Helva|Yarı texting kitap kapağı

37. bölüm / 36

Helva|Yarı texting

36

Vaveyla Yazarı: Şevval .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 36Şu an: 36

Benim tatlı balım
Sen beni bi’dinle
Sen beni anlarsın
~Vahşi Batı

Avm'nin otoparkında arabaya doğru ilerlerken ne yesek diye tartışıyorduk.

"Hamburger yiyelim demiştik ilk başta. Mızıkçılık yapıyorsun ama şuan." diye çemkiren Baran'ı elimdeki poşeti poposuna vurarak susturdum.

"Ya dün dedik onu. O zaman istemiştim ama şuan istemiyorum. Burito yapan bir yer açılmış oradan sipariş verelim işte."

Omzunun üzerinden bir bakış atıp elimdeki alışveriş poşetini aldı. "Tamam tamam bu seferlik senin dediğin olsun. Bir dahakine benim dediğim yerden yiyelim ama."

"Aynen aynen." diyerek geçiştirdim onu. Bu sırada arabayı bulmuş bagajını kumandayla açmıştı.

Poşetleri bagaja yerleştirirken gratis indiriminden aldıklarım büyük bir yer kaplarken Baran'ın takım elbisesi küçük bir köşeyi kaplıyordu.

"Yalnız var ya." dedi bagajı kapatırken. "Bagajı poşetlerinle doldurup sonrada zorla burrito aldırmak... Hiç bir şey demiyorum."

Gözlerimi devirip ön kapıya ilerledim. "Çok konuşmada kapıyı aç."

Kısık sesli bir gülüş bırakıp hızlı adımlarla yanıma geldi ve kapıyı açtı. Kendimi koltuğa bırakırken sızlayan ayaklarımla ne kadar yorulduğumu hissettim. Avm gezmekten nefret ettiğimi bir kere daha hatırladım.

Bu esnada Baranda arabayı çalıştırmış otoparktan çıkıyordu. "Telefonumdan sipariş ver lütfen gidene kadar anca gelir."

Onaylar anlamda kafamı sallayıp hızla telefonunu elime aldım. Önceden kaydettiğim face ıd'imle anında açılan tekefona kocaman sırıttım. Tamam ergendik falan ama genede hoşuma gidiyordu.

Yemek uygulamasını açıp kendime istediğimi seçerken onun içinde hamburger seçmeye başladım. "Sanada hamburger sipariş ediyorum. O kadar mızmızlandın ikisindende ikili menü alıyorum deneriz."

Onaylar anlamda mırıldanırken kayıtlı adresi seçip kendi kart bilgilerini girmeye başladım.

Fark etmiş olacakki telefonu hızla elimden çekti. "Benim evimde yemeye gidiyoruz yani ben ödüyorum. O düşünceleri at kafandan."

Telefonu geri elime alıp laf yetiştirmeye devam ettim. "Öf be tamam. Yola bak sen kaza falan yapıcaz şimdi.

Halbuki ekstra çedar falan eklemiştim kendi kuyusunu kendi kazmıştı yani. Siparişi verip yola odaklanmaya başlarken radyoda tanıdık bir ses çalmaya başladı.

This is getting heavy, can you hear the bass boom? I'm ready

Nakaratı duymamla heyecanla Baran'a döndüm. "Oha! Eski army modumun açılması için bir işaret bu hemen arabanın üstünü aç."

Be demek istemediğimi anlamamış olacakki tekrar sordu. "Açayım da, ne modu dedin?"

"Anlatıcam birazdan aç sen."

Life is sweet as honey, yeah this beat cha-ching like money huh

Onaylar anlamda kafadını sallayıp tavanın tuşuna bastı. Arabanın üstü ağır ağır geriye doğru kayarken içeri dolan o tatlı akşam rüzgârı bir anda yüzüme çarptı. Saçlarım rüzgarın etkisiyle uçuşup yüzüme dağılırken tam zamanında şarkının o kısmı geldi.

