8. bölüm / 9
GÖLGESİNDEKİ YILDIZGölgesindeki Yıldız 7
Bölümler 9Şu an: Gölgesindeki Yıldız 7
- 1 Gölgesindeki Yıldız önsöz757 kelime
- 2 Gölgesindeki Yıldız 13.022 kelime
- 3 Gölgesindeki Yıldız 22.246 kelime
- 4 Gölgesindeki Yıldız 31.654 kelime
- 5 Gölgesindeki Yıldız 41.780 kelime
- 6 Gölgesindeki Yıldız 51.564 kelime
- 7 Gölgesindeki Yıldız 61.781 kelime
- 8 Gölgesindeki Yıldız 72.064 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 Gölgesindeki Yıldız 81.683 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-Dur kızım, sen otur, ben bakarım."
Büyüklerin sözünü ikiletmeyip yerime oturdum. Birkaç dakika sonra salonun kapısında Alya, Ece, Rojin, Hilal ve Ceylin Hanım belirdi. Kızları, Hande Hanım ve Oğuz Komutan ile tanıştırdım. Kısa bir selamlaşma ve tanışma faslının ardından herkes koltuklara yerleşti. Ceylin Hanım, yüzündeki derin bir üzüntüyle bana doğru döndü.
- "Başın sağ olsun Gökçe..." dedi, sesi titreyerek. "Şehir dışındaydım, şehre daha yeni geldim. Kızlardan duyar duymaz da soluğu burada aldım. İnan eğer burada olsaydım, bu acı gününde bir an bile yanından ayrılmazdım."
-"Biliyorum," dedim, minnet dolu bir sesle. "Çok teşekkür ederim, sağ olun. Kızlar da sağ olsunlar, beni bir an bile yalnız bırakmadılar."
Ceylin Hanım derin bir nefes alıp ellerini kalbinin üzerinde birleştirdi.
-"Ruhlarına birer Fatiha okuyalım."
Hep birlikte ellerimizi semaya açtık. Dualarımız bittiğinde ellerimizi yüzümüze sürüp sessizliği paylaştık. Oturduğum yerden yanımda duran Alya'ya döndüm.
-"Alya, yeni çay demlemiştim, getirir misin? Ben de o sırada Elif'i odama bırakayım."
Alya başını sallayarak beni onayladı. İkimiz de aynı anda ayağa kalktık. O mutfağa doğru geçerken, ben de kucağımda uyuyakalan Elif'i odama götürdüm. Onu yatağıma usulca yatırıp üzerini örttükten sonra odanın kapısını sessizce kapattım. Alya'ya yardım etmek amacıyla mutfağa yöneldim. İçeri girdiğimde o çayları dolduruyordu; hemen tezgaha yanaşıp tepsiyi elime aldım ve ona yardım ettim. Bardakları doldurmayı bitirince salona geçip çayları kızlara ikram ettik. Hande Hanım ve Oğuz Komutan'ın çaylarının bittiğini fark edince boş bardakları almak için onlara doğru adımladım.
Oğuz Komutan bardağı uzatırken.
-"Teşekkür ederim kızım, ziyade olsun," dedi.
-"Afiyet olsun, bir tane daha içmez miydiniz?" diye sordum.
-"Yok kızım, sağ olasın. Biz artık müsaade isteyelim, kalkalım," diyerek ayaklandı.
Onlarla birlikte Hande Hanım da ayağa kalktı. Kızlarla vedalaştıktan sonra onları uğurlamak için kapıya kadar eşlik ettim.
Hande Hanım dış kapının önünde durup bana döndü. "Eve geçince Yavuz ve kızımla konuşacağım, sana haber veririm."
Boğazım düğümlendi, gözlerim doldu.
-"Çektiğiniz bunca zahmet... Çok teşekkür ederim sizlere. Hakkınızı nasıl ödeyeceğim ben?"
Hande Hanım bana doğru bir adım attı ve iki elini şefkatle yanaklarıma koydu.
- "Sen de benim bir kızımsın artık. Teşekkür etmene hiç gerek yok. Neye ihtiyacın olursa, sabah ya da akşam fark etmez, bir telefon etmen yeterli."
Oğuz Komutan da eşinin sözlerini destekler biçimde başını salladı.
