ꫂ᭪

Vaveyla Yazarı: Hyunlixin5oDonu .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 12Şu an: ꫂ᭪

ꫂ᭪

Sevgili okurlar bölümleri okurken bolca yorum yapmaktan çekinmeyin lütfen. Yaptığınız yorumları keyifle okuyup daha hevesli yazıyorum bilginize... Yanında minik bir oy da olsa dadundan yenmez uuff... Keyifli okumalar dilerim.

ꫂ᭪

Felix'in Ağzından:

''Sokak dövüşçüsüyüm.''

Duyduğum iki kelime, zorla sindirmeye çalıştığım lokmayı boğazımda bıraktı. Elimdeki sandviçi masaya indirirken irislerimi merakla Hyunjin'e çevirdim. Oysa o, sanki az önce havadan sudan bahsetmiş gibi son derece kayıtsızdı. Yüzündeki en ufak ifade değişikliğinden bile kaçınan bu adamın karşısında, duyduğum şeyin ağırlığını tek başıma taşımaya çalışıyordum.

Bakışlarım istemsizce yüzünde gezindi. Alt dudağının kenarındaki yarık, elmacık kemiğine yayılan morluk ve üzerine geçirdiği siyah tişörtün altından belirgin bandajlar... Beni her gördüğümde 'bu adamın başka kıyafeti yok mu?' sorusuyla baş başa bırakan o lanet siyah tişört, bu kez dikkatimi bile çekmiyordu.

Vücuduna dövme misali yapışmış yaraların sebebi şimdi anlaşılmıştı.

Sokak dövüşçüsüymüş.

Allah aşkına, insanın kendine seçebileceği daha az baş belası bir meslek yok muydu? Bu resmen ben yaşamaktan sıkıldım, bari birileri de benim yüzümden sıkıntı çeksin, demenin başka bir yoluydu. Üstelik o birileri de ben ve arkadaşım oluyordu. Jisung'u düşününce midemin dibine yerleşen huzursuzluk yeniden kıpırdandı. Nerede olduğunu bile bilmiyordum. Kimin elindeydi? Ona bir şey yapmışlar mıydı? Şu an korkuyor muydu? Düşüncelerimin her biri bir öncekinden daha kötü bir ihtimale varıyordu. Böyle bir durumda Hyunjin'in mesleğine şaşırıp dakikalarca tepki vermemi beklemesi biraz komikti doğrusu.

Tek kaşımı havaya kaldırdım. ''Ee?'' Hyunjin, verdiğim cevap onu tatmin etmemiş olacak ki kaşlarını çattı.

''Hepsi bu mu?''

Bir an yüzüne baktım. Ardından elimdeki sandviçe, sonra tekrar ona...

Benden nasıl bir performans bekliyordu? Ayağa kalkıp alkışlamamı mı? Yoksa hayatını böylesine tehlikeli bir işe adadığı için kendisini tebrik etmemi mi? Ki hâli hazırda olan yaraları zaten normal bir işin içinde olmadığını açıkça gösteriyordu. Açıkcası Hyunjin'in ne iş yaptığıyla değil arkadaşımın nasıl bir belanın içinde olduğunu merak ediyordum.

''Ne bekliyordun?''

''Bir şey demeni.''

''Peki, bir şey diyeyim.'' Sandviçimi poşetin üzerine bırakarak sırtımı koltuğa yasladım. ''Bir dahaki sefere kavga etmeye gitmeden önce ilk yardım çantası almayı unutma.'' Bakışları bir an boşluğa düşer gibi olsa da fark ettiğinde kaşlarını daha da çattı.

''Benimle taşşak mı geçiyorsun?''

''Hayır, Hyunjin. Sana tavsiyede bulunuyorum. İkisini ayırt edebilmen için söyleyeyim dedim.'' Dudaklarını birbirine bastırdı. Verecek bir cevabı vardı, bundan emindim. Fakat nedense söylemedi. Bakışlarını benden kaçırıp başını hafifçe yana çevirdiğinde ben de irislerimi onun yüzünden çektim. En başından beri bana bu kadar boktan davranırken ben hiçbir şey için zorunda değildim.

Onu evime almak zorunda değildim.

