ꫂ᭪

Vaveyla Yazarı: Hyunlixin5oDonu .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 12Şu an: ꫂ᭪

ꫂ᭪

Biricik okurlarım destekleriniz ve yorumlarınızı gördükçe çok mutlu oluyorum çok teşekkür ederim destekleriniz için... Beni bu zevkten mahrum bırakmayın Keyifli okumalar.🤍💙

Bu arada bu bölümün uzunluğu iyi mi yoksa daha uzun mu istiyorsunuz?

ꫂ᭪

Yazar'dan

Hyunjin'in kahkahasını bastırmak için verdiği nafile mücadeleyi izleyen Felix'in yüzündeki gülümseme, yerini giderek huysuz bir ifadeye bıraktı. Karşısındaki adamın kendisini ciddiye almak şöyle dursun, nefesi kesilene kadar gülmesine tahammül edemiyordu. Bir de kafasına geçirdiği şapka bol gelmiş, her hareketinde gözlerinin üzerine doğru kaymaya başlamıştı. Görüşü yeniden kapanınca sinirle iki eliyle şapkayı kavrayıp yukarı itti.

Ardından belini biraz daha büktü, omuzlarını öne düşürdü ve çatık kaşlarının altından Hyunjin'e ters ters baktı. Yaşlı bir adamı taklit ederken kendisini bu kadar kaptırması yetmezmiş gibi, şimdi bir de sırıtan hödüğün alay konusu olmuştu. Rolünü bozmamak adına dudaklarını büzüştürüp baston niyetine kullandığı şemsiyeye yaslandı.

''Ne gülüyorsun lan, hayırsız velet? İnsan büyüğüne saygı gösterir biraz!''

Felix'in taklit amacıyla çıkardığı pürüzlü sesi duyan Hyunjin yeniden kahkahalara boğuldu. Bir eliyle karnını tutarken diğerinin tersiyle göz pınarlarında biriken yaşları sildi. Gülmekten kızaran yüzünü toparlamaya çalışsa da dudaklarının kenarındaki sırıtışı bir türlü gizleyemiyordu. Nefes almakta güçlük çekmesine rağmen susmaya da niyeti yoktu.

''B-büyüğüm mü?'' diye kekeledi. ''Sen ne ara emekli oldun lan?''

Felix, onunla iş birliği yapmayan bedene isyan ederek göz devirdi. Kalp dudakları, aralandı aralanmasına ama Hyunjin'in yüzündeki alayı görünce söyleyeceği sözleri yutup bir kelime dahi edemeden sustu. Vereceği her tepki, onun kahkahalarına yenisini eklemekten başka bir işe yaramıyordu. Bunun yerine çenesini havaya kaldırıp yeleğinin önünü düzeltti. Gömleğin içine sıkıştırdığı kumaş parçalarını patpatlayarak yapay göbeğini belirginleştirdi. Hyunjin'in melodik kıkırtısı arka planda devam ederken Felix mahalledeki bütün gençlerin terbiyesinden kendisini sorumlu tutan yaşlı bir adamın edasına büründü.

''Terbiyesizliğin lüzumu yok evladım. Sizin nesliniz de pek bir şımarık. Büyük konuşmak kolay tabii, yaşlanınca anlarsın.''

Hyunjin tam ağzını açıp karşılık verecekken Felix'in sırtını dönmesiyle sustu. Peruğun altından görünen benekli kulakları kızarmıştı; bunun öfkeden mi yoksa utançtan mı kaynaklandığını anlamak güçtü. Felix ise az önce bir gencin alaylarına maruz kalmamış gibi, mahalledeki bakkala uğramışçasına yeleğinin ceplerini karıştırmaya koyuldu.

Önce sağ cebinden buruşturulmuş bir mendil çıkardı. Mendili açıp şöyle bir inceledikten sonra yüzünü buruşturdu ve tekrar cebine tıktı. Sol cebine uzandı. Parmakları astarın derinliklerinde bir süre dolaştı. Nihayet aradığı şeyi bulunca gözleri sevinçle parıldadı.

''Hah! Buldum.''

Hyunjin, dudaklarını birbirine bastararak gülümsemesini kontrol altına almaya çalıştı. Yarıya kadar içtiği sigarayı küllüğün kenarına bastırıp söndürdükten sonra sırtını dikleştirdi, ellerini ceplerine soktu. Felix'in avucunu kapatarak kendisine döndüğünü görünce merakla kaşlarını kaldırdı.

