6. bölüm / 8
Gözlerindeki YabancıBölüm 6 — Kardeşimin Sırrı
Bölümler 8Şu an: Bölüm 6 — Kardeşimin Sırrı
- 1 1. Bölüm — Yeni Gelen2.196 kelime
- 2 2. Bölüm — Yol Üstü1.615 kelime
- 3 Bölüm 3 — Kıskançlığın Sesi2.937 kelime
- 4 Bölüm 4 — Saklanan Gerçek2.187 kelime
- 5 Bölüm 5 — Gerçeğin Eşiğinde1.905 kelime
- 6 Bölüm 6 — Kardeşimin Sırrı1.861 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 Bölüm 7 — Eski Ofis1.350 kelime
- 8 Bölüm 8 — Geçmişin İzleri1.272 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kuzey'in fotoğrafına tekrar baktım.
Sandalyede oturuyordu.
Ellerinin bağlı olup olmadığını fotoğraftan anlayamıyordum ama yüzünde korku yoktu.
Bu beni daha da endişelendirdi.
Çünkü Kuzey korktuğunda bile belli etmezdi.
Ama böyle bir durumda...
hiçbir şey olmamış gibi bakması normal değildi.
Aydeniz telefonuma baktı.
— Alp...
— Ne?
— Sence Kuzey gerçekten bir şey biliyor mu?
Cevap vermeden önce birkaç saniye düşündüm.
— Bilmiyorum.
Burak arka koltuktan konuştu.
— Bence biliyor.
Ona döndüm.
— Neye dayanarak söylüyorsun?
— Fotoğrafa.
— Ne var fotoğrafta?
Burak telefonu elimden aldı ve görüntüyü büyüttü.
— Şuna bak.
Kuzey'in oturduğu sandalyenin yanında küçük bir masa vardı.
Masanın üzerinde birkaç kâğıt duruyordu.
Burak fotoğrafı biraz daha yakınlaştırdı.
Kâğıtlardan birinde bir isim görünüyordu.
Samir Kerimov.
Aydeniz'in nefesi kesildi.
— Babam...
Diğer kâğıdın üzerinde ise başka bir isim vardı.
Sinan Yılmaz.
Babam.
İkimizin de yüzü değişti.
Burak fotoğrafı küçülttü.
— Bu adamlar Kuzey'e bir şey anlatıyor olabilir.
— Ya da Kuzey zaten her şeyi biliyor olabilir.
Bunu söylerken içimde garip bir his oluştu.
Kuzey'in son zamanlarda söyledikleri aklıma geldi.
“Sen ilk defa birini kaybetmekten gerçekten korkuyorsun.”
“Ne duyarsan duy, hemen karar verme.”
Bunlar sıradan cümleler değildi.
Sanki bir şey biliyordu.
Sanki beni hazırlıyordu.
Telefonum tekrar titredi.
Yeni mesaj.
“Onu kurtarmak istiyorsan, 20 dakika.”
Başımı kaldırdım.
— Gidiyorum.
Aydeniz hemen karşı çıktı.
— Alp, hayır.
— Kuzey orada.
— Ama bu bir tuzak olabilir.
— Biliyorum.
— O zaman neden gidiyorsun?
Gözlerinin içine baktım.
— Çünkü o benim kardeşim.
Aydeniz bir süre sustu.
Sonra yavaşça elimi tuttu.
— O zaman ben de geliyorum.
— Aydeniz...
— Beni durduramazsın.
Burak hafifçe başını salladı.
— Bu konuda onunla tartışma. Kaybedersin.
Aydeniz ona ters ters baktı.
— Sen de mi geliyorsun?
Burak kapıyı açtı.
— Mecburen.
— Neden?
Burak birkaç saniye düşündü.
— Çünkü bu işin içinde benim ailem de var.
Arabadan indik.
Eski tren istasyonuna doğru ilerlerken hava iyice kararmıştı.
Sokaklar neredeyse boştu.
İstasyon yıllardır kullanılmıyordu.
Paslanmış tabelalar, kırılmış camlar ve karanlık peronlar...
Her şey terk edilmiş gibiydi.
Kapının önünde durduk.
Burak etrafa baktı.
— Buradan sonrası kötü fikir.
— Bunu biliyoruz, — dedim.
Aydeniz yanımda durdu.
Elini tuttum.
— Yanımdan ayrılma.
— Ayrılmam.
İçeri girdik.
Ayak seslerimiz boş binada yankılanıyordu.
Bir koridoru geçtik.
Sonra uzaktan bir ses duyduk.
— Alp.
Olduğum yerde durdum.
Bu sesi tanıyordum.
Kuzey.
Koşarak sesin geldiği yöne ilerledim.
Bir odaya girdim.
Kuzey oradaydı.
Sandalyede oturuyordu.
Ama yalnız değildi.
