7. bölüm / 9
GÖLGESİNDEKİ YILDIZGölgesindeki Yıldız 6
Bölümler 9Şu an: Gölgesindeki Yıldız 6
- 1 Gölgesindeki Yıldız önsöz757 kelime
- 2 Gölgesindeki Yıldız 13.022 kelime
- 3 Gölgesindeki Yıldız 22.246 kelime
- 4 Gölgesindeki Yıldız 31.654 kelime
- 5 Gölgesindeki Yıldız 41.780 kelime
- 6 Gölgesindeki Yıldız 51.564 kelime
- 7 Gölgesindeki Yıldız 61.781 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 Gölgesindeki Yıldız 72.064 kelime
- 9 Gölgesindeki Yıldız 81.683 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yavaş adımlarla mezarlığa yaklaştım. Gözyaşlarımın damladığı toprağı avuçlarımın içine alarak fısıldadım:
"Beni ve Elif'i şu koca dünyada neden yalnız bıraktınız? Biz siz olmadan ne yapacağız? Elif'i nasıl büyüteceğim, anne eksikliğini nasıl tamamlayacağım? Ama size söz veriyorum, elimden ne geliyorsa yapacağım."
O sırada Alya sessizce yanıma yaklaşıp omzuma dokundu.
"Gidelim mi artık?" diye sordu yumuşak bir sesle.
Başımı salladım. Yıldız ve Cem'in mezarlarına son bir kez bakarak, "Şimdi gidiyorum ama yine geleceğim," diye mırıldandım.
Elif'i Alya'nın kucağından alıp arabaya bindim. Alya arabayı çalıştırdı ve yavaşça mezarlıktan uzaklaştık. Yol boyunca boğazımdaki o düğüm gitmedi. En sonunda dayanamayıp Alya'ya döndüm:
"Alya, bir marketin önünde durur musun? Bana su alır mısın?"
"Tamam canım," diyerek arabayı hemen sağa, bir marketin yanına park etti. Bana doğru dönüp şefkatle sordu: "Gökçeciğim, sudan başka bir şey ister misin?"
"Hayır canım, sadece su."
Arabadan indi. O sırada arka koltuktaki Elif'i kontrol ettim, mışıl mışıl uyuyordu. Beş dakika sonra Alya elinde suyla geri geldi. Uzattığı şişeyi alıp hemen içtim; soğuk su boğazımın acısına biraz olsun iyi gelmişti. Yeniden yola çıktığımızda Alya aynadan bana baktı.
"Gökçe, bu gece bize gidelim, yalnız kalma," dedi endişeli bir ses tonuyla. "Annem de evde, sana sıcak bir çorba yapar. Annemle birlikte Elif'e de bakarız, sen de biraz dinlenmiş olursun."
Birinin benim için böyle içtenlikle endişelenmesi içimi ısıtmıştı. Fakat içimdeki o devasa boşlukla er ya da geç yüzleşmem gerekiyordu. Başımı iki yana salladım.
"Alya, çok teşekkür ederim, gerçekten. Ama gelemeyeceğim. Bu gece yalnız kalmak istiyorum. Lütfen beni kendi evime bırakırmısın"
"Ama..." diye üsteleyecek oldu.
Sözünü keserek, "Beni düşündüğünü biliyorum ama yalnız kalıp biraz düşünmeye ihtiyacım var," dedim.
Alya derin bir nefes alıp pes etti.
-Tamam Gökçe, eve bırakacağım. Ama kendini kötü hissettiğin an beni arayacaksın, söz mü?"
-Tamam Alya , ararım.
Apartmanın önüne geldiğimizde Alya arabayı park etti. Hemen aşağı inip kapımı açtı ve Elif'i kucağımdan aldı. Ben de arabadan indiğimde, üzerimde tarifi imkânsız bir yorgunluk hissettim.
Alya endişeli gözlerle solgun yüzüme baktı.
- Gökçe, burada kalacağına emin misin? Gerçekten çok kötü görünüyorsun. Hadi bize geçelim," diye şansını son bir kez daha denedi.
"Çok sağ ol Alya ama gelemeyeceğim. Lütfen daha fazla ısrar etme," dedim. Sesimdeki bitkinlik, kararımın kesinliğini ortaya koyuyordu.
"Tamam Gökçe, haberleşiriz o zaman."
Başımı salladım ve Elif'i yeniden kucağıma aldım. Vedalaştıktan sonra apartmanın kapısına, evime doğru yürümeye başladım. Dairemin kapısına vardığımda cebimden anahtarımı çıkardım. Kilide sokmaya çalışırken ellerim öyle çok titriyordu ki anahtar parmaklarımın arasından kayıp gürültüyle yere düştü. Kucağımdaki bebeğimi sarsmamaya dikkat ederek eğilip anahtarı aldım. Sonunda kapıyı açıp içeri geçebilmiştim.
