7. bölüm · HER GÜN AYNI MASA

Bölüm 7 – İsmini Duymak

Başaran Küçükyanaçık

Bazı kelimeler vardır.

İnsan hayatı boyunca binlerce kez duyar.

Ama bir gün, belirli bir kişinin ağzından çıktığında anlamı değişir.

Kendi ismi gibi.

Yıllardır aynı isimle yaşarsın.

Sonra biri onu söyler.

Ve sanki ilk kez duyuyormuşsun gibi hissedersin.

---

Ertesi sabah işe giderken Akay kendi kendine gülüyordu.

Dün gece defterine yazdığı satır aklına gelmişti.

*"Belki yarın adımı öğrenir."*

Otuz yaşına yaklaşmış bir adamın kurduğu cümleye bak.

Kendiyle dalga geçti.

Sonra birkaç dakika sonra yine aynı şeyi düşündü.

Ve yine gülümsedi.

Sorun da buydu zaten.

Artık bazı şeyleri düşünmemek giderek zorlaşıyordu.

---

Akşam olduğunda Kırık Saat her zamanki sıcaklığıyla onu karşıladı.

Kapıyı açtı.

İçeri girdi.

Ve ilk baktığı yerde onu gördü.

İlayda.

İlayda da başını kaldırdı.

Göz göze geldiler.

Bu kez ikisi de bakışlarını kaçırmadı.

İlayda hafifçe gülümsedi.

"Hoş geldiniz."

"Hoş bulduk."

Normal bir selamlaşmaydı.

Ama ikisi de içten içe daha farklı hissetmişti.

Çünkü artık birbirlerini tanıyorlardı.

En azından isimlerini.

---

Akay masasına oturdu.

Defterini açtı.

Kalemi eline aldı.

Ama yazamıyordu.

Son günlerde zihni daha kalabalıktı.

Ve bazen fazla düşünmek, yazmaktan daha yorucuydu.

---

Yaklaşık yarım saat sonra İlayda siparişi getirdi.

Americano.

Her zamanki gibi.

Fincanı masaya bıraktı.

Ama gitmedi.

Sanki söylemek istediği bir şey vardı.

Akay bekledi.

İlayda derin bir nefes aldı.

"Afiyet olsun..."

Küçük bir duraksama oldu.

Sonra devam etti.

"...Akay."

Bir anlığına çevredeki bütün sesler uzaklaştı.

Müzik devam ediyordu.

İnsanlar konuşuyordu.

Yağmur cama vuruyordu.

Ama Akay yalnızca kendi ismini duydu.

Onun sesinden.

Ve beklenmedik şekilde hoşuna gitti.

"Hâlâ garip geliyor."

İlayda kaşlarını kaldırdı.

"Ne?"

"İsmimi sizden duymak."

İlayda istemeden güldü.

"Bu oldukça tuhaf bir cümle."

"Evet."

"Biraz."

"Farkındayım."

İkisi de gülümsedi.

---

Tezgâha döner dönmez Derya yanında belirdi.

Tabii ki.

"Dedin."

"Ne dedim?"

"Adını söyledin."

İlayda gözlerini devirdi.

"Derya..."

"Yanakların kızardı."

"Hayır."

"Kızardı."

"Derya."

"Tamam sustum."

İki saniye sustu.

Sonra tekrar konuştu.

"Aslında susmadım."

İlayda kahkahasını tutamadı.

---

Akşam sakin ilerliyordu.

Ta ki kapı açılana kadar.

İçeri genç bir kadın girdi.

Uzun boylu.

Şık giyimli.

Kendinden emin duruşu vardı.

Kapının önünde kısa süre durdu.

Sonra gözleri Akay'ı buldu.

Yüzü aydınlandı.

"Akay!"

Akay şaşkınlıkla ayağa kalktı.

"Selin?"

Kadın gülümseyerek ona sarıldı.

---

İlayda uzaktan istemeden bu sahneyi izledi.

Ve içinde hoşuna gitmeyen küçük bir kıpırtı oluştu.

Nedenini açıklayamıyordu.

Ama hissetmişti.

Bu yeterince rahatsız ediciydi.

---

"Sen burada ne arıyorsun?"

Akay hâlâ şaşkındı.

Selin güldü.

