9. bölüm · HER GÜN AYNI MASA
Bölüm 9 – Bir Sayfalık Cesaret
Bazı insanlar hayatına büyük cümlelerle girmezdi.
Ne unutulmaz karşılaşmalar yaşatırlar ne de filmlerdeki gibi etkileyici konuşmalar yaparlardı.
Bazen yalnızca yanında biraz daha uzun kalırlardı.
Ve sonra bir gün fark ederdin.
Onları görmediğin bir akşam eksik geçiyordu.
---
Akay bugün farklı hissediyordu.
Son birkaç haftadır içinde uzun zamandır olmayan bir şey vardı.
Hafiflik.
Hayatındaki hiçbir sorun çözülmemişti aslında.
İşi aynıydı.
Yarım kalan hikâyeleri aynıydı.
Kendinden şüphe ettiği günler de aynıydı.
Ama artık her akşam gitmek istediği bir yer vardı.
Bu bile başlı başına yeniydi.
---
Kırık Saat'in kapısını açtı.
İlayda onu görünce gülümsedi.
Bu artık alışkanlığa dönüşmüştü.
Doğal bir şeydi.
"Hoş geldin."
Akay kısa bir an durdu.
Hoş geldiniz değil.
Hoş geldin.
Aradaki fark küçüktü.
Ama insan bazen en çok küçük şeyleri fark ederdi.
"Hoş buldum."
---
Barış uzaktan bunu duydu.
Hemen Derya'ya döndü.
"Bir üst seviyeye geçtiler."
Derya gözlerini devirdi.
"Sen gerçekten bunları not alıyor musun?"
"Zihinsel olarak evet."
"Bu çok korkutucu."
---
Akay masasına oturdu.
Defterini açtı.
Eski yazılarını okumaya başladı.
Bazı satırlarda durup gülümsüyordu.
Bazılarında yüzünü buruşturuyordu.
İnsan geçmişteki hâline bakınca ya gurur duyar ya utanırdı.
Akay ikinci gruptaydı.
---
İlayda siparişi getirirken bunu fark etti.
"Bugün yazmıyor musun?"
"Hayır."
"Neden?"
"Eski şeyleri okuyorum."
"Cesurca."
Akay güldü.
"Hayır."
"Neden?"
"Çünkü çoğu kötü."
İlayda masanın kenarına yaslandı.
"Belki düşündüğün kadar kötü değildir."
Akay omuz silkti.
"Yazarlar buna inanmaz."
"Sen yazar değil miydin?"
Akay sustu.
İlayda gülümsedi.
Bu cevabı sevmişti.
---
Saatler ilerledikçe kafe sakinleşti.
Ve Akay'ın aklındaki düşünce büyümeye başladı.
Defterindeki sayfa.
Katlanmış duran tek sayfa.
Bir süredir yanında taşıdığı kısa metin.
Kimseye göstermediği bir metin.
Belki de ilk kez biri okumalıydı.
---
Kapanışa yakın ayağa kalktı.
Kalbi saçma şekilde hızlı atıyordu.
Sanki bir sayfa değil de hayat hikâyesini verecekti.
"İlayda."
İlayda dönüp baktı.
"Efendim?"
Akay katlanmış kâğıdı uzattı.
"Bir şey göstermek istedim."
İlayda şaşırdı.
"Bu ne?"
"Bir hikâye değil."
"Ne peki?"
Akay düşündü.
Sonra dürüstçe cevap verdi.
"Sanırım bir başlangıç."
---
O gece evine döndüğünde İlayda kâğıdı açtı.
Tek sayfalıktı.
Başlığı bile yoktu.
Ama okumaya başladı.
---
"Adam her akşam aynı saatte aynı kafeye gidiyordu.
Kahvesi değişmiyordu.
Masası değişmiyordu.
Hayatı da pek değişmiyordu.
Sonra bir gün fark ettiği bir şey oldu.
Oraya yalnızca kahve içmek için gitmediğini anladı.
Çünkü bazı insanlar bir yere ait hissettirirdi.
Ve insan bazen eve dönüş hissini bir insanda bulurdu.
Bunun ne zaman başladığını bilmiyordu.
Belki bir gülümsemeyle.
Belki kısa bir teşekkürle.
Belki de hiçbir şey olmadan.
Ama artık biliyordu.
Bazı insanlar gününü güzelleştirdiğini fark etmezdi.
Ve onları güzel yapan şey de buydu."
---
İlayda son satıra geldiğinde okumayı bırakamadı.
Çünkü satırlar beklediğinden farklıydı.
Gösterişli değildi.
Etkileyici olmaya çalışmıyordu.
Ama samimiydi.
Gerçekti.
Ve belki de bu yüzden etkiliyordu.
---
Uzun süre kâğıdı elinde tuttu.
Sonra telefonu aldı.
Derya'ya mesaj yazdı.
"Sanırım gerçekten yazıyor."
Mesajın cevabı iki dakika içinde geldi.
"Ben sana haftalardır bunu söylüyorum."
İlayda istemeden güldü.
Ama gözleri hâlâ sayfadaydı.
---
Aynı saatlerde Akay evdeydi.
Defteri önünde açıktı.
Ama yazmıyordu.
Bekliyordu.
İlk kez birine yazdığı bir şeyi göstermişti.
Ve ilginç olan şuydu:
Korktuğunu sanmıştı.
Ama korkmuyordu.
Aksine rahatlamış hissediyordu.
---
Kalemini eline aldı.
Ve sayfanın ortasına yazdı:
*"Bazı hikâyeler paylaşılmadan başlayamaz."*
Bir süre düşündü.
Sonra ikinci satırı ekledi.
*"Bazı insanlar da."*
Uzun süre o cümleye baktı.
Çünkü ilk kez yalnızca bir hikâye yazmıyordu.
Bir hikâyenin içinde yaşıyordu.
