6. bölüm / 9
GÖLGESİNDEKİ YILDIZGölgesindeki Yıldız 5
Bölümler 9Şu an: Gölgesindeki Yıldız 5
- 1 Gölgesindeki Yıldız önsöz757 kelime
- 2 Gölgesindeki Yıldız 13.022 kelime
- 3 Gölgesindeki Yıldız 22.246 kelime
- 4 Gölgesindeki Yıldız 31.654 kelime
- 5 Gölgesindeki Yıldız 41.780 kelime
- 6 Gölgesindeki Yıldız 51.564 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 Gölgesindeki Yıldız 61.781 kelime
- 8 Gölgesindeki Yıldız 72.064 kelime
- 9 Gölgesindeki Yıldız 81.683 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Değerli meslektaşlarım, geleceğin hukukçüları, Hukuk Fakültemizin düzenlediği bu seminerimize hepiniz hoş geldiniz.
Öncelikle kendimi kısaca tanıtayım: Ben Avukat Gökçe Hanoğlu Yıllardır meslek hayatımı ağırlıklı olarak Aile Hukuku sahasında, adliyelerin en hareketli koridorlarında, boşanma ve mal rejimi davalarının tam merkezinde sürdürüyorum . Ekstra olarak diğer davalarda bakıyorum ama nadiren Bugün buraya, teorik formüllerin mahkeme salonlarındaki insan hikayeleriyle nasıl çarpıştığını, bir davanın dilekçe aşamasından icra aşamasına kadar pratikte nasıl işlediğini sizlerle paylaşmak için geldim.
Bugün sizlerle ele alacağımız konu: "Dijital Çağda Aile Hukuku ve Boşanma Davalarında Delil Savaşı".
Meseleyi tam da ofisimize gelen bir müvekkilin ilk cümleleriyle masaya yatıralım: Karşı tarafın gizli hesapları, WhatsApp yazışmaları, ortak kullanılan akıllı ev sistemlerinin kaydettiği veriler veya yapay zeka araçlarıyla üretilmiş sahte görseller... Müvekkil "Boşanmak istiyorum ve elimde bu dijital kanıtlar var" diyerek kapıdan içeri giriyor. Peki, pratikte o hukuka aykırı elde edilmiş sayılan ekran görüntüsü mahkemede lehimize delil olarak kabul görecek mi? Hakim o veriyi dosyaya sokacak mı, yoksa müvekkili suçlu duruma mı düşüreceğiz?
İşte adliyede her gün yaşadığımız en büyük çelişki tam da burada başlıyor; medeni kanun kuralları kadim aile yapısını korumaya çalışırken, teknoloji ve sosyal medya evlilikleri bitiren en büyük delil merkezine dönüşmüş durumda. Bu seminerde, ders kitaplarında yazmayan pratik gerçekleri üç ana başlık altında inceleyeceğiz:
Hukuka Aykırı Delil Çıkmazı: Casus yazılımlar, şifre kırılarak elde edilen mesajlar ve bunların Aile Mahkemelerindeki akıbeti.
Mal Rejimi ve Kripto Varlıklar:
Boşanma tasfiyesinde gizlenen dijital varlıkların, NFT'lerin ve kripto paraların tespiti için sahada izlenen yollar.
Velayet Davalarında Dijital Ebeveynlik: Sosyal medyada ortakların çocuklarını "sharenting" (aşırı paylaşım) yoluyla alet etmelerinin velayet raporlarına etkisi.
Hukuk sadece kanun maddesinden ibaret değildir; asıl hukuk, o maddeleri o duruşma salonunda hakimin gözünün içine bakarak müvekkiliniz için lehe çevirebilme sanatıdır. Bu bilinçle, aile hukukunun sahadaki gerçekleriyle yüzleşmeye başlayalım.