-"Gökçe, Hande doğru söylüyor. Sakın çekinme. Nerede olursan ol, biz hep yanınızda olacağız. Elif'i de bizim yerimize öp. İyi geceler kızım."
-"İyi geceler,"
diye fısıldayabildim arkalarından.onlar merdivenlerden teker teker inerken, içimdeki o ağır yalnızlık hissi, arkamda duran insanların varlığıyla biraz olsun hafiflemişti.
Onları uğurladıktan sonra derin bir nefes alıp salona, kızların yanına döndüm. Hepsinin gözü üzerimdeydi; yüzlerindeki o endişeli ve hüzünlü ifade içimi acıtsa da alacağım kararı söylemek zorundaydım. Koltuğa, tam ortalarına oturdum. Bakışlarımı önce Ceylin Hanım'a, ardından tek tek kızlara çevirdim.
-"Sizlere bir şey söylemem gerekiyor,"
dedim, sesimin titremesine engel olmaya çalışarak.
Salona ani bir sessizlik çöktü. Herkes pürdikkat bana kesilmişti.
-"Ben... bu şehirden taşınmaya karar verdim,"
diye devam ettim. Kelimeler boğazıma diziliyordu. Ceylin Hanım'a dönerek gözlerinin içine baktım.
-"Ceylin Hanım, her şey için çok teşekkür ederim ama artık işten de ayrılmak zorundayım. Burada daha fazla kalamam."
Sözlerim salonda adeta buz gibi bir hava estirdi. Ece, Rojin ve Hilal şaşkınlıkla birbirlerine bakarken gözleri anında doldu. Ama en büyük tepki Alya'dan geldi. Alya oturduğu yerde donakalmış, sanki söylediğim şeyi idrak etmeye çalışıyordu.
-"Ne demek taşınmak Gökçe?"
dedi Alya, sesi öfke ve çaresizlikle karışık bir feryat gibi çıktı.
-"Nereye gidiyorsun? Neden bırakıyorsun bizi?"
Gözlerimden bir damla yaş yanağıma süzüldü.
-"Çok acı çekiyorum Alya..."
dedim, kalbimin sıkıştığını hissederek.
-"Bu şehirde nereye baksam anılar var, nereye baksam kaybettiklerimin izi var. Sevdiklerimi, ailemi, her şeyimi burada toprağa verdim. Bu ev, bu sokaklar artık bana nefes aldırmıyor. Gitmek zorundayım."
Kızlar hıçkırıklarını tutamazken Alya yanıma gelip ellerime sarıldı. Gitmemi hiç istemiyordu ama içimdeki o devasa acıyı gördüğü için ne diyeceğini de bilemiyordu.
"Peki ne zaman?" diye sordu Hilal, gözyaşlarını silerek.
Başımı salladım. "Yarın. Yarın sabah erkenden mezarlığa gidip ailemle, dostlarımla vedalaşacağım. Onlara son kez sarılıp öğlen buradaki her şeyi arkamda bırakarak gideceğim."
- Bu kadar çabuk mu?
Başımı saladım Ceylin Hanım şefkatle yanıma yaklaşıp omzuma dokundu. Kararıma saygı duyduğunu ama içinin kan ağladığını gözlerinden okuyabiliyordum. Salonda bir süre sadece hıçkırık sesleri yankılandı. Çaylarından son yudumlarını sanki bu an hiç bitmesin ister gibi sessizce aldılar. Zaman su gibi aktı ve gitme vakitleri geldi. Hepsiyle tek tek, sarılarak, gözyaşları içinde vedalaştık. Kapıdan çıkarken beni son kez öptüler.
Ev yavaşça boşaldı. Kapıyı kapattığımda salonda sadece tek bir kişi kalmıştı. Alya gitmemişti. Koltukta öylece oturmuş, gözlerini halıya dikmişti. Bu gece beni yalnız bırakmayacağını, son anımıza kadar yanımda olacağını biliyordum.
Alya'nın yanına gittiğimde başını yavaşça bana doğru çevirdi. Gözleri kıpkırmızıydı, ağlamamak için kendini zor tuttuğu her halinden belli oluyordu. Durgun ve hüzünlü bir sesle, "Gerçekten gidecek misin yani?" diye sordu.
