6. bölüm / 8
İki İnsan Bir Kalp7. Bölüm: Aşkın ve Savaşın Çığlığı
Bölümler 8Şu an: 7. Bölüm: Aşkın ve Savaşın Çığlığı
- 1 1.Bölüm; Mezuniyet216 kelime
- 2 2. Bölüm: Hissedilmeye yıldırım..224 kelime
- 3 3.Bölüm: Fırtına operasyonu607 kelime
- 4 4. Bölüm: Fırtına Ortasındaki Fısıltılar..722 kelime
- 5 5. Bölüm: Yakalanan Aşk749 kelime
- 6 7. Bölüm: Aşkın ve Savaşın Çığlığı741 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 8. Bölüm: Görev Ve Fedakârlık663 kelime
- 8 9. Bölüm: İlk Yakınlaşma574 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Eğitim sahasında geçen yoğun bir günün ardından, akşam sessizliğinde üsse dönmüştük. Herkes yorgundu, ama içimde anlam veremediğim bir huzursuzluk vardı. Andrew, gün boyunca bana farklı gözlerle bakıyordu. Daha önceki rahat tavırları yerini, düşünceli ve ciddi bir ifadeye bırakmıştı.
O gece, yıldızlar gökyüzünde ışıldarken üsse sessizlik hâkimdi. Nöbet sırasını devretmiştim ve bir süreliğine kendi başıma kalmak için karanlık bir köşeye çekildim. Ancak çok geçmeden ayak sesleri duyuldu. Gözlerimi kaldırdığımda Andrew’ı gördüm.
- Yalnız kalmak istediğini düşündüm, ama sanırım yanlış zamanda doğru kişiyle konuşmaya geldim, dedi hafif bir gülümsemeyle.
- Andrew, ne istiyorsun? diye sordum, gözlerimi kaçırarak.
- Sana bir şey söylemem gerek, Gökçe. Bugün eğitimde, gözlerinin içine baktığımda içimdeki savaşı fark ettim. Seni düşünüyorum, sadece seni... Ve artık bu hislerimi daha fazla saklayamayacağımı biliyorum.
Andrew bir adım daha yaklaştı. Yüzü ciddiydi, ama gözlerinde bir sıcaklık vardı.
- Belki bu doğru zaman değil. Belki burada, bu kaosun içinde, hiçbir şeyin garantisi yokken... Ama yine de hislerime engel olamıyorum.
Bu sözler beni hazırlıksız yakalamıştı. Kalbim hızla atmaya başladı. O sırada aramızdaki mesafe giderek kapanıyordu. Andrew’ın yüzü yüzüme yaklaşırken, gözlerim istemsizce kapanmaya başladı. Tam dudaklarımız birbirine değecekken...
---
Ani Saldırı
Bir anda tüm üs, patlama sesleriyle yankılandı. Gökyüzü alevlerle aydınlandı, toprak yerinden sarsıldı. Andrew hızla geri çekilip silahını kavradı.
- Gökçe, hemen siper al! diye bağırdı.
O an kalbimdeki tüm hisler yerini saf adrenalin ve korkuya bıraktı. Silahımı kaptığım gibi kendimi siperin arkasına attım. Komutan Özkan’ın sesi megafondan duyuldu:
- Düşman saldırısı! Tüm timler mevzi alın!
Andrew yanıma çömeldi. Gözleri hâlâ biraz önceki yakınlaşmamızı yansıtır gibiydi, ama yüzündeki kararlılık bambaşkaydı.
- Gökçe, kendine dikkat et. Seni koruyacağım, ne olursa olsun.
- Andrew, saçmalama. Ben de bir askerim ve burada kendimi koruyabilirim, diye karşılık verdim, ama kalbim hâlâ onun söyledikleriyle çarpıyordu.
---
Savaşın Ortasında
Düşman ağır makineli tüfeklerle saldırıyordu. Toprak, mermilerle delik deşik olmuştu. Hakan, diğer tarafta bir grup askere komutlar veriyordu. Gözleri ara sıra bana kayıyor, ama daha çok savaşa odaklanıyordu.
