7. bölüm / 8
Gözlerindeki YabancıBölüm 7 — Eski Ofis
Bölümler 8Şu an: Bölüm 7 — Eski Ofis
- 1 1. Bölüm — Yeni Gelen2.196 kelime
- 2 2. Bölüm — Yol Üstü1.615 kelime
- 3 Bölüm 3 — Kıskançlığın Sesi2.937 kelime
- 4 Bölüm 4 — Saklanan Gerçek2.187 kelime
- 5 Bölüm 5 — Gerçeğin Eşiğinde1.905 kelime
- 6 Bölüm 6 — Kardeşimin Sırrı1.861 kelime
- 7 Bölüm 7 — Eski Ofis1.350 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 Bölüm 8 — Geçmişin İzleri1.272 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ertesi sabah uyandığımda ilk düşündüğüm şey okul değildi.
Dilara'nın mesajıydı.
“Babamla ilgili gerçeği öğrenmek istiyorsan yarın benimle konuş.”
Telefonu kapatıp yataktan kalktım.
Aynada kendime baktım.
Uykusuzdum.
Ama asıl yorgun olan kafamın içiydi.
Aşağı indiğimde Kuzey mutfakta kahvaltı yapıyordu.
Beni görünce kaşlarını kaldırdı.
— Bugün de yüzün gülmüyor.
— Senin yüzün fazla gülüyor.
— Ben ikimiz adına gülüyorum.
Sandalyeye oturdum.
Kuzey bir süre beni izledi.
— Bugün Aydeniz'le buluşacaksın, değil mi?
— Evet.
— Dilara da gelecek.
Başımı salladım.
— Evet.
Kuzey'in yüzü ciddileşti.
— Dikkatli ol.
— Olurum.
— Hayır, ciddi söylüyorum. Dilara'yı tanıyorum.
— Ben de tanıyorum.
— Eskiden sevgilindin diye her şeyi bildiğini sanma.
O cümle hoşuma gitmedi.
— Biliyorum.
Kuzey birkaç saniye sustu.
— Aydeniz'i de yalnız bırakma.
Ona baktım.
— Bırakmam.
---
Okula gittiğimde Aydeniz sınıfta cam kenarında oturuyordu.
Yanına gittim.
— Günaydın.
Bana dönüp gülümsedi.
— Günaydın.
— Hazır mısın?
— Değilim.
— Ben de.
Gülmeye çalıştı.
— O zaman ikimiz de hazır değiliz.
— Evet.
Tam o sırada Buse yanımıza geldi.
— Neye hazır değilsiniz?
Aydeniz bana baktı.
— Bugün bir yere gideceğiz.
Buse'nin yüzü hemen merakla doldu.
— Nereye?
— Kadıköy'e.
— Neden?
Aydeniz cevap vermeden önce Burak yanımıza geldi.
— Dilara'nın babasıyla ilgili.
Buse'nin yüzü düştü.
— Yine mi Dilara?
Burak başını salladı.
— Bu sefer mesele sadece Dilara değil.
Tam o anda sınıfın kapısında Dilara göründü.
Bize baktı.
Özellikle Aydeniz'e.
Sonra sakin bir şekilde yanıma geldi.
— Alp.
— Ne?
— Öğleden sonra konuşacağız.
— Mesajını aldım.
Dilara gözlerini Aydeniz'e çevirdi.
— Yalnız konuşmamız gerekiyor.
Aydeniz sessiz kaldı.
Ben ise doğrudan cevap verdim:
— Söyleyeceğin her şeyi Aydeniz'in yanında söyleyebilirsin.
Dilara'nın yüzündeki gülümseme kayboldu.
— Eskiden benimle konuşurken böyle değildin.
— İnsanlar değişir.
Dilara birkaç saniye bana baktı.
Sonra arkasını dönüp gitti.
Aydeniz sessizce elimi tuttu.
— Bunu söylemen hoşuma gitti.
— Neyi?
— “Aydeniz'in yanında söyle.”
Gülümsedim.
— Çünkü senden saklayacak hiçbir şeyim yok.
---
Dersler bittiğinde Aydeniz'le okuldan çıktık.
Burak da bizimle gelecekti ama son anda telefonuna gelen bir arama nedeniyle ayrılmak zorunda kaldı.
Kadıköy'e vardığımızda eski binanın önünde durduk.
Bina dışarıdan bakıldığında sıradan görünüyordu.
Üç katlı, eski bir iş merkeziydi.
Aydeniz başını kaldırıp binaya baktı.
— Burada gerçekten Dilara'nın babası mı çalışıyordu?
— Babam öyle söyledi.
— İçimde kötü bir his var.
Elini tuttum.
— Ben yanındayım.
İçeri girdik.
Girişte yaşlı bir görevli vardı.
— Murat Demir'in ofisi? — diye sordum.