Karşısında orta yaşlı bir adam vardı.
Adam bizi görünce ayağa kalktı.
Kuzey başını kaldırdı.
Bana baktı.
Ve ilk kez...
Kardeşimin gözlerinde korku gördüm.
— Alp...
Yanına koştum.
— İyi misin?
— İyiyim.
— Sana ne yaptılar?
— Hiçbir şey.
Adam araya girdi.
— Çünkü onu buraya biz getirmedik.
Donup kaldım.
— Ne demek istiyorsun?
Kuzey gözlerini kapattı.
Sonra yavaşça bana baktı.
— Alp...
— Ne?
— Ben buraya kendi isteğimle geldim.
Sessizlik.
Aydeniz şaşkınlıkla Kuzey'e baktı.
— Neden?
Kuzey ayağa kalktı.
Gözlerini bana dikti.
— Çünkü babamızın sana anlatmadığı şeyi ben öğrendim.
Kalbim hızlandı.
— Ne öğrendin?
Kuzey'in sesi titredi.
— 2009'da olanları.
Bir adım attım.
— Anlat.
Kuzey başını eğdi.
Sonra cebinden eski, katlanmış bir fotoğraf çıkardı.
Fotoğrafı bana uzattı.
Açtım.
Ve gördüğüm şey karşısında nefesim kesildi.
Fotoğrafta babam, Samir ve Murat vardı.
Ama bu kez yanlarında bir çocuk daha vardı.
Çocuğun yüzü netti.
Kuzey'e baktım.
Sonra fotoğrafa.
Çünkü çocuk...
Kuzey'di.
— Bu nasıl mümkün?
Kuzey'in gözleri doldu.
— Çünkü o fotoğraftaki çocuk benim.
Aydeniz bir adım geri çekildi.
Ben ise konuşamıyordum.
Kuzey devam etti:
— Ve Alp...
Bir an durdu.
— Sen o fotoğrafta yoksun.
“Sen o fotoğrafta yoksun.”
Kuzey'in söylediği cümle birkaç saniye boyunca kafamın içinde dönüp durdu.
Fotoğrafı tekrar elime aldım.
Küçük çocuk gerçekten Kuzey'e benziyordu.
Ama tarih kısmına tekrar baktığımda bir şey fark ettim.
— Bir dakika...
Kâğıdı biraz daha yaklaştırdım.
— Bu tarih 2009 değil.
Kuzey kaşlarını kaldırdı.
— Ne?
— 2012.
Burak hemen yanıma geldi.
— Emin misin?
— Evet.
Fotoğrafın arkasındaki yazıyı da tekrar okudum.
“İstanbul, 2012.”
Kuzey derin bir nefes verdi.
— İşte şimdi anlamlı.
Ona döndüm.
— Ne demek istiyorsun?
Kuzey fotoğrafı aldı.
— Bu çocuk benim.
— Biliyorum.
— Ama bu fotoğraf bizim sandığımız şey değil.
Aydeniz şaşkınlıkla sordu:
— Nasıl yani?
Kuzey fotoğrafı gösterdi.
— Bu fotoğraf, babamın o dönem çalıştığı şirketin düzenlediği bir yardım etkinliğinde çekilmiş. Çocuğun benim olmamın sebebi de annemle babamın beni oraya götürmüş olması.
Bir an sustum.
— Peki neden Samir ve Murat'la birlikte?
Kuzey'in yüzü ciddileşti.
— Çünkü o üçü o dönemde birlikte çalışıyordu.
İçimdeki düğüm biraz olsun çözülür gibi oldu.
Ama asıl soru hâlâ duruyordu.
— Peki benim adım neden bu dosyalarda geçiyor?
Kuzey bana baktı.
— Onu bilmiyorum.
— Ama sen bir şey biliyorsun.
Kuzey başını eğdi.
— Evet.
— Ne?
Kuzey birkaç saniye sustu.
— Babamın, Samir'in şirketinden para kaybolduğu dönemde onunla birlikte çalıştığını biliyorum.
Aydeniz hemen araya girdi.
— Babam gerçekten suçlandı mı?
— Evet.
Aydeniz'in yüzü düştü.
Kuzey devam etti:
— Ama babam onun parayı çaldığına inanmıyordu.
Ben şaşkınlıkla sordum:
— O zaman ne olmuş?
— Hesaplarda bir hata vardı. Bazı transferler yapılmış ama kimin yaptığını kanıtlayan kayıtlar yokmuş.
Burak başını salladı.
— Benim babam da aynı şeyi söylüyor.
Ona baktım.
— Peki Dilara'nın babası?
Kuzey'in yüzü sertleşti.
— İşte sorun orada.
— Ne olmuş?
— Murat Demir, o dönem şirketin finans işlerinden sorumluydu.
Aydeniz'in gözleri büyüdü.
