2. bölüm / 8
Gözlerindeki Yabancı2. Bölüm — Yol Üstü
Bölümler 8Şu an: 2. Bölüm — Yol Üstü
- 1 1. Bölüm — Yeni Gelen2.196 kelime
- 2 2. Bölüm — Yol Üstü1.615 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 Bölüm 3 — Kıskançlığın Sesi2.937 kelime
- 4 Bölüm 4 — Saklanan Gerçek2.187 kelime
- 5 Bölüm 5 — Gerçeğin Eşiğinde1.905 kelime
- 6 Bölüm 6 — Kardeşimin Sırrı1.861 kelime
- 7 Bölüm 7 — Eski Ofis1.350 kelime
- 8 Bölüm 8 — Geçmişin İzleri1.272 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Derslerin bitmesine daha iki saat vardı.
Ama benim için zaman normalden daha yavaş ilerliyordu.
Saatime üçüncü kez baktığımda Can yanıma eğildi.
— Saate bakmayı bıraksan mı?
— Bakmıyorum.
— Az önce baktın.
— Saate bakmak yasak mı?
Can sırıttı.
— Bugün birinin eve bırakılması gerekiyor galiba.
Ona dönüp baktım.
— Can.
— Tamam, sustum.
Sustu.
Yaklaşık on saniye.
— Ama...
— Can.
— Tamam, tamam.
Gözlerimi devirdim.
Yanımdaki sıraya baktım.
Aydeniz tahtaya bakıyordu. Elinde kalemi vardı ama yazmıyordu. Sanki düşüncelere dalmıştı.
Bir süre onu izledim.
Sonra fark etti.
— Bir şey mi oldu?
Hemen gözlerimi kaçırdım.
— Hayır.
— Bana bakıyordun.
— Dalmışım.
Aydeniz hafifçe gülümsedi.
— Ben de öyle düşündüm.
Tekrar tahtaya döndü.
Ben ise neden yakalandığım için bu kadar rahatsız olduğumu anlamaya çalışıyordum.
---
Son dersin zili çaldığında sınıf bir anda boşaldı.
Çantamı aldım.
Aydeniz de yavaşça toparlanıyordu.
— Hazır mısın?
Başını kaldırdı.
— Evet.
Birlikte sınıftan çıktık.
Koridorda ilerlerken kimse konuşmuyordu.
Garipti.
Ben normalde sessizlikten rahatsız olmazdım.
Ama onun yanında sessizlik farklı geliyordu.
Sanki söylemek istediğim bir şey vardı.
Sadece ne olduğunu bilmiyordum.
Okulun kapısından çıktığımızda Aydeniz durdu.
— Araban nerede?
— Otoparkta.
— Tamam.
Birlikte yürümeye başladık.
Tam otoparka yaklaşırken arkamızdan bir ses geldi.
— Aydeniz!
İkimiz de döndük.
Burak.
Yanımıza doğru geliyordu.
— Bir dakika konuşabilir miyiz?
Aydeniz bana baktı.
Sonra Burak'a.
— Ne hakkında?
— Önemli değil. Sadece...
Burak gözlerini bana çevirdi.
— Baş başa konuşsak daha iyi.
Kaşlarımı çattım.
— Bir sorun mu var?
— Sana söylemedim.
— Ama benim yanımda konuşuyorsun.
Burak gülümsedi.
— Hâlâ her şeye karışıyorsun.
Bir adım öne çıktım.
— Sen de hâlâ haddini bilmiyorsun.
Aydeniz aramıza girdi.
— Lütfen.
İkimiz de sustuk.
Burak birkaç saniye Aydeniz'e baktı.
— Yarın konuşuruz.
Sonra dönüp gitti.
Arkasından baktım.
Aydeniz sessizce:
— Burak'la neden böyle konuşuyorsun?
— Nasıl?
— Sanki birbirinizden nefret ediyormuşsunuz gibi.
— Öyleyiz.
— Neden?
Omuz silktim.
— Eski mesele.
— Anladım.
Arabaya doğru yürümeye devam ettik.
Bir süre sonra Aydeniz sessizce konuştu.
— Kavga etmenizi istemiyorum.
Ona baktım.
— Kavga etmiyorum.
— Az önce kavga edecek gibiydiniz.
— Abartıyorsun.
Aydeniz gülümsedi.
— Belki.
Arabaya geldik.
Kapıyı açtım.
Aydeniz binmeden önce bana döndü.
— Teşekkür ederim.
— Daha eve bile gitmedin.
