Gölgesindeki Yıldız 8

Vaveyla Yazarı: Zerya Ögüt

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: Gölgesindeki Yıldız 8

Arkamda bırakıyordum o hüzünlü şehrin silüetini; kilometreler uzadıkça eriyip gidiyordu dikiz aynamda. Bozkırın ortasındaki o ağır, bitmek bilmeyen boşluk, sanki ruhumun dış dünyaya vurmuş bir yansıması gibiydi. Bu tekinsiz sessizliğin içinde, arka koltuktaki pusetinde derin ve huzurlu bir uykuya dalmış olan Elif'in düzenli nefes alışları işitiliyordu. Onun o masum solukları, çıktığım bu uzun ve bilinmez yolculuktaki yegâne tesellimdi.

Kızıltepe tabelasını geride bırakıp Mardin'in o heybetli yamaçlarına, güneşte parıldayan sarı taş evlerinin olduğu bölgeye yaklaşırken içimi kemiren o tedirginlik iyice katlanmıştı. Meryem'in beni nasıl karşılayacağını, hayatına bir bomba gibi düşüşüme ne tepki vereceğini hiç bilmiyordum. Ne de olsa oturmuş, sakin bir düzeni vardı ve ben o düzene dâhil olmak üzereydim. Heyecanımı yatıştırmaya çalışarak el freninin yanındaki cep telefonuma uzandım. Oğuz Komutan'ın bana verdiği numarayı üstüne tıkladım Meryem'i aradım. Telefon daha ikinci kez çalmadan açıldı.

- İyi günler, Meryem Hanım ile mi görüşüyorum? diye sordum, sesimin titrememesine gayret ederek.

- Evet, benim. Siz de Gökçe Hanım olmalısınız? dedi. Sesi beklediğimden çok daha yumuşaktı.

- Evet, benim. Babanızın yönlendirmesiyle az önce Mardin Kızıltepe'ye giriş yaptım da... Rica etsem evinizin konumunu atabilir misiniz?

- Tabii ki, WhatsApp'tan konumu hemen gönderiyorum. Görüşmek üzere.

- Teşekkür ederim, görüşmek üzere.

Telefonu kapattığımda, Meryem'in sesindeki o samimi sıcaklığın parmak uçlarıma kadar yayıldığını, beni biraz olsun sakinleştirdiğini hissettim. Ekranıma düşen konumu takip ederek tarihi manastır yoluna saptım ve askeri lojmanların önüne kadar geldim. Kapıda sıkı bir güvenlik önlemi alan, elleri tetikte nöbet tutan askerler vardı. Gerekli kontrollerden geçtikten sonra, bahçedeki boş yerlerden birine arabamı yanaştırdım. Aracın kapısını açıp dışarı adımımı attığım anda, Meryem olduğunu tahmin ettiğim bir genç kızın bana doğru adımladığını gördüm.

- Meryem Hanım? diye mırıldandım emin olmak isteyerek.

- Evet, benim, dedi yüzündeki içten tebessümle. Ama lütfen aramızdaki resmiyeti kaldıralım, sadece Meryem de.

- Tamam, dedim ben de gülümsemeye çalışarak. Sen de lütfen bana Gökçe de.

- O zaman, hoş geldin Gökçe.

- Hoş buldum.

Meryem hiçbir yabancılık hissettirmeden yanıma geldi, kollarını iki yana açıp bana sıkıca sarıldı. Beklemediğim bu şefkat karşısında gözlerim dolsa da kendimi tuttum ve ben de ona aynı sıcaklıkla karşılık verdim. Birbirimizden ayrıldığımızda onu daha yakından inceleme fırsatım oldu. Anlamlı bakan kahverengi gözleri, omuzlarına dökülen uzun saçları ve duru, beyaz teniyle gerçekten çok güzel, duru bir kızdı.

- Hadi içeri geçelim Gökçe, çok uzun yoldan geldin, yorulmuşsundur, dedi.

Başımı sallayıp arabaya doğru döndüm. Arka kapıyı açarak Elif'i pusetle birlikte, uykusunu bölmemeye çalışarak dikkatlice dışarı çıkardım. Meryem de o sırada çoktan bagajın kapağını kaldırmış, bavullarımı kavramıştı. Tam o esnada avucumdaki telefon titremeye ve yüksek sesle çalmaya başladı. Ekrana bakarken adımlarım duraksadı, hemen Meryem'in yanına sokuldum.