Disco overload, I'm into that, I'm good to go

I'm diamond, you know i glow up

Bağırarak şarkıya eşlik ederken bir o yana bu yana sallanıp coşuyordum. Baransa saçlarının rüzgârda dalgalanışı ve dudaklarına yerleşen o engel olamadığı gülüşle dikkatle beni izliyordu.

Tamam kabul şımardık ama ne yapalım yani azcık daha şımaralım. Eğilip yanağından makas aldım ve şarkıyı söylemeye devam ettim.

Hey, so let's go

Cause I, I, I'm in the stars tonight

Baran, son hamlem üzerine ritme daha fazla dayanamadı. Tek eliyle direksiyonu tutup diğer eliyle ritim tutarak bana eşlik etmeye başladı.

Arabanın içinde tamamen kendimizden geçmiş, rüzgârın ve müziğin tadını çıkarıyorduk. Yüzümdeki kocaman gülümseme ve kalbimdeki o deli gibi atan ritim, ne ara açıldığını anlamadığım kamerayla yolun sonuna kadar devam etti.

Şarkının bitmesiyle arabanın siteye girmesi bir oldu. Güvenliğin şaşkın bakışları altında içeri doğru ilerlerken hızlıca tuşa basıp tavanı kapattım ve emniyet kemerini çıkarttım.

Dağılan saçım başımı düzeltmek için arabanın içindeki -sanırım arkayı görmeye yarayan- yatay aynayı kendime çevirdim.

Çevirdiğim anda aniden frene basan Baran'la, -iki saniye önce çıkarttığım emniyet kemeri yüzünden- öne savrulup kafamı torpidoya çarptım.

"Ah." istemsizce inlerken Baran beni çarpmanın etkisiyle yapıştığım torpidodan çekip arkama yaslanmamı sağladı.

Arabayı hemen park konumuna alıp panikle bana doğru eğildi. "Ecrin! İyi misin? Neden çıkarttın emniyet kemerini? Zaten tam park ediyordum, aynayı niye kendine çeviriyorsun güzelim ya!"

Sesindeki o tatlı azarlama hali, yüzündeki kocaman endişeyi gizleyemiyordu.

Parmaklarıyla elimi alnımdan yavaşça çekip çarptığım yere baktı. Gözlerimin dolduğunu ve alnımın anında kızardığını görünce bakışları bir anda yumuşacık oldu.

"Çok mu acıdı?" dedi sesi fısıltıya dönerken. "Özür dilerim, arkamı göremeyince birden frene bastım. Kıyamam sana."

Cevap vermeyip sadece başımı salladığımda derin, sesli bir nefes aldı. "Yukarı çıkalımda buz koyalım. Kızarmış bayağı morarmaz umarım."

Onaylar anlamda başımı sallayıp çantamı ve bagajdan birkaç poşeti alıp Baran'ın arkasından apartmana doğru ilerledim.

Açıkçası ilk defa geldiğim için heyecanlanmıştım ve bu heyecan alnımdaki acıyı kısa bir sürede olsa unutturmuştu.

Arabadan inip asansöre bindiğimizde bile gözü üstümdeydi. Az önceki yaşanan garip an ve bana azıcıkta olsa sesinin yükselmesi nedeniyle ona sırtımı dönüp değişen kat sayılarını izlemeye başladım.

Asansörden çıkıp daireden içeri girdiğimizde beni doğrudan salondaki rahat koltuğa oturttu. "Kıpırdama, geliyorum hemen." diyerek mutfak olduğunu tahmin ettiğim yere ilerledi.

Bende bu esnada salonu incelemeye başladım. Gözlerim Tv ünitesinin üzerinde bulunan fotoğraflara takıldı. Oturduğum yerden kalkıp çerçevelerdeki fotoğrafları yakından incelemeye başladım.