Yaralarını temizlemek, başında sabahlayıp ateşinin yükselip yükselmediğini kontrol etmek zorunda da değildim.

Ama yapmıştım.

Çünkü yaralı birini arkamda bırakabilecek biri değildim. Çünkü biri yardıma ihtiyaç duyduğunda, o kişiden hoşlanıp hoşlanmadığımı düşünmek aklıma gelen son şeydi. Hyunjin'in bütün kabalığına, aşağılayıcı sözlerine rağmen ona yardım etmiştim.

Bunun için pişman değildim. Şu anlık. Ama bir iyilik yapmakla bu denli zarar gören ilk kişi ben olabilirdim. Bu iyilik ona hayatımı mahvetme hakkı vermiyordu.

Arkadaşlarıma zarar verme hakkı hiç vermiyordu.

''Ne oldu?'' diye sordum, sesimi biraz alçaltarak. ''Birden neden sustun?'' Bedenini geriye yasladı. Başını koltuğa dayamasa da omuzlarının yorgunlukla biraz daha düştüğünü fark ettim. Bakışlarını üzerimden çekmişti ama ben ona bakmadığım hâlde üzerimdeki gözlerini hissediyordum. Bazen birinin bakışı, dokunmadan da insanı huzursuz etmeye yetiyordu. Onun bakışlarının yükü vardı.

''Anlatacağım.'' Başımı hafifçe yana eğdim. Gerçekten mi?

Hyunjin'in ağzından iki üç cümleden uzun, üstelik kendi isteğiyle söylenmiş bir açıklama çıkacağına ihtimal vermiyordum. Şimdiye kadar her sorumu ya tersleyerek geçiştirmiş ya da beni haddimi bilmem konusunda uyarmıştı. İlk defa, kendisine ait bir kapıyı aralamayı düşünüyordu. Elbette o kapının ardında ne olduğunu merak ediyordum.

Hyunjin bir süre daha sessizliğini korudu. Söyleyeceklerini zihninde tartıyor, hangi kelimelerin ağzından çıkmasına izin vereceğine karar vermeye çalışıyor gibiydi. Sonunda diliyle kurumuş alt dudağını ıslatıp sıkkın bir nefes verdi.

''Bu işlere isteyerek girmedim.'' dedi. Ağzımdaki lokmayı çiğnemeyi bıraktım. ''Başlarda yalnızca paraya ihtiyacım vardı. Sonra bir kere girdin mi çıkmanın o kadar kolay olmadığını anlıyorsun.''

Sesindeki değişim öylesine küçüktü ki dikkat etmesem gözden kaçırabilirdim. Ama kaçırmadım. Az önce canavar olduğuna emin olduğum adam gitmiş, yerine derin meselelere sahip kırılgan biri gelmişti. Bu oldukça beklenmedikti. Yüzündeki morluklar bir anda başka bir anlam kazanmadı tabii. Ama ilk kez yalnızca ne kadar kavga ettiğini değil, bu kavgaların onu ne hâle getirdiğini de düşünmeye başladım. Bakışlarımı ona çevirip daha dikkatli süzmeye koyuldum. Sahip olduğu bütün yaralardan bağımsız olarak çok yorgun görünüyordu. Hayat enerjisi azar azar çekilmiş biri gibi.

Bunu nereden çıkardığımı bilmiyordum. Göz altlarındaki yorgunluktan, ya da oturduğu yerde bile kendisini rahat bırakmayan o gerginlikten olabilir... İnsanlar karşısındakine ne kadar kızgın olursa olsun acısını fark etmek için onu seviyor olmak zorunda değildi.

''Nasıl yani?'' diye sordum. Kaşları çatıldı.

''Nasıl yani ne?''

''Hyunjin, seninle bilmece çözmüyoruz. Biraz aç şu konuyu.'' Bakışları bana döndü. Dudakları kararsızlıkla aralanıp kapandı. Bir şey söyleyecek gibi oldu, sonra vazgeçti. Gerçekten daha önce kimseyle dertleşmemiş miydi?

Bu kadar zor muydu?

''Her şeyi bilmek zorunda değilsin.''

''Doğru. Ama madem anlatmaya başladın, cümlenin ortasında duvara çarpmış gibi durmayı bırakabilirsin.''