''Ne buldun?''

Felix, soruyu cevapsız bırakarak ağır ağır yanına yaklaştı. Sanki dünyanın en doğal işini yapıyormuş gibi elini uzattı. Avcunda duran minik, renkli şeker ambalajının üzerinde ışıldayan gözleriyle karşısındaki uzuna baktı.

''Al bakalım evladım. Şeker ye de kan şekerin düzelsin. Belki o zaman insan gibi konuşmayı öğrenirsin.'' Hyunjin'in yüzündeki ifade cidden görülmeye değerdi. Önce şekeri, sonra şapkası burnuna kadar kaymış, iki büklüm duran Felix'i süzdü.

''Sen ciddi misin?''

''Ne varmış şekerimde?'' Felix, ambalajı parmaklarının arasında salladı. ''Hem de en sevdiğimden. Sütlü çilekli.''

''Başka ne var orada?''

Felix, bu sorudan kuşkulanmış gibi gözlerini kıstı. Devir, hırsızların kol gezdiği bir devirdi sonuçta. İnsan kime güveneceğini bilmeli, elindekini herkese göstermemeliydi.

''Sana ne?''

''Merak ettim.''

''Merak iyi bir şey değildir evladım. İnsanı mezara sokar.''

Felix, şekerini paylaşma fikrini yeni değerlendirmiş de bundan pek hoşlanmamış gibi yüzünü buruşturdu. Parmak ucundaki şekeri avucunun içine alıp yeleğinin cebine koyacakmış gibi yaptı; son anda vazgeçerek Hyunjin'e doğru uzattı.

''Bak şimdi. İnsan dediğin hazırlıklı olacak. Yolda bir çocuk görürsün, ağlıyordur; verirsin bir şeker, yüzü güler. Bir bakarsın, tansiyonun düşmüştür, ağzın kurumuştur; atarsın ağzına bir tane, kendine gelirsin. Hayat bu. Her şeyi önceden bilemezsin.''

Hyunjin, alt dudağını dişlerinin arasına sıkıştırdı. Gülmemek için gösterdiği çaba yüzündeki kasların gerilmesinden belliydi. Felix ise sonunda kendisini dinleyen birini bulmanın verdiği özgüvenle nutkuna devam etti.

''Siz gençler her şeyi dalgaya alıyorsunuz. Birinizin cebinde mendil yoktur, ötekinin başı beladan çıkmaz ama üstünde yara bandı taşımaz. Sonra başınız sıkışınca kim yetişiyor? Bizim gibiler.'' dedi afıtla. Hyunjin'in neşesi silikleşirken az önce kendisini güldüren şeyin artık yalnızca kılık kıyafet olmadığını anlamıştı.

Felix'in her başı sıkıştığında bir role bürünmesi ve girdiği ruh halini sonuna kadar hissettirmesi, Hyunjin'in hafızasına güzel bir el yazısıyla kazınıyordu. Uzun olan başını önüne eğerek uslu bir çocuk taklidi yaptı. Birkaç saniyeliğine ona ayak uydursa ne kaybederdi ki? Çekingen hareketlerle elini uzatıp Felix'in avucundaki şekeri aldı, hızla cebine koydu.

''Sağ ol.''

Kelimeler öylesine doğal dökülmüştü ki Felix bir an ne diyeceğini unuttu. Hyunjin'in gerçekten teşekkür etmesi mi daha şaşırtıcıydı, yoksa bunu yaparken ilk kez onunla dalga geçmiyor gibi görünmesi mi, karar veremedi.

Neyse ki bu tereddüt uzun sürmedi. Burnunu havaya kaldırıp başını ağır ağır salladı. ''Afiyet olsun evladım. Bir tane daha ister misin? Bende var.''

''Kaç tane var?''

Felix, soruyla birlikte iki cebini de korurcasına kapattı. Bütün şekerlerini bu rol uğruna feda edemezdi.

''Tükendi.''

Hyunjin'in gülümsemesi yeniden belirirken Felix şapkasını düzeltmekle meşguldü. Bir yandan kendi kendine söyleniyor, diğer yandan ceplerini yoklayarak şekerlerinin hâlâ yerinde olup olmadığını kontrol ediyordu.