— Yine de.
— Bin.
Gülümsedi ve arabaya geçti.
Ben de sürücü koltuğuna oturdum.
Motoru çalıştırdım.
İlk birkaç dakika sessizlik vardı.
Sonra radyodan hafif bir müzik yükseldi.
Aydeniz camdan dışarı bakıyordu.
— İstanbul güzelmiş.
— Daha alışamadın mı?
— Hayır.
— Özlüyor musun?
Bana baktı.
— Neyi?
— Azerbaycan'ı.
Yüzündeki gülümseme kayboldu.
— Evet.
Kısa bir sessizlik oldu.
— Hem çok.
İlk kez sesinde özlemi bu kadar açık duydum.
— Orada herkes beni tanıyordu. Burada kimseyi tanımıyorum.
— Artık tanıyorsun.
Bunu neden söylediğimi bilmiyordum.
Aydeniz bana baktı.
— Seni tanıyor muyum?
Bir an cevap veremedim.
Sonra:
— Aynı sınıftayız.
Gülümsedi.
— Bu tanımak sayılır mı?
— Bilmem.
— Bence sayılmaz.
Başımı salladım.
— O zaman zamanla tanırsın.
Aydeniz'in yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.
— Belki.
O tek kelime, nedense bütün yol boyunca aklımda kaldı.
---
Evine yaklaştığımızda bana adresi tarif etti.
Aracı apartmanın önünde durdurdum.
Aydeniz kemerini çözdü.
— Teşekkür ederim, Alp.
— Önemli değil.
Kapıyı açtı.
Sonra durup tekrar bana baktı.
— Yarın görüşürüz.
— Görüşürüz.
Arabadan indi.
Kapıyı kapattı.
Ben onun apartmana girişini izledim.
Kapı kapandıktan sonra birkaç saniye daha orada kaldım.
Sonra kendi kendime güldüm.
Ne yapıyorsun sen?
Arabayı çalıştırıp eve doğru yola çıktım.
Telefonum çaldı.
Kuzey.
— Ne var?
— Nerdesin?
— Eve gidiyorum.
— Aydeniz'i bıraktın mı?
— Evet.
Karşı tarafta birkaç saniye sessizlik oldu.
Sonra Kuzey kahkaha attı.
— Alp.
— Ne?
— Sen bittin.
Telefonu kapattım.
Ama yüzümdeki gülümsemeyi engelleyemedim.
Belki de Kuzey haklıydı.
Belki gerçekten bitmiştim.
Çünkü ilk kez birinin eve güvenle ulaşıp ulaşmadığını merak ediyordum.
Ve o kişinin adı...
Aydeniz'di.
Eve girdiğimde Kuzey yine salondaki koltuğa yayılmıştı.
Beni görür görmez televizyonun sesini kıstı.
— Geldi bizim şövalye.
Çantamı koltuğun diğer tarafına bıraktım.
— Başlama.
— Daha hiçbir şey söylemedim.
— Yüzünden belli.
Kuzey sırıttı.
— Aydeniz'le nasıl geçti?
— Normal.
— Normal?
— Evet.
— Arabada kaç dakika yalnız kaldınız?
— Bilmiyorum.
— Konuştunuz mu?
— Evet.
— Ne konuştunuz?
Ona baktım.
— Sen neden bu kadar merak ediyorsun?
— Çünkü sen normalde kimseyle konuşmazsın.
Cevap vermedim.
Kuzey ayağa kalkıp yanıma geldi.
— Bir şey soracağım.
— Sor.
— Hoşlanıyor musun?
Bir an sustum.
— Hayır.
Cevabım fazla hızlı çıkmıştı.
Kuzey bunu fark etti.
— Hah.
— Ne "hah"?
— Hiç.
— Kuzey.
— Tamam. Hoşlanmıyorsun.
Sırıtarak odasına gitti.
Arkasından baktım.
Bazen ikizimin beni benden daha iyi tanımasından nefret ediyordum.
---
O gece yatağıma uzandığımda uyuyamadım.
Tavana bakıyordum.
Aklımda okul vardı.
Burak vardı.
Sonra...
Aydeniz.
Onun Azerbaycan'dan geldiğini düşünüyordum.
Yeni bir şehir.
Yeni bir okul.
Yeni insanlar.
Ve nedense onu yalnız bırakmak istemiyordum.
Telefonumu elime aldım.
Mesajlar kısmını açtım.
Aydeniz'in numarası yoktu.
Bir süre ekrana baktım.