O an meselenin sadece anlatmak olmadığını anladım. Hayatında ilk kez birine anlatmayı düşünüyor ve bunun onu ne kadar savunmasız bırakacağından korkuyordu. İnsanların kendilerini korumak için türlü türlü yöntemleri vardı. Kimisi duvar örer, kimisi arkasına saklanacak bahaneler bulurdu. Kimisi de Hyunjin gibi en küçük yakınlık belirtisini bile tehdit sayardı. Kaba sözleri, öfkesi, insanı tepeden tırnağa süzen o küçümseyici bakışları...

Bütün bunlar, kimsenin onun gerçek kimliğini görmemesi için kullandığı bir tür kalkandı.

Ama kalkan dediğin şey insanı korumalıydı. Hyunjin'inkiyse kendisi dahil herkesi yaralayacak kadar keskindi. Belki de asıl mesele buydu. İnsan, bir süre sonra kendisini korumak için ördüğü duvarların arkasında yaşamaya alışıyor ve bir başkasının içeri girmesini tehlike sanıyordu.

Yine de merak ediyordum.

Daha doğrusu, başına gelenleri anlatmak yerine herkesi kendisinden nefret ettirmeyi tercih etmesi için ne olmuş olabilirdi? Tam ağzımı açıp onu konuşmaya zorlayacakken derin bir nefes aldı. ''Daksosa diye bir adam var.'' İsim, salonumun ortasına bırakılmış ağır bir cisim gibi aramızdaki sessizliğe düştü. Hyunjin'in yüzündeki o kısa süreli kırılganlık, yerini bir anda öfkeye teslim etti. Çenesindeki kaslar gerildi. Parmaklarını dizinin üzerinde yumruk haline getirmişti.

Yalnızca bir isimden bile bu kadar nefret edebilmesi için o isimle arasında nasıl bir bağ gerekiyordu?

''Kim bu Daksosa?''

''Bana kalırsa bir ayağı çukurda canına susamış bir bunak.'' Bakışlarını bana çevirdi. ''Ama sana şöyle bir parantez açayım. Malum anlamıyorsun ya. Beni omzumdan yaralayan, arkadaşını kaçıran yeraltı dünyasında gücü ve sözü geçen bir mafya.'' Gözlerimi birkaç kez kırpıştırdım.

''Bir dakika.''

Elimi kaldırıp onu durdurdum. Beynimin, az önce duyduğum cümleyi sindirmek için zamana ihtiyacı vardı.

Arkadaşımı kaçıran.

Yeraltı dünyası.

Mafya.

Bunlar aynı cümlede bir araya gelmemesi gerek üç ayrı şeydi. Özellikle de en yakın arkadaşımın adının geçtiği bir cümlede. Stüdyomun kana bulandığı o gece... O adamlar, hepsine bu adam mı sebep olmuştu? Daksosa.

''Jisung'u kaçıran kişi seni öldüresiye döven, omzundan yaralayan adam mı?''

''Evet.''

Cevabı o kadar hızlı, o kadar kesin geldi ki içimde tutunmaya çalıştığım son umut kırıntısı da dağıldı. Bir an için salonumun duvarları üzerime doğru yaklaşıyormuş gibi hissettim. Az önce önümde duran sandviç, bedeni yara bereyle kaplı adam, duvara asılı tablolar... Her şey yerli yerindeydi. Dünyamın bu kadar sıradan görünmesi sinir bozucuydu. Çünkü benim için her şey değişmişti ama dışarıdaki hayat bundan habersizce akmaya devam ediyordu.

Jisung bir mafyanın elindeydi.

Ve onu elinde tutan adam, Hyunjin gibi dayak yemeyi iş edinen birini bile geriyordu. Benim zavallı Jisung'um için ise tam bir felaket olmalıydı. Boğazımdaki düğümü yutkunarak çözmeye çalıştım. Hayır, Jisung'u o vicdansızların eline bırakamazdım. Öfkeyle ayaklandım.

''Hop hop hayırdır tütülü?'' Hyunjin ayağı fırlamamla yeniden çürüttüğü kolumu yakaladı. ''Bırak kolumu. Bak Hyunjin senin dünyan hakkında çok fikrim olmasa bile ben arkadaşım tehlikeli adamların elindeyken senin gibi bacaklarımı yayıp oturamam. Polise gitmeliyiz.'' Hyunjin'in tutuşunda bir değişiklik olmayınca göz kapaklarımı sabır dilercesine kapatıp nefes verdim. ''En başından gitmeliydik.''