Hazır buraya gelmişken ve henüz işin başındayken, sahada her gün avukatların kafasını kurcalayan şu klasik ama can alıcı soruyla başlayalım: Aranızda staj yaparken ya da çevresinde şahit olan var mı; eşinin telefon şifresini gizlice kırıp WhatsApp yazışmalarını mahkemeye sunan bir müvekkille karşılaştığınızda ilk refleksiniz ne olurdu? Hakim o delili "hukuka aykırı" diyerek direkt elinizin altına mı iter, yoksa "hayatın olağan akışı" diyerek dosyaya sokmanın bir yolunu bulabilir miyiz? Ne dersiniz, aranızda bu duruma pratik bir çözüm üretebilecek olan var mı?
Seminerin ilerleyen dakikalarında, konular derinleştikçe öğrencilerin konuya dahil olması zamanın nasıl geçtiğini anlayamamıştım son olarak onlar döndüm
- "Koltuklar geçici, adalet ve doğruluk kalıcıdır." Bunu sakın unutmayın beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ederim
Bütün salon alkışladılar
Konferans salonundan çıktıktan sonra kapıda Yıldız'ı beklemeye başladım. Bir süre sonra Ece ile geldiler. Ali Bey ile vedalaştıktan sonra arabaya doğru yürüdük. Yıldız'ın arabaya binmesine yardım edip Ece'ye döndüm:
- Ececiğim, benim bir işim çıktı; artık büroya gelemeyeceğim. Toplantıları iptal edersin.
- O zaman ben geçiyorum, iyi günler.
- İyi günler.Arabaya bindim ve Yıldız'ya döndüm:
- Cem'den hâlâ bir haber yok mu?- Hayır Gökçe, haber yok. Karargâha gidelim, orada sorarım; belki bir şeyler öğreniriz.
- Tamam canım gidelim ama lütfen bebeğin için sakin ol.
Ağlamaya başladı. Elini karnına koydu ve bir daha hiç konuşmadı; başını cama yasladı. Artık kelimelerim kifayetsiz kalmıştı, onu nasıl teselli edeceğimi bilmiyordum. Çünkü Cem'in benim için de çok önemli bir yeri vardı; yeri geldiğinde bir ağabey, yeri geldiğinde bir arkadaş gibiydi. Şimdi ondan haber alamamak beni de çok endişelendiriyordu. Yıldız'ın daha fazla üzülmemesi için kendimi zor tutuyordum. İnşallah ona bir şey olmamıştır.Karargâhın önüne geldiğimizde nöbetteki askerler bizden kimliklerimizi istedi. Kimliğimi çıkarıp verdim. Yıldız da asker ailelerine verilen kartı çıkarıp gösterdi.
- Buyurun, geçebilirsiniz.
- Kolay gelsin.
Karargâha giriş yaptıktan sonra arabamı müsait bir yere park ettim. Arabadan indik ve karargâha doğru yavaş adımlarla yürüdük. Herkesin gözü üzerimizdeydi; ama onları umursamadan, Yıldız'ın bir adım gerisinden yürümeye devam ettim. Karşımıza çıkan bir asker:
- Hoş geldiniz, size nasıl yardımcı olabilirim? diye sordu.
- Hoş bulduk, Oğuz Albay ile görüşecektik. Odasını gösterebilir misiniz?
- Üst kata buyrun, size yardımcı olayım.
- Teşekkür ederim.
Birlikte yukarı çıktık. Bize yolu gösteren asker, bir an duraksayıp Yıldız'a döndü:
- Siz Cem Komutan'ın eşi değil misiniz?
- Evet, benim, dedi Yıldız.
Asker sadece başını sallamakla yetindi. Albay'ın odasının önüne geldiğimizde kapıyı çaldı ancak içeriden ses gelmedi. Bunun üzerine nöbetteki diğer askerlere döndü:
- Oğuz Albay şu an nerede?
- Toplantı odasında komutanım.
- Tamam, gidebilirsiniz.
Ardından bize döndü:
- İsterseniz siz burada bekleyin, ben bir bakayım.
Beş dakika sonra Oğuz Albay yanımıza geldi:
- Hoş geldiniz kızım, buyrun odama geçelim.
Odasına geçip oturduk. Yıldız daha fazla dayanamayarak söze girdi:
- Cem'den haber alamıyorum. Bir şey mi oldu? Bildiğiniz bir şey varsa lütfen söyleyin!
