2. bölüm · HER GÜN AYNI MASA
Bölüm 2 – Tesadüf Değil
Akay ertesi gün kafeye gitmedi.
Sabah evden çıkarken bunu özellikle planlamamıştı.
Ama gün içinde birkaç kez aynı düşünce zihnine uğramıştı.
Bugün gitmeyeceğim.
Sadece bir gün.
Ne değişecek ki?
İş yerindeki sıradan bir günün ortasında bile aklına aynı düşünce gelip duruyordu.
Saatler ilerledikçe kendini birkaç kez telefonundaki saate bakarken yakaladı.
Normalde bu saatlerde çoktan iş çıkışını hesaplıyor olurdu.
Ama bu kez farklıydı.
Sanki görünmez bir alışkanlığa karşı direnmeye çalışıyordu.
Mesai bittiğinde herkes gibi binadan çıktı.
Ve her zamanki rotasına sapmak yerine farklı bir sokağa yöneldi.
Kendine bunun önemli olmadığını söyledi.
Sonuçta bir kafeydi.
Şehrin yüzlerce kafesinden biri.
Bir gün gitmese ne olurdu?
Hiçbir şey.
Mantıklı cevap buydu.
Kalbi ise aynı fikirde görünmüyordu.
---
Eve vardığında hava kararmaya başlamıştı.
Küçük dairesi her zamanki gibi sessizdi.
Anahtarı masanın üzerine bıraktı.
Montunu askıya astı.
Mutfağa geçti.
Kendine kahve hazırlarken evin içindeki sessizliği dinledi.
Bazen sessizlik huzur verirdi.
Bugün vermiyordu.
Kahvesini alıp çalışma masasının başına geçti.
Bilgisayarını açtı.
Mavi ekran odanın tek ışığı hâline geldi.
Belgeler klasörünü açtı.
Yarım kalmış dosyalar karşısına çıktı.
Bazılarının adını bile hatırlamıyordu.
"Yeni Hikâye."
"Roman Deneme."
"Son Taslak."
"Gerçek Final."
"Gerçek Final 2."
Akay istemsizce güldü.
Bir hikâyenin kaç tane finali olabilirdi?
Onunki bitmediği için sayısızdı.
Dosyalardan birini açtı.
Üç sayfa.
Tam üç sayfa.
Aylardır aynı üç sayfa.
Karakter konuşacak, cümlesini tamamlayacak ve hikâye başlayacaktı.
Ama başlamıyordu.
Akay paragrafı yeniden okudu.
Sonra bir cümleyi sildi.
Birkaç saniye düşündü.
Tekrar geri getirdi.
Başka bir cümle ekledi.
Bu kez daha kötü oldu.
Onu da sildi.
Dakikalar saatlere dönüştü.
Kahvesi soğudu.
Ekrandaki metin değişmeye devam etti.
Ama hikâye yerinden kıpırdamadı.
Sorun kelimelerde değildi.
Sorun kendisindeydi.
Bunu biliyordu.
Bir şey anlatmak istiyordu ama ne olduğunu tam bilmiyordu.
Belki de bu yüzden hiçbir hikâyesi tamamlanmıyordu.
Çünkü sonunu bilmediği bir duyguyu anlatmaya çalışıyordu.
Gece yarısına yaklaşırken bilgisayarı kapattı.
Odanın sessizliği geri döndü.
Masanın üzerindeki siyah defteri eline aldı.
Bu defterde kusurlu olmak daha kolaydı.
Burada kimse okumayacaktı.
Kimse eleştirmeyecekti.
Yeni bir sayfa açtı.
Kalemini havada tuttu.
Birkaç saniye düşündü.
Sonra yazdı.
*"Bugün saçlarını toplamamış olabilir."*
Cümleyi okudu.
Bir kez daha okudu.
Ve kendi kendine güldü.
Başını iki yana salladı.
"Harika Akay."
Sesini duymak bile garip gelmişti.
"Roman yazamıyorsun ama saç modeli analizi yapabiliyorsun."
Defteri kapattı.
Lambayı söndürdü.
Yatağa uzandı.
Tavana baktı.
Uyku yavaş yavaş yaklaşırken zihnindeki son düşünce yine aynıydı.
İlayda bugün saçlarını toplamış mıydı?
Bu düşünceyle uyuyakaldı.
---
Ertesi akşam iş çıkışı ayakları onu düşünmeden aynı sokağa götürdü.
Kırık Saat'in ışıkları uzaktan görünüyordu.
Sarı ışıklar kaldırıma sıcak bir renk bırakıyordu.
Akay yürümeyi yavaşlattı.
Kafenin tabelasına baktı.
Sonra kendi kendine gülümsedi.
Bu artık tesadüf değildi.
Bir süredir değildi zaten.
Kapıyı açtı.
İçeri girer girmez tanıdık zil sesi duyuldu.
Kahve kokusu.
Müzik.
İnsan sesleri.
Ve tuhaf bir şekilde eve dönmüş hissi.
"Bir gün gelmeyince özledik."
Barış'ın sesi her zamanki gibi enerjikti.
Akay montunu çıkarırken güldü.
"Bir gün."