Sonra telefonu tekrar bıraktım.
Ne yapıyorsun Alp?
Kendime kızıp gözlerimi kapattım.
Ama uyumadan önce aklımdan geçen son şey yine onun adı oldu.
---
Ertesi sabah okula girdiğimde Can kapıda bekliyordu.
— Günaydın.
— Günaydın.
Yan yana yürümeye başladık.
Can birkaç saniye sustu.
Sonra:
— Bir şey soracağım.
— Sorma.
— Daha sormadım.
— Soracağını biliyorum.
Güldü.
— Aydeniz'le dün ne yaptınız?
— Eve bıraktım.
— Sonra?
— Eve bıraktım, Can.
— Başka?
— Yok.
— Yazıştınız mı?
— Hayır.
Can başını salladı.
— İyi.
— Nesi iyi?
— Senin için.
Kaşlarımı çattım.
— Ne demek istiyorsun?
— Daha ne olduğunu bilmeden bir şeye kapılma.
Cevap vermedim.
Çünkü ne olduğunu ben de bilmiyordum.
---
Sınıfa girdiğimde Aydeniz çoktan gelmişti.
Sırasında oturuyordu.
Beni görünce başını kaldırdı.
— Günaydın.
— Günaydın.
Yanındaki sandalyeyi gösterdi.
— Dün için tekrar teşekkür ederim.
— Önemli değil.
— Yine de teşekkür etmek istedim.
— Tamam.
Aydeniz gülümsedi.
Sonra çantasından küçük bir şey çıkardı.
— Sana bir şey getirdim.
Kaşlarımı kaldırdım.
— Bana mı?
— Evet.
Elindeki küçük paketi uzattı.
Aldım.
— Bu ne?
— Azerbaycan'dan getirdiğimiz bir şey. Annem hazırlamıştı. Dün sana teşekkür edemeyince...
Paketi açtım.
İçinde küçük bir kutu vardı.
— Şekerleme?
— Evet.
— Teşekkür ederim.
Aydeniz başını salladı.
— Beğenmezsen söyle.
— Beğenirim.
— Daha tadına bakmadın.
— Yine de.
Gülümsedi.
Ben de ilk kez onun yanında gülümsemekten çekinmedim.
Tam o sırada sınıfa Burak girdi.
Bakışları doğrudan elimdeki kutuya gitti.
Sonra Aydeniz'e baktı.
— Ne o?
Aydeniz cevap verdi.
— Şekerleme.
— Alp'e mi?
— Evet.
Burak'ın yüzündeki ifade değişti.
— Güzel.
Sırasına geçti.
Can kulağıma eğildi.
— Fırtına geliyor.
Dirseğimle ona hafifçe vurdum.
Ders başladığında öğretmen bir proje ödevi açıkladı.
İkişerli gruplar oluşturulacaktı.
Sınıfta herkes eşleşmeye başladı.
Sibel Öğretmen listeye baktı.
— Alp ve Aydeniz birlikte çalışacak.
Can arka taraftan sessizce ıslık çaldı.
Kuzey sınıfta olsaydı kesinlikle dalga geçerdi.
Aydeniz bana döndü.
— Sanırım yine beraberiz.
— Sanırım.
— Rahatsız olmadın değil mi?
— Hayır.
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Aydeniz gülümsedi.
— Ben de olmadım.
O an içimde garip bir sıcaklık hissettim.
Henüz ne olduğunu bilmiyordum.
Ama bildiğim bir şey vardı.
Dün eve bıraktığım kız...
Bugün hayatımın biraz daha içine girmişti.
Ve ben bundan artık eskisi kadar rahatsız değildim.
Aydeniz’in o gülümsemesi birkaç saniye daha aklımda kaldı.
“Ben de rahatsız değilim,” demişti.
Nedense bu cümle, söylemesi gereken kadar basit gelmemişti bana.
Çantamı omzuma geçirirken ona baktım.
“Yarın projeye başlayalım mı?”
Aydeniz başını salladı.
“Olur. Ama nerede?”
“Okulda olabilir.”
Bir an düşündü.
“Ders çıkışı?”
“Tamam.”
Tam o sırada Can yanımıza geldi.
“Ne tamam?”
Aydeniz hafifçe gülümsedi.
“Proje yapacağız.”
Can önce bana, sonra Aydeniz’e baktı.
“Vay be. Alp proje yapmaya başlamış. Tarihe tanıklık ediyoruz.”
“Can.”
“Tamam, sustum.”
