Bölümler 14Şu an: Gözlerin Kapandığı Yer
- 1 Gözlerin Kapandığı Yer114 kelime
- 2 Gözlerin Kapandığı Yer323 kelime
- 3 Gözlerin Kapandığı Yer241 kelime
- 4 Gözlerin Kapandığı Yer275 kelime
- 5 Gözlerin Kapandığı Yer302 kelime
- 6 Gözlerin Kapandığı Yer296 kelime
- 7 Gözlerin Kapandığı Yer315 kelime
- 8 Gözlerin Kapandığı Yer393 kelime
- 9 Gözlerin Kapandığı Yer459 kelime
- 10 Gözlerin Kapandığı Yer421 kelime
- 11 Gözlerin Kapandığı Yer380 kelime
- 12 Gözlerin Kapandığı Yer422 kelime
- 13 Gözlerin Kapandığı Yer435 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 Gözlerin Kapandığı Yer262 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
12. Bölüm
Zaman, acıyı iyileştirmeye yetmiyordu; sadece insanı o acıyla yaşamaya alıştırıyordu.
Aylar geçmişti. Seul üzerindeki kara bulutlar dağılmış, mevsim sonbahara dönmüştü. Ancak şehrin tepe noktasında duran o devasa malikanede zaman, o cehennem gecesinde durmuş gibiydi.
Geniş koridorlarda adımlarının yankısı çınlıyordu. Malikane buz gibiydi; ne mutfaktan yükselen bir tıkırtı ne de salondan gelen bir gülüş sesi vardı. Yalnızdın. Sekiz canın, sekiz devasa ruhun sığdığı bu dev bina, artık sadece senin sığındığın dev bir anıt mezardı.
Yavaşça ana salona yürüdün.
Ortadaki büyük ahşap masaya yaklaştın. Parmağını masanın üzerinde gezdirdiğinde, sanki hâlâ Bang Chan’ın buraya bıraktığı puro kokusunu duyabiliyordun. Masanın başında durup gözlerini kapattın. Chan’ın o haritaların üzerine eğilmiş, "Seni koruyacağım," diyen o ağır, güven veren sesi yankılandı zihninde. Masanın kenarındaki derin çizikte ise Changbin’in sert adımları ve silahını temizlerken çıkardığı o mekanik sesler saklıydı.
Salondaki dev deri koltuğa baktın. Hyunjin orada oturur, elindeki kadehi hafifçe sallayarak sana o kırılgan ama korumacı bakışlarını atardı. Sanki bir anlığına koltuğun kenarında onun gölgesi belirdi; parmaklarının yanağındaki o nazik dokunuşunu teninde tekrar hissettin.
Köşedeki bilgisayar masasına yürüdün. Ekranda kalan hafif toz tabakasının üzerinde Han’ın aceleci parmak izleri duruyordu sanki. Kulaklıktan gelen o nefes nefese sesi, "Görüş açım kapalı ama halledeceğim," deyişi kulaklarında çınladı. Yanındaki kilitli dolabın üzerinde ise Minho’nun kelebek bıçağının tahtaya açtuğu küçük çentikler vardı. O çentiklere dokundun; Minho’nun o tehlikeli ama güven veren alaycı tebessümü gözlerinin önüne geldi.
Pencerenin kenarına yaklaştığında, gümüş bir zemin üzerine düşen gün ışığını gördün. I.N’in o gece yere düşen ve senin molozların arasından bulup çıkardığın küçük çelik kolyesi, masanın üzerinde parıldıyordu. I.N’in o sessiz, sadık duruşunu ve en gençleri olmasına rağmen arkanda duran o devasa gölgesini hatırladın.
Ve son olarak, balkon kapısına doğru yürüdün.
Cam kapıyı açtığında, içeri dolan soğuk sonbahar rüzgârı saçlarını uçuştu. Balkon tırabzanlarına tutundun. Tam burada, o gece Felix bileğindeki sargıyı sarmıştı. Parmaklarının cildindeki o son sıcaklığı, kanayan göğsüyle üzerine kapandığı o son saliseyi düşündün. "Sana söz vermiştim... bir daha zarar gelmeyecek..."
Gözlerinden süzülen tek damla yaş, balkonun soğuk mermerine düştü.
"Sözünü tuttun Felix," diye fısıldadın rüzgâra doğru. "Hepiniz tuttunuz."
Ailenin sekiz üyesi de sana bir hayat bırakmak için kendi hayatlarını feda etmişti. Kıyafetlerinde kurumuş olan kanları temizlenmişti belki ama ruhundaki izleri sonsuza dek kalacaktı. Sen onların tek mirasıydın; onların yaşayamadığı gelecektin.
Arkanı dönüp malikanenin karanlık salonuna son kez baktın. Derin bir nefes alıp omuzlarını dikleştirdin. Artık ağlamak yoktu; çünkü bu malikanede yankılanan sekiz ses, sana pes etmeyi değil, ayakta kalmayı öğretmişti.
"Hiçbirinizi unutmayacağım," dedin kapıya doğru yürürken. "Ve hikayemiz ben nefes aldığım sürece devam edecek."
Malikanenin ağır demir kapısını arkandan yavaşça kapattın. Kilit sesinin ardından gelen o derin sessizlik, sekiz koruyucu meleğin sana bıraktığı son veda oldu.
Devam Edecek...
Bölüm etkileşimi
