeşim. Yalanlarını gerçek sanacak kadar sahte olan o kızım. Sevdiği herkese ölüm getiren o kızım.
Ben Eliz Yeşim. Bu hayatı seçmiş değil, bu hayata zorlanmış o kızım.
Ben Eliz Yeşim. Ölümle yaşam arasındaki arafta sıkışıp kalmış o kızım. Tek hayali ölmek olan...
Ben Eliz Yeşim. Annesinin rahmine düştüğünden beri maruz kaldığı ilaçlar yüzünden DNA'sı bozulmuş ve biyoenerjisini kontrol edebilir hale gelen o kızım. Bazen de edemeyen. Bazen de babası tarafından işkencelere maruz kalan.
Ben Eliz Yeşim. Ruhu hiç olmamış, nefesini uzun zaman önce kaybetmiş 22 yaşında bir kadın, 5 yaşında küçük bir kız çoçuğuyum.
Beş yaş, beş hayat, beş kişi, beş nefes,son nefes.
"O adama mı inandınız, gerçekten mi?" Gözlerimi hepsinin üzerinde teker teker gezdirdim ancak gördüğüm şey hiçbirinde değişmemişti: Şüphe. Şüpheyle bana bakıyor, sorguluyor, anlamaya çalışıyorlardı.
Haklılardı şüphelenmekte çünkü Pamir'in de dediği gibi, her yolun sonu bana çıkıyordu, ne kadar değiştirmek istersem isteyeyim.
Ellerimi saçlarıma geçirdim ve gözlerim tamamen hayal kırıklığına bulanmış bir şekilde ," Size gerçekten inanamıyorum. Benim o adamlarla da patronlarıyla da hiçbir işim olamaz. Siz," tiksinerek söylediğim sözler bir nebze sinirlerini yumuşatmış olsa da durmadım," Siz nasıl kadınlara çocuklara zarar veren insanların yanına beni koyarsınız. Yazıklar olsun gerçekten."
"Eliz hayır biz onu kastedmedik." Sare hemen yanıma gelip sarıldığında hâlâ küs rolü yapıyordum. Rol demişken Oscar'lık bir oyunculuğum vardır. Bence aday gösterilsem kesin kazanırım ama daha keşfedilememiş bir yıldızım maalesef.
Çağan hâlâ inanmamış gibi görünüyordu ama ses çıkaracağını da düşünmüyordum. Çağan en sessizimizdi. İnsanları gözlemler haklarında her şeyi öğrenir ama asla kendinden ödün vermezdi. Ve bana da ismim yerine farklı hayvan ismiyle seslenmeye bayılıyor. Sanki hayvanat bahçesiyim ya!
Pamir hâlâ endişeli görünse de başını öne eğerek, "Haklısın biraz ileri gittim özür dilerim. Ayrıca iyiyim de yoksa o adamı doğduğuna pişman ederim ufaklık," diyerek kollarını iki yana açtı. Aramızda birkaç ay vardı ama asla yaşıt gibi davranamazdık, ya o abilik yapardı ya ben ablalık. O benim en değerlimdi, ona asla kıyamazdım ,o da bana...
Koşarak ona sarıldığımda gözüm ,hemen yanımızda duran Dicle'ye kaydı. Gözleri koluna, az önce Pamir'in çarptığı yere dalmıştı. Ekibe ilk katıldığımdan beri farkındaydım. Evet, Dicle Pamir'e kör kütük aşıktı ama salak herif göremiyordu kızın hislerini. Ne demişler erkek milleti hepsi aynı ağaçtan yontulmuş kütükler!
Pamir'den ayrıldığımda tanıdık bir ses ve Çağan'ın telefonunun sesi aynı anda duyuldu. Çağan telefonu açıp uzaklaşırken arkama döndüm.
"Beni özlediniz mi gençler!?" diye bağırdı Özgür. Uzun bir süre önce bir görev için Belçika'ya giden arkadaşımız sonunda dönebilmişti. İsmi gibi özgür ruhlu bir insandı. Geçmişte ne yaşadığını bilmiyorduk, öz kuzeni olan Sare bile. Ama yaşadıklarının hepsinden güç almıştı.
Özgürdü çünkü geçmişin halatlarından kurtulabilmişti.