Adımımı atar atmaz, bu evde Yıldız'la geçirdiğim tüm o güzel anılar zihnime üşüştü. Boğazım düğümlendi, gözyaşlarım sicim gibi yanaklarımdan süzülmeye başladı. Ayakkabılarımı zorlukla çıkarıp odama geçtim. Elif'i uyandırmamaya özen göstererek yavaşça yatağın üzerine bıraktım.
Tam o sırada karşıdaki şifonyerin üzerinde duran çerçeve gözüme çarptı. Tatildeyken Yıldız'la birlikte çekildiğimiz o son fotoğrafımızdı. Titreyen ellerimle çerçeveyi yerinden alıp göğsüme bastırdım. Salona geçtiğim an, göğüs kafesimin altında ne kadar zamandır tuttuğumu bilmediğim o amansız yangın zincirlerinden boşandı. Ruhumu kavuran hıçkırıklarım, duvarlarda yankılanan acı bir feryada dönüştü. Dizlerimin bağı çözülürken bir an durup kendi sesimi, kendi çaresizliğimi dinledim. Gitmeliydim. Buradan, bu evden, bu şehirden arkama bakmadan çekip gitmekten başka hiçbir çarem kalmamıştı. Biliyordum; bu lanet şehrin de bu sessiz evin de adım attığım her bir köşesi, bana o güzel anıları vahşi birer işkence aletine dönüştürerek zorla hatırlatacaktı.Daha fazla parçalanmaya, geçmişin canımı böylesine acıtmasına izin veremezdim. Elif'i alıp uzaklara kaçacaktım, buna mecburdum. Önce annemle babam, şimdi de Yıldız ve Cem...
Hepsi beni bu karanlığın ortasında yapayalnız bırakıp gitmişlerdi. Onlar yoksa, bu koca şehir artık benim için kuru bir kalabalıktan, yabancı gölgelerden başka hiçbir şey ifade etmiyordu.Tam o sırada, içerideki odadan Elif'in o incecik, savunmasız ağlama sesi yükseldi. Adımlarım benden bağımsız olarak sesin geldiği yöne doğru hızlandı. Yanına ulaştığımda eğilip onu şefkatle kucağıma aldım. Fakat o minik bedeni göğsüme bastırdığım an, içimi tarifsiz bir korku kapladı. Gözlerinin içine bakarken, kalbimin en derin yerinden gelen o ürpertici endişeyle sarsıldım:
Bu küçücük cana tek başıma yetebilecek miydim? Ben kendimi bile ayakta tutamazken, ona nasıl güvenli bir dünya sunacaktım? Bu devasa korkuyu bastırmak ister gibi kokusunu içime çektim; cennet gibi kokuyordu.Onu sıkıca sarıp mutfağa doğru yürüdüm. Bir yandan zihnimdeki karanlık düşünceleri dağıtmaya, bir yandan da içimdeki o derin endişeyi susturmaya çalışarak hızlıca bir mama hazırladım. Mutfaktaki ahşap sandalyeye yerleşip titreyen ellerimle karnını doyurmaya başladım. O, dünyadan habersizce mamasını yerken, masanın üzerindeki telefonumun acı acı çalan sesi sessizliği böldü.Ekrana baktığımda "Oğuz Albay" ismini gördüm. Elif'in durumunu öğrenmek için son zamanlarda beni sürekli arıyordu. Göğsümün sıkıştığını hissederek derin, titrek bir nefes aldım ve parmağımı ekranda kaydırıp telefonu kulağıma götürdüm.Telefonu kulağıma götürdüğümde karşı taraftan o tanıdık, babacan ses yükseldi:
- Merhaba Gökçe kızım, nasılsın?
Kucağımda mamasını yiyen Elif'in saçlarını okşarken, boğazımdaki düğümü gizlemeye çalışarak hafifçe yutkundum.
- Nasıl olalım komutanım, siz nasılsınız?
- Ben de iyiyim. Sizi rahatsız etmeyeceksem eğer, akşamüstü Elif'i ziyarete gelecektim. Gelebilir miyim?
İçimdeki o devasa yalnızlığa ve çaresizliğe bir nebze de olsa iyi geleceğini bilerek yanıtladım:
- Tabii komutanım, müsaitim. Buyurun, gelin.
Sesindeki o hakiki endişeyi hissetmemek imkansızdı. Yeniden sordu:
- Sen nasıl oldun kızım, iyi misin? Bir şeye ihtiyacınız var mı?
