Bölüm 4 — Saklanan Gerçek

Vaveyla Yazarı: CEPHEKALEMI 19

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: Bölüm 4 — Saklanan Gerçek

Dilara'nın koridorun sonunda kaybolmasını izledim.

Aydeniz ise hiçbir şey fark etmemiş gibi yanımda duruyordu.

“Elindeki tatlılardan bir tane alabilir miyim?” dedi.

Kutuyu ona doğru uzattım.

“Senin annen yaptı.”

“Evet ama sen de yiyebilirsin.”

Bir tane aldım.

“Güzelmiş.”

“Beğendin mi?”

“Evet.”

Aydeniz gülümsedi.

“Annem mutlu olur.”

O an Dilara'nın söylediklerini tamamen unutmak istedim.

Ama yapamadım.

Çünkü kafamda tek bir soru vardı:

Aydeniz neden İstanbul'a gerçekten gelmişti?

---

İlk ders başladığında öğretmen anlatırken ben sürekli pencereden dışarı bakıyordum.

Can dirseğiyle koluma dokundu.

“Ne düşünüyorsun?”

“Hiç.”

“Yine mi?”

“Evet.”

“Senin ‘hiç’ dediğin şeylerin sonu hiç iyi olmuyor.”

Ona baktım.

“Dilara bir şeyler biliyor.”

Can'ın yüzündeki gülümseme kayboldu.

“Ne gibi?”

“Bilmiyorum.”

“Tehdit mi etti?”

“Tam olarak.”

Can biraz düşündü.

“Peki Aydeniz biliyor mu?”

“Hayır.”

“Bence öğrenmelisin.”

“Önce ne olduğunu anlamam lazım.”

Can başını salladı.

“Doğru.”

Tam o sırada sınıfın kapısı açıldı.

Dilara içeri girdi.

Sibel Öğretmen'e bir şey söyledikten sonra boş bir sıraya oturdu.

Ama gözleri doğrudan bana çevrildi.

Sonra Aydeniz'e baktı.

İçimdeki huzursuzluk daha da arttı.

---

Teneffüste Aydeniz yanıma geldi.

“Biraz konuşabilir miyiz?”

“Tabii.”

Koridora çıktık.

Aydeniz ellerini birbirine kenetledi.

“Son birkaç gündür dalgınsın.”

“Biraz.”

“Benimle ilgili mi?”

“Hayır.”

“Emin misin?”

“Eminim.”

Aydeniz başını eğdi.

“Bana söylemek istemediğin bir şey var.”

Bu kez cevap veremedim.

Bana baktı.

“Alp, sana güveniyorum.”

Bu cümle içime oturdu.

Çünkü onun güvenini kaybetmek istemiyordum.

“Ben de sana güveniyorum.”

“O zaman neden bir şey saklıyorsun?”

“Çünkü seni üzmek istemiyorum.”

Aydeniz'in gözleri doldu.

“Beni korumaya çalışma.”

“Ne?”

“Ben çocuk değilim.”

“Biliyorum.”

“O zaman benim yerime karar verme.”

Haklıydı.

Ama yine de Dilara'nın söylediklerini anlatamazdım.

En azından henüz değil.

Tam o sırada Aydeniz'in telefonu çaldı.

Ekrana baktı.

Yüzü bir anda değişti.

“Kim?”

“Annem.”

Telefonu açtı.

“Anne?”

Karşı taraftaki sesi duyamıyordum.

Aydeniz'in yüzündeki renk giderek soldu.

“Ne?”

Bir süre sessiz kaldı.

“Hayır… Hayır, bunu şimdi konuşmayalım.”

Sonra telefonu kapattı.

“Ne oldu?”

Aydeniz cevap vermedi.

“Başına bir şey mi geldi?”

Başını iki yana salladı.

“Hayır.”

“Aydeniz.”

Gözlerini kapattı.

“Alp…”

“Efendim?”

“Bazen insanın geçmişi peşinden gelir ya…”

Kalbim hızlandı.

“Evet?”

“Benimki de geldi.”

Tam o sırada koridorun diğer ucunda Dilara'yı gördüm.

Bize bakıyordu.

Ve bu kez yüzünde hiçbir gülümseme yoktu.

