10. bölüm · HER GÜN AYNI MASA
Bölüm 10 – Yarım Kalanlar
Bazı insanlar aşk yüzünden yarım kalmazdı.
Bazıları terk edildikleri için de eksik hissetmezdi.
Bazen insanı en çok yaralayan şey kendi içinde büyüttüğü korkulardı.
*"Henüz hazır değilim."*
*"Biraz daha beklemeliyim."*
*"Bir gün yaparım."*
Ve o bir gün, yıllar boyunca gelmeyebilirdi.
---
İlayda o akşam işe gelirken çantasında katlanmış bir kâğıt taşıyordu.
Akay'ın verdiği sayfa.
Dün gece üç kez okumuştu.
Sonra dördüncü kez.
Sonra bazı cümlelerin üzerinde durup düşünmüştü.
Bir insanın yazdıkları, konuşurken sakladığı şeyleri ele verirdi.
Ve o satırlarda yalnızlık vardı.
Ama yalnızca yalnızlık değil.
Beklemek de vardı.
Bir şeylerin başlamasını beklemek.
Bir şeylerin değişmesini beklemek.
Belki de en çok bu dokunmuştu ona.
---
Kapı açıldı.
Akay içeri girdi.
İlayda onu görünce gülümsedi.
Bu artık alışkanlık olmaktan çıkıyordu.
İnsanın gününü güzelleştiren şeylerden biri hâline geliyordu.
---
Saat sekize doğru kafe sakinleşti.
İlayda elindeki çayla masasına geldi.
"Oturabilir miyim?"
Akay şaşkınlıkla başını kaldırdı.
"Tabii."
---
İlayda oturdu.
Masanın üzerinde kısa bir sessizlik oluştu.
Sonra katlanmış kâğıdı çıkardı.
Akay'ın verdiği sayfa.
Masanın üzerine bıraktı.
"Bunu dün dört kez okudum."
Akay istemsizce güldü.
"Bu biraz korkutucu."
"İyi anlamda."
---
Sonra ciddileşti.
"Gerçekten güzel yazıyorsun."
Akay başını eğdi.
Övgü almak hâlâ zor geliyordu.
Özellikle de inandığı birinden geliyorsa.
---
"Bir şey sorabilir miyim?"
"Sor."
"Neden devam etmiyorsun?"
---
Akay uzun süre cevap vermedi.
Fincanını eline aldı.
Sonra tekrar bıraktı.
Bakışları camın dışına kaydı.
Yağmurdan sonra parlayan sokak lambalarına.
---
"Babam yazardı."
İlayda sessizce bekledi.
---
"Profesyonel değildi."
Akay hafifçe gülümsedi.
"Akşamları işten gelirdi. Sonra eski bir deftere bir şeyler yazardı."
Bir an durdu.
Sanki yıllardır açmadığı bir kapıyı aralıyordu.
---
"Bir keresinde bana bir hikâyesini okumuştu."
Gözlerinde kısa süreli bir sıcaklık belirdi.
"On dört yaşındaydım sanırım."
---
"Nasılmış?"
---
Akay güldü.
"Şimdi hatırladığım kadarıyla pek iyi değilmiş."
İkisi de gülümsedi.
---
"Ama o gün bana dünyanın en güzel hikâyesi gibi gelmişti."
Sessizlik.
---
"Sonra bir yarışmaya gönderdi."
"Ve?"
---
"Kaybetti."
---
Bu kez gülümsemedi.
---
"Çok üzülmüştü."
---
İlayda hiçbir şey söylemedi.
Sadece dinledi.
---
"Bir süre sonra defterleri çekmeceye kaldırdı."
Akay'ın sesi iyice yavaşladı.
"Sonra tamamen bıraktı."
---
Masaya baktı.
---
"Bir gün bana şöyle dedi."
*"Bazı hayaller insanı yormaya başlıyor oğlum."*
---
İlayda'nın içi sızladı.
Çünkü bu yalnızca Akay'ın babasının cümlesi değildi.
Hayatında vazgeçmek zorunda kalmış herkesin cümlesiydi.
---
"Sanırım korku orada başladı."
Akay devam etti.
"Bitirirsem değerlendirilir."
"Değerlendirilirse eleştirilir."
"Eleştirilirse başarısız olabilir."
---
Kısa bir kahkaha attı.
---
"O yüzden yarım bırakmak daha güvenli geliyor."
---
İlayda uzun süre ona baktı.
Sonra sessizce konuştu.
---
"Ama yarım bırakınca da hiçbir zaman öğrenemiyorsun."
---
Akay başını kaldırdı.
---
"Belki gerçekten kötü olacak."
İlayda omuz silkti.
---
"Olabilir."
---
"Teşekkürler."
---
"Rica ederim."
İkisi de güldü.
---
Sonra İlayda ciddi bir ifadeyle devam etti.
---
"Ama ya iyiyse?"
---
Bu soru masanın üzerinde kaldı.
Çünkü Akay'ın yıllardır kendine hiç sormadığı soru buydu.
---
Tam o sırada Barış'ın sesi duyuldu.
"İlayda!"
---
İlayda gözlerini kapattı.
---
"İşte görev çağrısı."
---
Ayağa kalktı.
Ama gitmeden önce durdu.
---
"Bu arada..."
---
Akay baktı.
---
"Bir tanesini bitir."
---
"Ne?"
---
"Yazdıklarından birini."
---
Sonra gülümsedi.
---
"Çünkü yarım kalan şeylerin sonunu merak ediyorum."
---
Ve yürüyüp uzaklaştı.
---
O gece Akay eve döndüğünde çekmecesini açtı.
Yıllardır dokunmadığı dosyalar önündeydi.
Yarım romanlar.
Eksik karakterler.
Başlangıçlar.
Vazgeçişler.
---
Sonunda en alttaki dosyayı çıkardı.
Boş kapağa uzun süre baktı.
Sonra kalemi eline aldı.
Ve ilk kez tereddüt etmeden bir isim yazdı.
---
**Her Gün Aynı Masa**
---
Dosyayı kapatmadı.
Masanın üzerinde açık bıraktı.
Çünkü ilk kez bir hikâyeyi bitirme ihtimali, onu korkutmuyordu.
Ve belki de ilk kez bunun sebebi yalnızca yazmak değildi.
