Bölüm 3 — Kıskançlığın Sesi

Vaveyla Yazarı: CEPHEKALEMI 19

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: Bölüm 3 — Kıskançlığın Sesi

Ertesi sabah okula geldiğimde her zamanki gibi erkenden gelmiştim.

Koridorlar henüz kalabalık değildi.

Çantamı sırama bırakıp pencerenin önüne geçtim. İstanbul'un sabahı her zamanki gibi griydi. İnsanların telaşı, koridorlardaki ayak sesleri, sınıflardan gelen konuşmalar...

Her şey normaldi.

Ta ki kapıdan Aydeniz girene kadar.

Elinde birkaç kitap vardı. Saçlarını toplamış, yüzünde hafif bir gülümsemeyle sınıfa bakıyordu.

Göz göze geldik.

“Günaydın.”

“Günaydın.”

Yanıma gelip çantasını bıraktı.

“Erken gelmişsin.”

“Sen de.”

“Ben genelde erken geliyorum.”

“Fark ettim.”

Bana baktı.

“Beni mi fark ediyorsun yani?”

Bir an sustum.

Ne diyeceğimi bilemedim.

“Yanımda oturuyorsun.”

Aydeniz gülerek başını salladı.

“Tabii. Sebebi bu.”

Tam cevap verecekken Can sınıfa girdi.

Bize baktı.

Sonra ikimize.

“Ben bir şey mi kaçırdım?”

“Hayır,” dedim.

Aydeniz gülmeye başladı.

Can yanıma gelip kulağıma eğildi.

“Senin yüzün eskisi gibi değil.”

“Ne demek o?”

“Bilmem. Daha az somurtuyorsun.”

“Saçmalama.”

“Ben sadece gözlem yapıyorum.”

Can yerine oturduğunda ona ters ters baktım.

Ama içten içe söylediklerinin doğru olduğunu biliyordum.

Aydeniz yanımdayken gerçekten farklı hissediyordum.

---

Öğle arasında kantine indiğimizde Aydeniz ve Buse bir masada oturuyordu.

Can'la yanlarına geçtik.

Tam oturacakken Burak geldi.

“Aydeniz, sana bir şey getirdim.”

Elindeki küçük poşeti masaya bıraktı.

Aydeniz şaşkınlıkla baktı.

“Bu ne?”

“Geçen gün bahsettiğin kitabın yeni baskısı. Bulunca aldım.”

Aydeniz'in yüzündeki şaşkınlığı görünce içimde anlamsız bir huzursuzluk oluştu.

“Teşekkür ederim ama bunu neden aldın?”

“Yardımcı olmak istedim.”

Burak bana baktı.

Gülümsemesi değişti.

“Bazı insanlar yardım etmeyi pek sevmez.”

Ne demek istediğini anlamıştım.

Cevap verecektim ki Aydeniz araya girdi.

“Burak, teşekkür ederim ama gerçekten gerek yoktu.”

“Önemli değil.”

Burak uzaklaştı.

Can bana baktı.

“Bir şey söylemeyeceksin, değil mi?”

“Ne söyleyeceğim?”

“Suratından belli oluyor.”

“Ne belli oluyor?”

Can sırıttı.

“Kıskanıyorsun.”

“Saçmalama.”

“Tamam.”

“Cidden.”

“Tamam dedim.”

Ama Can'ın gülümsemesi hiç kaybolmadı.

Ben ise önümdeki yemeğe bakıp duruyordum.

Kıskançlık mıydı bu?

Hayır.

Öyle olmamalıydı.

Çünkü Aydeniz benim değildi.

Zaten mesele de buydu.

Onu kaybetmekten korktuğumu fark etmek istemiyordum.

---

Dersler bitmek üzereydi.

Sibel Öğretmen sınıfa girip proje çalışmalarımızı kontrol etti.

“Alp, Aydeniz. Sizinki nasıl gidiyor?”

Aydeniz bana baktı.

“İyi gidiyor öğretmenim.”

Sibel Öğretmen gülümsedi.

“Güzel. Birbirinizi tamamlıyorsunuz.”

Bu cümle nedense aklımda kaldı.

Ders bittiğinde Aydeniz kitaplarını topladı.

“Bugün de çalışalım mı?”

“Olur.”

Tam sınıftan çıkacakken telefonum çaldı.

Ekranda tek bir isim vardı.

Kuzey.

Açtım.