— Yani parayı takip eden kişi oydu?
— Evet.
Odadaki sessizlik ağırlaştı.
Tam o sırada dışarıdan bir araba sesi geldi.
Hepimiz sustuk.
Burak pencereye yaklaştı.
— Bir araba durdu.
Ben de baktım.
Koyu renkli bir araç istasyonun önünde durmuştu.
— Bizi takip etmiş olabilirler.
Kuzey başını salladı.
— Buradan çıkmamız gerekiyor.
Aydeniz elimi tuttu.
— Alp, lütfen.
Elini sıktım.
— Merak etme.
Birlikte arka kapıdan çıktık.
Sokağa ulaştığımızda Kuzey yanıma geldi.
— Alp.
— Ne?
— Babamla konuşmadan önce bir şeyi unutma.
— Neyi?
Kuzey gözlerimin içine baktı.
— Aydeniz'in babasıyla ilgili duyduğun her şeye hemen inanma.
— Neden?
— Çünkü bazı belgeler eksik.
— Ne demek bu?
Kuzey cebinden küçük bir kâğıt çıkardı.
— Babamın bana verdiği son şey bu.
Kâğıdı açtım.
Üzerinde bir adres vardı.
Kadıköy'de eski bir ofis.
Altında da bir isim:
Murat Demir.
Aydeniz kâğıda baktı.
— Dilara'nın babasının eski ofisi mi?
— Evet.
Burak başını salladı.
— Orada hâlâ bazı eski dosyalar olabilir.
Kuzey bana baktı.
— Ama Alp...
— Ne?
— Oraya gitmeden önce Aydeniz'le konuş.
Aydeniz şaşkınlıkla ona baktı.
— Benimle mi?
Kuzey hafifçe gülümsedi.
— Evet. Çünkü bu işte en çok senin canın yanabilir.
Kuzey arabaya doğru yürüdü.
Ben Aydeniz'le yalnız kaldım.
Bir süre birbirimize baktık.
Sonra Aydeniz sessizce konuştu.
— Babamın gerçekten suçlu olabileceğinden korkuyorum.
Yanına yaklaştım.
— Bilmiyoruz.
— Ya doğruysa?
— O zaman bile bu senin suçun değil.
Gözleri doldu.
— İnsanların babam hakkında kötü konuşmasından nefret ediyorum.
Elini tuttum.
— İnsanların ne düşündüğü umurumda değil.
— Senin için önemli değil mi?
— Hayır.
Aydeniz başını kaldırdı.
— Neden?
Bir an durdum.
Sonra ilk kez düşünmeden söyledim:
— Çünkü ben seni babanın yaptıklarıyla değil, sen olduğun için seviyorum.
Aydeniz'in gözleri doldu.
Ama bu kez ağlamadı.
Sadece hafifçe gülümsedi.
— Bunu bir daha söyler misin?
Gülümsedim.
— Belki sonra.
— Neden?
— Çünkü ilk defa söyledim.
Aydeniz başını omzuma yasladı.
Ben de onu kendime çektim.
O an bütün karmaşanın arasında ilk kez sakinleştiğimi hissettim.
Ama ikimiz de bilmiyorduk...
Ertesi gün Kadıköy'deki o eski ofiste bulacağımız dosya, Samir'in suçsuz olduğunu kanıtlayabilecek ilk gerçek ipucu olacaktı.
Aydeniz başını omzumdan kaldırdığında gözlerinin içindeki korku biraz olsun azalmıştı.
— Yarın okula gidecek miyiz? — diye sordu.
İstemeden güldüm.
— Bunca şeyden sonra bunu mu düşünüyorsun?
— Evet.
— Neden?
— Çünkü Sibel Öğretmen yoklama konusunda çok ciddi.
Kahkaha attı.
Ben de ilk kez o akşam gerçekten güldüm.
— Haklısın.
Kuzey uzaktan seslendi:
— Romantik anınızı bölmek istemem ama eve gitsek mi?
Aydeniz hemen utandı.
— Kuzey!
Kuzey sırıttı.
— Ne var? Ben sadece gerçeği söylüyorum.
— Sen gerçekten susmayı bilmiyorsun.
— Alp de bilmiyor. Sadece onunki sessizlik şeklinde.
Başımı iki yana salladım.
— Hadi arabaya.
---
Eve geldiğimizde annemle babam salonda bizi bekliyordu.
Kapıdan girer girmez ikisinin de yüzündeki ifadeyi gördüm.
Bir şeyler ters gidiyordu.
Babam ayağa kalktı.
— Alp.
— Baba.
Bakışları önce bana, sonra Kuzey'e kaydı.
— Nereden geliyorsunuz?
Kuzey cevap vermek üzereydi ama ben ondan önce konuştum.
— Eski tren istasyonundaydık.
Annemin yüzü değişti.
Babam sertleşti.