Birinde Baran ve abisi olduğunu tahmin ettiğim iki çocuk hamakta birbirine sarılarak uyuyorlardı. Diğerinde ise ortaokul yılları olmalıydı; sırtında kendinden büyük gitar çantası, elinde tuttuğu plaket ile kameraya ukalaca gülümsemiş yanağındaki gamzelerini göstermişti.

Telefonumdan fotoğrafını çektiğim esnada Baran girdi salona. Elinde tuttuğu buzlu şişeyle yanıma yaklaştı. "Buz aradım ama bulamadım. Bununla idare edelim şimdilik. Çok acıyor mu?"

Sızısını artık hissetmediğim için hayır anlamında iki yana salladım kafamı.

Nerden bulduğunu anlamadığım bir tülbenti şişenin dışına sarıp yanıma yaklaştı. Buzlu şişeyi alnıma koyarken beni yönlendirmesiyle çerçevelerden uzaklaşıp tekrar koltuğa oturduk.

Aramızdaki garip sessizliğe son verense o oldu. "Gelir şimdi siparişimiz. Burada mı yiyelim yoksa odama mı geçelim?"

Hiç olmamış gibi yapacağımızı anlayıp tripli bir şekilde cevapladım. "Fark etmez. Odanda yiyelim."

Tam üstüne çalan kapıyla Baran siparişi almaya giderken bende bana tarif ettiği odasına ilerledim.

İçeriye girdiğimde ilgimi ilk duvarda asılı olan plaklar çekmişti. Duvarın dibinde duran bir klasik ve elektro gitarı, kapının arkasına yaslanmış kaykayıyla resmen yeni bir kişiliğini öğreniyor gibi hissettim biran.

Yatağın üzerinde uyuyan kediyeye ilerledim yavaşça. Adını sıkça duyduğum Ömür, yabancı birinin geldiğini anlamış olacakki yattığı yerden kalkıp beni koklamaya başladı.

Yavaşça onu severken Baran elinde yemeklerle girip masada yemek yemelik bir alan açtı. "Bu kadar sevecen değil normalde. Dikkat et tırmalamasın. Bir anda geliyorlar buna."

Sevilmekten şımarmış Ömür, buna mırlayarak cevap verdi. Ömür'ü sevmeye Baran'da katılınca keyfi gayet yerinde görünüyordu.

"Beni sevdi demekki. Sen artık kimlere sevdirdiysen kediyi vahşileşmek zorunda kalmış."

"Odamdan çıkmıyorki sevdireyim. Misafir çocukları falan sevmek istiyorda kaçıyor saklanıyor bir yerlere."

Ömür, sahibini görünce beni satıp kendini Barana sürtmeye başlamıştı. Kafasını Baran'ın eğilen çenesine birkaç kez sürtüp öpücük bile almıştı.

"Oha ama ya! Dişi mi bu?"

Baran'ın kısık sesli kahkahası Ömür'ü irkiltsede sahibinden uzaklaşmadı.

"Kıskanma kıskanma sende yaklaş o zaman azıcık."

Tribim -her ne kadar o hiçbir şey olmamış gibi davransada- devam ediyordu. Sanki hiç duymamışım gibi ondan uzaklaşıp masadaki yemek poşetine ilerledim.

"Acıktım, yiyelimde gideyim bari." Poşetten çıkarttığım hamburgeri masaya koyarken bileğimden çekilerek Ömür'ün yanına oturtuldum.

Yatağın üzerine, tam da Baran ile Ömür'ün yanına çekildiğimde şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırdım. Bileğimi bıraksa da aramıza hiçbir mesafe koymadan hemen yanıma kurulmuş, kolunu arkamdaki yatak başlığına uzatarak beni adeta kendi alanına hapsetmişti.

"Gideyim bari, öyle mi?" dedi, sesi az önceki kahkahasından arınmış, derin ve pürüzsüz bir tona bürünmüştü. "Daha yeni geldik Ecrin. Ayrıca,o tripli hallerini anlamadım sanma."