“Ne var?”

“Sesinden anladım.”

“Ne anladın?”

“Bir şey olmuş.”

“Hiçbir şey olmadı.”

“Yalan söylüyorsun.”

“Sen nereden biliyorsun?”

“Çünkü sen bir şey saklarken daha kısa konuşuyorsun.”

Gözlerimi kapattım.

“Sonra konuşuruz.”

Telefonu kapattım.

Aydeniz bana bakıyordu.

“İkizin mi?”

“Evet.”

“Ne dedi?”

“Bir şey olmadığını söyledi.”

Aydeniz güldü.

“Bence seni senden iyi tanıyor.”

“Maalesef.”

Birlikte koridordan yürümeye başladık.

Ama ikimiz de fark etmeden koridorun diğer ucunda biri bizi izliyordu.

Burak.

Ve onun biraz gerisinde, uzun zamandır okula gelmeyen biri vardı.

Dilara.

Gözlerini üzerimizden ayırmıyordu.

Sonunda dudaklarının kenarında küçük bir gülümseme oluştu.

“Demek Aydeniz…”

Burak ona döndü.

“Sen onu tanıyor musun?”

Dilara'nın bakışları hâlâ Alp'in üzerindeydi.

“Hayır.”

Bir saniye durdu.

“Henüz tanımıyorum.”

Sonra çantasını omzuna taktı.

“Ama Alp'i çok iyi tanıyorum.”

Ve o an, hayatımda sakin giden ne varsa yavaş yavaş değişmeye başladığını henüz bilmiyordum.

Dilara'nın geri döndüğünü henüz bilmiyordum.

Benim için o günün tek önemli kısmı Aydeniz'le geçirdiğim birkaç saatti.

Kütüphaneye geldiğimizde karşılıklı oturduk. Kitapları masaya yaydık.

Aydeniz bir süre sessizce not aldı.

Sonra kalemini bıraktı.

“Alp?”

“Efendim?”

“Bir şey sorabilir miyim?”

“Tabii.”

“Sen neden insanlara bu kadar mesafelisin?”

Elimdeki kalemi çevirmeyi bıraktım.

“Nasıl yani?”

“Bilmiyorum. Sanki kimseyi kendine yaklaştırmak istemiyorsun.”

Cevap vermeden önce birkaç saniye düşündüm.

“İnsanlara güvenmek kolay değil.”

Aydeniz başını hafifçe eğdi.

“Ben de kolay güvenemem.”

“Sen?”

“Evet.”

“Hiç belli olmuyor.”

“Çünkü belli etmem.”

Bu cümle beni susturdu.

Onun da bazı şeyleri sakladığını ilk kez bu kadar açık şekilde hissettim.

“Peki,” dedim. “Neden İstanbul'a geldiniz?”

Aydeniz'in yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.

“Babamın işi nedeniyle.”

“Mutlu musun burada?”

Pencereye baktı.

“Bazen.”

“Bazen?”

“Azerbaycan'ı özlüyorum. Evimizi, arkadaşlarımı, kardeşimi…”

Sesi biraz titredi.

“Burada herkes birbirini tanıyor. Ben ise kimsenin geçmişini bilmiyorum, kimse de benimkini bilmiyor.”

Bir an ne diyeceğimi bilemedim.

Sonra ona baktım.

“İstersen anlatırsın.”

Aydeniz gözlerini bana çevirdi.

“Ne?”

“Geçmişini.”

Birkaç saniye boyunca sadece birbirimize baktık.

Sonra yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.

“Belki bir gün.”

“Tamam.”

Nedense o “belki bir gün” cümlesi hoşuma gitmişti.

---

Akşam eve döndüğümde Kuzey salonda oturuyordu.

Beni görür görmez sırıttı.

“Geldi bizim aşık.”

“Kes sesini.”

“Bugün de Aydeniz'le miydin?”

“Proje yaptık.”

“Tabii.”

“Gerçekten proje yaptık.”

Kuzey ayağa kalkıp yanıma geldi.

“Alp.”

“Ne?”

“Sen ona aşık oluyorsun.”

Kaşlarımı çattım.

“Saçmalama.”

“Bakışlarından belli.”

“Ne bakışı?”

“Onun yanında başka türlü bakıyorsun.”

Cevap vermedim.

Kuzey gülümseyerek omzuma vurdu.

“Sen daha kabul etmiyorsun ama ben anladım.”

