1. Bölüm — Yeni Gelen

Vaveyla Yazarı: CEPHEKALEMI 19

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: 1. Bölüm — Yeni Gelen

Bazı sabahlar diğerlerinden farklıdır.

Nedenini o an anlayamazsınız. Her şey normal görünür. Aynı yatak, aynı oda, aynı alarm sesi, aynı kahvaltı masası...

Ama günün sonunda dönüp baktığınızda, hayatınızın değişmeye başladığı günün tam olarak o sabah olduğunu fark edersiniz.

Benim için de öyle oldu.

Telefonumun alarmını üçüncü kez ertelediğimde saat 07.18'di.

Gözlerimi açtım ve birkaç saniye tavana baktım.

Sonra kapım çalındı.

— Alp!

Babamın sesini duyunca gözlerimi kapattım.

— Uyandım.

Kapının diğer tarafından kısa bir sessizlik oldu.

— Beş dakikaya aşağıda ol.

— Tamam.

Ayak sesleri uzaklaştığında yatağımdan kalktım.

Babamın "beş dakika" dediği şeyin aslında üç dakika olduğunu ikimiz de bilirdik.

Üniformamı giyip çantamı aldım. Aynaya baktığımda karşımdaki çocuk her zamanki gibiydi. Dağınık saçlar, uykulu gözler, ifadesiz bir yüz.

Aşağı indiğimde annem kahvaltı masasındaydı.

— Günaydın, dedi.

— Günaydın.

Babam çoktan hazırlanmıştı. Üzerindeki kıyafetlerden bugün de yoğun bir gününün olduğu belliydi.

İkiz kardeşim Kuzey ise masada oturmuş, telefonuyla uğraşıyordu.

Beni görünce başını kaldırdı.

— Sonunda majesteleri teşrif etti.

Sandalyeyi çekip oturdum.

— Sabah sabah başlama.

Kuzey sırıttı.

— Daha okula gitmeden sinirlendirdim seni. Rekor.

Annem ikimize bakıp başını iki yana salladı.

— İkiniz de çocukluğunuzdan beri hiç değişmediniz.

Kuzey hemen cevap verdi:

— Alp değişti.

Kaşlarımı kaldırdım.

— Neyim değişmiş?

— Daha suratsız olmuşsun.

İstemsizce güldüm.

Çok kısa sürdü.

Ama Kuzey gördü.

— Aha! Gülebiliyormuş.

— Kes sesini.

Kahvaltımı bitirip ayağa kalktım.

Bugün sıradan bir okul günü olacaktı.

En azından ben öyle sanıyordum.

---

Mavişehir Koleji'nin bahçesine girdiğimde okul her zamanki gibi kalabalıktı.

Can beni kapının yanında bekliyordu.

Beni görünce elini kaldırdı.

— Nihayet.

Yanına gittim.

— Ne oldu?

— Yeni kız geliyormuş.

Umursamadan çantamı düzelttim.

— Ee?

Can kaşlarını kaldırdı.

— İnsan biraz merak eder.

— Etmiyorum.

— Daha kim olduğunu bilmiyorsun.

— Bilmek istemiyorum.

Can güldü.

— Seninle arkadaş olmak gerçekten zor.

— Yine de arkadaşsın.

— Mecburum.

Omzuna hafifçe vurdum.

Birlikte binaya girdik.

Koridor her zamanki gürültüsüyle doluydu. Öğrenciler konuşuyor, bazıları koşuyor, öğretmenler onları uyarmaya çalışıyordu.

Ben ise sınıfa gidip günün bitmesini bekliyordum.

Her şey normaldi.

Ta ki sınıfın kapısına geldiğimiz ana kadar.

Kapının önünde birkaç öğrenci toplanmıştı.

Can merakla kalabalığa baktı.

— Sanırım yeni kız geldi.

İçeri girdim.

Sibel Öğretmen masasının yanında duruyordu.

Yanında ise daha önce hiç görmediğim biri vardı.

Bir kız.

Sessizce sınıfı izliyordu.

İlk dikkatimi çeken şey güzelliği olmadı.

Sessizliğiydi.

Sanki herkes ona bakarken o kimseye bakmamaya çalışıyordu.

Sibel Öğretmen sınıfa döndü.

— Çocuklar, bugün aramıza yeni bir arkadaşınız katılıyor.

Kız başını hafifçe kaldırdı.

— Adı Aydeniz. Azerbaycan'dan İstanbul'a yeni taşındılar.

Sınıftan birkaç kişi fısıldaşmaya başladı.

Aydeniz.

İsmi bile farklı gelmişti.

