10. bölüm · Gözlerin Kapandığı Yer
Gözlerin Kapandığı Yer
9. Bölüm
Deponun tavanından süzülen ilk ışık huzmeleri yerdeki dumanı yavaşça aralarken, beklenmedik bir şey oldu.
Keşke her şey Seon-woo’nun kumandayı düşürmesiyle bitseydi...
Changbin, Seon-woo’yu yerden kaldırmak için öne eğildiği an, Seon-woo’nun kırık ceketinin altından sakladığı son bir silah belirdi. Gözlerindeki o kör nefret son bir kez parladı. Silahın namlusunu doğrudan senin göğsüne doğrulttu.
"O zaman sen de babanın yanına git!"
Her şey saliseler içinde gerçekleşti. Silahın patlama sesi sığınağın dar duvarlarında yankılandı.
"HAYIR!"
Aynı anda iki beden öne atıldı. Ama sana en yakın olan, elleri bileğindeki sargıyı sararken bile titreyen Felix'ti.
Seni göğsüyle geriye doğru iterken, kendi bedenini kurşunun önüne siper etti.
Büyük bir kurşun sesi ortamı yırtıp geçti. Felix’in vücudu şiddetle sarsıldı. Ağzından boğuk bir nefes çıktı ve hemen önünde, dizlerinin üzerine çöktü. Kurşun, göğsünün sol tarafını, tam kalbinin üzerini delip geçmişti.
"FELIX!"
Ağzından çıkan çığlık tersanenin paslı demirlerini titretti. Changbin o anki öfkesiyle Seon-woo’nun üzerine atıldı; patlayan iki el silah sesiyle Seon-woo bu kez tamamen yere serildi. Ama artık bunun hiçbir önemi yoktu.
Dizlerinin üzerine düşen Felix’i yere çarpmadan yakaladın. Başını kucağına aldığında, ellerin anında onun sıcak ve koyu kanıyla kaplandı. Kurşun izinden oluk oluk kan sızıyordu.
"Hayır, hayır, hayır... Felix bak bana! Gözlerini kapatma!" dedin, ellerin titreyerek onun kanayan göğsüne bastırırken. Gözyaşların onun çilli yüzüne, yanaklarına damlıyordu.
Bang Chan ve Minho yanınıza diz çöktü. Chan hayatında ilk kez kontrolünü tamamen kaybetmişti. "Han! Arabayı kapıya yanaştır! Çabuk!" diye bağırdı, sesi yırtılırcasına. Minho, Felix’in nabzını kontrol etmeye çalışıyordu ama parmakları titriyordu. Hyunjin duvara dayanmış, elleriyle yüzünü kapatmış sarsılarak ağlıyordu. I.N ise Felix’in elini sımsıkı tutmuş, "Hyung, gitme... Lütfen gitme," diye fısıldıyordu.
Felix yavaşça gözlerini araladı. O koyu bakışları, son bir çabayla senin gözlerini buldu. Kan dolan dudakları hafifçe kıvrıldı; sana son kez o bildiğin, en sıcak gülümsemesini vermeye çalıştı.
"Sana... söz vermiştim..." diye fısıldadı Felix. Sesi artık bir fısıltıdan bile daha zayıftı. Kırmızıya boyanmış elini büyük bir güçlükle kaldırıp yanağına dokundurdu. "Sana... bir daha zarar gelmeyecek..."
"Konuşma, lütfen konuşma, yaşayacaksın!" dedin hıçkırıklarının arasından. Onun elini yanağına bastırdın. "Beni bırakamazsın Felix, duydun mu beni? Bırakamazsın!"
Felix’in parmakları yanağında hafifçe süzüldü. Bakışlarındaki o derin, korumacı ışık yavaşça söndü. Göğsündeki son derin nefes dışarı süzüldü... Ve elin ağırlığı, senin elinin arasından kayarak soğuk beton zemine düştü.
Gözleri açık kalmıştı. Ama artık bakmıyordu.
"Felix? Felix!"
Onu göğsüne çekip sımsıkı sarıldın. Kanı kıyafetlerine, tenine bulaşırken acıdan nefes alamadın. Bang Chan başını öne eğip yüksek sesle ağlamaya başladığında, Minho gözlerini kapattı. Şehrin üzerindeki yağmur sesi, malikanenin ve ekibin kalbine gömülen bu en ağır acıyı örtmeye yetmiyordu.
Felix, seni korumak için son nefesini vermişti.
Devam Edecek...