Odama çıkarken arkamdan seslendi.

“Bu arada annen seni çağırıyor!”

“Geliyorum.”

Ama merdivenleri çıkarken bile aklımda tek bir şey vardı.

Aydeniz.

---

Ertesi sabah okulun kapısından girdiğimde Can beni koridorda yakaladı.

“Alp.”

“Ne?”

“Bir haber var.”

“Ne haberi?”

“Dilara gelmiş.”

Adımlarım durdu.

“Ne?”

Can yüzüme baktı.

“Dilara. Eski sevgilin.”

İçimde tuhaf bir boşluk oluştu.

Aylarca görmediğim birinin adını duymak bile geçmişi önüme getirmişti.

“Ne zaman gelmiş?”

“Bugün.”

Tam o sırada arkamdan bir ses geldi.

“Alp?”

Döndüm.

Dilara.

Karşımda duruyordu.

Her zamanki gibi sakin, masum bir ifadeye sahipti.

“Merhaba.”

Bir süre ona baktım.

“Merhaba.”

Gülümsedi.

“Seni özledim.”

Bu cümleye verecek bir cevabım yoktu.

“Umarım iyisindir,” dedim.

“Artık daha iyi olacağım.”

“Dilara…”

“Ne?”

“Geçmişte kaldı.”

Gülümsemesi bir anlığına kayboldu.

Sonra yeniden takındı o masum ifadeyi.

“Biliyorum.”

Yanımızdan geçerken kulağıma doğru eğildi.

“Ama bazı şeyler gerçekten geçmişte kalmaz, Alp.”

Sonra yürüyüp gitti.

Can bana baktı.

“Bu iyi olmadı.”

“Biliyorum.”

Tam o sırada sınıfın kapısında Aydeniz'i gördüm.

Bize bakıyordu.

Özellikle Dilara'nın gittiği yöne.

Göz göze geldik.

Yüzündeki ifade değişti.

Yanıma geldi.

“Kimdi?”

Sesinde daha önce duymadığım bir ton vardı.

“Dilara.”

“Arkadaşın mı?”

“Eski sevgilim.”

Aydeniz birkaç saniye sustu.

Sonra başını salladı.

“Anladım.”

Ama yüzündeki ifadeden hiçbir şey anlamadığını biliyordum.

Tam sınıfa girecekken Dilara yeniden koridorun ucunda göründü.

Bu kez doğrudan Aydeniz'e baktı.

Aydeniz de ona baktı.

İki kızın arasında sessiz bir şey yaşanıyordu.

Ve ben, bunun başlangıç olduğunu hissediyordum. Sınıfa girdiğimizde Aydeniz doğrudan yerine geçti.

Ben de yanındaki sandalyeye oturdum.

Ama konuşmuyordu.

Kitabını açmış, sayfalara bakıyordu. Fakat tek bir satır bile okumadığını anlayabiliyordum.

“Bir sorun mu var?”

“Yok.”

“Emin misin?”

“Evet.”

Kısa cevaplar veriyordu.

Ders başladığında birkaç kez ona baktım. O ise gözlerini tahtadan ayırmadı.

Teneffüs olduğunda sonunda dayanamadım.

“Aydeniz.”

“Efendim?”

“Bir şey olduysa söyle.”

Bir an bana baktı.

“Dilara senin sevgilin miydi?”

“Eski sevgilim.”

“Ne kadar önce?”

“Birkaç ay önce.”

“Ve şimdi geri mi döndü?”

“Bilmiyorum.”

Aydeniz gözlerini kaçırdı.

“Bence biliyorsun.”

“Ne demek istiyorsun?”

“Bence hâlâ senden bir şey bekliyor.”

Bu kez ben sustum.

Çünkü aynı şeyi ben de düşünüyordum.

“Ama benim ondan beklediğim hiçbir şey yok.”

Aydeniz bana baktı.

“Gerçekten mi?”

“Gerçekten.”

Gözlerinde küçük bir şaşkınlık belirdi.

“Peki.”

“Peki ne?”

“Hiç.”

Tam o sırada Buse yanımıza geldi.

“Aydeniz, Sibel Öğretmen seni çağırıyor.”

Aydeniz ayağa kalktı.

“Geliyorum.”

Bana kısa bir bakış attı ve Buse'yle birlikte sınıftan çıktı.

Ben arkasından bakarken Can yanıma geldi.

