8. bölüm / 8
Gözlerindeki YabancıBölüm 8 — Geçmişin İzleri
Bölümler 8Şu an: Bölüm 8 — Geçmişin İzleri
- 1 1. Bölüm — Yeni Gelen2.196 kelime
- 2 2. Bölüm — Yol Üstü1.615 kelime
- 3 Bölüm 3 — Kıskançlığın Sesi2.937 kelime
- 4 Bölüm 4 — Saklanan Gerçek2.187 kelime
- 5 Bölüm 5 — Gerçeğin Eşiğinde1.905 kelime
- 6 Bölüm 6 — Kardeşimin Sırrı1.861 kelime
- 7 Bölüm 7 — Eski Ofis1.350 kelime
- 8 Bölüm 8 — Geçmişin İzleri1.272 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Hakan Hoca'nın son cümlesinden sonra koridorda kimse konuşmadı.
“Sizi yakından tanıyor.”
Bu dört kelime aklımda dönüp duruyordu.
Aydeniz elimi bırakmadı.
Murat ise Hakan Hoca'ya sert bir bakış attı.
— Daha fazla konuşma.
Hakan Hoca bu kez geri adım atmadı.
— Yıllardır sustum zaten.
Murat ona yaklaşınca araya girdim.
— Yeter.
İkisi de bana döndü.
— Babamın başına gelenleri öğrenmek istiyorum. Aydeniz'in ailesinin neden buraya taşındığını bilmek istiyorum. Ve eğer bu işin içinde benim ailem de varsa, bunu da bilmek istiyorum.
Hakan Hoca başını salladı.
— Haklısın.
Murat ise hiçbir şey söylemedi.
Aydeniz ona baktı.
— Babamı suçladınız mı?
Murat'ın yüzündeki sert ifade bir anlığına değişti.
— Hayır.
— Ama yıllardır herkes onun suçlu olduğunu düşündü.
— Çünkü gerçek ortaya çıkmadı.
— Gerçeği siz biliyor musunuz?
Murat sustu.
Aydeniz'in gözleri doldu.
— O zaman neden konuşmuyorsunuz?
Murat derin bir nefes aldı.
— Çünkü bazı gerçekler insanları korumak için saklanır.
— Beni mi koruyorsunuz?
— Seni değil.
Aydeniz şaşkınlıkla baktı.
Murat'ın gözleri bana kaydı.
— Alp'i.
Bir anda içimde öfke yükseldi.
— Beni neden korumanız gerekiyor?
Murat cevap vermedi.
Hakan Hoca ise masanın üzerindeki dosyayı aldı.
— Çünkü yıllar önce yapılan hata yüzünden iki aile karşı karşıya geldi.
Dosyayı açtı.
— Ama asıl problem para değildi.
— Neydi? — diye sordum.
Hakan Hoca birkaç saniye düşündü.
— Güven.
Aydeniz kaşlarını çattı.
— Bu kadar mı?
— Hayır.
Hakan Hoca eski bir belge çıkardı.
— Samir, Sinan ve Murat ortak bir iş yürütüyordu. Sonra para kayboldu. Herkes birbirinden şüphelenmeye başladı.
Babamın adını duyunca dikkat kesildim.
— Babam Samir'e güveniyor muydu?
— Evet.
— Peki Murat?
Hakan Hoca Murat'a baktı.
— O da güveniyordu.
Murat başını eğdi.
— O zaman neden her şey dağıldı?
Hakan Hoca'nın cevabı kısa oldu.
— Çünkü biri sahte belgeler hazırladı.
Aydeniz'in gözleri büyüdü.
— Kim?
Hakan Hoca cevap vermedi.
Tam o sırada telefonum çaldı.
Ekranda Can yazıyordu.
Telefonu açtım.
— Ne oldu?
Can'ın sesi telaşlıydı.
— Alp, nerdesin?
— Okuldayım.
— Hemen aşağı gel.
— Neden?
— Burak'la ilgili bir şey oldu.
Kalbim hızlandı.
— Ne oldu Burak'a?
— Bilmiyorum. Onu spor salonunun arkasında gördüm. Birileriyle tartışıyordu.
— Kimle?
Can'ın sesi kısıldı.
— Dilara'nın babasının adamlarından biri olabilir.
Telefonu kapattım.
Aydeniz yüzüme baktı.
— Ne oldu?
— Burak.
Hakan Hoca hemen araya girdi.
— Burak Demir mi?
— Evet.
Hakan Hoca'nın yüzündeki ifade bir anda değişti.