''Polise gidemezsin.''

''Nedenmiş yoksa seni de mi içeri tıkarlar.'' Olasıydı. Zor şeyler yaşamış olabilirdi ama bununla başa çıkmak için kirli yolları kullanması bir seçimdi. Jisung kendi hâlinde masum biri. Neden onların boktan meseleleri yüzünden onun canı masaya atılmıştı. Bu işin içinde kim varsa hepsi layığını bulmalıydı.

''Hayır, mesele benim ne olacağım değil. Eğer gidersen arkadaşının leşini dahi bulamazsın. Daksosa'yı tanıyorsam onu bu dünyadan siler. Hiç var olmamış gibi.'' Gözlerim yanıyordu. Alt dudağım çaresizce büküldü. Hayır Felix bunu yapma.

Ne kadar dirensem de çoktan dolmuş göz pınarlarım, acı dolu hıçkırığımı tutamadım. Bacaklarımı büküp yere çöktüm. Titreyen ellerimi bacaklarıma sarıp kafamı dizlerime yasladım. ''Ğ-ğık...'' Gözyaşlarımın onun önünde akmasına izin vermek istemiyordum. Zaten yeterince kötü durumdaydım, bir de Hyunjin'in karşısında kendimi tamamen çaresiz hissetmeye ihtiyacım yoktu yeniden.

''Şşşt...'' Sesindeki yumuşaklık, başımı kaldırmama neden oldu. O da benim gibi yere çökmüştü. Parmakları yanağıma dokunacakmış gibi havada asılı kaldıktan sonra, gözümün kenarından süzülen yaşı başparmağıyla sildi.

''Ağlama, tütülü.''

Bunu söylerken sesi her zamankinden daha alçaktı. Ne alay vardı içinde ne de beni küçümsemeye çalışan o sinir bozucu tavrı. Yalnızca, ne yapacağını bilemeyen birinin beceriksizce gösterdiği şefkat vardı.

İşin tuhafı, bu küçücük hareketi ondan beklemiyordum.

Beni kendisine yaklaştırıp yaklaştırmamak arasında kalmış gibi bir süre yüzüme baktı. Ardından kararını vermiş olacak ki kolunu omuzlarıma doladı ve beni kendisine çekti. Alnım göğsüne değdiğinde bütün bedenim kasıldı.

Geri çekilmedim.

Çünkü birinin bana her şeyin yoluna gireceğini söylemesine ihtiyacım vardı. Bunun doğru olup olmadığını sorgulamadan, bir anlığına bile olsa öyle kalmak istedim. Hyunjin'in eli sırtımda duraksadı. Sonra ağır, temkinli hareketlerle sırtımı sıvazlamaya başladı.

''Bir şey olmayacak ona.'' dedi. Gözlerimi kapattım.

''Bunu nereden biliyorsun?''

Cevap vermedi.

İşte sorun da buydu. Bilmiyordu. Benim gibi o da bilmiyordu. Aramızdaki tek fark, Hyunjin'in korkusunu öfkesinin arkasına saklayabilmesi, benimse artık bunu yapacak gücümün kalmamasıydı.

''Bana yalan söyleme.'' Sesim hem onun göğsüne yapışık olmamdan hem de ağlamamdan çatallı ve boğuk çıkmıştı. ''Ne olur, Hyunjin. İyi olacak deme bana. Bilmiyorsun ki.'' Kolları etrafımda biraz daha sıkılaştı.

''Tamam.'' dedi, bu kez hiç düşünmeden. ''Bilmiyorum.'' Başımı göğsünden ayırıp ona baktım. Bulanık açımdan görünen yüzünde, beni sakinleştiren bir ifade vardı.

''Ama onu orada bırakmayacağım.''

''Nasıl?'' Hyunjin kollarını sarmaladığı bedenimden çekip yüzüme düşen saçlarımı kenara itti. Hareketi o kadar sonrasını düşünmeden, o kadar kendiliğinden yapılmıştı ki bir an neye uğradığımı şaşırdım. O ise verdiğim tepkiden ötürü yaptığı şeyin farkına varmış gibi elini geri çekti.