Aydeniz başını kaldırıp ona baktı.

Sonra tekrar bana döndü.

“Yarın sana her şeyi anlatacağım.”

“Her şeyi mi?”

Başını salladı.

“Her şeyi.”

Zil çaldı.

Aydeniz sınıfa doğru yürürken arkasından baktım.

İlk kez, onun benden sakladığı şeyin ne olduğunu öğrenmekten korkuyordum.

Çünkü bazı gerçekler insanı rahatlatmazdı.

Bazıları, sevdiğin insanı kaybetme ihtimalini beraberinde getirirdi.

Ve ben Aydeniz'i kaybetmek istemiyordum. Ders boyunca Aydeniz'in söyledikleri aklımdan çıkmadı.

“Yarın sana her şeyi anlatacağım.”

Ne anlatacaktı?

Neden ailesiyle ilgili bir şey söylemekten bu kadar korkuyordu?

Ve en önemlisi…

Dilara bunları nereden biliyordu?

Ders bittiğinde Aydeniz'in yanına gitmek istedim ama Buse onunla konuşuyordu. Birkaç dakika bekledim.

Sonunda Buse ayrıldı.

Aydeniz çantasını toplarken yanına gittim.

“İyi misin?”

“Evet.”

“Emin misin?”

Bana baktı.

“Sen bugün bunu çok soruyorsun.”

“Çünkü iyi görünmüyorsun.”

Bir süre sessiz kaldı.

Sonra hafifçe gülümsedi.

“Yarın anlatacağım demiştim.”

“Bekleyeceğim.”

“Teşekkür ederim.”

Tam o sırada Burak sınıfa girdi.

“Aydeniz, seni arıyordum.”

Aydeniz ona döndü.

“Ne oldu?”

“Babamın şirketinde staj yapan birinin Azerbaycan'da tanıdıkları varmış. Aileni tanıyor olabileceklerini söyledi.”

Aydeniz'in yüzü bir anda değişti.

“Ne?”

Burak şaşırdı.

“Bir şey mi oldu?”

“Hayır.”

Aydeniz çantasını aldı.

“Gitmem gerekiyor.”

Burak arkasından baktı.

Ben ise onun yüzündeki korkuyu görmüştüm.

“Aydeniz.”

Durdu.

“Ne?”

“Benimle konuşmak ister misin?”

Birkaç saniye bana baktı.

Sonra başını iki yana salladı.

“Yarın.”

Ve sınıftan çıktı.

---

Arkasından gitmek istedim.

Ama Burak önümde durdu.

“Onu rahat bırak.”

Ona baktım.

“Ne?”

“Bazen insanlara biraz alan vermek gerekir.”

“Sen ne zamandan beri insanları düşünüyorsun?”

Burak'ın yüzü gerildi.

“Ben en azından onun ne yaşadığını anlamaya çalışıyorum.”

“Sen ne biliyorsun?”

“Sandığından daha fazlasını.”

Yaklaştım.

“Ne biliyorsan söyle.”

Burak gülümsedi.

“Bunu benden değil, Aydeniz'den öğren.”

“Burak.”

“Ne?”

“Bir daha onun hakkında bir şey biliyormuş gibi konuşmadan önce iki kere düşün.”

Burak gözlerimin içine baktı.

“Yoksa ne olacak?”

Cevap vermedim.

Çünkü aramızdaki gerilimin daha fazla büyümesini istemiyordum.

Tam o sırada Can geldi.

“Alp, hadi.”

Burak yanımızdan geçip gitti.

Can bana baktı.

“Ne oldu?”

“Bir şeyler biliyor.”

“Burak mı?”

“Evet.”

Can başını salladı.

“Bu iş gittikçe garipleşiyor.”

---

Akşam eve geldiğimde Kuzey odama girdi.

“Senin surat yine beş karış.”

“Komik değil.”

“Zaten komik olsun diye söylemedim.”

Yatağın kenarına oturdu.

“Anlat.”

“Dilara bir şey biliyor. Burak da bir şeyler biliyor. Aydeniz ise yarın her şeyi anlatacağını söyledi.”

Kuzey'in yüzü ciddileşti.

“Sen ona inanıyor musun?”

“Evet.”

“Tamam.”

“Bu kadar mı?”

