5. Bölüm: Yakalanan Aşk

Vaveyla Yazarı: Selinnur Cennetoğlu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: 5. Bölüm: Yakalanan Aşk

Görev tamamlanmış, üsse güvenli bir şekilde dönmüştük. Ancak o gece, özellikle Andrew ve ben arasında yaşanan sessiz yakınlaşma, aklımı kurcalıyordu. Hakan, gün boyu suratı asık bir şekilde benimle konuşmaktan kaçınmıştı. Ama Andrew... O kendine özgü rahat tavrıyla etrafımda dolaşmaya devam ediyordu.

Akşam olduğunda tüm tim yemekhanede toplanmıştı. Hakan karşıma oturmuş, gözlerini tabaktan ayırmadan sessizce yemeğini yiyordu. Andrew ise hemen yan tarafıma geçmiş, sürekli alaycı şakalar yapıyordu.

- Gökçe, dürüst ol. Askerliğe başlamadan önce bir güzellik yarışmasına katılmış mıydın? Bu kadar dikkat çekici olmayı nasıl başarıyorsun? dedi, yüzünde o tanıdık alaycı gülümsemeyle.

Çatalımı bırakıp kaşlarımı çattım.

- Andrew, sanırım burada bütün askerlerin dikkatini çekmek için yarışan biri varsa o da sensin. İtalyan yapımı silahlarınla, keskin bakışlarınla falan... Sen bir Hollywood yıldızı mısın, asker mi?

Bu cevabım yemekhanede küçük bir kahkaha tufanına neden olmuştu. Hakan, kahkaha atmamak için dudaklarını sıktı, ama göz ucuyla Andrew’a sert bir bakış atmaktan geri durmadı.

Andrew ise hiç bozulmamış gibi kolunu masaya yasladı ve bana doğru eğildi.

- İkimiz de dikkat çekiyoruz, Gökçe. Belki bu yüzden bu kadar uyumlu bir çift olurduk, ne dersin?

Bu sözler, yemeğini sakin bir şekilde yiyen Hakan’ı patlatan son damla olmuştu. Birden çatalını masaya vurup Andrew’a sert bir bakış attı.

- Andrew, çeneni kapat ve yemeğini bitir. Burada askerlik yapıyoruz, flört etmiyoruz!

Ben tam karşılık verecekken komutan Özkan’ın sesini duyduk.

- Karalı! Dolgun! Ve sen, Bay İtalyan! Hemen benimle gelin!

---

Komutanın Araya Girişi

Komutanın odasına vardığımızda hepimizi sert bir şekilde süzdü. Özellikle Andrew’a uzun uzun baktı.

- Siz üç kişi, gün boyunca tam bir sirke döndünüz! Karalı, bu nedir? Yemekhanede kahkaha sesleri, asık suratlı bir Hakan ve şaka yapan bir yabancı mı? Burada disiplin nerede?!

Ben, ne söyleyeceğimi bilemeden sessizce dururken Andrew, yine o kendine has alaycı tavrıyla konuştu:

- Komutanım, sadece birlik ruhunu güçlendirmek için birkaç şaka yapıyordum. Anlaşılan pek hoş karşılanmadı.

Komutan gözlerini kısarak Andrew’a baktı.

- Şaka yapmak mı? Sen Türk ordusunda olduğunun farkında mısın, asker? Bizim mizah anlayışımız eğitim sahasında başlar, yemekhanede değil!

Tam bu sırada Hakan dayanamayarak konuştu:

- Komutanım, Andrew fazla rahat. Ben bu timin disiplinini korumak için elimden geleni yapıyorum, ama bazen...

Komutan, Hakan’ın sözünü kesti.

- Biliyorum, Hakan. Sen olmasan burada kimsenin ayakta kalamayacağını düşünüyorum. Ama bu kadar ciddi olmayı bırak. Gençsiniz, eğlenin biraz. Andrew, seni izliyorum. Gökçe, bu timin gözdesi olmaya devam et. Ama unutmayın, işin şakası biterse sıkıntıya düşersiniz!

Komutanın odayı terk etmesiyle hepimiz sessiz kaldık. Sessizliği bozan ise yine Andrew oldu.

- Gökçe, duydun mu? Tim gözdesiymişsin. Tebrik ederim.

Gözlerimi devirip oflayarak kapıya yöneldim.

- Hadi, Andrew. Şu ciddiyetsiz tavırlarını bir kenara bırak ve biraz adam olmayı dene.

Hakan, peşimden yürürken sessizce mırıldandı:

- Andrew fazla rahat, ama onun burada uzun süre kalmasına izin vermem.

---

Beklenmedik Yakınlaşma

Gece geç saatlerde nöbet sıramdaydım. Kamp alanının çevresinde yürürken sessizliği bozan bir ayak sesi duydum. Arkama döndüğümde Andrew’ı gördüm.

- Yine nöbette misin? Herkes uyuyor ama sen hâlâ ayaktasın, dedi, ellerini cebine sokarak.

- İşini ciddiye alan biriyim, Andrew. Sen neden buradasın? diye sordum, şüpheyle.

Andrew omuz silkti ve hafifçe gülümsedi.

- Seni yalnız bırakmak istemedim. Ayrıca... Belki biraz sohbet ederiz diye düşündüm.

- Sohbet mi? Bunu Hakan duysa ne derdi acaba?

Andrew hafifçe kahkaha attı.

- Hakan için üzgünüm ama beni durduramaz. Ben... ne hissettiğimi söylemek istiyorum, Gökçe.

Bu sözler, beni hem şaşırtmış hem de ne yapacağımı bilemez hale getirmişti. Andrew, yavaşça bir adım yaklaştı ve gözlerimin içine baktı.

- Ciddiyim, Gökçe. Senin yanında olmak hoşuma gidiyor. Seni tanımaya çalışıyorum, ve sanırım bu his daha derin bir şeye dönüşüyor.

Tam bir şey söyleyecekken, arkamızdan gelen bir sesle irkildik.

- NE OLUYOR BURADA?!

Komutan Özkan, elinde bir fenerle karşımızda duruyordu. Yüzü öfke ve şaşkınlıkla doluydu.

- Siz ikiniz nöbet sırasında ne yapıyorsunuz? Burası randevu yeri mi?!

Andrew hemen toparlandı, ama hâlâ gülümsemekten kendini alamıyordu.

- Komutanım, sadece konuşuyorduk. Yemin ederim, tamamen masum bir sohbetti.

Komutan fenerini Andrew’ın yüzüne tuttu.

- Sohbet mi? Yoksa aşk nöbetine mi geçtiniz?! Hemen görev yerinize dönün! Gökçe, sen de disiplin raporu yazmaya hazırlan!

Andrew omuz silkti ve hafifçe gülümsedi. Ben ise utançtan kızarmış bir şekilde yerimde dikiliyordum.

- Peki, Komutanım.

---

Sabahın İlk Işıkları

Sabah olduğunda, bütün tim olayı duymuştu. Yemekhaneye girdiğimde herkes bana bakıp gülümsememeye çalışıyordu. Hakan yanıma geldi ve gözlerini kısarak konuştu:

- Ne oldu, Gökçe? Andrew seni aşk nöbetine mi çıkardı?

Başımı masaya yaslayarak derin bir iç çektim.

- Hakan, bir daha bu olayı gündeme getirirsen seni buradan sürüklerim.

Andrew uzaktan bana göz kırptığında, herkes gülmeye başladı. Ben ise başımı öne eğip sadece şunu mırıldandım:

- Bu timle hayatta kalmak, düşmanlardan daha zor...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.