4. Bölüm: Fırtına Ortasındaki Fısıltılar..

Vaveyla Yazarı: Selinnur Cennetoğlu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: 4. Bölüm: Fırtına Ortasındaki Fısıltılar..

Operasyonun ilk aşaması sorunsuz ilerlemişti. Depodan sevkiyatın izini sürmüş, küçük bir direnişi kolayca bertaraf etmiştik. Ama asıl tehlike hâlâ ilerideydi. Timin geri kalanı üsse rapor vermek için çekilirken, ben, Hakan ve Andrew üç kişilik bir keşif görevine gönderilmiştik.

Ormanlık alanın derinliklerinde ilerlerken Andrew’ın sessizliği beni rahatsız ediyordu. Hakan ise her zamanki gibi kontrollüydü, ama bakışları, özellikle Andrew’a karşı, her zamankinden daha sertti.

- Gökçe, bu kadar öne geçme, arada kal. Önden bir tehlike gelirse ilk seni vururlar, dedi Hakan, sesindeki sertlikle.

- Merak etme Hakan, dikkatliyim. Hem hep arkamda durup beni kolluyorsun, değil mi? diye hafif bir alayla cevap verdim.

Hakan yüzüme baktı, ama bir şey söylemedi. Andrew ise bu küçük diyalogu kaçırmamıştı. Arkadan yaklaşarak bana doğru eğildi.

- Gökçe, her zaman böyle mi konuşursunuz? Yoksa özel olarak Hakan’ın üzerine mi gidiyorsun? dedi.

Andrew’ın sesi, soğuk bir rüzgar gibi tenime değmişti. Hafifçe duraksadım ama hemen toparlandım.

- Bizim aramızdaki şey, senin anlayabileceğinden daha karmaşık, Andrew, dedim.

Andrew gülümsedi. O kendinden emin, alaycı tavrı beni hem rahatsız ediyor hem de istemeden dikkatimi çekiyordu.

- Karmaşık mı? İlginç. İnsanlar genelde karmaşıklığa çekilir, Gökçe. Bu, onları hayatta tutan şeydir.

Hakan, Andrew’ın yaklaşmasından hoşlanmamış gibi bir adım öne çıktı.

- Andrew, görevdeyiz. Gökçe’yle flört etmeye kalkışmadan önce etrafımıza dikkat etsen iyi olur.

Andrew, Hakan’ın sözlerini duyunca yüzündeki gülümseme genişledi.

- Flört mü? Sadece konuşuyorduk. Ama Gökçe’nin bu kadar korunduğunu bilseydim, sessiz kalırdım.

Hakan, Andrew’a bir şey demedi. Ancak gözlerindeki öfkeyi görmemek imkânsızdı. Ben ise aralarındaki gerginliğin artmasından rahatsız olup konuşmayı değiştirdim.

- Tamam, çocuklar. Burası kreş değil. İlerlememiz gerekiyor. Andrew, sen önden git, biz Hakan’la arkandan geleceğiz.

---

Gece Kampı ve Yakınlaşma

Akşamüstü olduğunda, bir süre mola vermek zorunda kaldık. Göl kenarındaki küçük bir düzlükte kamp kurduk. Hakan, gözcülük yapmak için biraz uzaklaştı. Andrew ise sessizce kamp ateşini yakmaya çalışıyordu.

Ben, kamp çantasından su çıkartıp birkaç yudum aldım. Andrew göz ucuyla bana baktı ve ateşin başına oturmam için işaret etti.

- Yoruldun mu? diye sordu, normalden daha yumuşak bir sesle.

- Yorulmak mı? Biz askeriz, Andrew. Yorulmak diye bir şey yok. Ama yine de iyi bir soru.

Andrew, hafifçe gülerek başını salladı.

- Seni izlemek ilginç. Hem sert hem de savunmasız bir tarafın var. Bunu saklamaya çalışıyorsun ama... ben görebiliyorum.

Bu sözler, midemde bir düğüm oluşmasına neden oldu. Onun bu kadar doğrudan konuşması beni şaşırtmıştı.

- Savunmasız değilim. Ayrıca, beni çözmeye çalışmayı bırak. Görevdeyiz ve bu tür konuşmaların yeri değil.

Andrew gülümsemesini genişletti.

- Seni çözmek gibi bir niyetim yok, Gökçe. Sadece dikkatimi çekiyorsun, o kadar.

Tam o sırada Hakan, elinde tüfeğiyle kamp alanına geri döndü. Andrew’ı ateşin başında beni izlerken gördüğünde, adımlarını hızlandırdı.

- Andrew, nöbet değişimi zamanı. Git dinlen, Gökçe’yle bir başına kalmaktan sıkılmış olmalısın.

Andrew bir şey söylemeden yerinden kalktı ve gözlerimin içine bakarak yavaşça uzaklaştı. Hakan ise hemen yanıma oturdu ve yüzüme baktı.

- O adamdan uzak dur, Gökçe. Hiç güvenilir biri değil.

- Güvenilirlik konusunu bana bırak, Hakan. Ayrıca, seni koruyucu abilik rolünde görmek biraz garip olmaya başladı.

Hakan derin bir nefes aldı.

- Sen benim için sadece bir asker değilsin, Gökçe. Seni korumam gerekiyorsa, korurum. Hepsi bu.

Onun bu sözleri, Andrew’ın tavırlarından daha fazla kafamı karıştırmıştı. Hakan’ın bana olan duygularını sezmiştim, ama bunu açığa çıkarmaya cesaret edemiyordum.

---

Sabahın İlk Işıklarında

Sabah olduğunda, Andrew nöbetini tamamlamış, bize kahve hazırlıyordu. Yorgun ama neşeliydi.

- Günaydın, tim lideri. Umarım gece güzel rüyalar görmüşsündür, dedi bana doğru bir fincan uzatarak.

Hakan’ın kaşlarının çatıldığını görebiliyordum.

- Teşekkür ederim, Andrew. Ama “tim lideri” lafı fazla abartı oldu, sence de öyle değil mi? dedim hafif bir gülümsemeyle.

Andrew omuz silkti.

- Abartı değil. Senin yeteneklerin bu timde fark yaratıyor. Ayrıca, biri güzel bir şey söylediğinde kabul etmeyi öğrenmelisin.

Kahveyi alırken istemeden gülümsedim. Bu sırada Hakan yerinden kalktı ve çantasını toparlamaya başladı. Sert bir tonla konuştu:

- Hadi artık hareket edelim. Flört etmenin zamanı geçti.

Andrew, Hakan’a alaycı bir bakış attı ama hiçbir şey söylemedi. Ben ise Hakan’ın bu ani çıkışından rahatsız olmuş ama belli etmemeye çalışıyordum.

- Tamam Hakan, gidiyoruz. Ama bu sert tavırlarını biraz törpülesen iyi olur, yoksa timde senden başka kimse kalmaz, dedim hafif bir alayla.

Hakan bir şey demeden tüfeğini aldı ve önden yürümeye başladı. Andrew ise gülerek yerinden kalktı ve bana doğru eğildi.

- Biliyor musun? Bu Hakan seni korumaktan vazgeçmeyecek. Ama bu durum seni daha da cazip kılıyor.

Gözlerimi devirip çantamı sırtıma aldım.

- Çok konuşuyorsun, Andrew. Hadi artık yola çıkalım..

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.