Bakışlarımı kaçırıp kollarımı göğsümde birleştirdim. "Trip falan atmıyorum ben. Hem suçlu hem güçlüsün. Önce beni torpidoya fırlat, sonra azarla, üstüne bir de kediyle beni sat... Çok bile durdum."

Baran hafifçe kıkırdadı. Bu ses tam kulağımın dibinden geldiğinde omurgamdan aşağı tatlı bir sıcaklık yayıldı. Ömür bile aramızdaki elektriği anlamış gibi yavaşça yataktan kalkıp ilgiyi kendine istermişçesine kafasını Baran'ın gerilmiş koluna sürttü.

"Şımarık," diye fısıldadı Baran. Yüzünü yüzüme o kadar yaklaştırdı ki, nefesi yanağıma değiyordu. "Seni torpidoya fırlatmadım, sen emniyet kemerini erken çıkardın ve aynayı çevirdin. Ama seni korkuttuğum ve canını acıttığım için..."

Elinin tersiyle yanağımı yavaşça okşadı. Başparmağı dudaklarımın kenarında duraksadığında nefesimi tuttum. Bakışları alnımdaki hafif kızarıklığa, ardından dudaklarıma kaydı.

"...özür dilerim güzelim."

Sesinde öyle bir yumuşaklık vardı ki, az önce kurduğum bütün savunma mekanizmaları bir anda yerle bir oldu.

"Affetmedim ki hemen," diye mırıldandım ama sesim düşündüğümden çok daha kısık ve etkisiz çıkmıştı.

"Affettiririz biz de," dedi gözlerinin içi gülerek.

Hiç beklemediğim bir anda öne eğilip dudaklarını alnımdaki o kızarık noktaya bastırdı. Uzun, derin bir öpücük bıraktı oraya. Zaten heyecandan deli gibi atan kalbim, gaza basmış gibi daha da hızlandı.

Geri çekilmedi. Dudakları alnımdan aşağıya, şakağıma, ardından yanağıma doğru yavaş ve yakıcı öpücüklerle kaydı.

Yüzümün her noktasında bıraktığı o küçük temaslar zihnimi tamamen boşaltmıştı. En sonunda dudakları, dudaklarımın hemen kenarında durdu.

"Hâlâ kızgın mısın?" diye sordu, sesi artık bir fısıltıdan ibaretti.

Cevap vermeme fırsat tanımadan, bakışlarındaki tüm o muziplikle aramızdaki son mesafeyi de kapattı.

Dudakları dudaklarımla buluştuğunda içimden bir şeylerin kopup gittiğini hissettim. Başta yumuşak, özür dilercesine başlayan öpücük, benim de refleksle(!) omuzlarına tutunup ona karşılık vermemle bir anda derinleşti.

Baran belimden sarılıp beni kendine daha da çekerken, aramızda ne bir trip ne de bir kırgınlık kalmıştı.

Yüzümün her santimine yayılan o yakıcı sıcaklıkla tamamen kendimden geçmiştim ki...

"KHKHH-KHKHHH!"

Duyduğumuz o aşırı tepkili, öfkeli kıhlama sesiyle ikimiz de bir anda sıçrayarak ayrıldık.

Ömür, hemen dibimizdeki komodinin üzerine çıkmış; tüylerini kabartmış, gözlerini kısıp doğrudan yüzüme bakarak resmen suratımızın ortasına doğru bir kez daha kıhladı.

Baran'ı benden kıskandığı yetmiyormuş gibi, uzaklaştığımız anı kollamış ve aramıza zıplayarak tüm nefretini tam zamanında kusmuştu.

"Oha!" diyerek şaşkınlıkla yataktan kalktım. "Resmen yüzüme yüzüme kıhladı!"

Baran bir bana, bir de gözünü bile kırpmadan nefret saçan Ömür'e baktı. Kendini tutamayarak patlattığı kahkaha bütün odada yankılandı.