Adam bize baktı.
— Üçüncü kat.
Asansöre bindik.
Kapılar kapanırken Aydeniz başını omzuma yasladı.
— Alp.
— Efendim?
— Ne öğrenirsek öğrenelim...
— Evet?
— Beni bırakma.
O an kalbim sıkıştı.
Elini daha sıkı tuttum.
— Bırakmam.
Üçüncü kata çıktık.
Koridor sessizdi.
Ofisin kapısına geldiğimizde kapının zaten açık olduğunu fark ettik.
Aydeniz bana baktı.
— Biri bizi bekliyor.
— Evet.
İçeri girdik.
Ofis neredeyse tamamen boştu.
Masaların üzerinde birkaç eski dosya vardı.
Duvarlarda eski fotoğraflar asılıydı.
Bir fotoğraf dikkatimi çekti.
Babam.
Samir.
Murat.
Üçü yan yana duruyordu.
Fotoğrafın altında tarih vardı:
2010.
Aydeniz fotoğrafa yaklaştı.
— Babam burada neden bu kadar mutlu?
— Çünkü o zamanlar her şey yolundaymış.
Tam arkamızdan bir kadın sesi geldi.
— Her şey hiçbir zaman yolunda değildi.
İkimiz de döndük.
Kapının yanında Dilara duruyordu.
Elinde bir dosya vardı.
Bize baktı.
Sonra dosyayı masanın üzerine bıraktı.
— Size göstermek istediğim şey bu.
Dosyayı açtı.
İlk sayfada eski bir banka dekontu vardı.
Aydeniz'in gözleri büyüdü.
— Bu...
Dilara başını salladı.
— Evet.
Ben belgeye baktım.
Transferin yapıldığı hesapta Samir'in şirketinin adı yazıyordu.
Ama paranın gönderildiği kişi...
Murat Demir değildi.
Başka bir isimdi.
Aydeniz fısıldadı:
— Bu kim?
Dilara cevap vermeden önce bana baktı.
— İşte asıl sorun da bu.
Dosyadan bir fotoğraf çıkardı.
Fotoğraftaki adamı görünce donup kaldım.
Çünkü bu adamı daha önce okulda görmüştüm.
Sibel Öğretmen'in yanında.
Dilara yavaşça konuştu:
— Bu adam, yıllar önce Samir'in şirketinde muhasebeciydi.
Aydeniz fotoğrafa baktı.
— Peki şimdi nerede?
Dilara'nın yüzündeki ifade değişti.
— Mavişehir Koleji'nde.
O an üçümüz de sustuk.
Çünkü artık geçmişle bugün arasındaki bağlantı çok yakındı.
Ve o bağlantı...
okulun içindeydi.
“Mavişehir Koleji'nde.”
Dilara'nın sözleri ofisin içinde yankılandı.
Aydeniz fotoğrafa bakmaya devam ediyordu.
Ben ise adamın yüzünü hatırlamaya çalışıyordum.
— Bu adamın adı ne? — diye sordum.
Dilara dosyadan başka bir kâğıt çıkardı.
— Hakan Arslan.
İsmi duyduğumda bir şey hatırladım.
— Muhasebe öğretmeni Hakan Hoca mı?
Dilara başını salladı.
— Evet.
Aydeniz bana döndü.
— Onu tanıyor musun?
— Birkaç kez gördüm. Öğretmenler odasının yanında çalışıyor.
Dilara sandalyesine oturdu.
— Babamın şirketinde çalıştığı dönemde bazı para transferlerinden o sorumluydu.
— Peki babam neden suçlandı? — diye sordu Aydeniz.
Dilara cevap vermeden önce dosyayı kapattı.
— Çünkü Hakan Arslan'ın hazırladığı raporlarda bütün işlemler Samir'in onayından geçmiş görünüyordu.
Aydeniz'in yüzü gerildi.
— Yani sahte belge mi hazırladı?
— Bilmiyorum.
Dilara'nın bu kez sesi sakindi.
— Ama babam yıllardır onun bazı şeyleri bildiğini söylüyor.
Ben Dilara'ya baktım.
— Baban neden sana bunları anlatıyor?
Dilara gözlerini kaçırdı.
— Çünkü beni de bu işin içine çekti.
— Nasıl?
Dilara cevap vermedi.
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra Aydeniz konuştu:
— Alp, buradan çıkalım.
Başımı salladım.
Dosyanın fotoğrafını telefonuma çektim.
Tam kapıya yönelmiştik ki Dilara arkamdan seslendi.
— Alp.
Durup ona baktım.
— Ne?
— Sana bir şey daha söylemem gerekiyor.
— Söyle.
Dilara'nın yüzünde ilk kez kararsız bir ifade vardı.
— Babamın Hakan Arslan'la hâlâ görüştüğünü öğrendim.
— Nerede?