- Meryem, rica etsem Elif'i içeri götürüp pusetinden çıkarabilir misin? Yol boyunca o daracık yerde çok bunaldı, çok yoruldu küçücüğüm. Ben de şu telefon görüşmesini halledip bavulları hemen peşinizden getireyim.

Meryem, kucağındaki Pusat ile birlikte lojmandaki merdivenlere yönelirken ben de derin bir nefes alıp ekranı yanıp sönen telefonuma baktım. Arayan Alya'ydı. Telefonu açtım:

- Efendim Alya?

- Gökçe, kaç defa çaldırdım açmadın, merak ettim. Yolculuk nasıl geçti?

- Yeni vardım, endişelenecek bir şey yok.

- Güzel. Peki, Meryem nasıl biri? Seni nasıl karşıladı, soğuk davrandı mı?

- Hayır, hiç de endişe ettiğim gibi olmadı. Beni kapıda karşıladı. Öyle içten, öyle sıcaktı ki sanki birbirimizi kırk yıldır tanıyormuşuz gibi... Alya, içimde garip bir hafiflik var. Sanırım burası bana iyi gelecek.

- Oh, çok şükür! Çok sevindim adına. Neyse, sen şimdi yerleş ve dinlen. Elif uyanınca beni mutlaka görüntülü ara, tamam mı?

- Tamam, arayacağım. Kendine iyi bak.

- Sen de Gökçe.

Telefonu kapattım, arabayı kilitledim. Tam o sırada apartmanın üçüncü katından birinin beni izlediğini fark ettim. O da benim kendisini gördüğümü anlayınca hemen perdeyi çekti. Umursamadan bavulları aldım ve içeri geçtim. Asansöre binip üçüncü katın tuşuna bastım.

Yukarı çıktığımda kapı aralıktı. Açıp ayakkabılarımı çıkardım ve içeri geçtim. Beni uzun bir koridor karşıladı. Bavullarımı koridora bırakıp kapıyı kapattım. Evdeki huzurlu sessizliğin içine doğru adımlarken, Meryem'in kısık sesli mırıltıları geliyordu. Salona açılan kapıdan süzülerek içeri baktığımda gördüğüm manzarayla tebessüm ettim.

Elif de çok yorulmuştu; puset içinde saatlerce kalmıştı küçüğüm. Şimdi salonun ortasındaki yumuşacık, kalın halının üstünde sırtüstü yatıyordu. Meryem onu oraya bırakmış, kendisi de yanına diz çökmüştü. Parmakları Elif'in avucundaydı, diğer eliyle de yanaklarını okşuyordu. Meryem beni fark edince başını kaldırdı:

- Gökçe, bu çok tatlı... Allah bağışlasın.

Tebessüm ettim.

- Öyle, teşekkür ederim.

Meryem ayağa kalktı ve eliyle koridorun sağındaki odayı işaret etti:

- Hadi gel, size odanızı göstereyim. Siz gelmeden önce bir şeyler yaptım ama eğer beğenmezsen sonra değiştiririz.

Onu takip ederek koridorun sonundaki odaya geçtik. Kapıyı açtığımda karşılaştığım özen, Meryem'in bizi ne kadar büyük bir heyecan ve istekle beklediğinin kanıtı gibiydi. Pencereden içeri giren akşamüstünün o kızıl ışığı, bembeyaz çarşaflarla kaplanmış geniş bir yatağın üstüne vuruyordu. Yatağın hemen yanında ise mis gibi ahşap kokan, tertemiz bir bebek beşiği yerleştirilmişti... Gözlerimin dolmasına engel olamadım. Dudaklarımı birbirine bastırıp Meryem'e döndüm:

- Meryem... Bunlar çok güzel. Beşiği bile düşünmüşsün. Ne diyeceğimi bilmiyorum, gerçekten çok teşekkür ederim.

- Teşekkür edecek hiçbir şey yok Gökçe. Babam bana durumu anlattığında ve buraya geleceğinizi söylediğinde içim titredi. Artık buradasın. Burası sadece benim değil, artık bizim evimiz. Burada kendini yabancı hissetme olur mu?