Kahkahasını bastırmaya çalışıp Ömür'ün kafasını okşamaya çalıştı ama Ömür patisiyle Baran'ın elini savuşturup gözlerini yine benden ayırmadı.

"Ben sana demiştim," dedi Baran gülmekten konuşmakta zorlanarak. "Kıskançlık seviyesi tavan bunun. Bölge ihlali yaptın şu an."

"Bölge ihlali mi? Paşama bak bölge ihlaliymiş. Aşk olsun sanada kedin yüzüme tıs tıs kıhlarken sen gülüyor musun gerçekten? Bırak ya, git sen kedinle ye hamburgerini!"

Gülüşünü zorlukla yatıştırıp tekrar bana doğru uzandı, ama Ömür anında aradaki yastığın üzerine geçip Baran'ın kucağına kuruldu ve bana doğrulup göz dağı verir gibi bir kez daha hafifçe tısladı.

Baran Ömür'ü kucağında sallarken muzipçe gözlerimi süzdü. "Görüyorsun durumu, mecburen rüşvet vereceğiz. Hadi gel, önce şu hamburgerleri paylaşalım da Ömür'ün öfkesi biraz yatışsın. Yoksa günün kalanı ikimiz için de tehlikeli geçecek."

Baran kucağındaki kediyle yataktan kalkıp masaya ilerledi. Hamburgerin köftesinden küçük bir kısım koparıp Ömür'e yedirdi elleriyle.

"Vay be! Ben düşmanı uzakta ararken meğersem aramızdaymış. Yanlış ellere teslim etmişim seni."

Baran Ömür'ü odadan çıkarıp kapıyı kapattı.

"Sus, tek bir kelime dahi etme inanırım."

"Eh peki madem, konuşmuyorum o zaman. İzleyecek bir şeyler açayımda yiyelim artık açlıktan bayılıcam."

Baran'ı umursamadan laptopu açarken aklımda tek bir şey vardı.

Barbie filmleri.

"Aşkım." diyen Baranla onu hızlıca susturdum.

"Şş, sessiz ol. Bunlar harika birer baş yapıt. Ben hepsini izledim tabi şimdide sıra sende. Acaba hangisini izlesek."

"Prenses okulu izlemek ister misin? Yok ya oda çok klasik. Üç silahşörler... Buldum Kristal şato izleyelim. En sevdiğim o."

"Bana pek seçme hakkı tanınmadı ama neyse."

"Ağzının içinden mırıldanmada direkt söyle beğenemedin mi filmi?"

"Yok estağfirullah, çok güzel bir şeye benziyor daha önce izleseydik keşke dedim."

"İyi, öyle diyorsan."

Filmi izlerken 'Kolye düşünce şato mu ortaya çıktı ne saçma?' 'Buda salak mı niye onun peşinden gidiyor?' 'Köpek yüzünden başımıza gelenlere bak.' gibi süper zeka yorumlar yapsada yemek bittiğinde karnım iyice doymuş, keyfim tamamen yerine gelmişti.

Çantamdan çıkardığım kağıt yüz maskelerini ve bordo oje kutusunu sehpanın üzerine bıraktım.

"Şimdi," dedim sırıtarak. "Günün yorgunluğunu atma zamanı. Cildin ne kadarda kurumuş böyle aman tanrım. Yüzün biraz canlı görünsün, nem lazım sana."

Ultra abartı tepkilerimle gülmemek için kendimi zor dururken Baran kaşlarını kaldırıp sehpadaki maskelere baktı. "Hayatta olmaz Ecrin. Bu maskeyle gezmem ben."

"Mızıkçılık yok!" diyerek paketlerden birini zorla yüzüne yapıştırdım. Ne kadar dirense de pes edip arkasına yaslandı. Ben de kendi maskemi yüzüme yerleştirdim.