Sibel Öğretmen ona dönerek:

— Kendini tanıtmak ister misin?

Kız birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra küçük bir gülümsemeyle konuştu.

— Merhaba. Ben Aydeniz. Umarım hepinizle iyi anlaşabilirim.

Sesi sakindi.

Çok yüksek değildi.

Ama nedense sınıftaki gürültünün içinde onu net bir şekilde duyabildim.

Sibel Öğretmen boş sırayı gösterdi.

— Alp'in yanındaki sıraya geçebilirsin.

Başımı kaldırdım.

Can bana baktı.

Ben de ona baktım.

Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme vardı.

"Geçmiş olsun," der gibi.

Aydeniz çantasını aldı ve bana doğru yürümeye başladı.

Sıramın yanına geldiğinde kısa bir süre durdu.

— Oturabilir miyim?

Başımı salladım.

— Evet.

Oturdu.

Çantasını dikkatlice sıranın yanına bıraktı.

Ben önüme döndüm.

Konuşacak bir şeyimiz yoktu.

Olmamalıydı da.

Ders başladı.

Ama birkaç dakika sonra yanımdan hafif bir ses geldi.

— Affedersin...

Ona baktım.

Elinde defteri vardı.

— Notları nereden yazıyorsunuz?

— Kitaptan.

— Hangi sayfa?

Kitabı ona doğru çevirdim.

— Otuz iki.

— Teşekkür ederim.

Başını eğip yazmaya başladı.

Ben de tahtaya döndüm.

Ama birkaç saniye sonra gözüm yine ona kaydı.

Saçlarının birkaç tutamı yüzünün yanına düşmüştü. Bir eliyle onları kulağının arkasına atıp yazmaya devam ediyordu.

Neden baktığımı bilmiyordum.

Hatta kendime sinirlendim.

Önüme döndüm.

Umurumda değil.

Kendime bunu söylemem gerektiğini hissetmiştim.

Dersin sonunda zil çaldı.

Herkes dışarı çıkmaya başladı.

Can yanıma geldi.

— Yeni komşun nasıl?

— Normal.

Can güldü.

— "Normal" mi?

— Evet.

— Kızla iki kelime konuştun.

— Üç.

— Vay be. Büyük gelişme.

Gözlerimi devirdim.

Aydeniz o sırada çantasını topluyordu.

Buse yanına geldi.

— Aydeniz, değil mi?

Aydeniz gülümsedi.

— Evet.

— Ben Buse. İstersen teneffüste beraber takılabiliriz.

— Olur.

İkisini izlemiyordum.

En azından öyle sanıyordum.

Can omzuma dokundu.

— Oğlum.

— Ne?

— Kıza bakıyorsun.

Hemen ona döndüm.

— Bakmıyorum.

— Az önce bakıyordun.

— Tesadüfen.

Can kahkaha attı.

— Daha ilk günden savunmaya geçtin.

— Saçmalama.

Tam o sırada Aydeniz başını kaldırdı.

Göz göze geldik.

Bir saniye.

Belki iki.

Sonra gözlerini kaçırdı.

Ben de başka tarafa baktım.

Nedense kalbim normalden biraz daha hızlı atıyordu.

Bunu görmezden geldim.

---

Öğle arasında bahçeye çıktığımızda Can ve Kuzey çoktan bir tartışmaya başlamıştı.

Kuzey bizim sınıfta değildi ama öğle arasında yanımıza gelmişti.

— Sana söylüyorum, Alp kesinlikle değişti.

— Neye göre?

— Yeni kız yüzünden.

Başımı kaldırdım.

— Kuzey.

— Efendim?

— Sus.

Kuzey güldü.

Can da ona katıldı.

— Daha kızla doğru düzgün konuşmadı bile.

— Daha kötü, dedi Kuzey. Demek ki sessiz sessiz düşünüyor.

— Hiçbir şey düşünmüyorum.

Kuzey tam cevap verecekken bahçenin diğer tarafına baktı.

— Şuna bak.

İstemeden baktım.

Aydeniz ve Buse biraz ileride yürüyordu.

Aydeniz çevresine bakıyordu. Sanki hâlâ yeni olduğu bu okulda nereye ait olduğunu anlamaya çalışıyordu.

Tam o sırada önüne bakmadan yürüyen biri ona çarptı.

Defteri yere düştü.

Aydeniz hemen eğilip defterini almak istedi.

Çarpan kişi ise Burak'tı.

— Pardon, dedi Burak.

Aydeniz başını kaldırdı.

— Önemli değil.

Burak eğilip defteri aldı.