"Alya, gitmem lazım," dedim, sesimdeki çaresizliği gizlemeye çalışarak. "Burası benim evim, sizler de artık benim ailem oldunuz ama beni anla ne olur... Yaşananlardan sonra bu duvarlar üzerime üzerime geliyor, nefes alamıyorum."
-Mardin diyorsun...
dedi, kaşlarını endişeyle çatarak.
- Oranın adetleri, yaşamı çok farklı. Zor olmayacak mı, alışabilecek misin Gökçe? Mardin nereden çıktı şimdi? Başka şehir mi kalmadı?"
Derin bir nefes alıp Alya'nın ellerini tuttum.
- Oğuz Komutan, Elif'le birlikte oraya gitmemi istiyor. Orada, ordudan eski bir arkadaşı ve kızıda Mardin'de kalıyormuş. Komutan, 'En azından bu zor süreçte onlar sana destek olur, tek başına kalmazsın. Bizim de gözümüz arkada kalmaz,' dedi. Düşününce haklı olduğunu gördüm ve kabul ettim. Çünkü artık burada kalmak istemiyorum. Neresi olursa olsun fark etmez, yeter ki beni boğan bu şehirden uzaklaşayım."
Alya gözlerindeki yaşları silip burukça gülümsedi. Gitmemi istemese de içimdeki bu yangını söndüremeyeceğini anlamıştı.
- "Tamam," dedi pes ederek, "ama kendine ve Elif'e çok dikkat edeceksin, söz ver."
Yavaşça başımı salladım. Bir süre daha sessizce oturduktan sonra sehpanın üzerindeki bardakları toplayıp mutfağa geçtik. Bulaşıkları makineye dizdikten sonra, Elif için ılık bir mama hazırlamaya koyuldum. Alya'nın bu gece rahat uyuyabilmesi için salondaki koltuğu önceden hazırlamıştım. O, dinlenmek üzere salona geçerken; ben de elimdeki mama biberonuyla odama doğru adımladım.
Çekmeceden temiz bir bez çıkarıp Elif'in altını incitmeden değiştirdim. Ardından onu şefkatle kucağıma alıp yatağın kenarına iliştim. Mamayı dikkatlice içirirken minik yüzünü izledim; o kadar masumdu ki... Karnı doyunca onu yavaşça yatağın ortasına, güvenli bir yere bıraktım.
Bugün koşturmacadan namazımı kılmaya fırsat bulamamıştım. İçimdeki huzursuzluğu yatıştırmak adına banyoya geçip güzelce abdestimi aldım. Odama dönüp çekmecemden seccademi çıkardım ve yere serdim. Namazımı kılıp ellerimi semaya açtığımda kalbimdeki tüm ağırlık dökülmeye başladı: "Allah'ım, yakında yepyeni bir hayata adım atacağım. Sen önümdeki yolları zorlaştırma, bana kolaylaştır..." diyerek dua ettim.
Ellerimi yüzüme sürüp derin bir "Amin" çektim. Ayağa kalkıp seccademi katladım ve titizlikle çekmeceye yerleştirdim. Sonunda ben de yatağa, Elif'in yanına uzandım. Karanlık odada onun huzurlu nefes alışverişlerini ne kadar süre izledim, zamanı ne ara kaybettim bilmiyorum; en nihayetinde ben de kendimi uykunun kollarına bıraktım
🌺
Gecenin karanlığı yerini sabahın o soğuk, gri ışıklarına bırakırken gözümü açtım . Alya ile geçirdiğimiz gecenin ardından, içimdeki burukluk yerini amansız bir sızıya bırakmıştı. Gitme vakti yaklaşıyordu ve benim bu şehirden ayrılmadan önce ödemem gereken en ağır borcum, yapmam gereken en zor vedam vardı. Eşyalarımı bavula koydum Elif'in elbiseleri esyalarıda diğer bavula
Üzerime koyu renk bir elbise giyip son kez odama ve evime baktım ne çok anım vardı bu evde mutluluklarım , ağlayışlarım hepsi arkamda bırakmaya artık hazırdım buna mecburdum göz yaşlarımı sildim bavuları alıp evden çıktım. Alya, uykuyan Elif'in başında kalmıştı; uyanıp ona yemek yedirip üstünü değistirmesini sonradan mezarlığa gelmesini istemiştim yanlız veda etmek istemiştim
🌺
Mezarlığın demir kapısından içeri girdiğimde, sabahın erken saatleri olduğu için etrafta derin bir sessizlik hakimdir. Adımlarım benden bağımsız bir şekilde, ezbere bildiğim o yola saptı. Toprak kokusu, sabah ayazıyla birleşip yüzüme çarptı. Sonunda yan yana duran o mermer taşların önündeydim. Annem, babam, hayatımı güzelleştiren dostlarım... Hepsi burada, sessizce yatıyordu.