Meryem'in yanına yaklaşıp ona sıkıca sarıldım.

- Sen üstünü değiştir, ben de akşam yemeği için sofrayı hazırlayayım. Acıkmışsındır, dedi.

Meryem mutfağa geçerken ben de ilk önce Elif'e baktım. Sonra bavulumu odaya alıp üzerimi değiştirdim. Banyoya gidip abdest aldıktan sonra seccademi çıkardım ve namazımı kıldım. Ardından mutfağa geçtim; Meryem sofrayı hazırlıyordu. Ben de Elif'e mama hazırlamak için işe koyuldum. Elif'in yanına gidip önce altını değiştirdim, mamasını yedirdikten sonra zaten iyice ağırlaşan uykusuna geri döndü. Onu odama götürüp beşiğine yatırdım. Tekrar mutfağa geçtiğimde yemeklerin kokusu karnımı daha da acıktırmıştı.

- Ellerine sağlık Meryem, yemekler çok güzel kokuyor.

- Afiyet olsun, gel otur, yemeğe başlayalım.

Masaya geçip oturdum ve yemek yemeye başladık.

- Gökçe, sen ne iş yapıyorsun?

- Avukatım ben. Ya sen?

- Askerim.

- Çok kutsal bir meslek seçmişsin.

- Aynen öyle.

Sohbet eşliğinde yemeğimizi yemiştik. Bitirdiğimizde masayı kaldırmak için yardım edecek olsam da Meryem izin vermedi; benim dinlenmemi istedi. Ben de odama gittim. Yerde serili seccadenin üstünde yatsı namazını kıldım. Beşiğin içindeki Elif'e baktım, derin bir uykudaydı. Uykusunu bölmemeye dikkat ederek onu hafifçe öptüm. Çok güzel kokuyordu; bu koku bana tarifsiz bir huzur veriyordu. Yatağıma uzandım ve kendimi güvenli bir uykunun kollarına teslim ettim.
🌺

Bir hafta sonra ...

Mardin'deki ilk günümün üzerinden tam bir hafta geçmişti.

Zaman, bozkırın ortasında akan durgun bir nehir gibi sessiz ama hızla akıp gitmişti. Ankara'nın o nefes aldırmayan, her an arkama bakmama neden olan tekinsiz korkusu, yerini bu lojman odasının emniyetli huzuruna bırakmaya başlamıştı. İlk günler attığım her adımda yabancılık çektiğim o taş koridorlar, artık bana ve Elif'e ev sahipliği yapan tanıdık bir yuvaya dönüşmüştü.

Bu bir haftada çok şey değişmişti. Artık sabahları Mardin'in o ciğerleri yakan temiz kuru havasına uyanıyor, mutfaktan gelen taze demlenmiş çay ve kekik kokularıyla güne başlıyordum. Meryem'le aramızdaki o ilk günkü çekingenlik tamamen eriyip gitmişti; sanki yıllardır birbirini tanıyan iki kız kardeş gibiydik. Oğuz Komutan'ın bizi buraya, bu güvenli limana emanet ederken ne kadar doğru bir karar verdiğini her geçen gün daha iyi anlıyordum.

O akşamüstü, Elif beşiğinde. Derin bir uykudaydı. Ben de bir haftadır ilk kez kendimi bu kadar hafiflemiş hissederek salondaki sedire geçmiş, Meryem'in ikram ettiği kahveyi karşılıklı sohbet eşliğinde yudumlıyorduk. O sırada Meryem'in telefonu çaldı. Telaşla telefonu kulağına götürürken yüz hatları aniden gerildi.

- Efendim Tolga?

Sesindeki o ani ciddiyet, içime bir kurt düşürmeye yetti. Odadaki hava bir anda ağırlaştı, nefes almak zorlaştı. Meryem'in yüzündeki renk saniyeler içinde çekilirken, gözleri korkuyla irileşti ve dudakları titremeye başladı. Karşı tarafı kesintisiz bir şekilde dinliyordu ama aldığı her kesik nefes, durumun ne kadar vahim olduğunu bana fısıldıyordu.