— Onu bulun.
— Neden?
Hakan Hoca bana baktı.
— Çünkü eğer Burak bazı dosyalara ulaştıysa...
Durdu.
— Artık sadece geçmişi araştırmıyorsunuz.
Murat kapıya yöneldi.
— Hepiniz buradan çıkın.
Ben Aydeniz'in elini tuttum.
— Hadi.
Koridorda koşmaya başladık.
Merdivenlerden inerken Aydeniz bana baktı.
— Alp, Burak'a bir şey olmuş olabilir mi?
— Bilmiyorum.
— Onu bulacağız, değil mi?
— Bulacağız.
Spor salonunun arkasına geldiğimizde Can bizi bekliyordu.
Nefes nefeseydi.
— Burada değiller.
— Kim yok?
— Burak ve diğer adam.
Yerde bir şey fark ettim.
Burak'ın telefonu.
Ekranı çatlamıştı.
Telefonu elime aldım.
Son mesaj ekranı açıktı.
Mesaj Dilara'dan gelmişti.
“Burak, sana gerçeği anlatacağım. Ama Alp'e söyleme.”
Aydeniz mesajı görünce bana baktı.
— Dilara neden Burak'la gizlice konuşuyor?
Cevap veremedim.
Çünkü telefonun hemen altında başka bir mesaj vardı.
Bu kez gönderen Burak'tı.
Mesaj sadece üç kelimeydi:
“Alp, ona inanma.”
Başımı kaldırdım.
Aydeniz gözlerimin içine bakıyordu.
Ve ilk kez, neye inanacağımı ben de bilmiyordum.
Burak'ın telefonundaki son mesaja tekrar baktım.
“Alp, ona inanma.”
Kimin için söylediğini anlamak zor değildi.
Dilara.
Ama neden?
Can yanıma geldi.
— Ne yazıyor?
Telefonu ona gösterdim.
Can mesajı okudu.
— Bu iyi değil.
— Biliyorum.
Aydeniz sessizce telefon ekranına bakıyordu.
— Burak bana neden bunu söylemek istedi?
— Belki Dilara'nın bir şey çevirdiğini öğrendi.
Can başını salladı.
— Ama Dilara'nın Burak'la neden konuştuğunu anlamıyorum.
Telefonu cebime koydum.
— Ben anlarım.
Aydeniz kaşlarını kaldırdı.
— Nasıl?
— Dilara beni geri kazanmak istiyor. Burak da uzun zamandır onunla ilgili bir şeyler biliyor. İkisi de birbirini kullanıyor olabilir.
Can hafifçe başını salladı.
— Mantıklı.
Aydeniz bir süre düşündü.
— Peki Burak nerede?
— Onu bulacağız.
Tam o sırada arkamızdan bir ses geldi.
— Belki de aramanıza gerek yok.
Hepimiz döndük.
Dilara karşımızdaydı.
Tek başınaydı.
Bana baktı.
— Burak'ı ben gördüm.
Bir adım attım.
— Nerede?
— Eski müzik odasının orada.
— Ne zaman?
— Yaklaşık yarım saat önce.
Can hemen sordu:
— Yanında biri var mıydı?
Dilara başını salladı.
— Hayır.
Ona dikkatlice baktım.
— Yalan söylüyorsun.
Dilara'nın yüzü düştü.
— Neden böyle düşünüyorsun?
— Çünkü Burak'ın telefonunda senin mesajın var.
Dilara bir an sustu.
Sonra derin bir nefes aldı.
— Evet. Onunla konuştum.
— Neden?
— Çünkü Burak sana benim hakkımda bir şeyler anlatıyordu.
— Ne anlatıyordu?
— Senin Aydeniz'le yakınlaşmandan rahatsız olduğumu.
Aydeniz sessizce bana baktı.
Dilara devam etti:
— Ona bir şey teklif ettim.
— Ne?
— Eğer bana yardım ederse, babamın dosyalarından bazılarını ona verecektim.
Can şaşkınlıkla sordu:
— Karşılığında ne istedin?
Dilara'nın bakışları bana kaydı.
— Alp'le konuşmamı sağlamasını.
Bir an sessizlik oldu.
Aydeniz'in yüzündeki ifade değişti.
Dilara hemen ona döndü.
— Ama düşündüğün gibi değil.
Aydeniz sakin ama kırgın bir sesle konuştu.
— Ne düşünmem gerekiyor?
Dilara cevap veremedi.
Ben araya girdim.