- Şey... Öncelikle sakin olun. Dünden beri timden haber alamıyoruz. Az önce onları bulmak için başka bir timi görevlendirdik.
- Ne diyorsunuz? Nasıl haber yok?!
Yıldız elini karnına koyup ağlamaya başladı. Ben de elimi Yıldız'ın kolunun üzerine koydum. Artık kendimi tutamıyordum, ben de ağlamaya başladım. Oğuz Albay üzgün bir ses tonuyla ekledi:
- Emin olun ki onları bulmak için elimizden gelen her şeyi yapacağız.
🌼
İki ay sonra
-Gökçe, çıkalım mı?
-Şalım kaldı Yıldız, onu da takıp çıkalım.
-Tamam canım.
Cem'in kaybolmasının üzerinden iki ay geçmişti ama hâlâ bir haber yoktu. Yıldız ile her gün bir umut, belki bir haber vardır diye karargâha gidip soruyorduk; ama maalesef her seferinde elimiz boş dönüyorduk. Şalımı taktıktan sonra salona geçtim. Yıldız tam ayağa kalkmıştı ki o sırada kapının zili çaldı. Gidip kapıyı açtığımda karşımda Oğuz Albay'ı gördüm.... Yıldız'ın gözleri anında parladı ve hızlı adımlarla yanımıza yaklaştı:
- Cem'den bir haber mi var? diye sordu. Konuşurken sesi titriyordu.
Oğuz Albay başını öne eğdi ve yutkunarak konuşmaya başladı:
- Başınız sağ olsun... Cem'in birliği operasyon sırasında pusuya düştü. Maalesef şehit olanların arasında Cem de var.
O an etrafımdaki her şey karardı; zaman sanki o saniyede asılı kaldı. Yıldız'ın boğazından kopan o acı dolu feryat, evin duvarlarına çarpıp daha da yükseldi, yüreğimi dağladı. Yıldız elini karnına koyarak acı içinde yere yığıldı.
Hemen yanına koştum. Başını kaldırıp kucağıma bıraktım. Ağlamam daha da şiddetlenirken kulağına fısıldadım:
- Dayan Yıldız, dayan... Beni sensiz bırakma lütfen, ne olur dayan!
Beş dakika sonra dışarıdan acı bir siren sesi duyuldu. Sağlık ekipleri hızla içeri girdi, Yıldız'ı sedyeye alıp apar topar ambulansa taşıdılar. Dudaklarımdan sadece şu kelimeler dökülüyordu:
- Hamile o... O hamile!
Ben de hemen ambulansa bindim. Yıldız'ın elini sıkıca tutup içimden sürekli dua ettim. Ambulans hareket etti, siren sesleri sokaklarda yankılandı. Beş dakika sonra hastanenin acil girişine ulaştık. Kapılar hızla açıldı, sağlık görevlileri sedyeyi indirip içeriye doğru koşmaya başladılar. Ben de peşlerinden koştum. Sağlık görevlisi içerideki doktora bağırıyordu:
- Durumu kritik, kalp atışları düzensiz! Üstelik hamile!
- Hemen kırmızı alana alıyoruz! diye bağırdı doktor.
Otomatik kapıdan tam içeri girecekken bir hemşire önüme geçip beni durdurdu:
- Lütfen dışarıda bekleyin, hasta alanına girmek yasak.
- Ama o benim arkadaşım! İçeri girmeme izin verin, lütfen yanında olayım!
- Arkadaşınız ve bebeği için her saniye çok değerli. Şu an müdahale etmemiz gerekiyor, lütfen dışarıda bekleyin.
Çaresizce başımı salladım, hemşire içeri girdi. Koridorda yapayalnız kalmıştım. Kaç dakika, kaç saat beklediğimi bilmiyorum ama içeriden hâlâ bir haber çıkmıyordu. Sonunda kapı açıldı ve doktor dışarı çıktı. Hemen yerimden fırlayıp yanına koştum:
- Lütfen ikisi de iyi deyin...