— Okulda.
Aydeniz'in yüzü gerildi.
— Ne zaman?
— Bilmiyorum. Ama dün babamın telefonunda bir mesaj gördüm.
— Ne yazıyordu?
Dilara birkaç saniye sustu.
— “Dosyaları hâlâ saklıyor musun?” yazıyordu.
İçimde kötü bir his oluştu.
— Kimden gelmiş?
Dilara telefonunu çıkardı ve mesajın ekran görüntüsünü gösterdi.
Gönderen:
Hakan Arslan.
Aydeniz bana baktı.
— Alp...
— Biliyorum.
---
Okula döndüğümüzde hava kararmıştı.
Koridorlar neredeyse boştu.
Aydeniz yanımda yürüyordu.
Bir anda durdu.
— Alp.
— Ne oldu?
— Hakan Hoca.
— Ne?
— Onu bulursak babamın suçsuz olduğunu kanıtlayabiliriz.
— Belki.
— O zaman neden bekliyoruz?
Başımı salladım.
— Çünkü elimizde sadece bir mesaj var.
— Yine de konuşabiliriz.
Tam o sırada öğretmenler odasının önünden geçerken içeriden sesler duyduk.
Aydeniz kolumdan tuttu.
İkimiz de durduk.
Kapı tam kapanmamıştı.
İçeriden Hakan Hoca'nın sesi geliyordu.
— Sana yıllar önce söylemiştim, Murat. Bu dosyalar artık kapanmalı.
Başka bir erkek sesi cevap verdi.
— Sen kapandığını sanıyorsun.
Murat.
Dilara'nın babası.
Aydeniz'in gözleri büyüdü.
Ben işaret ederek sessiz olmamızı söyledim.
Hakan Hoca tekrar konuştu.
— Samir'in ailesini daha fazla bu işe karıştırma.
Murat'ın sesi sertleşti.
— Ben karıştırmıyorum. Onlar kendileri araştırıyor.
— Özellikle çocukları.
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Murat:
— Alp'i kastediyorsan...
Kalbim hızlandı.
Aydeniz elimi sıktı.
Hakan Hoca'nın sesi bu kez daha sertti.
— Alp'in hiçbir suçu yok.
Murat cevap verdi:
— Biliyorum.
Sonra sandalye sesi duyuldu.
— Ama o çocuk babasının geçmişini öğrenirse her şey ortaya çıkar.
Aydeniz bana baktı.
Yüzünde korku vardı.
Ben de aynı şeyi hissediyordum.
Tam geri çekilecekken ayağım yerdeki metal çöp kutusuna çarptı.
Tak!
İçerideki sesler kesildi.
Kapı bir anda açıldı.
Hakan Hoca karşımızdaydı.
Bizi görünce yüzü bembeyaz oldu.
— Alp?
Murat da arkasında belirdi.
Bana baktı.
Sonra Aydeniz'e.
— Demek buradasınız.
Bir adım öne çıktım.
— Benim hakkımda ne konuşuyordunuz?
Murat cevap vermedi.
— Babamla ilgili ne biliyorsunuz?
Hakan Hoca araya girdi.
— Alp, bu konuşma senin düşündüğün gibi değil.
— O zaman anlatın.
Hakan Hoca sustu.
Aydeniz'in sesi titriyordu.
— Babam suçlu mu?
Hakan Hoca ona baktı.
— Hayır.
Aydeniz'in gözleri doldu.
— O zaman kim suçlu?
Hakan Hoca'nın yüzü değişti.
— Bunu söylemek için elimde yeterli kanıt yok.
Murat araya girdi:
— Hakan.
Hakan Hoca ona sertçe baktı.
— Yıllardır sustum.
Sonra bize döndü.
— Ama artık susmak istemiyorum.
Murat bir adım attı.
— Dikkatli ol.
Hakan Hoca'nın sesi titremedi.
— Yıllar önce Samir'in hesabından çıkan paranın aslında başka bir hesaba gönderildiğini biliyordum.
Aydeniz nefesini tuttu.
— Kimin hesabına?
Hakan Hoca cevap vermeden önce koridorun sonuna baktı.
Sonra çok alçak bir sesle konuştu:
— Murat'ın değil.
Murat'ın yüzü gerildi.
Hakan Hoca devam etti:
— Paranın gittiği hesap...
Bir an durdu.
— Samir'in şirketinde hiç çalışmamış birinin hesabıydı.
Ben sordum:
— Kim?
Hakan Hoca gözlerini bana çevirdi.
— İsmini söylemeden önce bir şeyi bilmelisin, Alp.
— Neyi?
— Bu kişi hâlâ İstanbul'da.
Aydeniz'in eli elimde daha da sıkılaştı.
Hakan Hoca son cümlesini söyledi:
— Ve sizi yakından tanıyor.
Bölüm etkileşimi
