9. bölüm · Gözlerin Kapandığı Yer
Gözlerin Kapandığı Yer
8. Bölüm
Seon-woo’nun parmağı kumandanın üzerindeki kırmızı tuşa basmak üzereyken, adımlarını bir an bile tereddüt etmeden öne attın. Bang Chan’ın engellemek isteyen kolunu nazikçe kenara ittin.
"Seon-woo," dedin. Sesin, odada yankılanan patlama seslerinden sonra mucizevi bir şekilde duru ve pürüzsüz çıkmıştı. "Babam öldüğünde ben henüz bir çocuktum. Yıllarca onun bir hiç uğruna, karanlık bir sokak köşesinde yok olup gittiğini sanarak büyüdüm. Eğer bir borç varsa... eğer alacağın gerçekten bensem, kumandayı bırak ve gözlerimin içine bakarak anlat. Babama ne yaptın?"
Seon-woo’nun parmağı düğmenin üzerinde titredi. Yüzündeki o zalim gülümseme yavaşça silindi; yerini yılların biriktirdiği çürümüş bir nefrete ve garip bir kırgınlığa bıraktı.
"Baban..." dedi Seon-woo, sesi adeta bir mezarlıktan yükseliyormuşçasına kısıktı. "Baban bu aile için canını verdi Min Seo. O gece kurşunların önüne atlarken beni değil, bu çocukları ve seni korumayı seçti. Ben o yangında ölüme terk edilirken, senin baban sırf bu binaların harcına bir damla daha kan bulaşmasın diye kendini feda etti!"
O an odadaki tüm hava çekilmiş gibi oldu.
Bakışların arka tarafta duran Bang Chan’a kaydı. Chan, o her zaman çelikten yapılmış gibi duran, bir an bile sarsılmayan o büyük lider... Gözlerini senden kaçırdı. Çenesi titriyor, göz pınarlarında biriken yaşları tutmak için nefesini hapsediyordu. O an anladın; Chan bu sırrın vicdan azabını yıllardır omuzlarında bir yük gibi taşıyordu.
"Chan..." dedin, sesin kırıldı. "Doğru mu?"
Chan yavaşça sana döndü. Gözlerinden süzülen tek damla yaş, yanağındaki kurumuş kan izini silerek aşağı aktı. "Seni korumak için söz verdim Min Seo," diye fısıldadı. Sesi o kadar çaresiz çıkmıştı ki, ilk defa onun bir mafya lideri değil, babanın mirasına sahip çıkmaya çalışan kırgın bir çocuk olduğunu hissettin. "Sana gerçeği söyleseydim, o karanlık nefret seni de yutacaktı. Baban senin ellerin kirlenmesin diye öldü."
Felix yanına bir adım attı. Silahını tutan eli ilk defa titriyordu. Göğsü hızla kalkıp inerken, serbest olan eliyle senin soğuktan buz kesmiş elini kavradı. Parmaklarını seninkilere kenetledi, sanki dünyadaki tek sığınağı sensin gibi.
"Benim babam..." dedin Seon-woo’ya dönerek, gözlerinden akan yaşlar görüşünü bulanıklaştırırken. "Kimseyi ölüme terk etmedi. Ama sen... sen nefretinin içinde çoktan ölmüşsün."
Seon-woo gözlerini yumdu. Elindeki kumanda, parmaklarının arasından kayıp beton zemine düştü. Artık patlatacak bir tuzak, alınacak bir intikam kalmamıştı; çünkü sığındığı tek yalan, senin gözlerindeki o saf gerçekle darmadağın olmuştu.
Changbin öne atılıp Seon-woo’yu hızla yere serip kelepçelerken, sen olduğun yere çöktün. Dizlerinin bağı çözülmüştü.
Daha yere çarpmadan Hyunjin ve Felix seni kollarından yakaladı. Hyunjin seni göğsüne çekip başını saçlarına gömdü; vücudunun sarsılarak ağlayışına ortak olur gibi sımsıkı sarıldı. Minho arkada duvara yaslanmış, gözlerini tavana dikerek akan yaşlarını gizlemeye çalışıyordu. I.N ise elindeki tüfeği yere bırakmış, yanına diz çökerek elini omzuna koymuştu.
Tersanenin tepesindeki camlardan içeri sızan ilk sabah ışıkları, yıllardır saklanan o ağır sırrın üzerini aydınlatıyordu. Artık sadece bir mafya ailesi değildiniz; birbirinin yaralarından vurulmuş ama o yaraları birlikte sarmaya yemin etmiş 9 ruhtunuz.
Devam Edecek...