''Sen şimdi bu kılıkta Daksosa'nın adamlarının arasına mı gireceksin?'' Felix bu soruyu eni sonunda bekliyordu.

''Evet.''

''Nasıl?''

''Yürüyerek.'' Kendisinden daha alaycı bir tavır takınan miniğin cevabı Hyunjin'in sabrını zorluyordu. Dilini alt dudağının iç kısmına bastırıp derin bir nefes aldı.

''Ciddi ol.''

Felix'in dudakları büzüldü. Kayan şapkayı yine yeniden düzelttikten sonra Hyunjin'e döndü.''Gayet ciddiyim. Senin bu kadar somurtman tansiyonuna iyi gelmiyor, haberin olsun.''

''Benim tansiyonumu boş ver sen şimdi.'' Hyunjin, sabrını toplamak istercesine yüzünü sıvazladı. ''Sana bir şey soruyorum. Bu kılık ne işe yarayacak? Daksosa'nın mekanında bu halde mi gireceksin?''

''Evet.''

''Peki sonra?'' Felix'in irisleri bir noktaya daldı. Sonrasını kendisi de bilmiyordu. Hyunjin bir süre cevap bekledi, ancak karşısındaki çilliden çıt çıkmayınca kaşlarını çattı.

''Sonrası yok, değil mi?''

''Olmaz olur mu?''

''Anlat o zaman.''

Felix, şemsiyeyi kolunun altına sıkıştırdı. Aslında başından sonuna kadar işleyen kusursuz bir planı yoktu. Hatta dürüst olmak gerekirse, kılığına uygun bir yürüyüş biçimi geliştirmekle uğraştığından geri kalan ayrıntılara pek vakit ayıramamıştı. Bütün hazırlığı, adamların kendisini tanımamasını sağlamaya yönelikti. Ancak bunu Hyunjin'e söylemezdi.

''Şimdi evladım, sen olaya yanlış yerden bakıyorsun. İnsanlar gençlerden şüphelenir. Hele senin gibi kaşının üstünde gözü olan, suratından bela akan birinden...''

''Suratımdan bela mı akıyor?''

Felix, tek eliyle Hyunjin'i susturdu. Dakikalardır ayakta durduğundan sanki romatizması azmış gibi küçük adımlarla koltuğa ilerleyip oturdu.

''Sözümü kesme. Büyüklerin konuşurken dinleyeceksin.'' Hyunjin de çilli olana uyum sağlayıp koltuğa yerleşip dikkat kesildi.

''Devam et, amca.''

''Aferin. Şimdi, benim gibi yaşlı bir adamı kim ciddiye alır? Kimse. İnsanlar yaşlıları görünce ne düşünür? İşte, torununa bakmaya gidiyor. Alışverişten dönüyor. Yolunu kaybetmiş. Biraz da unutkan zaten, yazık...'' Felix, sözlerini destekler niteliğinde şapkasını öne eğip omuzlarını düşürdü.

Hyunjin düğüm yaptığı kollarını çözüp sırtını dikleştirdi. ''Peki ya seni tanırlarsa?''

''Tanımazlar.''

''Nereden biliyorsun?''

''Çünkü ben bile kendimi tanıyamıyorum.''

Hyunjin'in haklı olduğu noktalar vardı elbette. Daksosa'nın adamları dikkatsiz değildi ve karşılarına çıkan herkesi hafife almak ikisinin de başını derde sokabilirdi. Yine de Felix, hiçbir şey yapmadan beklemenin de bir çözüm olmadığını biliyordu. Üstelik Hyunjin'in tek başına oraya giderek kendisini Daksosa'nın insafına bırakmasına göz yumamazdı.

İrisleri Hyunjin'in çehresini bulduğunda planını pek de iç açıcı bulmadığını anlaması zor olmadı.''Bak, planın her ayrıntısını bildiğimi söyleyemeyeceğim. Çünkü bilmiyorum. Oraya gidince neyle karşılaşacağımızı da bilmiyorum. Ama seninle birlikte kapıdan dalıp herkese kim olduğumuzu ilan etmekten daha mantıklı bir başlangıç bu.''

Felix'in ikna çabaları Hyunjin'e ulaşmıştı ancak bu, uzun olanın fikre bütünüyle sıcak baktuğı anlamına gelmiyordu. Dipsiz bir kuyuyu andıran siyah irisleri çilliyi bulduğunda dudaklarını araladı.