— Yeni geldin, değil mi?

Aydeniz kısa bir tereddütten sonra:

— Evet.

Burak gülümsedi.

— Hoş geldin.

Aydeniz teşekkür etti.

Ben neden onları izlediğimi bilmiyordum.

Sadece Burak'ın Aydeniz'e bakışını sevmediğimi biliyordum.

Kuzey yanıma yaklaştı.

— Hah.

— Ne?

— Hiçbir şey düşünmüyordun, değil mi?

Ona ters ters baktım.

Kuzey gülümseyerek uzaklaştı.

Ben tekrar Aydeniz'e baktım.

Bu kez o da bana bakıyordu.

Bakışlarımız kesişti.

Ve o an ilk kez şunu düşündüm:

Belki de bu kızın hayatıma girmesi hiç de tesadüf değildi.

Ama o zamanlar bunun ne anlama geldiğini bilmiyordum.

Sadece adını biliyordum.

Aydeniz.

Ve o isim, günün sonunda hâlâ aklımdaydı. Son dersin başlamasına daha on dakika vardı.

Can, Kuzey'le birlikte kantine gitmişti. Ben ise sınıfta kalmıştım.

Normalde teneffüslerde yalnız kalmayı sevmezdim.

Aslında severdim.

Kimse soru sormazdı. Kimse konuşmak zorunda bırakmazdı.

Ama o gün sınıfta yalnız değildim.

Aydeniz hâlâ sırasındaydı.

Elindeki telefonun ekranına bakıyordu. Sonra bir mesaj yazıyor, siliyor, tekrar yazıyordu.

Bir süre sonra telefonunu kapattı.

Yüzündeki ifade değişmişti.

Az önceki sakin kız gitmiş, yerine düşüncelere dalmış biri gelmişti.

Bakmamam gerekiyordu.

Baktım.

— İyi misin?

Soruyu sorduğuma ben bile şaşırdım.

Aydeniz başını kaldırdı.

— Ben mi?

— Evet.

Bir an sustu.

Sonra küçük bir gülümseme bıraktı yüzüne.

— İyiyim.

Yalan söylediğini anlamıştım.

Ama üstelemedim.

— Tamam.

Tekrar önüme döndüm.

Birkaç saniye sessizlik oldu.

Sonra onun sesi geldi.

— Alp?

Başımı ona çevirdim.

— Efendim?

— Burada herkes böyle mi?

— Nasıl?

— Birbirini uzun zamandır tanıyor gibi.

Omuz silktim.

— Çoğu ilkokuldan beri burada.

— Anladım.

Parmaklarını defterinin kenarında gezdirdi.

— Ben biraz yabancı hissediyorum.

Bu kez ona daha dikkatli baktım.

— Alışırsın.

— Sence?

— Evet.

— Nereden biliyorsun?

Bir an düşündüm.

— Çünkü alışmak zorundasın.

Aydeniz gülümsedi.

— Çok güzel teselli ettin.

Sesindeki hafif alay beni şaşırttı.

İlk defa onun böyle konuştuğunu duyuyordum.

Ben de istemeden gülümsedim.

— Rica ederim.

Tam o sırada sınıfın kapısı açıldı.

Burak içeri girdi.

Gözleri direkt Aydeniz'i buldu.

— Aydeniz.

Aydeniz başını kaldırdı.

— Efendim?

Burak elindeki defteri kaldırdı.

— Öğretmen bunu sana vermemi istedi.

Aydeniz ayağa kalktı.

— Teşekkür ederim.

Burak defteri uzattı ama bırakmadan önce:

— Okulu gezmek istersen sana gösterebilirim.

Aydeniz ne diyeceğini bilemedi.

— Bakarız.

Burak gülümsedi.

— Tamam.

Burak çıktı.

Ben sessizce arkasından baktım.

Nedense canım sıkılmıştı.

Bunun saçma olduğunu biliyordum.

Kızla daha bugün tanışmıştım.

Hem bana neydi?

Hiçbir şey.

Ama yine de...

— Burak'la arkadaş mısınız?

Aydeniz'in sorusuyla düşüncelerimden çıktım.

— Hayır.

— Pek sevmiyorsun galiba.

— Sevmiyorum.

— Neden?

— Gereğinden fazla konuşuyor.

Aydeniz hafifçe güldü.

— Sen de gereğinden az konuşuyorsun.

Ona baktım.

— Bu daha iyi.

— Bence değil.

İlk kez gözlerinde gerçek bir gülümseme gördüm.

Ve nedense o an, bütün gün boyunca ilk kez kendimi rahat hissettim.