Dizlerimin bağı çözüldü, toprağın üzerine usulca çöktüm. Ellerimi henüz üzerinde otların bile tam büyümediği o taze toprağa gömdüm. Parmaklarımın arasındaki soğuk çamur, kalbimin sıcaklığıyla tezat oluşturuyordu.
"Ben geldim..." diyebildim sadece. Sesim mezarlıkta yankılanıp yok oldu. Boğazımda bir yumru büyüdü, hıçkırıklarım göğsümü dövmeye başladı.
"Gidiyorum ben," dedim, gözyaşlarım toprağa süzülürken.
-Beni affedin, ne olur beni affedin. Sizi burada böyle bırakıp gitmek içimi parçalıyor. Ama dayanamıyorum... Bu şehirde nefes alamıyorum. Nereye baksam sesiniz, nereye baksam yarım kalmışlığımız var."
Başımı mermer taşa yasladım, sanki annemin göğsüne sığınıyormuş gibi gözlerimi kapattım.
-Elif için gitmek zorundayım,
diye fısıldadım.
-Ona söz verdim. Sizin yokluğunuzun gölgesinde büyümesine izin veremem. Ona yeni bir gökyüzü, yeni bir hayat borçluyum. Ama söz veriyorum, sizi asla unutmayacağım. Kalbimin en derin yerinde, her nefesimde benimle geleceksiniz."
Avucuma aldığım bir tutam toprağı kokladım; o toprakta sevdiklerimin kokusu vardı. Dakikalarca, belki de o mezarların başında öylece ağladım. İçimdeki tüm zeri, tüm çaresizliği o toprağa akıttım. Sonunda, vedalaşma vakti gelmişti benim vedalaşmam gereken annem ve babamda vardı.
Ayağa kalktım, üzerimdeki toprakları silkelemedim bile. Onlardan bir parça benimle kalsın istedim. Annemin ve babamın mezarına gittim. Canımın yarısını burada bırakmıştım ama diğer yarısını vedalaşmak için yürümek zorundaydım. Hakkımı helal ettim, onların da bana helal ettiğini hissederek adımlarımı hızlandırdım.Ezbere bildiğim o patikayı yürürken, ayaklarımın altındaki kuru yaprakların hışırtısı sanki içimdeki kırıklıkların sesiydi. Sonunda yan yana uzanan o iki mezarın önünde durdum. Annem ve babam... Hayatımın iki koca çınarı, şimdi sessiz birer mermer taşının altında, yan yana uyuyorlardı.
Dizlerimin bağı çözüldü. Annemin mezar taşının dibine, toprağın üzerine usulca çöktüm. Ellerim titreyerek soğuk mermere dokundu. Sanki hâlâ o taşın altında annemin sıcaklığını, babamın şefkatini bulabilirmişim gibi parmaklarımı mermerin üzerinde gezdirdim.
-Anne... Baba... Ben geldim
Sesim bir fısıltıdan farksızdı, boğazımdaki o devasa yumru nefes almamı engelliyordu. Bakışlarım ikisinin ismi arasında gidip geldi. Gözyaşlarım benden izinsiz yanağımdan süzülüp toprağa düştü.
-Gidiyorum ben
diyebildim sonunda. Hıçkırıklarım mezarlığın sessizliğini böldü.
-Sizi burada, bu soğuk toprağın altında bırakıp gitmek içimi öyle bir parçalıyor ki... Beni affedin ne olur, bizi affedin. Ama dayanamıyorum anne. Baba, yokluğunuza alışamamışken yıldızda yanınıza geldi beni o da yanlız bıraktı. Bu şehirde nereye baksam sizin sesiniz, nereye baksam yarım kalmışlığımız var. Bu ev, bu sokaklar artık bana nefes aldırmıyor."
Avuçlarımı babamın toprağına daldırdım, nemli çamuru parmaklarımın arasında sıktım.