“Evet.”

“Neden?”

“Çünkü ona güveniyorsan, benim de güvenmem için başka bir sebebe ihtiyacım yok.”

Bir süre sustuk.

Sonra Kuzey omzuma vurdu.

“Bir de…”

“Ne?”

“Onu seviyorsan korkma.”

Ona baktım.

“Bunu nereden çıkardın?”

“Alp…”

Gülümsedi.

“Artık inkâr etme.”

Kuzey odadan çıktı.

Ben ise yatağıma uzandım.

Telefonumu elime aldım.

Aydeniz'in sohbet ekranını açtım.

Bir şey yazmak istedim.

Sonra vazgeçtim.

Tam telefonu bırakacaktım ki mesaj geldi.

Aydeniz: “Uyudun mu?”

Gülümsedim.

Ben: “Hayır.”

Birkaç saniye sonra:

Aydeniz: “Korkuyorum.”

Kaşlarım çatıldı.

Ben: “Neden?”

Uzun süre cevap gelmedi.

Sonra ekranımda tek bir mesaj belirdi.

Aydeniz: “Çünkü yarın sana anlatacağım şey, neden İstanbul'a geldiğimi değiştirebilir.”

Kalbim sıkıştı.

Telefonu elimde tutarak uzun süre ekrana baktım.

Sonra yazdım:

“Ne olursa olsun, yarın seni dinleyeceğim.”

Cevabı kısa oldu.

“İyi ki varsın Alp.”

O dört kelimeyi defalarca okudum.

Ve ilk kez, onun başına ne gelirse gelsin yanında olmak istediğimi kesin olarak anladım.

Ne geçmişi umurumdaydı ne de Dilara'nın söyledikleri.

Ben sadece Aydeniz'in yanında olmak istiyordum. Ertesi sabah alarm çalmadan uyandım.

Gözlerimi açtığım anda aklıma gelen ilk şey Aydeniz oldu.

Bugün anlatacaktı.

Neden İstanbul'a geldiğini…

Neden ailesiyle ilgili konuşurken sustuğunu…

Ve belki de Dilara'nın bildiği şeyi.

Hazırlanıp aşağı indiğimde Kuzey mutfakta kahvaltı yapıyordu.

Beni görünce kaşlarını kaldırdı.

“Erken kalkmışsın.”

“Uyuyamadım.”

“Belli.”

Annem masaya çay koydu.

“Bir sorun mu var?”

“Yok anne.”

Kuzey araya girdi.

“Aşk sorunu.”

“Kuzey.”

Babam gülümseyerek başını iki yana salladı.

“Bırak çocuğu.”

“Ben sadece gerçeği söylüyorum.”

Kahvaltıyı hızlıca bitirip evden çıktım.

---

Okula geldiğimde Aydeniz sınıfta değildi.

Çantasını sırasının üzerinde gördüm ama kendisi yoktu.

Can yanıma geldi.

“Kimse yok mu?”

“Aydeniz nerede?”

“Bilmiyorum.”

Tam o sırada Buse sınıfa girdi.

Yüzü endişeliydi.

“Aydeniz nerede?” diye sordum.

Buse bana baktı.

“Sabah annesi okula bırakmış.”

“Sonra?”

“Öğretmenler odasına çağrıldı.”

“Niye?”

Buse başını iki yana salladı.

“Bilmiyorum.”

İçimde kötü bir his oluştu.

Birkaç dakika sonra Aydeniz sınıfa girdi.

Ama yüzü bembeyazdı.

Bana baktı.

Gözlerimiz buluştuğunda sadece başını hafifçe salladı.

“Sonra.”

Ben de başımı salladım.

Ders boyunca tek kelime konuşmadık.

---

Son ders bittiğinde Aydeniz yanıma geldi.

“Hazır mısın?”

“Evet.”

Okulun arka bahçesine geçtik.

Kimsenin olmadığı bir banka oturduk.

Aydeniz ellerini birbirine kenetledi.

“Alp…”

“Buradayım.”

Derin bir nefes aldı.

“İstanbul'a sadece babamın işi yüzünden gelmedik.”

Sessizce dinledim.

“Babamın Azerbaycan'da ciddi bir problemi oldu.”