---

Son zil çaldığında herkes sınıftan çıkmaya başladı.

Çantamı alıp ayağa kalktım.

Aydeniz de aynı anda kalktı.

Sınıfın kapısında bir anda kalabalık oluştu.

İnsanlar birbirini iterek çıkmaya çalışıyordu.

Aydeniz geride kaldı.

Bir öğrenci hızla yanından geçerken omzuna çarptı.

Aydeniz dengesini kaybetti.

Elim düşünmeden onun koluna gitti.

Onu tuttum.

Bir saniyeliğine ikimiz de öylece kaldık.

Gözleri gözlerime baktı.

— İyi misin?

Başını salladı.

— Evet.

Kolunu bıraktım.

— Dikkat et.

— Teşekkür ederim.

— Önemli değil.

Yanımızdan geçen Can bizi görünce durdu.

Kaşlarını kaldırdı.

Ben ona bakınca hemen sırıttı.

— Ben hiçbir şey görmedim.

— Görme zaten.

Can kahkaha atarak uzaklaştı.

Aydeniz ona baktı.

— Arkadaşın mı?

— Can.

— Eğlenceli biri.

— Fazla.

Aydeniz tekrar gülümsedi.

Sonra çantasını omzuna taktı.

— Yarın görüşürüz, Alp.

Adımı söylerken garip bir şey oldu.

Sanki daha önce yüzlerce kez duyduğum ismim, onun ağzından çıkınca ilk kez farklı gelmişti.

— Görüşürüz.

Aydeniz uzaklaştı.

Ben olduğum yerde birkaç saniye kaldım.

Sonra telefonum titredi.

Kuzey'den mesaj gelmişti.

Kuzey:
Yeni kızla ne kadar ilerlediniz?

Kaşlarımı çattım.

Ben:
Hiçbir şey olmadı.

Cevap anında geldi.

Kuzey:
Daha şimdiden savunmaya geçtiğine göre çok şey olmuş.

Telefonu cebime koydum.

Başımı kaldırıp okulun kapısına baktım.

Aydeniz artık görünmüyordu.

Ama garip bir şekilde...

Ben hâlâ ona bakıyormuşum gibi hissediyordum.

O gün eve dönerken aklımda tek bir şey vardı.

Aydeniz.

Ve bundan hiç hoşlanmıyordum.

Eve geldiğimde saat altıya geliyordu.

Kapıyı açar açmaz mutfaktan annemin sesi geldi.

— Alp, sen misin?

— Benim.

Ayakkabılarımı çıkarıp çantamı salona bıraktım.

Kuzey benden birkaç dakika önce gelmişti. Koltuğa yayılmış, televizyon izliyordu.

Beni görünce kumandayı kaldırdı.

— Hoş geldin, âşık çocuk.

— Kuzey.

— Efendim?

— Bir daha söylersen...

— Ne yapacaksın?

Yanına gidip kumandayı elinden aldım.

— Televizyon izleyemezsin.

— Bu resmen zorbalık.

Kumandayı cebime koyup merdivenlere yöneldim.

Arkamdan bağırdı.

— Aydeniz'e anlatırım!

Olduğum yerde durdum.

Yavaşça arkamı döndüm.

Kuzey'in yüzünde kocaman bir sırıtış vardı.

— Ne anlatacaksın?

— Bilmiyorum. Ama kesin bir şey bulurum.

— Çocuk gibisin.

— Sen de sinirlenince çok tatlı oluyorsun.

— Kuzey!

Kahkaha atarak koltuğa geri oturdu.

Tam o sırada babam salona girdi.

— Ne oluyor burada?

Kuzey hiç düşünmeden cevap verdi.

— Alp âşık olmuş.

Babam bana baktı.

Ben Kuzey'e baktım.

Kuzey gülüyordu.

— Saçmalıyor.

Babam başını iki yana salladı.

— İkiniz de biraz büyüyün artık.

Sonra ciddileşti.

— Yarın sabah erken çıkacağız. Antrenman programım değişti. Sizi ben bırakacağım.

— Tamam.

Odama çıktım.

Kapıyı kapattığımda evin sesi biraz olsun geride kaldı.

Çantamı yere bıraktım.

Telefonumu çıkardım.

Bildirimler vardı.

Can.

Can:
Bugün olanları inkâr etmeye devam edecek misin?

Cevap yazmadım.

Bir dakika sonra tekrar mesaj geldi.

Can:
Alp?

Ben:
Ne var?

Can:
Aydeniz.

Telefonu elimde tuttum.

Ben:
Ne olmuş?