''İş boka sararsa?''

Bu ihtimali sormasının ardında Minho vardı. Plan yapmak başlı başına bir sorun değildi; asıl mesele, karşılarında bütün hayatını bu işlerin içinde geçirmiş, kendilerinden çok daha deneyimli bir adamın bulunmasıydı. Daksosa'yı hafife almak, yapılabilecek en büyük hatalardan biri olurdu. Öte taraftan Felix bu olasılığı düşünmek bile istemiyordu. Şimdilik kulak arkası edecekti.

''O zaman doğaçlama yaparım.'' Hyunjin bakışları, gerçekten bunu söyleyip söylemediğini sorgular gibiydi.

''Doğaçlama mı?''

''Evet''

''Bütün planın bu mu?'' Felix hiç tereddüt etmeden başını salladı.''Bir de şekerlerim var.''

Hyunjin'in aklı, cebine attığı minik şekere gitti. Dudaklarının kenarı kıvrıldı. Çilliyi bir süre süzdükten sonra ''nıç nıç'' layıp bakışlarını kaçırdı. Kendisinden daha deliydi bu tütülü.

Onu uyaracaktı, bu sefer iyilik olsun diyeydi.

''Orası oyun alanı değil. Daksosa'nın adamları seni fark ederse bu saçma bez parçaları seni kurtarmaz.''

''Biliyorum.''

Tabi ki biliyordu. Hyunjin'in onu vazgeçirmeye çalışacağını da biliyordu. Tehlikeli olduğunu söyleyecek, ya da yarı yolda götürmekten vazgeçecekti. Ancak Felix'in geri adım atacak lüksü yoktu. Jisung onun en yakın dostuydu. Başına ne geldiğini öğrenmeden evde oturmak, yapabileceği son şeydi. Özellikle de bu belanın kendi yüzünden Jisung'un başına geldiğini düşündüğünde. Sonuçları ne olursa olsun, harekete geçmek zorundaydı.

Hyunjin'in yaralarına rağmen her şeyi tek başına üstlenmeye çalışması da sinirlerini bozuyordu. Kendini ne sanıyordu? Herkesin hayatını omuzlarında taşımak zorundaymış gibi davranan inatçı bir aptaldan başka neydi? Felix'le anlaşma yapıp kimseyi koruyamamıştı bile. Bu özgüven yersizdi.

''Hem,'' diye ekledi, yeniden yeleğinin cebine uzanarak. ''senin bu kadar gergin olman hiç sağlıklı değil. Al, bir şeker daha ister misin?'' Hyunjin, uzatılan şekere baktı.

''Hayır.''

''Emin misin?''

''Eminim.''

''Sonra isteme ama.''

''İstemeyeceğim.''

Felix, şekeri ağırbaşlı bir tavırla cebine geri koydu. Hyunjin bir süre daha yüzüne çizgiler kondurulmuş çilliyi izledi. Bu tütülü oğlanı ilk gördüğü andan itibaren kucakladığı yenilgiyi damarlarında hissediyordu. Ne yaparsa yapsın, bu çocuğu kararından döndürmek kolay olmayacaktı.

''Peki. Kendi düşen ağlamaz.''

Felix'in gözleri şaşkınlıkla devleşirken uzun olana döndü. Hyunjin omuzları gevşemiş, dudakları belli belirsiz bir gülümsemeyle kıvrılmıştı.

''Yani beni de götürecek misin?''

''Evet. Ama bir şartım var.'' Felix, çömez bir asker gibi yerinde doğrulup ciddileşti.

''Söyle bakalım.''

''Ben ne dersem onu yapacaksın. Kendi başına bir kahramanlığa girişmeyeceksin. İçeride bir şeylerin ters gittiğini anladığın an, arkana bakmadan topuklayacaksın. Çaktın mı?'' Felix göz devirdi.

''Beni çocuk mu sanıyorsun?'' Hyunjin, bıyık altından sırıtarak başındaki şapkayı işaret etti.

''Şu an sana ne diyeceğimi gerçekten bilmiyorum.''

''Saygısız.''

Hyunjin hala bu fikrin akıl karı olmadığını düşünüyordu. Felix'in doğaçlamasına güvenmek, hayatı boyunca aldığı en tuhaf kararlardan biriydi. Ancak artık geri adım atmak yerine en azından gözünü onun üzerinden ayırmamaya karar vermişti.