“Bence kıskandı.”

“Kim?”

“Aydeniz.”

“Saçmalama.”

“Alp, kız sana eski sevgilini sordu.”

“Merak etmiş olabilir.”

Can kahkaha attı.

“Tabii. Ben de matematiği çok merak ettiğim için çözüyorum.”

“Can.”

“Tamam, sustum.”

---

Öğle arasında bahçeye çıktığımızda Aydeniz tek başına oturuyordu.

Yanına gitmek için birkaç adım attım.

Fakat benden önce Dilara oturdu.

İkisini uzaktan izledim.

Dilara bir şeyler söylüyor, Aydeniz ise sessizce dinliyordu.

Bir süre sonra Aydeniz ayağa kalktı ve yanımdan geçip gitti.

Yüzü asıktı.

Dayanamadım.

“Aydeniz.”

Durdu.

“Ne oldu?”

“Bir şey yok.”

“Dilara ne söyledi?”

“Bunu neden merak ediyorsun?”

“Çünkü üzgün görünüyorsun.”

Aydeniz bana baktı.

“Bana, senin onu hâlâ sevdiğini söyledi.”

İçimde bir öfke yükseldi.

“Ne?”

“Ben de inanmadım.”

Bu cümleyle biraz rahatladım.

“İyi.”

“Ama…”

“Ama ne?”

Aydeniz gözlerini yere indirdi.

“Bilmiyorum Alp. Sadece… senin geçmişinle arama girmek istemiyorum.”

Bir adım ona yaklaştım.

“Sen araya girmiyorsun.”

“Emin misin?”

“Eminim.”

Başını kaldırdı.

Göz göze geldik.

“Çünkü geçmişimde kalan bir insanla, şu an yanımda olan insan aynı şey değil.”

Aydeniz'in gözleri büyüdü.

“Şu an yanında olan insan?”

Ne diyeceğimi bilemedim.

Fazla ileri gitmiştim.

“Yani…”

Cümlemi tamamlayamadan zil çaldı.

Aydeniz hafifçe gülümsedi.

“Derse geç kalacağız.”

Yanımdan geçerken bir an durdu.

“Bu arada…”

“Ne?”

“Ben de senin yanında olmaktan rahatsız değilim.”

Sonra sınıfa girdi.

Ben birkaç saniye olduğum yerde kaldım.

Kalbim ilk kez bu kadar hızlı atıyordu.

Ve artık kendime yalan söylemek giderek zorlaşıyordu.

Aydeniz'i seviyordum. Sınıfa girdiğimde yerime oturdum.

Ama aklım hâlâ bahçedeydi.

Aydeniz'in son söylediği cümle dönüp duruyordu kafamda.

“Ben de senin yanında olmaktan rahatsız değilim.”

Neden bu kadar etkilenmiştim bilmiyordum.

Aslında biliyordum.

Sadece kabul etmek istemiyordum.

Aydeniz birkaç dakika sonra sınıfa girdi. Yanımdaki yerine oturdu.

Bir süre ikimiz de konuşmadık.

Sonra bana doğru eğildi.

“Alp?”

“Efendim?”

“Az önce söylediklerin…”

“Evet?”

“Ciddi miydin?”

Ona baktım.

“Hangisi?”

“Geçmişinle şu an yanındaki insanın aynı şey olmadığı.”

Kalbim hızlandı.

“Ciddiydim.”

Aydeniz'in yanakları hafifçe kızardı.

“Tamam.”

“Tamam mı?”

“Evet.”

Başını önüne çevirdi.

Ama gülümsediğini gördüm.

Ben de istemsizce gülümsedim.

---

Ders çıkışında herkes sınıftan ayrılırken Aydeniz çantasını topluyordu.

“Bugün eve nasıl gideceksin?” diye sordum.

“Babam alacak.”

“Tamam.”

“Sen?”

“Ben de eve.”

Bir süre sessizlik oldu.

Sonra Aydeniz bana baktı.

“Yarın proje için kütüphaneye gidelim mi?”

“Olur.”

“Erken gelir misin?”

“Gelirim.”

“Tamam.”

Tam çıkacakken kapının önünde Dilara'yı gördüm.

Bana baktı.

Sonra Aydeniz'e.

“Aydeniz, seninle konuşabilir miyim?”

Aydeniz tereddüt etti.

“Tabii.”