Can:
Bilmiyorum. Sen biliyorsundur diye düşündüm.

Ben:
Ben nereden bileyim?

Can sadece gülen bir emoji gönderdi.

Telefonu yatağın üzerine attım.

Sonra fark ettim.

Bugün Aydeniz'in telefonuna baktığını görmüştüm.

Bir şey onu üzmüştü.

Belki ailesiyle ilgiliydi.

Belki Azerbaycan'daki arkadaşlarını özlüyordu.

Belki de yeni okuluna alışmakta zorlanıyordu.

Bilmiyordum.

Ve bilmek istiyordum.

Bu düşünceyle birlikte kaşlarımı çattım.

Ne zamandan beri insanların sorunlarını merak ediyorum?

Cevabı yoktu.

---

Ertesi sabah okulun bahçesine girdiğimde Can beni uzaktan gördü.

Yanıma gelip omzuma vurdu.

— Günaydın, âşık.

— Günaydın, boş konuşan.

— Dün gece Aydeniz'i düşündün mü?

— Hayır.

— Yalan.

— Neden?

— Çünkü cevap verirken bile sinirlendin.

Cevap vermedim.

Sınıfa girdik.

Aydeniz henüz gelmemişti.

Sıramda oturup çantamı bıraktım.

Birkaç dakika sonra kapı açıldı.

Aydeniz içeri girdi.

Elinde birkaç kitap vardı.

Beni görünce kısa bir an durdu.

Sonra gülümsedi.

— Günaydın.

— Günaydın.

Yanımdaki yerine oturdu.

Kitaplarını masaya koyarken bir tanesi yere düştü.

Eğilip almak için ikimiz de aynı anda hareket ettik.

Ellerimiz kitabın üzerinde buluştu.

İkimiz de durduk.

Aydeniz önce elini çekti.

— Sen al.

Kitabı ona uzattım.

— Al.

— Teşekkür ederim.

— Rica ederim.

Bir sessizlik oldu.

Sonra Aydeniz bana baktı.

— Dün eve giderken yağmur başladı.

— Evet.

— Islanmadın mı?

— Arabayla gittim.

— Şanslısın.

— Sen?

— Ben yürüdüm.

— Neden?

Omuzlarını kaldırdı.

— Yeni taşındığımız için henüz araba işlerini halletmedik.

Başımı salladım.

Bir süre düşündüm.

Sonra hiç planlamadan ağzımdan çıktı:

— İstersen bugün seni bırakabilirim.

Aydeniz şaşkınlıkla bana baktı.

Ben de söylediğim şeyi yeni fark etmiş gibi oldum.

— Yani... yolumun üzerinde.

Aslında değildi.

Aydeniz bunu bilmiyordu.

— Emin misin?

— Evet.

Dudaklarında küçük bir gülümseme oluştu.

— Olur.

Kalbim bir anlığına hızlandı.

Ama yüzüme belli etmedim.

En azından öyle sanıyordum.

Tam o sırada sınıfa Burak girdi.

Bizi gördü.

Önce bana, sonra Aydeniz'e baktı.

Yüzündeki ifade değişti.

— Günaydın, Aydeniz.

— Günaydın.

Burak birkaç adım yaklaştı.

— Bugün okuldan sonra müsait misin?

Aydeniz cevap vermeden önce ona baktım.

Burak da bana baktı.

İkimizin arasında birkaç saniyelik sessizlik oldu.

Sonra Aydeniz sakin bir şekilde:

— Bugün Alp beni bırakacak.

Burak'ın yüzündeki gülümseme kayboldu.

— Öyle mi?

— Evet.

Burak bana baktı.

— Ne zamandır şövalye oldun, Alp?

Sandalyeme yaslandım.

— Senin işin değil.

Burak hafifçe güldü.

— Daha ilk haftadan mı?

— Ne demek istiyorsun?

— Hiç.

Ama gözlerindeki bakış hiç de "hiç" demiyordu.

Burak uzaklaştı.

Can yanıma eğildi.

— İşte şimdi başlıyor.

— Ne?

— Rekabet.

O an Burak'ın arkasından baktım.

Sonra Aydeniz'e döndüm.

Aydeniz defterini açmış, hiçbir şey olmamış gibi ders hazırlığı yapıyordu.

Ama yüzündeki hafif kızarıklığı fark etmiştim.

Ben de önüme döndüm.

Ders başlamıştı.

Fakat ilk kez okulun bitmesini sabırsızlıkla bekliyordum.

Çünkü bugün...

Aydeniz'i eve ben bırakacaktım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

22okunma 6beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.