-Elif için gitmek zorundayım baba,
dedim, göğsüm sarsılarak ağlarken.
-O daha çok küçük. Sizin yokluğunuzun, bu feryatların gölgesinde büyümesine izin veremem. Ona yeni bir gökyüzü, acılardan uzak yeni bir hayat kurmak zorundayım. Kendim için değilse bile, emanetiniz için bunu yapmak zorundayım."
Başımı annemin mezar taşına yasladım. Sanki dizlerine yatmışım da saçlarımı okşuyormuş gibi gözlerimi kapattım.
-Kokunuz, sesiniz, bana öğrettiğiniz her şey benimle gelecek. Sizi asla arkamda bırakmıyorum, kalbimin en derin yerinde taşıyorum. Hakkınızı helal edin bana... Benim hakkım size sonuna kadar helal olsun.
iki mezarın ortasında, toprağa sarılarak ağladım. İçimdeki tüm zehri, tüm çaresizliği anne ve babamın kollarına bırakır gibi o toprağa akıttım.
Öğlen güneşinin zayıf sıcaklığı sırtıma vurduğunda, gitme vaktinin geldiğini anladım.
Usulca ayağa kalktım. O sırada Alya nın kocağında Elif arkadında da oğuz albay Hande hanım gelmişlerdi. Üzerime bulaşan çamurları silkelemedim; onlardan, evimden bir parça üzerimde kalsın istedim. Mezarlarından kopardığım küçük birer toprak parçasını mendilime sarıp cebime koydum. Arkama son bir kez baktım. Canımın en büyük parçaları burada, bu toprağın altında bırakmıştım; ama Elif'i kurtarmak için artık arkama bakmadan yürümek zorundayım.
Alya bana doğru bir adım daha attı. Elifi tutmayan diğer Kollunu bana sarıldı , sanki gitmemi engellemek ister gibiydi. Hıçkırıkları omuzlarımı sarsarken, başını saçlarıma yasladı.
- Söz veriyorum sana Gökçe,
dedi sesi titreyerek.
-Mesafeler ne kadar uzak olursa olsun, ben hep sizinle olacağım. Sakın kendinizi yalnız hissetmeyin."
- biliyorum hakkını helal et Alya,
diyebildim sadece. Boğazım düğüm düğüm olmuştu.
- Sen benim bu hayattaki en büyük şansımsın a
- Helal olsun canımın içi, sonuna kadar helal olsun
dedi ve benden ayrılıp Elif'in minik yanağına derin bir öpücük kondurdu.
-Kızım Meryem'le konuştum, seni bekliyor,
demişti sesindeki babacan tonla.
- "Numaranı ona verdim. Meryem'in numarasını sana da vereyim; Mardin'e yaklaşınca ararsın ya da o seni arar."
Telefonu cebimden çıkardım Meryem'in numarasını Oğuz Komutan'dan teslim aldığımda, içimde hem bir hafifleme hem de tarifi imkansız bir hüzün vardı. Artık gitme vaktiydi. Herkesle tek tek vedalaştım. Adımlarım beni arabanın yanına götürürken, son kez o sessiz mezarlığa kaydı. Kalbimin bir parçasını bu topraklarda bırakıyordum.
Derin bir nefes alıp arkama döndüm. Kollarımda uyuyan minik Elif'i, arabanın arka koltuğundaki pusetine incitmemeye çalışarak dikkatlice yerleştirdim. Alya, gözleri dolu dolu Elif'in çantasını uzattı. Çantayı alıp bagaja bıraktıktan sonra onlara son kez el salladım.
Direksiyon başına geçtiğimde ellerimin titrediğini hissediyordum. Kontağı çevirdim, motorun homurtusu sessizliği böldü. Dikiz aynasından bana bakan tanıdık yüzlere kısa bir korna sesiyle veda edip gaza bastım.
Önümde uzanan uzun, belirsiz bir yol ve arkamda bıraktığım koca bir geçmiş vardı. Yeni bir şehir, yeni bir hayat bizi çağırıyordu. Kim bilir, bu bilinmezlikte beni ve Elif'i neler bekliyordu?
🌼Bölümü nasıl buldunuz ?
🌼Gökçe ve Elif yeni hayata geçicekler bunun hakında ne düşünüyorsunuz
🌼Alya ve Gökçenin arkadaşlığı ?
🌼 Meryem ?