Ben çıkmak üzereydim ama Aydeniz bana baktı.

“Sen gidebilirsin.”

Başımı salladım.

Koridorda yürürken içimde kötü bir his vardı.

Ne konuşacaklarını merak ediyordum.

Ama geri dönmedim.

En azından birkaç dakika.

Sonra merakıma yenildim.

Koridorun köşesinde durup bekledim.

Dilara'nın sesi duyuluyordu.

“Alp'in sana gerçekten değer verdiğini mi düşünüyorsun?”

Aydeniz cevap vermedi.

Dilara devam etti.

“Onu tanımıyorsun.”

“Sen tanıyorsun diye onun hakkında her şeyi bildiğini düşünme.”

Aydeniz'in sesi ilk kez bu kadar sertti.

Sessizce gülümsedim.

Dilara'nın sesi değişti.

“Ben onun yıllardır hayatındayım.”

Aydeniz:

“Ben de onun bugününü görüyorum.”

Bu cümleyle ikisi de sustu.

Sonra Aydeniz yanımdan geçti.

Beni görünce şaşırdı.

“Sen burada mıydın?”

“Tesadüf.”

Kaşlarını kaldırdı.

“Tesadüf mü?”

“Evet.”

Gülümsedi.

“Yalan söylüyorsun.”

“Belki.”

İlk defa bana takılarak baktı.

“Bazen çok garip birisin.”

“Bunu daha önce de söylemiştin.”

“Çünkü değişmedin.”

“Sen değiştin.”

“Nasıl?”

“İlk geldiğinde benimle konuşmaya çekiniyordun.”

“Şimdi çekinmiyor muyum?”

“Hayır.”

Aydeniz birkaç saniye düşündü.

“Belki sana alıştım.”

O cümle içimde beklemediğim bir sıcaklık bıraktı.

“Ben de sana.”

Aydeniz sustu.

İkimiz de birbirimize baktık.

Sonra o, hafifçe gülümsedi.

“Yarın görüşürüz Alp.”

“Yarın görüşürüz.”

Arkasından baktım.

Bu kez kendimi durdurmadım.

Çünkü artık bir şeyden emindim.

Aydeniz hayatıma sadece yeni gelen bir kız olarak girmemişti.

Yavaş yavaş, fark ettirmeden, hayatımın en önemli yerine doğru ilerliyordu.

Ve ben bundan korkmuyordum.

İlk defa, birinin bana bu kadar yaklaşmasına izin veriyordum. Eve geldiğimde aklım hâlâ Aydeniz'deydi.

Kapıyı açar açmaz Kuzey salondan seslendi.

“Sonunda geldi.”

“Ne var?”

“Hiç. Sadece yüzündeki ifadeyi merak ettim.”

“Nasıl bir ifade?”

Kuzey yanıma gelip yüzüme dikkatlice baktı.

“Mutlu.”

“Abartma.”

“Alp, sen mutlu olunca bile sinirli görünüyorsun.”

Gözlerimi devirdim.

“Bugün Aydeniz'le ne oldu?”

“Hiçbir şey.”

“Yine mi?”

“Ne yine mi?”

“Her seferinde ‘hiçbir şey’ diyorsun. Sonra da saatlerce onu düşünüyorsun.”

Bir an sustum.

Kuzey'in yüzündeki sırıtış büyüdü.

“İşte.”

“Ne işte?”

“Yakalandın.”

“Ben odama çıkıyorum.”

Arkamdan güldü.

“Kaç bakalım!”

Odama girip kapıyı kapattım.

Telefonumu yatağın üzerine bıraktım.

Birkaç dakika sonra telefonuma bildirim geldi.

Ekrana baktım.

Aydeniz.

Kalbim hızlandı.

Mesajı açtım.

“Yarın kütüphaneye saat kaçta gelelim?”

Basit bir soruydu.

Ama nedense defalarca okuyordum.

Cevap yazdım.

“Dört uygun mu?”

Mesaj birkaç saniye içinde geldi.

“Uygun 😊”

Ekrana bakıp istemsizce gülümsedim.

Tam telefonu bırakacaktım ki yeni bir mesaj geldi.

Bu kez numara kayıtlı değildi.

“Alp, konuşmamız gerekiyor.”

Kimin olduğunu anlamam uzun sürmedi.

Dilara.

Mesaja cevap vermedim.

Telefonu kapattım.

Ama birkaç dakika sonra tekrar açtım.