Aydeniz güldü.
Onun güldüğünü görünce istemsizce ben de hafifçe gülümsedim.
Can bunu fark etti.
Kaşlarını kaldırıp bana baktı ama hiçbir şey söylemedi.
İyi ki söylemedi.
Çünkü ne diyeceğimi bilmiyordum.
---
Okuldan çıkarken Aydeniz’le aynı koridorda yürüdük. Bu kez aramızdaki sessizlik garip gelmiyordu.
Bir süre sonra Aydeniz sessizce konuştu.
“Alp?”
“Efendim?”
“Dün beni eve bıraktığın için tekrar teşekkür ederim.”
“Teşekkür etmene gerek yok.”
“Ama yine de teşekkür etmek istiyorum.”
Omuz silktim.
“Tamam.”
Birkaç adım daha attık.
Sonra Aydeniz bana dönüp sordu:
“Sen hep böyle misin?”
“Nasıl?”
“Az konuşan.”
“Genelde.”
“Peki hiç konuşkan olduğun biri var mı?”
Düşündüm.
“Kuzey.”
“İkizin?”
“Evet.”
“Onunla iyi anlaşıyorsunuz.”
“Bazen.”
Aydeniz gülümsedi.
“Bence seni çok seviyor.”
Bu kez ona baktım.
“Bunu nereden çıkardın?”
“Bilmiyorum. Anlatırken yüzün değişiyor.”
Ne diyeceğimi bilemedim.
Kimse daha önce bunu fark etmemişti.
Aydeniz yürümeye devam etti.
“Ben de kardeşimi özlüyorum.”
“Burada değil mi?”
Başını iki yana salladı.
“Azerbaycan'da kaldı. Üniversiteye hazırlanıyor.”
“Özlüyor musun?”
“Çok.”
Sesindeki kırgınlığı duyabiliyordum.
Bir süre sessiz kaldım.
Sonra sadece şunu söyledim:
“Zor olmalı.”
Aydeniz bana baktı.
“Evet.”
O an ilk defa onun da benim gibi bazı şeyleri içinde tuttuğunu düşündüm.
Belki de sandığım kadar farklı değildik.
---
Ertesi gün ders çıkışında kütüphanede buluştuk.
Masaya oturduğumuzda Aydeniz kitaplarını çıkardı.
“Konumuz neydi?”
“Osmanlı'nın son dönemi.”
“Güzel.”
“Güzel mi?”
“Evet.”
“Ben tarih sevmem.”
Aydeniz şaşkınlıkla bana baktı.
“Sen mi?”
“Ne var?”
“Disiplinli, ciddi, her şeyi bilen biri gibi görünüyorsun.”
“Her şeyi bildiğimi kim söyledi?”
“Yüzün.”
İlk defa gerçekten güldüm.
Aydeniz de güldü.
O an kütüphanenin sessizliği içinde yalnızca ikimizin sesi varmış gibi hissettim.
Sonra kapının yanında bir hareket gördüm.
Burak.
Bize bakıyordu.
Göz göze geldik.
Yüzündeki ifade değişti.
Yanımıza doğru yürümeye başladı.
“Çalışıyor musunuz?”
Aydeniz başını kaldırdı.
“Evet.”
Burak sandalyenin arkasına yaslandı.
“İsterseniz yardım edebilirim.”
“Gerek yok,” dedim.
Burak bana baktı.
“Ben Aydeniz'e sordum.”
Aydeniz araya girdi.
“Teşekkür ederim Burak ama Alp'le hallederiz.”
Burak'ın yüzündeki gülümseme kayboldu.
“Tabii.”
Bize birkaç saniye baktıktan sonra uzaklaştı.
Ben kitabıma döndüm.
Aydeniz sessizce sordu:
“Burak'la neden böyle konuşuyorsunuz?”
“Nasıl?”
“Birbirinizden hoşlanmıyorsunuz.”
“Hoşlanmıyorum.”
“Neden?”
Cevap vermedim.
Çünkü sebebini tam olarak ben de bilmiyordum.
Belki de onu Aydeniz'in yanında görünce sinirleniyordum.
Ve bunun nedenini düşünmek istemiyordum.
Aydeniz bana bakmaya devam etti.
“Alp?”
“Çalışalım.”
Başını eğdi.
“Tamam.”
Ama o an fark ettim.
Bazı şeylerden kaçmak, onları ortadan kaldırmıyordu.
Sadece daha fazla düşünmeme neden oluyordu.
Bölüm etkileşimi