Kaşlarımı çattım.

“Ne problemi?”

“Bir iş ortaklığı yüzünden tehditler aldı.”

Bir an ne diyeceğimi bilemedim.

“Tehdit mi?”

Başını salladı.

“Evet.”

“Peki siz neden buraya geldiniz?”

“Bizi korumak için.”

Bir süre sustu.

“Annem bunun geçici olduğunu söylüyor. Ama ben…”

Gözleri doldu.

“Ben geri dönmekten korkuyorum.”

İçimdeki bütün öfke bir anda kayboldu.

Onun yerine sadece koruma isteği kaldı.

“Bunu neden bana anlatmadın?”

“Çünkü herkesin beni farklı görmesinden korktum.”

“Ben farklı görmem.”

“Bilmiyorsun.”

“Biliyorum.”

Bana baktı.

“Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?”

“Çünkü senin kim olduğunla, ailene ne olduğu aynı şey değil.”

Aydeniz'in gözlerinden bir damla yaş süzüldü.

Elimi uzatıp tereddütle onun elinin üzerine koydum.

“Yalnız değilsin.”

Aydeniz elimi çekmedi.

Tam tersine parmaklarını hafifçe elimin üzerine kapattı.

“Alp…”

“Efendim?”

“İyi ki sana anlattım.”

Bir süre öylece oturduk.

Sonra Aydeniz başını omzuma yasladı.

Ben hiçbir şey söylemedim.

Sadece yanında kaldım.

İlk defa birinin bana bu kadar güvenmesi, omuzlarımda ağır ama güzel bir his bırakmıştı.

---

Fakat bizi uzaktan izleyen biri vardı.

Dilara.

Elindeki telefonun ekranında bir fotoğraf açıktı.

Aydeniz'in babası.

Altında birkaç isim ve tarih vardı.

Dilara fotoğrafa baktı.

Sonra bize.

“Demek mesele bu…”

Telefonunu cebine koydu.

“Bakalım Alp seni ne kadar koruyabilecek, Aydeniz.”

O an Dilara'nın elindeki bilginin, Aydeniz'in anlattıklarından çok daha büyük bir sır olduğunu henüz bilmiyordum.

Ama çok yakında öğrenecektim. Bir süre daha bahçedeki bankta oturduk.

Aydeniz hâlâ başını omzuma yaslamıştı.

Normalde birinin bana bu kadar yaklaşmasına izin vermezdim.

Ama onun gitmesini istemiyordum.

“Alp?”

“Efendim?”

“Bunu kimseye anlatmayacaksın, değil mi?”

“Hayır.”

“Can'a bile?”

“İstersen Can'a da söylemem.”

Aydeniz başını kaldırıp bana baktı.

“Teşekkür ederim.”

“Bana güvenebilirsin.”

Gözlerimin içine baktı.

“Güveniyorum.”

O an ne diyeceğimi bilemedim.

Sadece elini biraz daha sıkı tuttum.

---

Bahçeden çıkıp koridora geldiğimizde Kuzey'le karşılaştık.

Bana baktı.

Sonra Aydeniz'in elime hâlâ yakın duran eline.

Kaşlarını kaldırdı.

Ben hemen elimi çektim.

“Kuzey…”

“Ben hiçbir şey görmedim.”

Aydeniz utangaçça gülümsedi.

“Merhaba.”

“Merhaba Aydeniz.”

Kuzey bana baktı.

“Alp, seninle sonra konuşacağız.”

“Ne hakkında?”

“Hiç.”

“Sen de mi?”

Gülerek yanımızdan geçti.

Aydeniz bana baktı.

“İkiz kardeşin gerçekten çok komik.”

“Bazen.”

“Bence seni çok seviyor.”

“Evet.”

Aydeniz birkaç saniye sustu.

“Ben de…”

“Sen de ne?”

Bir anda yüzü kızardı.

“Bir şey yok.”

“Az önce bir şey söyleyecektin.”

“Unut.”

Gülümsedim.

“Tamam.”

Ama içimde bir umut oluşmuştu.

Belki de onun söyleyemediği şeyi ben anlamıştım.

---

Akşam eve geldiğimde Kuzey odamda beni bekliyordu.

Kapıyı kapattı.

“Anlat.”