Mesaj hâlâ oradaydı.

Bir süre düşündükten sonra sadece şunu yazdım:

“Söyle.”

Cevabı hemen geldi.

“Yarın okuldan sonra eski kafeye gel. Sadece ikimiz.”

Kaşlarımı çattım.

Eski kafe…

Bizim birlikteyken sık gittiğimiz yerdi.

Geçmişten kalan bir yer.

Ve ben geçmişe dönmek istemiyordum.

---

Ertesi gün okulda Aydeniz'le karşılaştığımda her şey normal görünüyordu.

“Günaydın.”

“Günaydın.”

Elinde iki tane kahve vardı.

Birini bana uzattı.

“Bu senin.”

Şaşırdım.

“Benim mi?”

“Evet.”

“Neden?”

“Dün kütüphanede kahve içmediğini fark ettim.”

Bardağı aldım.

“Teşekkür ederim.”

Aydeniz gülümsedi.

“Rica ederim.”

Tam o sırada Dilara koridorun diğer ucundan bizi gördü.

Bakışları elimdeki kahveye takıldı.

Sonra Aydeniz'e baktı.

Yüzündeki gülümseme kayboldu.

Yanımıza doğru geldi.

“Alp.”

“Ne var?”

“Bugün konuşacaktık.”

“Unutmadım.”

Aydeniz bize baktı.

“Ben sınıfa geçeyim.”

“Bekle.”

Aydeniz durdu.

Dilara'nın yüzüne baktım.

“Konuşacağımız şey Aydeniz'in yanında da konuşulabilir.”

Dilara'nın yüzü gerildi.

“Hayır. Özel.”

“Benim saklayacak bir şeyim yok.”

Aydeniz sessizce bana baktı.

Dilara birkaç saniye sustu.

Sonra gülümsedi.

“Peki.”

Arkasını dönüp gitti.

Aydeniz bana döndü.

“Gerçekten benim yanımda konuşmak zorunda değilsin.”

“Biliyorum.”

“Peki neden öyle söyledin?”

Bir an düşündüm.

“Çünkü senden saklamak istediğim bir şey yok.”

Aydeniz'in gözleri gözlerime kilitlendi.

Bir şey söyleyecek gibi oldu ama vazgeçti.

Sonra hafifçe gülümsedi.

“Tamam.”

O an içimde bir karar verdim.

Dilara ne söylerse söylesin, geçmişimin bugünümü etkilemesine izin vermeyecektim.

Çünkü bugün yanımda olan kişi Aydeniz'di.

Ve ben artık onun gitmesini istemiyordum. Öğle arasına kadar Dilara'nın söyledikleri aklımdan çıkmadı.

Ders boyunca birkaç kez bana baktığını fark ettim ama hiçbir şey söylemedi.

Ben de üzerinde durmadım.

En azından durmamaya çalıştım.

Zil çaldığında Aydeniz defterini kapattı.

“Alp, kütüphaneye gidecektik.”

“Hatırlıyorum.”

“Gidiyoruz o zaman.”

Başımı salladım.

Tam ayağa kalkmıştık ki Burak yanımıza geldi.

“Aydeniz, bir dakika konuşabilir miyiz?”

Aydeniz bana baktı.

“Tabii.”

Burak onu sınıfın kapısına doğru götürdü.

İçimde yine aynı huzursuzluk oluştu.

Can omzuma dokundu.

“Bakma.”

“Neye?”

“Onlara.”

“Bakmıyorum.”

“Şu an gözlerinle Burak'ı öldürüyorsun.”

“Abartıyorsun.”

Can güldü.

“Alp, sen kıskançlığın sözlükteki karşılığısın.”

“Kes.”

Birkaç dakika sonra Aydeniz geri geldi.

“Ne konuştu?”

“Bir şey değil.”

“Emin misin?”

“Evet.”

Çantasını aldı.

“Bana proje konusunda yardım etmek istediğini söyledi.”

“İhtiyacın var mı?”

Aydeniz gülümsedi.

“Hayır. Sen varsın.”

O cümleyi duyunca istemsizce ona baktım.

“Tamam.”

Kütüphaneye doğru yürümeye başladık.

---

Kütüphanede karşılıklı oturduk.

Bir süre sadece çalıştık.

Sonra Aydeniz başını kaldırdı.

“Alp.”

“Efendim?”

“Bir şey soracağım ama kızma.”