''Sana anlatacaklarım henüz bitmedi.'' dedi. ''Ama önce biraz toparlan.''

Başımı salladım. Gözlerimi kolumun tersiyle silip ondan uzaklaştım. Koltuğun diğer ucuna otururken aramızda birkaç karışlık mesafe bıraktım. Hyunjin buna ses çıkarmadı. Sessizce beni izledi. Birkaç dakika boyunca konuşmadık. Nefesimi düzene sokmaya çalışırken zihnimde tek bir soru dönüp duruyordu. Bu girdaptan nasıl çıkacaktık? Kendimi hazır hissettiğimde bakışlarım yine onu buldu.

''Bana her şeyi anlat.'' Hyunjin önüne eğdiği başını kaldırdı.

''Her şeyi mi?''

''Evet, her şeyi.'' Burnumu çekip devam ettim. ''Beni bayılttıktan sonra olanları, Daksosayı ve Jisung'u ne diye kaçırdıklarını... Hepsini. Ne olduysa bilmek istiyorum. Benden sakladığın bir şey varsa onu da anlat.'' Söylediklerimi dikkatlice dinlerken yüzümü inceliyordu. Sırtını koltuğa yaslarken başını da geriye atıp gözlerini tavana dikti.

''Seni bayılttıktan sonra Minho'yla bir plan yaptık.'' diye başladı. ''Jisung'u tuttukları yeri öğrenmeye çalıştık. Bulduk da. Daksosa sinsi piçin teki. Biz oraya varmadan durumu çakmış, etrafına sırtlanlarını doldurmuştu.''

''Ee?''

''Adamlar beni Daksosa'ya götürmeden önce Minho'ya geri dönmesini söyledim ama yakalanmış.'' İrislerim şaşkınlıktan irileşirken kaşlarımı çattım. ''Minho da mı ellerinde?'' Sustu. Tavanı izliyorken ne hissettiğini göremezdim ama sessizliği acı çektiğini anlatıyordu. Jisung yetmiyormuş gibi şimdi Minho da onların elindeydi. Peki Daksosa'nın aradığı kişi madem Hyunjinse o nasıl karşımda duruyordu?

''Sen nasıl kurtuldun peki?'' Hyunjin dudaklarını birbirine bastırdı. Sorumu cevaplamadan önce omzunu hafifçe oynattı, sonra yüzünü buruşturdu. Hareketin yarasını sızlattığı belliydi.

''Daksosa benimle konuşmak istedi.''

''Ne hakkında?''

''Bir anlaşma teklif etti.'' Kaşlarım çatıldı.

''Ne anlaşması?'' İçimi kaplayan huzursuzluk git gide büyüyordu.

''Onun için dövüşürsem, onları serbest bırakacak.'' Bu da ne demek oluyordu? Bu işlerden anlamadığımdan pek bir yere varamadım.

''Zaten dövüşüyorsun.''

''Sokak dövüşlerinde kendi adıma dövüşüyorum. Daksosa'nın istediği başka bir şey.''

''Ne gibi?''

''Onun düzenlediği dövüşlerde, onun istediği şekilde dövüşmemi istiyor. Kimin kazanacağına, kimin kaybedeceğine kendisi karar veriyor. Ben de ringe çıkıp onun kurallarına göre hareket edeceğim.'' Yutkundum. Bu bir anlaşmadan çok ölüm fermanına benziyordu.

''Vee...'' İrislerimi yüzünde gezdirdim. ''Sen bu anlaşmayı reddettikten sonra başka bir yol bulabildin mi?'' Hyunjin alt dudağını dişleri arasında ezerek boğazındaki düğümü bastırmak istercesine yutkundu, sonra başını yana çevirdi.

''Başka bir yol bulamadım.''

İçimde bir şeylerin sessizce kırıldığını hissettim. Cevabını zaten tahmin ediyordum ama bunu ondan duymak, durumun ciddiyetini yüzüme çarpmaktan başka bir işe yaramamıştı.

''Ama sen yaralısın, Hyunjin.''

Bakışlarım istemsizce omzuna kaydı. ''Doğru düzgün iyileşemedin bile. O adamın seni nereye kadar sürükleyeceğini de bilmiyorsun.''