"Bu soruyu ben sormalıyım."

"Yıllar oldu."

"Beş yıl."

"Saymışsın."

"Biraz."

Akay güldü.

Selin üniversiteden arkadaşıydı.

Bir dönem aynı öğrenci kulübünde çalışmışlardı.

Birbirlerinin en zor zamanlarını görmüşlerdi.

Ama araya hayat girmişti.

Ve sonra mesafeler.

---

İlayda sipariş taşırken istemeden birkaç kez o tarafa baktı.

Bakmamaya çalıştı.

Sonra yine baktı.

Bu saçmaydı.

Akay onun hiçbir şeyi değildi.

Müşterisiydi sadece.

Ama yine de kadının kim olduğunu merak ediyordu.

---

Derya hemen yanında belirdi.

Elbette.

"Eski sevgili."

İlayda irkildi.

"Nereden çıkardın bunu?"

"İçgüdü."

"Senin içgüdülerin beni korkutuyor."

"Teşekkür ederim."

"Bu iltifat değildi."

"Öyle kabul edeceğim."

---

Masada ise sohbet devam ediyordu.

Selin etrafa baktı.

Sonra Akay'ın açık duran defterini gördü.

Yüzünde tanıdık bir gülümseme oluştu.

"Hâlâ yazıyorsun."

Akay başını eğdi.

"Bir şeyler."

"Bir şeyler değil."

Selin ciddi şekilde baktı.

"Sen hep yazıyordun."

Akay cevap vermedi.

Selin devam etti.

"Üniversitede herkes bölümünü değiştirirken sen geceleri hikâye yazıyordun."

Akay istemeden güldü.

"O kadar da değil."

"Tam olarak öyleydi."

Bir an durdu.

Sonra yumuşak bir sesle konuştu.

"Yazmayı bırakmadığına sevindim."

---

Bu cümle birkaç masa ötede duran İlayda'nın dikkatini çekti.

Demek gerçekten yazıyordu.

Hem de uzun zamandır.

Demek o defter sadece rastgele notlarla dolu değildi.

Bu düşünce nedense hoşuna gitti.

---

Yaklaşık yarım saat sonra Selin kalktı.

Gitmeden önce Akay'ın omzuna dokundu.

"Kendine dikkat et."

"Sen de."

Sonra gülümsedi.

"Ve yazmayı bırakma."

Bu kez Akay cevap vermedi.

Ama Selin'in neden bunu söylediğini biliyordu.

Çünkü yıllardır yarım bıraktığı şeylerin sayısı tamamladıklarından fazlaydı.

---

Selin gittikten sonra kafe yeniden eski hâline döndü.

Ama Akay bir şey fark etti.

İlayda biraz daha sessizdi.

Belki yoğunluktan.

Belki yorgunluktan.

Belki de tamamen kendi hayal gücünden.

Yine de içinde açıklayamadığı bir his vardı.

---

Kapanışa yakın hesabı istedi.

Bu kez hesabı Barış getirdi.

İlayda değil.

Bu küçük detayın neden canını sıktığını anlayamadı.

Ama sıktı.

---

O gece İlayda evde kanepede uzanıyordu.

Telefonu elindeydi.

Ama ekranda ne olduğuna dikkat etmiyordu.

Aklı başka yerdeydi.

"Neyin var senin?"

diye mırıldandı kendi kendine.

Akay'ın hayatında biri olup olmaması onu neden ilgilendirsin ki?

Mantıklı bir cevabı yoktu.

Ve mantık bazen kalbin sesini kısmaya yetmiyordu.

---

Aynı saatlerde Akay defterini açtı.

Uzun süre boş sayfaya baktı.

Sonra yazdı:

*"Bugün ismimi söyledi."*

Bir satır boşluk bıraktı.

Sonra devam etti.

*"Ama günün sonunda biraz uzaklaştı sanki."*

Kalemi birkaç saniye havada kaldı.

Ve son cümle geldi.

*"İnsan bazı şeyleri kaybetmekten, sahip olduğunu anladığında korkmaya başlıyor."*

Bu cümleyi yazdıktan sonra uzun süre sayfaya baktı.

Çünkü ilk kez içinde büyüyen duygunun adını merak etmeye başlamıştı.