— Burak nerede?
Dilara bu kez gözlerini kaçırdı.
— Bilmiyorum.
— Dilara.
— Gerçekten bilmiyorum.
Bir süre ona baktım.
Sonra telefonumu çıkardım.
— O zaman polise haber veriyorum.
Dilara'nın yüzü bir anda değişti.
— Hayır!
— Neden?
— Çünkü...
Durdu.
— Çünkü Burak bana gitmeden önce bir şey söyledi.
— Ne?
Dilara'nın sesi iyice alçaldı.
— Dosyaların bir kopyasını aldığını söyledi.
Can kaşlarını çattı.
— Hangi dosyaların?
— Babamın dosyalarının.
Aydeniz hemen sordu:
— Samir'in dosyaları mı?
Dilara başını salladı.
— Evet.
İçimde bir şey oturdu.
— Burak neden bunu bana söylemedi?
Dilara cevap verdi:
— Çünkü dosyaları tek başına incelemek istedi.
— Sonra?
— Sonra bir şey buldu.
— Ne?
Dilara bana baktı.
— Sana söylemek istemediği bir şey.
— Ne olduğunu söyle.
— Bilmiyorum.
— Dilara!
— Gerçekten bilmiyorum!
Gözleri dolmuştu.
— Sadece “Alp bunu öğrenirse her şey değişir” dedi.
Aydeniz'in yüzü gerildi.
— Ne demek istemiş olabilir?
Bilmiyordum.
Ama Burak'ın mesajı aklımdan çıkmıyordu.
“Alp, ona inanma.”
Belki de “ona” Dilara değildi.
Belki başka birinden bahsediyordu.
Tam o sırada telefonuma yeni bir mesaj geldi.
Bu kez gönderen bilinmiyordu.
“Burak'ı arama. Önce dosyayı bul.”
Mesajın altında bir fotoğraf vardı.
Fotoğrafı açtım.
Eski bir dolap.
Üzerinde küçük bir etiket:
17
Can yanıma geldi.
— Bu ne?
Fotoğrafa biraz daha dikkatli baktım.
Arka plandaki duvarı tanıdım.
— Eski kütüphane.
Aydeniz şaşırdı.
— Okuldaki mi?
Başımı salladım.
— Evet.
Dilara'nın yüzü değişti.
— Burak dosyayı oraya saklamış olabilir.
Can hemen kapıya yöneldi.
— O zaman ne bekliyoruz?
Aydeniz elimi tuttu.
— Ben de geliyorum.
Birlikte eski kütüphaneye doğru yürüdük.
Koridorlar boştu.
Okulun diğer bölümlerinden gelen sesler giderek azaldı.
Eski kütüphanenin kapısını açtığımda içerisi karanlıktı.
Telefonumun fenerini açtım.
Rafların arasında ilerledik.
Numaraları kontrol etmeye başladık.
15...
16...
Sonra:
17.
Dolabın önünde durdum.
Kilidi vardı.
Aydeniz bana baktı.
— Anahtar?
Başımı salladım.
— Yok.
Can cebinden bir toka çıkardı.
— Bunu deneyebiliriz.
Kaşlarımı kaldırdım.
— Sen ne zamandan beri kilit açıyorsun?
— Çok soru soruyorsun.
Birkaç saniye uğraştı.
Çıt.
Kilit açıldı.
Dolabın içinde kahverengi bir dosya vardı.
Üzerinde tek bir isim yazıyordu:
SAMİR KERİMOV
Aydeniz'in nefesi kesildi.
Dosyayı yavaşça aldım.
İlk sayfayı açtım.
Sonra ikinciyi.
Üçüncü sayfada bir banka dekontu vardı.
Ama asıl önemli olan, dekontun altındaki nottu.
El yazısıyla yazılmıştı:
“Parayı gönderen hesap Murat Demir'e ait değil. İşlemi yapan kişi okul personelinden biri.”
Aydeniz bana baktı.
— Hakan Hoca mı?
Başımı salladım.
— Belki.
Dosyanın son sayfasını çevirdim.
Orada bir isim vardı.
Hakan Arslan.
Altında ise başka bir isim daha yazıyordu.
Tanık: Pınar Yılmaz.
Annem.
Elimdeki dosya ağırlaşmış gibi oldu.
Aydeniz yavaşça konuştu:
— Alp...
Ben sayfaya bakmaya devam ettim.
Annem bu olayın sadece tanığı değildi.
Annem her şeyi biliyordu.
Bölüm etkileşimi