Yüzümüzde beyaz maskelerle birbirimize bakıp kıkırdarken ojeyi ona uzattım. "Alnımı çarpmama sebep oldun, ceza olarak tırnaklarıma sen sürüyorsun."

Baran derin bir nefes verip ojeyi aldı. "Kaza olduğunu söylesem de kurtulamıyorum yani?"

Önümde diz çöktü. Yüzündeki maskenin arkasından sadece gözleri görünüyordu ama acayip bir ciddiyetle elime odaklanmıştı. Sol elimi avucunun içine alıp başparmağıma ojeyi itinayla sürmeye başladı. O kadar dikkatli yapıyordu ki kıkırdamamak için nefesimi tuttum.

"Bak kenarlara taşırma sakın," diye takıldım.

"Sessiz ol, konsantrasyonumu bozuyorsun," dedi sert görünmeye çalışan ama içindeki o tatlılığı gizleyemeyen bir sesle.

Tam ikinci tırnağıma geçerken zil sesi yankılandı evde."Biri mi gelicekti?"

"Hayır, akşam gelir bizimkiler. Apartman yöneticisi gelmiştir aidat toplamaya. Boşver, çalar çalar gider."

'20 katlı apartmanlardan oluşan sitede aidatı kapı kapı mı topluyorsunuz?' demek istesem de susup ona uyum sağladım.

Dediği gibi zil sesi biraz sonra kesildi. Birkaç dakika sonra odanın kapısın şak diye açılmasıyla ikimiz de donup kaldık.

Odanın kapısını açan adam kapı eşiğinde durdu. Fotoğrafta gördüğüm abisinin ta kendisiydi; heybetli, esmer ve ilk bakışta insanı çekindiren ağır bir duruşu vardı. Yüzündeki o ciddi ifade, odadaki manzarayı gördüğü an hafif bir şaşkınlıkla bozuldu.

Yüzlerimizde beyaz maskelerle ikimize, Baran'ın elimi tutan haline ve elindeki açık oje şişesine baktı. En son gözleri bilgisayar ekranında hala oynayan Barbie filmine kaydı.

Aramızdaki birkaç saniyelik o ecel teri döktüren sessizliği, abisinin boğazını hafifçe temizlemesi böldü. Yüzüne yayılan alttan alttan alaycı ama son derece kibar tebessümle içeri bir adım attı.

"Kusura bakmayın, bölüyorum galiba," dedi.

Sesi oldukça tok ve ağırdı. Anahtarını cebine atarken gözleri ikimizin arasında mekik dokudu.

"Baran, evde bir misafirimiz olduğunu söyleseydin keşke. Böyle hazırlıksız yakalanmazdınız."

Baran yüzündeki maskeyi panikle tek hamlede çekip çıkardı. Hızla ayağa kalkarken yüzünün kızardığına yemin edebilirdim. "Abi...Sen akşam gelecektin?"

Abisi, Baran'ın bu halini keyifle izlerken doğrudan bana döndü. Duruşu sert ve maço bir havaya sahip olsa da bakışlarındaki tatlı muziplik içimdeki o ani gerginliği biraz olsun yatıştırdı. Bana doğru hafifçe başını eğip elini uzattı.

"Merhaba, Boran ben. Baran'ın abisiyim," dedi, sesindeki o hafif takılma tonunu gizlemeyerek. "Bizimki eve pek arkadaş getirmeyi bilmez de... Böyle güzellik salonu konseptiyle ağırlayacağını hiç tahmin etmemiştim. Memnun oldum."

Bileğimdeki ojeli eli gizlemeye çalışarak uzattığı eli sıktım. Yanaklarımın yandığını hissediyordum. "Ecrin ben de. Memnun oldum."

"Ben de çok memnun oldum Ecrin," dedi Boran abi.