"Özledik tabii ki kuzen!" Diyerek kollarına atlayan Sare'nin çocuksu heyecanı onu ilk tanıdığımdan beri hiç değişmemişti. Geçmişinde yoksul bir hayat geçirirken tefecilerin eline düşen ailesi gözlerinin önünde katledilmişti. Bu acıya dayanamayan beyni o olayı ve öncesinden bazı anları silmişti. Bu yüzden hayatına devam edebilmişti,unuttuğu için.Eğer sizi zaman değil acılar büyüttüyse o acıları unutmak en büyük ödülünüz olurdu çünkü.
Ayrıldıklarında yanına gittim ve onu kendime çekip sıkıca sarıldım. "Sen özlemedin mi lan bizi?" Diye sorduğumda çenesini kaldırarak,
"Bilemiyorum valla çok da yokluğunuzu aramadım," demişti ki telefon konuşmasını bitirip yanımıza dönen Çağan ensesine bir tokat attı, "Hadi lan ordan!" Diye bağırdı.
Bundan sonra yarım saat daha orada kalıp hasret giderdikten sonra bu sefer de Dicle'nin telefonu çaldı. Yaşar yani teşkilatın ait olduğumuz kolunun sorumlusu arıyordu ve hepimizi acil toplantıya çağırıyordu.
Patlamanın olduğu geceden sonra polislerden kaçıp kendime kalacak bir yer ararken siyahlar içinde bir adam elime üzerinde sadece adres yazan bir kağıt sıkıştırmıştı. Oraya gittiğimde adımı dahi sormadan bana bir oda ve yemek vermişlerdi. O gün bir rüyada gibi hissetmiştim ama bu rüya en büyük kabusum olmuştu. Ertesi gün adımı sormuşlardı, bir kimlik vermişlerdi. Hayır bir kimlik değil artık onların kuklası olduğumun kanıtıydı elimdeki kart. Sonra eğitime sokmuşlardı beni. Orada arkadaşlarımla, ailemle tanıştım. Onlar olmasaydı büyük ihtimalle yine kaçardım ama beni bu hayata bağlayacak bir dal bulmuştum ve o dala tutunmaktan başka seçeneğim yoktu.
4 yıl eğitildikten sonra Yaşar'la tanışmıştık. O görevi verir biz de sorgulamadan yapardık. Çünkü teşkilattaki tek ve en önemli kural: sorgulamak yasak.
10 yıldır bana ev olan büyük binaya döndüğümüzde hemen toplantı odasına geçtik. Kapıyı açtık fakat bulmayı beklediğimden farklı olarak masanın başındaki Yaşar dışında hiç kimse yoktu. Bu kadar acil bir toplantı yapılacaksa bir hazırlık yapılmış olması veya birinin gelmiş olması gerekirdi fakat hiçbir şey yoktu. Belki de henüz gelmemişti?
"Noldu, nedir bu kadar acil olan?" diye söze başlayan Pamir aceleyle bir sandalye çekip oturudu.
Onu görmezden gelen Yaşar Çağan'a dönerek, " Senden istediğim şeyi getirdin mi?" diye sordu.
Çağan cebinden USB’ryi çıkarıp önündeki bilgisayara taktığında ekrana bir gazete manşeti yansıdı.
"TESİSTE BÜYÜK PATLAMA!"
Manşetin hemen yanında ise parçalayamadığım kameralardan birinin kayıtlarından çekilen bir fotoğraf. Benim etrafımın tamamen ışık huzmesiyle çevrili olduğu...
" Yeni göreviniz bu kız ve bu hale getiren adamları bulmak." dediğinde içimde umut ve endişe aynı anda belirdi.
Bu hayatta her şeyden kaçabilirdiniz ama geçmişiniz er ya da geç karşınıza çıkardı.
Ben önüme atılan dosyaya dalmışken kapı çalındı. Açıldığında ise Yaşar rahat bir şekilde sandalyesinde geriye yaslandı ve ellerini önünde bağladı. "Bu görevde yalnız olmayacaksınız," dediğinde başımı kapıya çevirdim. Gördüğüm şey beni ikinci bir şok dalgasına maruz bırakmıştı. ..
Yeşil gözler.
Neden olduğunu bilmediğim halde hem nefesimi keseceğini hem de bana nefes almayı öğreteceğini hissettiğim yeşil gözlü o yabancı tekrar karşımdaydı.
"Kalp kalbe karşı derler, sevgilim. Bizim kalplerimiz birbirine karşı değil, birbirine ait. Benim varlığını unuttuğum bu kalp sana ait. Peki seni karşıma çıkaran kader yarım kalplerimizi birleştirmemize izin verecek mi?"
Bölüm etkileşimi