“Neyi?”

“Bahçede ne oldu?”

“Konuştu.”

“Ne hakkında?”

“Ailesiyle ilgili.”

Kuzey'in yüzündeki gülümseme kayboldu.

“Ciddi bir şey mi?”

“Evet.”

Ona her şeyi anlattım.

Kuzey sessizce dinledi.

“Onu korumak istiyorsun.”

“Evet.”

“Bunu biliyorsun, değil mi?”

“Neyi?”

“Artık ona karşı sadece arkadaşça hissetmiyorsun.”

Cevap vermedim.

Kuzey başını salladı.

“Tamam. Cevabını aldım.”

---

Ertesi gün okulda Aydeniz'le buluştuğumuzda her şey normal görünüyordu.

Ta ki telefonuma bilinmeyen bir numaradan mesaj gelene kadar.

“Aydeniz'in babasının başına gelenlerin tamamını sana anlatmadı.”

Mesaja baktım.

Ardından ikinci mesaj geldi.

“Gerçeği öğrenmek istiyorsan eski spor salonunun arkasına gel.”

Telefonu kapattım.

Aydeniz bana baktı.

“Kim mesaj attı?”

“Önemli değil.”

“Yine mi?”

Bu kez gözlerimi ondan kaçırdım.

Çünkü ona yalan söylemek istemiyordum.

Ama mesajdaki kişi gerçekten bir şey biliyorsa, Aydeniz'in güvenliği söz konusuydu.

“Ders çıkışı konuşuruz,” dedim.

Aydeniz başını salladı.

“Tamam.”

Ama o an içimden bir ses, bu kez yalnız gitmemem gerektiğini söylüyordu.

Telefonumu tekrar çıkardım.

Can'a tek bir mesaj gönderdim.

“Sana ihtiyacım var.”

Cevabı birkaç saniye içinde geldi.

“Neredesin?”

“Son dersten sonra anlatacağım.”

Telefonu cebime koydum.

Aydeniz'e baktım.

O bana gülümsüyordu.

Ben ise ilk kez, onun yanında durmanın sadece duygusal olarak değil, gerçekten zor olabileceğini anlıyordum.

Ve bilmediğim bir şey daha vardı.

Bizi izleyen kişi bu kez Dilara değildi.

Koridorun sonunda duran Burak, telefonunu cebine koydu.

Ve yüzündeki ifade hiç de dostça değildi. Son dersin bitmesini sabırsızlıkla bekledim.

Zil çaldığında Aydeniz çantasını aldı.

“Hazır mısın?”

“Evet.”

Bana baktı.

“Bugün biraz garipsin.”

“Nasıl?”

“Dalgınsın.”

“Biraz işim var.”

“Önemli bir şey mi?”

Bir an sustum.

“Sonra anlatırım.”

Aydeniz'in yüzündeki gülümseme kayboldu.

“Tamam.”

Onun böyle üzülmesini istemiyordum ama başka çarem yoktu.

Can kapıda beni bekliyordu.

“Aydeniz, sen eve mi gidiyorsun?”

“Evet.”

Can bana baktı.

“Sen?”

“Bir yere uğrayacağım.”

Aydeniz bize şüpheyle baktı.

“Tamam. Yarın görüşürüz.”

“Yarın görüşürüz.”

Aydeniz uzaklaşırken gözlerim istemsizce arkasından gitti.

Can omzuma dokundu.

“Hazır mısın?”

“Evet.”

“Ne olduğunu hâlâ söylemeyecek misin?”

Telefonumu çıkarıp mesajı gösterdim.

Can'ın yüzü ciddileşti.

“Bunu kim gönderdi?”

“Bilmiyorum.”

“Tek başına gitmeyeceksin.”

“Zaten sen geliyorsun.”

“İyi.”

---

Eski spor salonunun arkasına geldiğimizde hava kararmaya başlamıştı.

Etraf sessizdi.

Can çevreyi kontrol etti.

“Kimse yok.”

“Biraz bekleyelim.”

Birkaç dakika geçti.

Sonra ayak sesleri duyuldu.

Karanlığın içinden biri çıktı.

Burak.

Kaşlarımı çattım.

“Sen misin?”

Burak ellerini cebine soktu.

“Evet.”