Sonra tek kaşını kaldırıp elindeki oje şişesiyle öylece kalakalmış Baran'a baktı. "Devam edin siz, hiç bozmayın. Küçük beyin bu kadar becerikli olduğunu bilmiyordum, ben içeri geçeyim. Filminizdede iyi seyirler ama tahminimce Baran'ın yaşı yetmiyor filme."

Boran abinin o son lafından sonra yanaklarımdaki yangın kesinlikle dışarıdan görülebilecek bir seviyeye ulaşmıştı. Baran ise şaşkınlıkla oje şişesine bakmayı bırakıp abisinin arkasından hızla kapıya doğru atıldı.

"Abi valla düşündüğün gibi değil, öyle bir anda gelişti o yüzden—"

Boran abi çoktan koridora adım atmıştı bile. Arkasını bile dönmeden elini havada salladı. "Hiç açıklama yapma abim, Barbie'li güzellik salonu konseptinizi böldüğüm için ben özür dilerim. Salondayım ben, işiniz bitince gelin de bir çay koyun bari."

Baran kapı eşiğinde öylece kalakaldı. İki saniye kadar boşluğa baktıktan sonra bana döndü. Yüzündeki maskeyi çıkardığı için kıpkırmızı olmuş yanakları tamamen ortaya çıkmıştı.

"Harika," dedi, derin bir nefes vererek. "Dünyanın en karizmatik adamı olarak tanınacaktım sana, şu an abimin gözünde güzellik uzmanı lise öğrencisi konumundayım."

Gülmemi tutamayarak yüzümdeki maskeyi yavaşça çıkardım. "Bence gayet tatlı bir detaydı. Hem bak ojenin ilk katı çok güzel oldu, tebrik ederim."

"Ecrin, dalga geçme gözünü seveyim," diyerek ellerini yüzüne kapattı. Sonra tırnaklarımdaki koyu kırmızı ojeye bakıp hafifçe gülümsetti kendini. "Gidip salonda abimi idare edeceğiz mecbur. Yoksa o salondan ömrümün sonuna kadar Barbie esprileri dinleyerek çıkamam."

Oje kutusunu ve maskeleri hızlıca toparlayıp odadan çıktık. Salona geçtiğimizde Boran abi çoktan tekli koltuğa kurulmuş, kumandayı eline almıştı. Ağır, heybetli bir duruşu vardı ama gözlerinde o muzip ışık hâlâ yanıp sönüyordu.

Selektör lambası mı buda yanıp sönecek neyse.

"Geldiniz mi güzellikler?" dedi Boran abi, bana bakıp hafifçe gülümseyerek. "Gel Ecrin otur şöyle. Bizimki sana bir çay demlesin de, ben de sana bu evin gerçeklerini anlatayım biraz."

Baran anında savunmaya geçti. "Abi! Kızı daha yeni tanıdın, ne anlatıyorsun hemen?"

"Aaa, ayıp ama Baran. Misafire hoş geldin sohbeti yapıyoruz şurada," diyerek beni yanındaki ikili koltuğa davet etti Boran abi.

Baran gözlerini devirip çaresizce mutfağa doğru adımlarken ben de koltuğun kenarına iliştim.

Boran abi kollarını koltuğun kenarlarına yaslayıp rahat bir tavırla bana döndü. "Bakma bunun böyle sert durmaya çalıştığına Ecrin. Bu çocuk lise bire gidene kadar karanlıktan korkuyordu."

"Abi mutfaktan duyuyorum!" diye bağırdı Baran içeriden.

Boran abi istifini hiç bozmadan devam etti. "Gece koridora çıkarken beni yanına çağırırdı. Bir de ne diyodu heh 'Abi gel beraber gidelim de koridordaki canavar ilk seni yesin.' Ben de giderdim mecbur."

"Hiç öyle bir vibe almamıştım. Bahsetmemişti de hiç."

"Şimdi büyüdü ya, karizma yapıyor sana," dedi Boran abi göz kırparak.