Güçlü durmaya zorladım kendimi. Oysa içim kan ağlıyordu.
- Yok, teşekkür ederim, hiçbir şeye ihtiyacım yok. Nasıl olayım işte... Aynı...
Durumumu anladığını belirten derin bir nefes aldı.
- Tamam kızım, seni daha fazla tutmayayım. Akşam görüşürüz.
- Görüşürüz komutanım.
Telefonu kapatıp masaya bıraktığımda, sanki o ana kadar beni ayakta tutan son güç kırıntısı da parmaklarımın arasından kayıp gitmişti. Kucağımda tüm dünyadan habersizce duran Elif'i sıkıca sarıp ayağa kalktım. Kendimi çok, ama çok yorgun hissediyordum. Onu göğsüme bastırarak ağır adımlarla yatağa doğru yürüdüm.
Elif'i kucağımdan hiç ayırmadan, onunla birlikte kendimi yatağın üzerine bıraktım. Bir süre öylece uzanıp masum yüzünü seyrettim. Eğilip onu öptüm, cennet gibi kokan o kokusunu bir kez daha derin derin içime çektim. Sanki kucağımdaki bu minik can, zihnimdeki tüm karanlık düşünceleri birkaç saniyeliğine de olsa susturabilen tek ilaçtı. Ona daha da sıkı sarılarak gözlerimi kapattım ve kendimi uykunun o huzurlu, sessiz kollarına teslim ettim.
🌼
Ne kadar uyuduğumu bilmiyorum. Kapıya vuran o sert, üçlü vuruşun sesiyle irkilerek gözlerimi açtım. Alacakaranlık çökmüştü; pencereden sızan loş ışıktan havanın kararmaya başladığını fark ettim. Elif yanımda hâlâ aynı huzurla uyuyordu. Onun uykusunu bölmemeye özen göstererek yavaşça yataktan kalktım. Üzerimi değiştirip son olarak yazmamı başıma taktım ve kapıya yöneldim.
Kilidi çevirip kapıyı açtığımda, tam da tahmin ettiğim gibi Oğuz Komutan ve yanında eşi olduğunu düşündüğüm bir kadın beni bekliyordu.
-Rahatsız etmiyoruz ya kızım?
dedi komutan babacan bir sesle.
- Estağfurullah, buyurun lütfen,
diyerek onları içeri davet ettim.
Yolu gösterip salona geçmelerini sağladım. Kadın, sevecen bir tebessümle bana döndü:
-Kızım, ben Oğuz'un eşi Hande.
-Tanıştığıma memnun oldum Hande Hanım, ben de Gökçe.
Oğuz Komutan elindeki poşeti bana doğru uzattı.
-Eminim ki sabahtan beri boğazından tek lokma geçmemiştir. Hanım senin için bir şeyler hazırladı."
İçim minnet duygusuyla doldu.
-Çok teşekkür ederim, ne zahmet ettiniz... Ellerinize sağlık Hande Hanım."
-Olur mu öyle şey kızım, ne zahmeti? Lafı bile olmaz,
diyerek saçımı okşadı.
Getirdikleri sıcak çorbayı ve ev yemeklerini mutfak masasına bıraktım. Çay için ocağa su koyup salona döndüğüm tam o anda, odadan Elif'in ağlama sesi yükseldi. Hemen odaya gidip Elif'i kucağıma aldım ve sakinleştirmeye çalışarak salona getirdim. Oğuz Komutan ve Hande Hanım'ın karşısındaki koltuğa oturdum.
Oğuz Komutan, gözlerinde şefkatli bir ışıltıyla bana baktı.
-Kızım, Elif'i biraz kucağıma alabilir miyim?
-Buyurun, tabii ki,
diyerek Elif'i ona uzattım.
Komutan Elif'i göğsüne bastırıp severken gözleri doldu. Onun o hâlini görmek benim de boğazımı düğümledi, gözlerim bulutlandı. Tam ağlayacak gibi olmuştum ki Hande Hanım'ın sesiyle irkilip ona döndüm.
-Nasılsın kızım, biraz daha iyi misin?
diye sordu endişeyle.
-İyi olmaya çalışıyorum, gördüğünüz gibi... , diye fısıldadım.
Hande Hanım uzanıp elimi tuttu.
-Biliyorum kızım, hiçbirimiz senin kendi ailen gibi olamayız ama Oğuz da ben de sizin için elimizden ne geliyorsa yapmaya hazırız. Bir telefon etmen yeterli, sakın unutma."
Derin bir nefes aldım. Artık içimde tutamadığım o kararı dile getirmenin vakti gelmişti.