Biraz ötesindeki çilli, ayaklanıp minik adımlarla dış kapıya ilerledi. Eşiğe varmadan arkasına dönüp elini sallayarak Hyunjin'i yanına çağırdı.

''Hadi bakalım, evladım. Fazla oyalanmayalım. Yaşlı adamın işi çok.'' Hyunjin ağzının içinde anlaşılmaz bir şeyler mırıldanarak ceketini kaptığı gibi peşine takıldı.

Hyunjin, kapıdan çıktığı sırada kendisini bekleyen felaketin beyaz bir peruğun altına gizlenmiş, iki büklüm bir ihtiyar taklidi yapan çilli yaramaz bir çocuktan ibaret olabileceğini henüz bilmiyordu. Bilseydi muhtemelen ceketini almayı unutur, Felix'i evde bırakmak için son bir kez daha şansını denerdi. Ne var ki yanındaki çilli çoktan kararını vermişti.

ᯓᡣ𐭩

Sokağa adım attıklarında akşamın ayazı yüzlerine vurdu. Gökyüzü, binaların arasına sıkışmış kirli bir örtü gibi şehrin üzerine çökmüştü. Uzaklardaki tabelalardan sızan ışıklar, ıslak kaldırımlarda soluk renkli lekeler bırakmıştı. Felix, şemsiyesini baston niyetine kullanarak kaldırım boyunca ilerlerken Hyunjin az gerisinden motorla takip ediyordu. Her adımda belini biraz daha bükmesi, başını öne eğmesi ve ara sıra dizlerinden birini tutarak iç çekmesi, az önce koltukta otururken sergilediği gösterinin devamıydı.

Hyunjin sabrının son yudumunu da yitirdiğinde hızını arttırıp Felixle aynı hizada durdu.

''Bir şey soracağım.''

Felix başını çevirmeden homurdandı. Kurtlu Hwang, yakayı ele vermek için her iki dakikada bir saçma sorularla kendisini taciz ediyordu. Aslında gaza basıp önden gitmesini söylemişti ama Hwang işte; kendi bildiğini okuyordu.

''Sor evladım.''

''Şu an gerçekten yaşlı olduğuna kendin de inanıyor musun?'' Felix, şemsiyenin ucunu öfkeyle Hyunjin'in alnın tam ortasına doğrulttu.

''İnsan yaşına başına bakmadan konuşmamalı. Senin gibiler yüzünden tansiyonum çıkıyor zaten.''

''Benim gibiler?''

''Başka kimin gibiler olacak? Dikkat çekmemeliyiz, demiştim ama sen arkamdan ayrılmıyorsun. Bir de sürekli ahiret soruları soruyorsun evladım.''

Hyunjin, dilinin ucuna gelen cevabı yutup başını iki yana salladı. Felix'in kendisini bir kez daha susturmak için fırsat kolladığını anlamıştı. Bu zevkten mahrum kalmalıydı. Hem kendisinden hayli kısa olan bu minik çocukla mantıklı bir tartışma yürütmek, duvara dert anlatmaktan farksızdı.

Hyunjin pes edip susunca Felix de rahat bir nefes aldı ve rotasına yeniden odaklandı.

ᯓᡣ𐭩

Daksosa'nın mekanının bulunduğu bölgeye yaklaştıkça sokakların görünümü değişmeye başlamıştı. Dükkanların çoğu kepenklerini ya tamamen indirmiş ya da yarıya kadar kapatmıştı. Birkaç sokak lambasının titrek aydınlığı, terk edilmiş binaların cephelerini aydınlatmaya yetmiyor; köşe başlarında bekleyen grupların yüzleri gölgelerin içinde kayboluyordu. Burada kimse gereksiz yere oyalanmıyor, yoldan geçenler de başlarını kaldırıp etrafa bakmıyordu. Sanki herkes, bu bölgenin görünmeyen kurallarını çok önceden öğrenmişti.

Burası, yanlış kapıyı çalmanın bile insanı pişman edebileceği türden bir yerdi. Felix çevresini incelemekle meşguldü. Bakışları yolun karşısında muazzam bir hizayla park edilmiş siyah araçlardan, binanın girişini tutan iki adama kadar her ayrıntının üzerinde kısa sürelerle dolaşıyordu. Dışarıdan bakıldığında meraklı bir ihtiyardan başka bir şey değildi. Ne var ki peruğun altında sakladığı kehribar gözleri, sergilediği umursamazlığın aksine çevresindeki her hareketi takip ediyordu.