“Tamam.”

“Dilara'yla neden ayrıldınız?”

Kalem elimde durdu.

“Çünkü birbirimize iyi gelmiyorduk.”

“Yani?”

“Çok kavga ediyorduk. Güven sorunu vardı.”

Aydeniz birkaç saniye düşündü.

“Sen güven konusunda hassas mısın?”

“Evet.”

“Ben de.”

“Biliyorum.”

“Nasıl biliyorsun?”

“Çünkü insanlara yaklaşırken çok dikkat ediyorsun.”

Aydeniz gülümsedi.

“Beni gerçekten gözlemliyorsun.”

Cevap vermedim.

Çünkü evet.

Onu gerçekten gözlemliyordum.

Nasıl güldüğünü, üzülünce gözlerini kaçırdığını, konuşurken ellerini nasıl kullandığını…

Hepsini fark ediyordum.

Aydeniz kitabını kapattı.

“Ben de seni gözlemliyorum.”

“Beni mi?”

“Evet.”

“Ne fark ettin?”

Gülümsedi.

“Dışarıdan çok soğuksun.”

“Bunu herkes söylüyor.”

“Ama aslında öyle değilsin.”

Kaşlarımı kaldırdım.

“Nereden çıkardın?”

“Bilmiyorum.”

Bir an durdu.

“Bence sen sevdiğin insanları çok koruyorsun.”

Bu kez cevap veremedim.

Çünkü tam olarak böyleydim.

Aydeniz bana bakmaya devam etti.

“Yanılıyor muyum?”

“Hayır.”

“Ben de öyle düşünmüştüm.”

Aramızda kısa bir sessizlik oluştu.

Sonra Aydeniz elini masanın üzerinde benim elimin yanına koydu.

Dokunmadı.

Ama aramızda sadece birkaç santimetre vardı.

Kalbimin hızlandığını hissettim.

Aydeniz de bunu fark etmiş olacak ki hafifçe gülümsedi.

“Alp…”

“Efendim?”

“Senin yanında kendimi garip şekilde rahat hissediyorum.”

Gözlerimi ondan ayırmadım.

“Ben de.”

İlk defa bunu açıkça söylemiştim.

Aydeniz'in yüzündeki gülümseme büyüdü.

Tam o sırada telefonum çaldı.

Ekranda Dilara'nın adı vardı.

Aramayı reddettim.

Aydeniz ekrana baktı ama hiçbir şey sormadı.

Telefon tekrar çaldı.

Bu kez mesaj geldi.

Açtım.

“Eğer gelmezsen, Aydeniz'in bilmesi gereken bir şeyi kendisine anlatırım.”

Kaşlarımı çattım.

Aydeniz yüzüme baktı.

“Ne oldu?”

Telefonu kapattım.

“Hiç.”

Ama ilk defa, Dilara'nın gerçekten neyin peşinde olduğunu merak ettim.

Ve içimde kötü bir his vardı.

Çünkü Dilara'nın blöf yapmadığını biliyordum.

Bir şey biliyordu.

Ve bunu Aydeniz'e karşı kullanmaya kararlıydı. Telefonu cebime koyduğumda Aydeniz hâlâ bana bakıyordu.

“Gerçekten bir şey yok mu?”

“Yok.”

Bu kez bana inanmadığını yüzünden anlayabiliyordum.

“Alp…”

“Sonra anlatırım.”

“Ne zaman?”

“Her şeyi öğrendiğimde.”

Aydeniz birkaç saniye sessiz kaldı.

“Tamam.”

Sesindeki kırgınlığı duyunca kendimi kötü hissettim.

Ondan bir şey saklamak istemiyordum.

Ama Dilara'nın ne bildiğini öğrenmeden konuşamazdım.

---

Okul çıkışında Aydeniz'le birlikte kapıya kadar yürüdük.

“Yarın görüşürüz,” dedi.

“Görüşürüz.”

Bir an durdu.

“Dikkat et kendine.”

“Sen de.”

Aydeniz uzaklaşırken onu izledim.

Sonra telefonumu çıkardım.

Dilara'nın mesajına tekrar baktım.

“Eski kafe. Saat beş.”

Saatime baktım.

Daha kırk dakika vardı.

Arabaya binip doğrudan kafeye gittim.

İçeri girdiğimde Dilara arka taraftaki masada oturuyordu.

Beni görünce ayağa kalktı.