-Teşekkür ederim... Aslında sizinle bir şey konuşmam gerek.
Bu sözümle birlikte Oğuz Komutan'ın da odak noktası tamamen ben olmuştum. Bakışlarımı kucağımdaki ellerime indirdim ve kalbimi sıkan o gerçeği itiraf ettim:
-Ben... Artık burada kalmaya devam edemeyeceğim. Hangi şehre giderim, hayatımı nerede sürdürürüm henüz bilmiyorum ama mesleğim de geleceğim de artık burada olamaz. Burası beni boğuyor. Bu eve adım attığım ilk andan beri duvarlar üstüme üstüme geliyor, nefes alamıyorum. Buradan, bu anılardan uzaklaşmam gerek.
Sözlerim salonda derin bir sessizliğe sebep oldu. Oğuz Komutan başını sallayarak bir süre düşündü. Bakışlarını uzaklara dikti, ardından o her zamanki güven veren, babacan sesiyle konuştu:
-Mardin.
Şaşkınlıkla kaşlarımı kaldırdım.
-Mardin mi?
-Evet, Mardin,
dedi kararlı bir ses tonuyla.
-Mardin'de benim çok eski bir devre arkadaşım var; Yavuz Albay. Bir de kızım var orada. Onların yanına gidersin."
Şaşkın gözlerle tam itiraz etmek için konuşacaktım ki, Oğuz Komutan elini hafifçe kaldırarak beni durdurdu ve devam etti:
-Bak Gökçe kızım... Buradan gitmek istemene, acına saygı duyuyorum. Ama öyle nereye gideceği, ne yapacağı belli olmayan meçhul bir şehre tek başına gitmene asla göz yumamam. Mardin zor bir yerdir, çetindir. Ama Yavuz ve kızım Meryem yanında olursa en azından benim içim rahat eder. İlk gittiğinde Meryem'in yanında kalırsın, sonra yavaş yavaş kendi düzenini kurarsın. Gökçe kızım, lütfen bunu bizim için kabul et. Hem bak, Elif de yanında... Onun geleceği ve güvenliği için kabul et."
Komutanın bu kararlı duruşu ve sunduğu mantıklı çözüm aklıma yatmıştı. Hiç bilmediğim bir şehre tek başıma, kucağımda bir bebekle gitmek Elif için tehlikeli olabilirdi. En azından orada arkamı yaslayabileceğim, güvenebileceğim insanlar olacaktı.
Hande Hanım da eşini desteklercesine araya girdi:
-Kızım, Oğuz çok doğru söylüyor. Tek başına, kimsenin olmadığı bir yerde tutunman çok zor olur. Yavuz var, sana her konuda yardım eder, düzenini kurmanı sağlar. Hem kızım da orada, O da sana yoldaş olur, yardımcı olur."
Daha fazla direnmenin bir anlamı yoktu.
-Tamam, kabul ediyorum," dedim.
-Ama hemen gitmek istiyorum. Bu konuda da bana yardımcı olabilir misiniz?"
Oğuz Komutan rahatlamış bir nefes aldı.
-Tamam kızım, ben hemen Yavuz ve kızıyla konuşup her şeyi ayarlayacağım. Zaten düzenini kurana kadar kızımın yanında kalırsın. Onun görevleri yoğun olur; bir gün evdedir, yirmi gün evde değildir. Rahat edersiniz.
-Çok teşekkür ederim. Bu yaptığınız iyiliği hayatım boyunca asla unutmayacağım."
Oğuz Komutan tebessüm etti.
-Kızım, Meryem benim için neyse sen de artık osun. O yüzden aramızda teşekkürün lafı bile olmaz."
Üzerimdeki yükün hafiflediğini hissederek ayağa kalktım. Mutfağa geçip taze bir çay demledim. Bu sırada Elif için de mama hazırladım; neredeyse kaç saattir açtı ve huzursuzlanmaya başlamıştı. Tezgâhın üzerindeki tepsiye bardakları yerleştirdim, çayları doldurup salona geçtim ve sehpaya bıraktım.
Elif'i komutanın kucağından geri aldım. Masanın üzerindeki biberonu elime alıp tam onu doyurmaya başlamıştım ki kapı çaldı. Kucağımda Elif'le birlikte tam ayağa kalkacakken Hande hanım beni durdurdu.
-Dur kızım, sen otur, ben bakarım.
🌼 Yorum ve beğenmeyi unutmayın zaman❣️
🌼 Mardin?
🌼 Gökçe ve Elif yeni şehri onları neler bekliyor.
🌼Meryem karakteri iyimi olacak yoksa Gökçe ye kötümü davranacak.
🌼 Hande ve oğuz komutan ?