Dayanamayıp yanına sokuldum, ne olduğunu anlamak için gözlerinin içine baktım. Meryem telefonu kapatır kapatmaz titreyen ellerini dizlerine koydu; gözünden bir damla yaş süzülürken bana döndü. Sesi boğazında düğümlenerek o korkunç haberi verdi:

- Benim de içinde olduğum Gölge Timi'ni, yürüttükleri operasyonda pusuya düşürmüşler... Kurşun, Savaş'ın karnına isabet etmiş. Ağır yaralıymış, yoldalar, hastaneye götürüyorlar.

Gözlerim doldu, donup kaldım. Ne diyeceğimi, onu nasıl teselli edeceğimi bilemiyordum. Zaman durmuş gibiydi.

- Gökçe, ben çıkıyorum, dedi Meryem alelacele.

O kadar kötü, o kadar çaresiz görünüyordu ki onu bu halde yalnız göndermeye asla gönlüm el vermezdi.

- Meryem, ben de geliyorum. Seni bu durumda yalnız bırakamam.

- Tamam, Elif'i Beren'e bırakalım, sonra hemen hastaneye geçeriz.

Hemen telefonumu elime alıp Beren'i aradım. Telefon birkaç çalışta açıldı.

- İyi akşamlar Beren.

- İyi akşamlar Gökçe, nasılsın?

- Beren, çok acil bir işim çıktı. Elif'e biraz bakabilir misin, müsaitsin değil mi?

- Bakarım tabii, evde misin hâlâ, çıktın mı?

- Çok teşekkür ederim, hayatımı kurtardın. Beş dakikaya çıkıyorum, kapıya gelince haber veririm. Görüşürüz.

- Rica ederim canım, bekliyorum, görüşürüz.

Telefonu kapatır kapatmaz odama koşup üzerimi değiştirdim. Salona geçip Elif'i hızlıca battaniyesine sardım, ihtiyaç duyabileceği şeyleri çantasına tıktım. Meryem çoktan kapıda hazırdı. Birlikte adeta koşarak evden çıktık. Yol üstünde Elif'i Beren'e emanet ettikten sonra vakit kaybetmeden hastaneye vardık.

Kapıdan içeri adım atar atmaz danışmaya doğru koştuk. Meryem titreyen, ağlamaklı sesiyle sordu:

- Kolay gelsin. Buraya az önce bir asker getirdiler, durumu nasıl? Kaçıncı katta?

Görevli bilgisayara bakıp kafasını kaldırdı:
- Gelir gelmez ameliyata alındı. Ameliyathane ikinci katta.

Başka bir şey demesini beklemeden hızlı adımlarla merdivenlere yöneldik ve ikinci kata çıktık. Koridora adım attığımızda bizi ağır bir sessizlik karşıladı. Ameliyathanenin önünde üniformalı asker arkadaşları ve sandalyede perişan hâlde oturan, orta yaşlarda bir kadın vardı; muhtemelen Savaş'ın annesiydi.

Tam o sırada gözlerim, köşede yerde oturan birine takıldı. Başını dizlerine gömmüştü, üzerindeki askeri üniforma toz toprak içindeydi. Yanlarına doğru yaklaştık.

Meryem çekinerek sordu:
- Durumu nasıl, bir haber var mı?

Askerlerden biri buruk bir sesle, "Gelir gelmez ameliyata aldılar, henüz bir haber yok," diye yanıtladı.

Ben ise hâlâ yerde, duvara yaslanmış oturan o kişiye bakıyordum. Meryem'in sesini duyunca yavaşça başını kaldırdı. Önce Meryem'e baktı, ardından bakışları beni buldu. Göz göze geldik. Saçları dağılmış, gözleri kan çanağına dönmüştü; bakışlarında kelimelerle tarif edilemez bir yorgunluk ve acı vardı. Ne ben gözlerimi ondan çekebildim, ne de o benden. O an içimde anlam veremediğim bir şeyler koptu, kalbim göğüs kafesimi delercesine hızla çarpmaya başladı. Bana ne oluyordu? Bu kritik anda içimi kaplayan bu tuhaf his de neyin nesiydi? Gözlerimizi birbirimizden ayıran tek şey, ameliyathanenin kapısının büyük bir gürültüyle açılması oldu.

🌼Meryem ?
🌼Alpaslan ?