O sırada Baran elinde çay tepsisiyle salona girdi. Yüzündeki ifade tam bir 'bittiğimin resmidir' ifadesiydi. Tepsiyi sehpaya bırakırken Boran abiye ters bir bakış attı. "Ecrin'e çocukluk travmalarımı anlatmayı bitirdiysen çayını iç abi."

"Bitmedi," dedi Boran abi çay bardağına uzanırken. "Tam en güzel yerine geliyordum. Bir gün bunu kandırdım dedim sen süpermensin falan. İnandı buda tabi. Gitmiş balkondan aşağı atlamış."

"Camdan." dedim kendimi tutamayarak.

"Efendim?"

"Balkondan değil camdan aşağı atladı aslında."

Boran abi biraz düşünüp geri odağını bana verdi. "Evet doğru camdan atlamıştıda sen nerden biliyorsun bu detayı?"

Şimdi nasıl diyeyim ben sizin facebookunuzu bulmuştumda oradanda profilimize sabitlediğiniz youtube kanalınıza sızdım. Tüm videoları hatmettim diye.

"Baran anlatmıştı bir ara." Baran'la kısa bir an göz göze geldik.

"Peki Baran şunu anlatmış mıydı? İlkokulda sevdiği kıza şiir yazıp yanlışlıkla sınıf öğretmenine verdiği günü..."

Ecrinkont story

Ecrinkont: Ömür orospusu tarafından bölge ihlali yapmadan önce

Baransayer: bu hesaba beni bugün ekledin ya hiçbir şey demiyorum

KESTİKK!!!

Uzun bir aradan sonra merhabalar efenimm

ECRİNKONT ECRİNİN PRİVİ BU ARADAAA benim privimde garipkont bu arada öyle bi oversharing saatim geldi

Ben btsten jiminim bu arada -tabi junkooktan sonra-

Ecrinde taehyung bu aradaa geçtiğimiz günlerde -25 ağustos- Ecrin'in doğum günüydüüü

Aslında benim en yakın arkadaşımın doğum günü kitaba kendimden birkaç parça kattığım gibi etrafımdanda katıyorum Burdan en yakın arkadaşımın doğum gününüde kutluyorum büyük ihtimalle bölümü okumuyordur çünkü kendisi just junkook taehyung kitapları okuyo bi türlü ikna edemedim benim kitabımı okumasını 😡

Burdan kna kızıyorum onun dgyide bts temalı kutladım koyarım pastanın fotoğrafını buraya O YÜZDEN BU BÖLÜMDE DYNAMİTE çaldı eski armyler bende sizdenim

Pastanın yarısı yenmiş fotosu vardı koyamadm sorry bu buketke yetinin şimdilik benim doğum günümde 16 ekim buarada öyle aklınızda bulunsun

Özür dikerim ama nakaratta batu cengiz duyuyorum hala 🫡

Eee sizde ne var ne yokk

YA BİDE 3kLIK Bİ BÖLÜM DÜZENLE DÜZENLE BİTMEDİ GÖZDEN KAÇAN BİRYER VARSA ÖZÜR

Birileri demişki 2-3 ayda bir bölüm geliyo en kötü ayda bir geliyo bu arada max 1 ay mola vermişimdir -korkuyorum belki daha çoktur-

Seviyorum sizi eğer başarabilirsem bu ay final bölümünüde yayımlarım

Diğer bölüm herhalde mezuniyet olucak

Baranın abisinide kadir emindağ şivesiyke hayal etmişsinizdir umarım

Şu sıralarda vahşi batıya sardım o yüzden başa onu koydum diğer bölümede arabada son ses müslüm koyucam

OF O KADAR ÇOK BOŞ YAPASIM VARKİİİİ

TAMAM TAMAM SUSUYORUM VE GİDİYORUMMM

KALBE BASINNN SEVİLİYORSUNUZZ 🫶🫶🫶

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.013okunma 61beğeni 31yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 144

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıkaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikapsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18