Doktor derin bir nefes alıp yutkundu:
- Elimizden gelen her şeyi yaptık ama maalesef anneyi kurtaramadık. Başınız sağ olsun...
O cümle beynimin içinde defalarca yankılandı, dünya başıma yıkıldı.
- Yıldızzzzzzzzzzzz! diye haykırdım. Ellerimle yüzümü kapatıp hıçkırıklara boğuldum.
Doktor üzgün bir sesle devam etti:
- Fakat bebeği kurtarmayı başardık. Yoğun bakım ünitesine aldık, durumu şu an stabil. Tekrardan başınız sağ olsun.
Dizlerimin üzerine çöktüm. Bağıra çağıra, hıçkıra hıçkıra ağlamaya devam ettim. "Hayır, beni bırakamazsın... Bırakamazsın, hayırrrrr!" diye haykırıyordum. Güçlükle ayağa kalkıp kapıya doğru koştum. Ellerimle kapıyı yumruklamaya başladım: "Yıldız, lütfen uyan! Sensiz yapamam, bir tek sen kalmıştın... Ne olur beni sensiz bırakma, lütfen!"
Birden gözlerim karardı, başım döndü ve dengemi kaybederek yere yığıldım. Bilincim kapanırken arkadan gelen son sesleri hayal meyal duyabiliyordum:
- Yardım edin! Hemen bir sedye getirin, çabuk! Hanımefendi, iyi misiniz? Beni duyuyor musunuz?
🌼
Mezarlığın kapısından içeri adım attığı an üzerine çöken o kapkara, ezici ağırlığı hayatında sadece iki kez hissetmişti: Biri annesiyle babasını sonsuzluğa uğurlarken, diğeri ise tam şu an...
Gözyaşları görüşünü bulandırırken, tabutların başında birer anıt gibi dikilen üniformalı askerlerin arasından sıyrıldı. Birkaç adım öne çıktı. Tam karşısında, yan yana kazılmış iki taze mezar duruyordu. Dünyanın en acımasız gerçeği, toprağın o soğuk karanlığında gizliydi; canından çok sevdiği ağabeyi ve kardeşi, artık bu yan yana kazılan iki boşlukta uyuyacaktı.
Şanlı albayrağa sarılı iki tabut, omuzlardan yavaşça indirilmeye başlandığında içindeki o amansız fırtınayı dindirmeye gücü yetmedi. Göğsünden kopan hıçkırıklar, mezarlığın sessizliğinde birer feryada dönüştü Kollarımın arasında her şeyden habersiz duran minik Elif'e daha sıkı, sarıldım.Henüz birkaç gün önce sabaha kadar kahkahalar atmış, bu masum bebek için ne güzel hayaller kurmuşlardı. Oysa şimdi o neşeli evden ve o güzel hayallerden geriye koca bir hiçlik kalmıştı; ikisi de artık yoktu.
Alya , sessiz bir gölge gibi yanına yaklaştı ve Elif'i bitkin kollarından aldı. O sırada askerler mezara iniyor, ölümün o soğuk tahtalarını sırayla yerleştiriyordu. Gözlerinin önündeki bu sahneye daha fazla dayanamadı. Dizlerinin bağı çözüldü, acının dayanılmaz ağırlığıyla toprağa çöktü. Rojin ve Hilal hemen yanı başında bittiler; kederden ağırlaşmış bedenini kollarından tutarak yavaşça ayağa kaldırdılar. Cem'in arkadaşları, ellerindeki küreklerle sırayla toprak attılar gidenlerin üzerine. Son dualar edildi, son vedalar fısıldandı ve kalabalık yavaş yavaş eksildi.
Geriye sadece mezarlıkta esen üşütücü bir rüzgar, o, minik Elif ve kızlar kalmıştı. Koca dünyada, yapayalnız ve kimsesizdiler.
🌼 Beni takip etmeyi ve yorum yapmayı unutmayın canlarım
🌼 Gökçe arkadaşını kaybetti bundan sonra ne yapacak?
🌼 Geride sadece Elif bebek kaldı Gökçe yoluna nasıl ilerleyecek?
🌼 Sonraki bölümde görüşürüz