"Buradaki standartlara göre uzun süre."
"Buradaki standartlar biraz abartılı."
"Hayır."
Barış ciddi bir yüz ifadesi takındı.
"Buradaki standartlar sensin."
Akay başını salladı.
"Yine başladın."
"Ben başlamadım. İstatistikler konuşuyor."
"İstatistiklerin var mı?"
"Yok."
"Şaşırmadım."
"Kalbimde var."
"Bu daha korkutucu."
Barış kahkahaya boğuldu.
Akay da istemeden gülümsedi.
Belki bu yüzden burayı seviyordu.
Burada kimse onu konuşmaya zorlamıyordu.
Ama herkes konuşmasına fırsat veriyordu.
Cam kenarındaki masaya geçti.
Her zamanki yerine oturdu.
Ve fark etmeden yaptığı ilk şey yine aynı oldu.
Tezgâha baktı.
İlayda oradaydı.
Bu kez saçları açıktı.
Omuzlarına dökülen koyu kahverengi saçları yürüdükçe hafifçe hareket ediyordu.
Akay gözlerini hemen kaçırdı.
Ama geç kalmıştı.
Görmüştü.
Ve bir anda dün gece yazdığı saçma cümle aklına geldi.
Dudaklarının arasından istemsizce bir kelime döküldü.
"Tamam."
Neyin tamam olduğunu kendisi de bilmiyordu.
Belki merak ettiği şeyin cevabını bulmuştu.
Belki de gün sonunda her şeyin yerli yerinde olduğunu görmek hoşuna gitmişti.
---
Kafe yoğunlaşmaya başlamıştı.
Masaların çoğu doluydu.
İnsan sesleri fondaki müziğe karışıyordu.
Akay defterini açtı.
Bu kez yazmaya çalışmadı.
Sadece izledi.
Bir yaşlı çift pencerenin önünde oturuyordu.
Kadın konuşurken adam dikkatle dinliyordu.
Sanki kırk yıldır aynı şeyi yapıyormuş gibi.
Bir üniversite öğrencisi dizüstü bilgisayarına gömülmüştü.
Muhtemelen bir teslim tarihine yetişmeye çalışıyordu.
Bir adam telefonda sessizce tartışıyordu.
Yüzündeki ifade her şeyi anlatıyordu.
Akay insanları izlemeyi seviyordu.
Çünkü herkes görünmeyen hikâyeler taşıyordu.
Mutlu görünen insanların bile.
Belki bu yüzden yazmak istiyordu.
Belki de bu yüzden yazamıyordu.
Çünkü hangi hikâyeyi anlatacağına karar veremiyordu.
"Oturabilir miyim?"
Başını kaldırdı.
Kemal Bey elindeki kahveyle karşısında duruyordu.
---
(Kemal Bey ile olan sahne korunmuştur ancak aralarındaki sessizlikler, bakışlar ve alt metin güçlendirilmiştir.)
"Yazar mısın?"
Akay bu soruyu duyunca birkaç saniye sustu.
Çünkü yıllardır kimse ona bunu sormamıştı.
Daha doğrusu...
Kimse onun içinde böyle bir şey olduğunu fark etmemişti.
"Hayır."
Cevap ağzından fazla hızlı çıktı.
Kemal Bey hafifçe gülümsedi.
"Tamam."
"Ne tamam?"
"Yazarlar genelde ilk önce öyle der."
Akay masadaki deftere baktı.
Sonra pencereden dışarı.
Sonra tekrar adama.
"Ya hiçbir şeyi bitiremiyorsam?"
Kemal Bey'in gözlerinde kısa bir anlayış parladı.
"Her yazar bir gün ilk hikâyesini bitirir."
"Ya bitiremezsem?"
"Bitiremezsen yazmaya devam edersin."
Bu cevap Akay'ın beklediği türden değildi.
Ama nedense hoşuna gitti.
Kemal Bey ayağa kalkarken omzuna hafifçe dokundu.
"Bitirdiğin gün ilk ben okuyacağım."
---
Akşam ilerlerken İlayda masalar arasında dolaşmaya devam etti.
Bir müşteriye yardım etti.
Bir siparişi düzeltti.
Yere düşmek üzere olan bardağı havada yakaladı.
Barış alkışlamaya başladı.
Kafenin yarısı ona katıldı.
İlayda utançla güldü.
Ve o an Akay önemli bir şey fark etti.
Onu sadece güzel olduğu için izlemiyordu.
Bu çok yüzeysel bir cevap olurdu.
İlayda'nın asıl dikkat çekici yanı insanlara davranış biçimiydi.
Sanki herkesin gününe küçük bir ışık bırakıyordu.
Ve çoğu zaman bunun farkında bile değildi.
Akay kalemini aldı.
Defterine yazdı:
*"Bazı insanlar farkında olmadan başkalarının gününü güzelleştirir."*
Bu kez cümleyi düzeltmedi.
Üstünü çizmedi.
Yırtıp atmadı.
Sadece bıraktı.
Çünkü ilk kez bir hikâyeyi zorlamıyordu.
Ve belki de ilk kez...
Hikâye kendi kendine gelmeye başlıyordu.