''Başka seçeneğim yok, tütülü.''

''Hayır, var. Her zaman vardır. Sen kafana göre en kısa kestirme seçeneği seçemezsin.'' Hyunjin bu kez yüzüme baktı. Gözlerindeki yorgunluk, öfkeli bir cevap vermek için bile isteksiz olduğunu düşündürecek kadar belirgindi.

Hayır. Ona acıyor değildim. Sadece bir insanın kendi hayatını bu kadar kolay gözden çıkarmasını anlayamıyordum. Hepsi buydu. Hyunjin başkalarının başına bela açmak bir yana kendisinin en büyük düşmanıydı. O, kendi başına bir felaketti.

''Oraya geri dönmezsem Minho'yla Jisung'a zarar verecek. Polise gidersen Daksosa'nın ne yapacağını sana zaten anlattım. Bunağın çevresinde kimlerin olduğunu, kime ulaşabildiğini, ne kadar ileri gidebileceğini bilmiyorsun. Ben biliyorum.'' Çenesini sıktı. ''O yüzden bana aklına gelen ilk şeyi söylemeden önce biraz düşün.''

Haklı olmasından nefret ettim.

Gerçekten nefret ediyordum. Onu haksız çıkarabileceğim bir yol bulamıyordum. Başımı öne eğip ellerime baktım. Parmaklarımı birbirine kenetlenmişti. Tırnaklarımın avuç içlerime baskı yaptığını ancak canım acımaya başladığında fark ettim.

''Yani gerçekten gidecek misin?''

''Evet.''

''Ne zaman gideceksin?'' Hyunjin yerinde dikleşerek tek kaşını havaya kaldırdı.

''Akşama doğru, neden?''

''O zaman ben de geliyorum.'' Madem karşımda hayatını zerre önemsemeyen biri vardı ben de onun arkasını kollamak zorundaydım.

''Saçmalama.''

''Saçmalamıyorum.''

''Seni oraya götürmem söz konusu bile değil.''

''Neden?''

''Gelip ne yapacaksın? Pembe tütünle gösteri yapacağın kadar geniş bir alan değil orası.'' İşte alışık olduğum Hyunjin yine gelmişti. Eksik kalmasındı.

''Jisung benim arkadaşım. Senden izin alacağımı da nereden çıkardın?'' Dudakları aralanmıştı ki elimi havaya kaldırıp durdurdum. ''Ayağına dolanmayacağım, sadece sen o adamla ilgilenirken ben Jisung ve Minho'yu arayacağım.''

''Olmaz. Zaten Daksosa'nın adamları seni hatırlar. O zaman da ayvayı sapıyla beraber yersin.'' Yine haklıydı. Ben iyilik yaptığımı zannederken farkında olmadan sırtlanların kafesine girmiştim. Bu durumda ne yapmalıydım? Aklımdaki fikirleri kısa bir tarttım. İşte bu!

Masada Hyunjin'in getirdiği poşetten bir sandviç çıkarıp ona uzattım. ''Al.'' Kaşlarını çattı.

''Ne yapacağım bununla?''

''Ben hazırlanırken yiyeceksin.''

''Ne? Sen kafayı mı kırdın?''

''Sadece burada karnını doyururken beni bekle.'' Hyunjin şaşkın bir şapşallıkla elindeki sandviçe bakakaldı. Ben ise kafamın üzerinde yanan ampülü uygulamak üzere Jisung'un odasına koştum.

ᯓᡣ𐭩

Yazar'dan

Felix, Jisung'un üniversite yıllarından kalma perukları ve kostümlerini bulduğunda sevinçle ellerini birbirine çarptı. Jisung, o yıllarda bir hevesle oyunculuk kulübüne katılmış ve rol gereği ihtiyaç duyabileceği ne varsa edinmişti. Felix ise bütün bu zımbırtıların bir gün gerçekten işe yarayacağına ihtimal vermemişti. Ne var ki şimdi, yıllar önce gereksiz bulduğu o eşyalar sayesinde aklındaki planı hayata geçirebilecekti.

