8. bölüm · HER GÜN AYNI MASA

Bölüm 8 – Eksik Bilinen Hikâyeler

Başaran Küçükyanaçık

İnsanların en büyük hatalarından biri, bilmedikleri yerleri kendi hayal güçleriyle doldurmalarıydı.

Ve hayal gücü çoğu zaman gerçeğin tarafında olmazdı.

Bazen sadece korkuların tarafında olurdu.

---

İlayda ertesi sabah uyandığında ilk düşündüğü şey yüzünü buruşturmasına neden oldu.

Akay.

Daha doğrusu Akay'ın yanındaki kadın.

Selin.

Kadının kim olduğunu bilmiyordu.

Ama zihni çoktan onlarca ihtimal üretmişti.

Belki eski sevgilisiydi.

Belki hayatına geri dönmüştü.

Belki hiçbir zaman çıkmamıştı.

İlayda başını yastığa gömdü.

"Saçmalıyorsun."

Yüksek sesle söylemek işe yarar sanmıştı.

Yaramadı.

---

Aynı saatlerde Akay bilgisayar ekranına bakıyordu.

Ama gözleri satırlarda değildi.

Dün akşamı düşünüyordu.

İlayda'nın değişen tavrını.

Bir anda oluşan mesafeyi.

Ve bunun nedenini anlayamıyordu.

Soruların en kötü tarafı cevaplarının olmamasıydı.

---

Akşam olduğunda ikisi de fark etmeden aynı şeyi bekliyordu.

Birbirlerini görmeyi.

---

Kapı açıldı.

Akay içeri girdi.

Her zamanki gibi.

Ama bu kez ilk baktığı yer cam kenarı değildi.

İlayda'ydı.

İlayda onu gördü.

Fakat yalnızca başını salladı.

Sonra işine döndü.

Küçük bir hareketti.

Ama Akay fark etti.

---

O akşam aralarında neredeyse hiç konuşma olmadı.

Sadece siparişler.

Sadece teşekkürler.

Sadece kısa cümleler.

Ama bazen en yüksek sesli şey sessizlikti.

---

Barış bunu fark etti.

Derya da.

Kemal Bey ise zaten çoktan anlamıştı.

"Ne oldu bunlara?"

Barış fısıldadı.

"Bilmem."

"Ben biliyorum."

"Sen hiçbir şey bilmiyorsun."

"Eski sevgili meselesi."

Kemal Bey yanlarından geçerken durdu.

"Yanlış."

İkisi aynı anda ona baktı.

"Neden?"

Kemal Bey hafifçe gülümsedi.

"İnsanlar gördükleri yüzünden değil, varsaydıkları şeyler yüzünden üzülür."

Ve yürüyüp gitti.

Barış birkaç saniye sustu.

"Bu adam bazen çok korkutucu."

---

Saat dokuzu biraz geçiyordu.

Kapı açıldı.

Tahsin Bey içeri girdi.

Kemal Bey'in yüzü aydınlandı.

"Hoş geldiniz."

"Hoş bulduk evlat."

Bastonunu yere hafifçe vurdu.

Her zamanki masasına yöneldi.

Ama masa doluydu.

Akay hemen ayağa kalktı.

"İsterseniz buyurun."

Yaşlı adam gülümsedi.

"Rahatsız etmeyeyim."

"Etmezsiniz."

Ve karşısına oturdu.

---

İlayda uzaktan izliyordu.

Akay'ın insanlarla çok konuşan biri olmadığını biliyordu.

Ama Tahsin Bey'in yanında farklı görünüyordu.

Daha rahat.

Daha açık.

---

"Ne yazıyorsun evlat?"

Tahsin Bey sordu.

Akay defterine baktı.

"Yazmaya çalışıyorum."

"Bu başka bir cevap."

Akay güldü.

"Farkı nedir?"

"Yazan insan yazıyorum der."

"Yazamayan insan yazmaya çalışıyorum."

Akay sustu.

Çünkü bu cümle beklediğinden fazla doğruydu.

---

Tahsin Bey çayından bir yudum aldı.

"Gençken ben de çok şey erteledim."

"Sonra?"

"Sonra yıllar geçti."

"Ve?"

Yaşlı adam hafifçe gülümsedi.

"Bir gün fark ettim ki insanın pişman olduğu şeyler yaptıkları değil."

Akay dikkatle dinliyordu.

"Yapmadıkları."

---

Bu cümle İlayda'nın da kulağına ulaştı.

Ve nedense o da düşünmeye başladı.

---

Yaklaşık yarım saat sonra Tahsin Bey kalktı.

Gitmeden önce Akay'ın omzuna dokundu.

"İyi çocuksun."

Akay gülümsedi.

"Teşekkür ederim."

"Ve fazla düşünüyorsun."

"Bu nereden çıktı?"

"Yüzünden."

Akay kahkaha attı.

Son günlerde herkes yüzünden bir şeyler okuyordu.

---

Tahsin Bey çıkarken İlayda'nın yanında durdu.

Ve alçak sesle konuştu.

"Cam kenarındaki çocuk iyi biridir."

İlayda şaşkınlıkla baktı.

"Efendim?"

"İnsan sarrafıyım."

Sonra göz kırptı.

Ve çıktı.

---

Gece sona yaklaşırken Akay hesabı istedi.

Bu kez hesabı İlayda getirdi.

Aralarında birkaç saniyelik sessizlik oluştu.

Sonra İlayda konuştu.

"Arkadaşınız mıydı?"

Akay hemen anladı.

"Selin mi?"

İlayda başını salladı.

"Üniversiteden arkadaşım."

Bir an durdu.

Sonra ekledi.

"Eski sevgilim değil."

İlayda'nın kalbi anlamsız şekilde hızlandı.

"Ben öyle demedim."

"Demediniz."

Akay'ın yüzünde hafif bir gülümseme vardı.

"Ama düşündünüz."

İlayda istemeden güldü.

Belki gerçekten düşünmüştü.

---

O gece ikisi de eve biraz daha hafif döndü.

Çünkü bazen insanın zihninde büyüttüğü şey, gerçekte yalnızca tek cümlelik bir açıklamaydı.

---

Akay evine döndüğünde defterini açtı.

Uzun süredir ilk kez sayfa boş kalmadı.

Kalem durmadan ilerledi.

Ve sayfanın ortasına şunu yazdı:

*"İnsan bazen hikâyeyi yanlış okur."*

Bir satır aşağı indi.

*"Ama bazı insanlar, cümle bitmeden açıklama yapacak kadar iyi kalplidir."*

Uzun süre yazdıklarına baktı.

Sonra son cümleyi ekledi:

*"Belki de bazı hikâyeler, yanlış anlaşılmalar çözüldüğünde gerçekten başlar."*