6. bölüm · HER GÜN AYNI MASA
Bölüm 6 – Adını Bilmek
Bir insanı tanımak bazen adını öğrenmek kadar basit görünürdü.
Ama bazı isimlere ulaşmak haftalar sürebilirdi.
Çünkü mesele sadece ismi duymak değildi.
O ismin bir insana ait olduğunu hissetmekti.
---
Yağmur sabah başlamıştı.
Ve bütün gün boyunca durmaya niyeti yokmuş gibi görünüyordu.
Akşam olduğunda Kırık Saat'in camları ince damlalarla kaplanmıştı.
Dışarıdaki dünya griydi.
İçerisi ise her zamanki gibi sıcak.
Kahve kokusu.
Sessiz müzik.
Masalar arasında dolaşan konuşmalar.
İlayda camdan dışarı bakarken yağmuru izledi.
Yağmurlu günleri seviyordu.
Ama böyle havalarda insanlar biraz daha yalnız görünürdü.
Nedense bunu düşününce aklına Akay geldi.
Son günlerde bu çok olmaya başlamıştı.
Ve bunu kendine itiraf etmek istemiyordu.
---
Kapının üzerindeki zil çaldı.
İlayda refleksle başını kaldırdı.
Bu hareket artık alışkanlık olmuştu.
Akay içeri girdi.
Montunun omuzlarında yağmur damlaları vardı.
Kapıyı kapattı.
Başını kaldırdı.
Ve ilk kez göz göze geldiler.
İkisi de aynı anda gülümsedi.
Çok kısa sürdü.
Belki iki saniye.
Ama ilk kez hiçbirinin bakışlarını kaçırmasına gerek kalmadı.
---
Barış bunu gördü.
Elbette gördü.
Barış'ın gözünden hiçbir şey kaçmazdı.
Özellikle de insanlarla ilgili şeyler.
Hemen Derya'nın yanına yanaştı.
"Başladı."
"Ney başladı?"
"Göz göze gülümseme dönemi."
Derya kahvesinden bir yudum aldı.
"Abartıyorsun."
"Hayır."
"Abartıyorsun."
"İki ay sonra bana hak vereceksin."
Derya gözlerini devirdi.
"İki ay sonrasını bile hesapladın yani."
"Ben vizyon sahibiyim."
---
Akay masasına oturdu.
Defterini çıkardı.
Kalemini masaya bıraktı.
Defterin arasından küçük bir kâğıt kayarak yere düştü.
Fark etmedi.
İlayda etti.
Masaların arasından geçerken eğildi.
Kâğıdı aldı.
Üzerindeki satırlar istemeden gözüne ilişti.
*"Bazı insanlar hikâye gibi değildir."*
*"Onları anlatmaya başladığında eksik kalırsın."*
İlayda birkaç saniye baktı.
Sonra hemen kâğıdı kapattı.
Kendine kızdı.
Bu doğru değildi.
Ama nedense merakına engel olamıyordu.
---
Masaya geldi.
"Kâğıdınız düştü."
Akay başını kaldırdı.
Şaşırdı.
"Teşekkür ederim."
İlayda kâğıdı uzattı.
Tam dönecekken Akay sordu.
"Okudunuz mu?"
İlayda dürüst olmayı seçti.
"Bir kısmını."
"Ve?"
"Cümle güzeldi."
Akay hafifçe gülümsedi.
"Bu seferki de mi?"
"Öncekini de beğenmiştim."
İkisi de birkaç saniye sustu.
Sonra İlayda ilk kez gerçekten merak ettiği soruyu sordu.
"Ne yazıyorsunuz?"
Akay kalemi parmaklarının arasında çevirdi.
"Denediğim şeyler."
"Bu çok kaçamak bir cevap."
"Biliyorum."
"Roman mı?"
"Bazen."
"Hikâye?"
"Bazen."
"Şiir?"
Akay yüzünü buruşturdu.
"Hayır."
İlayda güldü.
"Şiire karşı kişisel bir savaşınız mı var?"
"Hayır."
"O zaman?"
"Şiiri seviyorum."
"Yazmıyor musunuz?"
"Yazamıyorum."
İlayda gülümseyerek başını eğdi.
"Belki de denemiyorsunuzdur."
Bu cümleden sonra ikisi de kısa süre sustu.
Çünkü artık gerçekten sohbet ediyorlardı.
Ve bu, şimdiye kadarki en uzun konuşmalarıydı.
---
"Bu arada..."
İlayda tereddüt etti.
Sonra devam etti.
"Adınızı hiç öğrenemedim."
Akay şaşırdı.
Beklemediği bir soruydu.
Ama hoşuna gitmişti.
"Akay."
İlayda ismi birkaç saniye zihninde tekrarladı.
Akay.
Nedense beklediği isimlerden biri değildi.
Ama yakışıyordu.
"Ben de İlayda."
Akay gülümsedi.
"Biliyorum."
Bu kez şaşıran İlayda oldu.
"Nereden?"
"Barış seslenirken duymuştum."
İlayda istemeden güldü.
"Tabii."
"Tabii."
O an ikisi de aynı şeyi düşündü.
Aslında birbirlerini sandıklarından daha uzun zamandır tanıyorlardı.
---
Tam o sırada uzaktan bir ses duyuldu.
"İlayda!"
Barış.
Yine.
Her zamanki gibi.
İlayda gözlerini kapattı.
"Geliyorum."
Sonra Akay'a baktı.
"Yazdıklarınızın devamını merak ettim."
"Neyin?"
"Hikâyelerin."
Akay birkaç saniye düşündü.
Sonra ilk kez bunu yüksek sesle söyledi.
"Ben de."
İlayda gülümsedi.
Ve uzaklaştı.
---
Akşam ilerledikçe kafe sakinleşti.
Ama ikisinin de zihni normalden daha kalabalıktı.
Çünkü artık birbirlerine isimleriyle hitap edebileceklerdi.
Garip şekilde bu küçük şey büyük hissettiriyordu.
---
O gece Akay evine döndüğünde defterini açtı.
Uzun süre boş sayfaya baktı.
Sonra yazdı:
*"Bugün adımı öğrendi."*
Bir süre bekledi.
Ardından ikinci satırı ekledi.
*"Ben de onun adını yeniden duydum."*
Kalem birkaç saniye havada kaldı.
Ve son cümle geldi.
*"Bazı insanlar isimleriyle birlikte daha da gerçek olur."*
Bu kez sayfayı kapatırken yüzünde istemsiz bir tebessüm vardı.
Çünkü uzun zamandır ilk kez yarını beklemek için bir sebebi vardı.