Can hemen yanıma geçti.

“Mesajları sen mi attın?”

Burak cevap vermeden bana baktı.

“Baban asker olduğu için mi bu kadar korumacı olduğunu sanıyordum.”

“Ne saçmalıyorsun?”

Burak cebinden bir zarf çıkardı.

“Bunu gör.”

Zarfı açtım.

İçinden birkaç belge ve bir fotoğraf çıktı.

Fotoğrafta Aydeniz'in babası vardı.

Yanında tanımadığım iki adam duruyordu.

Belgenin üzerinde bazı şirket isimleri ve tarihler vardı.

Can belgeye baktı.

“Bunlar ne?”

Burak konuştu.

“Aydeniz'in babası, İstanbul'a gelmeden önce Azerbaycan'da büyük bir soruşturmanın içindeydi.”

Kaşlarımı çattım.

“Ne soruşturması?”

“Para transferleri.”

Bir an sustum.

“Yani?”

“Yani bazı şirket hesaplarından büyük miktarlarda para kaybolmuş.”

Can belgeyi tekrar inceledi.

“Peki Aydeniz'in bununla ne ilgisi var?”

Burak başını iki yana salladı.

“Bilmiyorum.”

“Öyleyse neden bana gösteriyorsun?”

Burak gözlerini bana dikti.

“Çünkü Dilara bunu kullanarak Aydeniz'i senden uzaklaştırmaya çalışıyor.”

Şaşırdım.

“Dilara mı?”

“Evet.”

“Sen nereden biliyorsun?”

Burak birkaç saniye sustu.

“Çünkü bu belgeleri ona ben verdim.”

Can bir anda öne çıktı.

“Ne?”

Burak elini kaldırdı.

“Dinleyin. Ben Aydeniz'i seviyorum. Evet. Ama ona zarar gelmesini istemiyorum.”

Ona inanmak kolay değildi.

“Peki neden Dilara'ya verdin?”

“Bana Aydeniz'i Alp'ten uzak tutmam karşılığında yardım edeceğini söyledi.”

İçimde öfke yükseldi.

“Ve kabul ettin.”

Burak başını eğdi.

“Evet.”

“Sonra?”

“Sonra bunun sandığımdan daha ciddi olduğunu fark ettim.”

Belgelere tekrar baktım.

“Başka ne var?”

Burak bana bir fotoğraf daha uzattı.

Fotoğrafta Aydeniz'in babası, birkaç ay önce çekilmiş gibi görünen bir görüntüde, bir adamla konuşuyordu.

Adamı tanıyordum.

Dilara'nın babası.

Kalbim bir anda hızlandı.

“Bu…”

Burak başını salladı.

“Evet.”

Can şaşkınlıkla fotoğrafa baktı.

“Demek Dilara'nın ailesi de bu işin içinde.”

Burak:

“Ben de öyle düşünüyorum.”

Bir anda telefonum çaldı.

Ekranda Aydeniz'in adı vardı.

Açtım.

“Alp?”

Sesi titriyordu.

“Aydeniz, ne oldu?”

“Eve geldim ama annemle babam tartışıyor.”

“Ne hakkında?”

“Bilmiyorum.”

Bir an sustu.

Sonra sesi daha da kısıldı.

“Alp… babam az önce bir şey söyledi.”

“Ne söyledi?”

“İstanbul'a gelmemizin sebebi sadece tehdit değilmiş.”

Kalbim sıkıştı.

“Ne demek istiyorsun?”

Aydeniz ağlamaya başladı.

“Babamın sakladığı bir şey varmış.”

Gözlerimi kapattım.

“Ben yanına geliyorum.”

“Hayır!”

“Niye?”

“Çünkü…”

Sesi titredi.

“Babam senin adını söyledi.”

Donup kaldım.

“Benim adımı mı?”

“Evet.”

Telefon birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra Aydeniz fısıldadı:

“Alp, babam seni tanıyor.”

Telefon kapandı.

Can'a baktım.

Burak da bana bakıyordu.

Ve o an hepimiz aynı şeyi anlamıştık.

Bu mesele artık sadece Aydeniz'in ailesiyle ilgili değildi.

Ben de bu hikâyenin içindeydim.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

5okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.