Hyunjin'i salonda bırakmasının ardından epey vakit geçmiş bu süre boyunca odada harıl harıl hazırlanmaya koyulmuştu. Önüne çıkan her parçayı dikkatle inceleyip işine yarayacak olanları bir kenara ayırdı. Sonunda elindekilerle istediği görünümü oluşturmayı başardığında doğruca aynanın karşısına geçti.

Yansımasını tepeden tırnağa süzerken dudaklarının kenarı memnuniyetle kıvrıldı. Başına yerleştirdiği bembeyaz peruk, yüzüne özenle çizdiği yaşlılık kırışıklıklarıyla bütünleşmişti. Fit vücudunu gizlemek için gömleğinin içine yerleştirdiği kumaş parçalarıysa silüetini olduğundan daha iri ve hantal gösteriyordu. Üzerindeki eski oduncu gömleğini tamamlayan yıpranmış yelek ve kahve tonlarında pantolon da ortaya tam anlamıyla yaşlı bir adam görüntüsü çıkarmıştı. Hatta Felix üzerindeki elbiselerden yoğun bir yaşlı kokusu çıktığına yemin edebilirdi.

Felix boğazını temizleyip sesini kalınlaştırdı, belini de hafifçe büktü. Jisung'un anlattıklarından hatırladığı kadarıyla rolüne girmeye çalışırken aynadaki yansımasına ciddi bir ifadeyle baktı.

''Merhaba ahjussi.''

Kendi sesini duyunca yüzünü buruşturdu. Bir şey eksikti. İrisleri ağarmış saçlarında durduğunda ''Tabi ya! Ahjussi şapkası.'' dedi aydınlanırcasına. Kutunun kenarında duran siyah şapkayı kaptığı gibi başına geçirdi. Son eksik de tamamlanmıştı. Artık aynada gördüğü kişi, çilleriyle ve genç yüzüyle tanınan Felix'den eser taşımıyordu. Karşısında, geçmişinden çıkıp gelmiş gibi duran yaşlı bir adam vardı.

Felix, aynadaki yansımasına eğlenceli bir gülüş gönderdi. Planın ilk aşaması başarıyla tamamlanmış olmanın verdiği memnuniyetle şapkasını düzeltti, kapıyı olabildiğince sessiz açarak salona doğru ilerledi.

Bu sırada Hyunjin, merakına yenik düşüp saatlerdir çilli olanın ortaya çıkmasını bekliyordu. Bekleyişi uzadıkça sabrı tükenmiş, kendini oyalamak için bir sigara yakmıştı. Tam gün batımını izleyerek keyfine bakarken arkasından yükselen ses, onu oturduğu yerde sıçrattı.

''HAYIRSIZ İT! SEN SİGARA MI İÇİYORSUN?''

Hyunjin irkilmesiyle dudaklarının arasındaki sigaranın külü kucağına döküldü.

''Sikeyim!''

Söylenerek hızla ayağı kalktı ve öfkeyle arkasını döndü. Ancak karşısındaki manzarayı gördüğü an yüzündeki ifade değişti. Dudakları şaşkınlıkla aralanırken bakışları, tepeden tırnağa yaşlı bir adama dönüşmüş olan Felix'in üzerinde gezindi.

Karşısında görmeyi beklediği Felix, olsa olsa otuz kırk yıl öncesine ait bir halde olabilirdi. Fakat çilli olan, işi biraz fazla ciddiye almış olacak ki zamanda yolculuk yapıp doğrudan yaşlılığına ulaşmış gibiydi. Üstelik çıkan görüntü, Daksosa'yı bile saygıyla öne eğdirebilecek güçteydi.

Hyunjin, yüzüne yerleşen şaşkınlığı bastırmaya çalışarak dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı. Bakışlarını Felix'in beyaz peruğundan siyah şapkasına, oradan da yaşlı bir adamı andırmak için eğdiği beline kaydırdı. Dudaklarını birbirine bastırarak gülmemek için kendini tuttuysa da bu çaba yalnızca birkaç saniye sürdü.

Bir sonraki an kahkahası salonu doldurmuş, doğrudan Felix'in yüzüne çarpmıştı. Belli ki Hyunjin, karşısında böyle bir manzara bulmayı aklının ucundan bile geçirmemişti.

ᯓᡣ𐭩

Yazım hataları varsa affola...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

62okunma 4beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18