Andrew, seri bir şekilde ateş ederken bir yandan bana seslendi:
- Gökçe, sol tarafını kontrol et! Daha fazla yaklaşmalarına izin veremeyiz!
Dediğini yaptım ve birkaç düşmanı etkisiz hale getirdim. Ancak mermiler bitmek üzereydi.
- Andrew, şarjörüm tükeniyor! diye bağırdım.
Andrew hızla kendi yedek şarjörlerinden birini bana attı.
- Kullan şunu! Seni korumak için buradayım!
O an bir bomba yakınımızda patladı. İkimiz de yere savrulduk. Kulaklarım çınlarken, Andrew’ın yüzünü bulanık bir şekilde gördüm. Bana doğru eğilmiş, endişeli bir şekilde bağırıyordu.
- Gökçe, iyi misin? Cevap ver!
Kafamı sallayarak toparlandım.
- İyiyim... Sadece biraz sarsıldım.
Andrew, yüzümü elleriyle tuttu ve gözlerimin içine baktı.
- Seni kaybedemem, Gökçe. Lütfen dikkatli ol.
O an savaşın ortasında bile kalbim hızla atıyordu. Andrew’ın sözleri, o kaosun içinde bile beni sarsmıştı.
---
Hakan ve İtiraf
Düşman püskürtüldükten sonra üs tekrar sessizliğe büründü. Yaralılar taşınıyor, savaşın izleri temizleniyordu. Andrew, hâlâ yanımda duruyor ve beni korumaya çalışıyordu. Tam ona bir şey söyleyecekken Hakan yanımıza geldi.
- Gökçe, seninle konuşmam lazım, dedi, Andrew’a sert bir bakış atarak.
Andrew bir şey söylemek için ağzını açtı, ama ben elimi kaldırarak onu durdurdum.
- Hakan, şimdi sırası değil. Hepimiz yorgunuz ve dinlenmeliyiz.
Hakan gözlerimin içine baktı.
- Hayır, tam sırası. Gökçe, Andrew seni tehlikeye atacak biri. Onun burada işi yok. Seni seviyorum ve bunu daha fazla saklamayacağım. Ama o... o seni bir anlık heyecanla etkiliyor. Lütfen bunu gör.
Andrew bir adım öne çıktı.
- Hakan, artık yeter. Gökçe kendi kararlarını verebilir. Onu koruyacağım ve bu hislerimden vazgeçmeyeceğim.
Aralarındaki bu gerginliği daha fazla sürdüremedim.
- İkiniz de beni dinleyin! Bu bir savaş alanı, lise draması değil! Hislerinizle değil, mantığınızla hareket edin. Burada birbirimizi korumaktan başka bir şey düşünemeyiz.
---
Hastane Çadırında Yakınlaşma
Gece ilerlediğinde, yaralıların olduğu çadırda Andrew’la yalnız kaldık. O da hafif yaralanmıştı, koluna bir bandaj sarıyordum.
- Gökçe, beni bu kadar kolay reddetme. Senin için ne hissettiğimi biliyorsun. Ama bugün savaşta seni kaybetmekten korktum. Bunu bir daha yaşamak istemiyorum.
Gözlerim doldu. Bandajı bağladıktan sonra elimi tuttu.
- Andrew, hislerim karmaşık. Ama seni kaybetmekten ben de korktum. Belki... belki bu hislerimizi bir yere saklamalıyız. Savaş bitene kadar.
Andrew hafifçe gülümsedi.
- O zamana kadar sabredebilirim. Ama bir gün bu savaşı kazanırsak, hislerimi saklamayacağım. Seni gerçekten sevdiğimi bilmeni istiyorum.
Gözlerimdeki yaşları silerken, yüzüme doğru eğildi. Ancak tam o anda bir asker çadıra girip bağırdı:
- Komutan sizi çağırıyor! Yeni bir görev var!
Andrew gözlerini benden ayırmadan başını salladı.
- Bu konuşmayı bir gün tamamlayacağız, Gökçe. Söz veriyorum.
Kalbimde hissettiğim karmaşayı bastırarak ayağa kalktım. Savaş alanında aşk ve kaosun arasında kaybolmuş iki insan olarak, bir kez daha mücadeleye hazırlanıyorduk.
Bölüm etkileşimi