— Oraya neden gittiniz?
— Çünkü Kuzey'i biri oraya çağırmış.
Babam Kuzey'e döndü.
— Sana kim ulaştı?
Kuzey sustu.
Ben araya girdim.
— Baba, artık bize gerçeği anlatmanın zamanı geldi.
Babam uzun süre hiçbir şey söylemedi.
Annem gözlerini kapattı.
Sonra babam koltuğa oturdu.
— 2009'da Samir'le ortak bir işimiz vardı.
Aydeniz sessizce annesinin yanına oturdu.
Babam devam etti.
— Şirket üzerinden yapılan bazı para transferlerinde usulsüzlük tespit edildi. Samir suçlandı. Ama biz onun bunu yaptığına inanmadık.
Aydeniz'in gözleri doldu.
— Peki kim yaptı?
Babam başını salladı.
— Kesin olarak bilmiyoruz.
— Murat Demir?
Babamın yüzündeki ifade değişti.
Bu değişikliği fark ettim.
— Onunla ilgili bir şey biliyorsun.
Babam derin bir nefes aldı.
— Murat'ın bazı hesaplara erişimi vardı.
Aydeniz ayağa kalktı.
— O zaman neden babam suçlandı?
Babam cevap vermeden önce annem konuştu.
— Çünkü bütün belgeler Samir'in üzerine çıkıyordu.
Aydeniz'in gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
— Babam bunu hak etmedi.
Yanına gittim.
Elini tuttum.
Babam bize baktı.
— Aydeniz'in ailesi İstanbul'a geldiğinde mesele kapanmadı. Murat bazı belgelerin ortaya çıkmasından korktu.
— Tehditler bu yüzden mi başladı? — diye sordum.
Babam başını salladı.
— Evet.
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra Kuzey konuştu.
— Peki Alp'in bu işle ne ilgisi var?
Babam bana baktı.
— Aslında hiçbir ilgisi yok.
Şaşırdım.
— O zaman neden benim adım belgelerde geçiyor?
Babam ayağa kalktı.
— Çünkü sen doğduğunda...
Durdu.
— Hastanede yaşanan bazı olaylar nedeniyle senin doğum kayıtlarının bir kısmı o şirket soruşturmasına eklenmişti.
Kaşlarımı çattım.
— Neden?
— Çünkü şirketin sağlık sigortası üzerinden yapılan bazı ödemeler inceleniyordu. Senin doğum masraflarının ödendiği hesap da incelemeye alınmıştı.
İçimden büyük bir nefes verdim.
Demek mesele düşündüğüm kadar büyük değildi.
Ama hâlâ bir soru vardı.
— Peki neden benden sakladınız?
Babam bana baktı.
— Çünkü çocukken seni bu meselelerden uzak tutmak istedik.
Kuzey başını salladı.
— Ben de sana anlatmadım.
Ona baktım.
— Sen ne zamandır biliyordun?
— Birkaç aydır.
— Neden söylemedin?
Kuzey omuzlarını düşürdü.
— Çünkü babam söylemememi istedi.
Bir an ona kızmak istedim.
Ama sonra yüzündeki ifadeyi görünce vazgeçtim.
— Bir daha benden bir şey saklama.
Kuzey gülümsedi.
— Söz.
Aydeniz sessizce yanıma geldi.
— Alp...
— Efendim?
— Yarın o ofise gitmesek mi?
Babam hemen araya girdi.
— Hayır.
Hepimiz ona baktık.
— O ofise kimse gitmeyecek.
— Neden?
Babamın sesi ciddiydi.
— Çünkü Murat'ın eski ofisi artık boş değil.
Burak'ın söylediği şey aklıma geldi.
— Kim kullanıyor?
Babam birkaç saniye sustu.
— Murat'ın kendisi.
Aydeniz'in yüzü bembeyaz oldu.
— Ama Dilara'nın babası İstanbul'da değil miydi?
Babam başını salladı.
— Değildi.
— Nerede?
Babam cevap verdi:
— Üç gün önce İstanbul'a geldi.
O anda telefonum titredi.
Mesaj Dilara'dandı.
Sadece tek bir cümle yazıyordu:
“Alp, babamla ilgili gerçeği öğrenmek istiyorsan yarın benimle konuş.”
Mesajın altında bir adres vardı.
Kadıköy.
Aynı adres.
Ekranı Aydeniz'e gösterdim.
Yüzündeki ifade değişti.
— Oraya gidecek misin?
Telefonu kapattım.
— Evet.
Aydeniz elimi tuttu.
— O zaman ben de geliyorum.
Bu kez itiraz etmedim.
Çünkü artık biliyordum.
Yarın sadece geçmişin izini sürmeyecektik.
Dilara'nın babasıyla ilk kez gerçekten karşılaşacaktık.
Bölüm etkileşimi