“Geleceğini biliyordum.”

“Ne biliyorsun?”

Gülümsedi.

“Sabırsızsın.”

“Dilara, açık konuş.”

Oturdu.

Ben karşısına geçtim.

“Peki.”

Çantasından telefonunu çıkardı.

Ekranı bana çevirdi.

Bir fotoğraf vardı.

Fotoğrafta ben ve Aydeniz görünüyorduk.

Okulun bahçesinde yan yana yürüyorduk.

“Bunu nereden buldun?”

“Önemli değil.”

“Benim iznim olmadan—”

“Alp.”

Sözümü kesti.

“Benim asıl göstermek istediğim bu değil.”

Galeriyi kaydırdı.

Başka bir fotoğraf açıldı.

Bu kez Aydeniz vardı.

Tek başınaydı.

Fotoğrafın altında Azerice yazılmış bir mesaj görünüyordu.

Bir an durdum.

“Bu ne?”

“Bilmiyorum.”

“Bunu neden bana gösteriyorsun?”

Dilara telefonu kapattı.

“Çünkü Aydeniz'in sana anlatmadığı şeyler var.”

“Her insanın geçmişi olabilir.”

“Bu başka.”

“Ne demek istiyorsun?”

Dilara öne doğru eğildi.

“Onun neden İstanbul'a geldiğini gerçekten biliyor musun?”

Cevap vermedim.

“Babasının işi yüzünden geldiğini söyledi, değil mi?”

Başımı kaldırdım.

“Evet.”

Dilara gülümsedi.

“Peki ya gerçek sebep buysa?”

“Ne ima ediyorsun?”

“Hiçbir şey.”

Ayağa kalktı.

“Ben sadece seni uyardım.”

“Dilara.”

Durdu.

“Eğer Aydeniz hakkında bildiğin bir şey varsa söyle.”

Bana döndü.

“Onun sana kendisinin anlatmasını bekle.”

“Ne zaman?”

“Çok yakında.”

Çantasını aldı.

Tam yanımdan geçerken durdu.

“Çünkü bazı sırlar insanın ağzından değil, mecbur kaldığında çıkar.”

Sonra kafeden çıktı.

Ben arkasından bakakaldım.

---

Arabaya bindiğimde telefonum çaldı.

Kuzey.

Açtım.

“Neredesin?”

“Dışarıdayım.”

“Sesin kötü geliyor.”

“İyiyim.”

“Alp.”

“Ne?”

“Bir şey olmuş.”

Bir süre sustum.

Sonra ilk kez kardeşime anlatmak istedim.

“Dilara geri döndü.”

Kuzey'in sesi ciddileşti.

“Ne istiyor?”

“Bilmiyorum.”

“Aydeniz'le mi ilgili?”

Cevap vermedim.

Kuzey birkaç saniye sustu.

“Demek öyle.”

“Ne demek öyle?”

“Sen artık sadece kendin için endişelenmiyorsun.”

Gözlerimi kapattım.

Haklıydı.

Ben Aydeniz için endişeleniyordum.

Ama asıl korktuğum şey başka bir şeydi.

Aydeniz'in benden uzaklaşması.

---

Ertesi gün okula geldiğimde Aydeniz'i kapının önünde gördüm.

Beni görünce gülümsedi.

“Alp!”

Yanına gittim.

“Günaydın.”

“Günaydın.”

Elindeki küçük kutuyu bana uzattı.

“Bu ne?”

“Annem yaptı.”

Kutuyu açtım.

İçinde birkaç tane Azerbaycan tatlısı vardı.

“Yine mi?”

“Evet.”

“Annen beni şımartıyor.”

Aydeniz güldü.

“Belki seni sevmiştir.”

“Daha tanımıyor.”

“Ben anlattım.”

Bir an durdum.

“Benden mi bahsettin?”

“Biraz.”

“Ne söyledin?”

Aydeniz başını eğip gülümsedi.

“İyi biri olduğunu.”

Kalbim hızlandı.

Tam cevap verecekken koridorun diğer ucundan Dilara göründü.

Bize baktı.

Sonra Aydeniz'e.

Elindeki telefonu kaldırdı.

Ve bana doğru hafifçe gülümsedi.

O an anladım.

Bu daha başlangıçtı.

Ve Dilara'nın elinde, Aydeniz'le aramızı bozabilecek bir şey vardı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

6okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.