Hyunjin yeterince yaklaştıklarına emin olduğunda yeniden hızlanıp Felix'in yanına sokuldu.

''Mekan burası.''

Felix uzun olanın uyarısını aldığında başını kaldırıp bakışlarını sanki yıllardır kullanılmayan bir depo olmaktan öteye gitmeyen yapıya dikti. Kirli duvarları, hasarlı cephesi, karanlık pencereleri ve paslanmış demir kapısıyla çevresindeki yapılardan pek de farklı görünmüyordu. Fakat girişin önünde sıralanmış siyah araçlar ve kapının iki yanında bekleyen izbandut gibi adamlar, içeride dönen işlerin hiç de sıradan olmadığını açıkça belli ediyordu.

Bu görüntü Felix'in dikkatini dağıtırken midesine ince bir huzursuzluk yerleşti. Buraya gelene kadar kendi kendine defalarca cesur görünmesi gerektiğini söylemişti. Mekanın yakınında durunca, zihninde canlandırdığı görüntüyle karşılaştığı gerçeklik arasındaki uçurum daha belirgin hale gelmişti.

Geri dönemezdi.

''Şimdi ne yapıyoruz?''

Hyunjin'in sesi, Felix'i düşüncelerinden sıyırdı. Felix parmaklarını birbirine kenetleyip kehribar irislerini Hyunjin'e çevirdi.

''Sen kendi işine bakıyorsun, ben de benimkine.''

''Ne demek o?''

Hyunjin'in kafasında kask vardı; yüzünün çoğunluğu görünmüyordu. Yine de görüş alanında kalan kalın şekilli kaşlarının çatıldığını anlamak için yüzünü bütünüyle görmesine gerek yoktu.

''Mekana ayrı ayrı gireceğiz.''

''Senin işin ne tam olarak?''

Felix bir an duraksadı. Hyunjin'le birlikte içeri girmek, kendi topuğuna altı el ateş etmekten farksızdı. Tek başına hareket ederse en azından bir şansı olabilirdi.

''Bahis oynayacağım.'' Hyunjin'in yüzündeki ifade değişti.

''Ne?''

''Duydun işte.''

''Sen ne anlarsın bu işlerden?''

''Rolüm anlıyor evladım! Rolüm!'' Felix sesini desibelini gereğinden fazla yükselttiğini fark edince hemen boğazını temizleyip yeniden yaşlı adam tavrına büründü.

''İnsan her şeyi de açıklamak zorunda kalıyor.'' Hyunjin'in irisleri bir süre çillinin üzerinde gezindi.

''Bana bak, sakın saçma bir şey yapma.''

''Ben hayatım boyunca saçma bir şey yapmadım. Mıştım ta ki seninle tanışana kadar.''

''Az önce kendini benim babam ilan ettin.''

''O başka mesele.'' Felix'in yol boyunca türlü türlü fikirler ürettiği doğruydu. Hyunjin'in gözüne sokarcasına dile getirdiği ise bunlardan yalnızca biriydi.

''Şimdi de bahis oynamaktan bahsediyorsun.''

''İnsan yaşlanınca birtakım alışkanlıkları oluyor. Hem para benim değil mi?'' Hyunjin gözlerini kısıp bu fikri hiç onaylamadığını belli etti. Felix bunu görmezden gelerek birkaç adım uzaklaştı. Tam köşeyi dönmek üzereyken arkasına bakıp işaret parmağını kaldırdı.

''Sen kendi işine bak. Beni tanımıyormuşsun gibi davranacaksın. Sakın bana bakıp gülme.''

''Seni tanımıyormuş gibi davranmam için seni tanımam lazım değil mi? Zıkkımın kökü... hm.'' Felix'in kaşları çatıldı.

Hyunjin'le türlü türlü belalara bulaşmış, hatta yanlışlıkla öpmüştü bile. Cidden, isminden bir haber olan bir adamı öpmüştü. Bakışları, usulca kasktan ötürü görünmeyen dudakların bulunduğu noktaya kayınca kalbi tekledi.

Çilli yanaklarının karıncalanıp ısındığını hissetti.

''Felix. Lee Felix.''

ᯓᡣ𐭩

Yazım yanlışları varsa affolla...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

28okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18