Gölgesindeki Yıldız 4

Vaveyla Yazarı: Zerya Ögüt

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: Gölgesindeki Yıldız 4

Hakim bey geldi, hepimiz ayağa kalktık. Koltuğa geçti ama oturmadı ve söze girdi:

- "Boşanma bir hak ama evliliği korumak da kanunun temel amaçlarındadır. Tarafların özgür iradesi esastır. Eğer aranızda evliliği yeniden değerlendirme ihtimali varsa, bu hususu her şeyden önce dikkatlice düşünmenizi isterim. Buyurun, oturun lütfen."

Hepimiz oturduk. Ege bey ve Meltem Hanım'a baktığımda çok gerginlerdi. Hâkim Bey tekrar söze girdi:

"Ege Bey ve vekili ile Meltem Hanım ve vekili, duruşmanız için dosyanızı inceledim. Anlaşmalı boşanma protokolü dosyada mevcuttur ancak kanun gereği tarafları bizzat dinlemem gerekiyor. Ege Bey, davacı sizsiniz; boşanma konusunda iradeniz serbest midir, protokolü kabul ediyor musunuz?"

- "Evet Hâkim Bey, iradem serbesttir. Protokolü okudum, içeriğini ve tüm şartları kabul ediyorum, boşanmak istiyorum."

Hâkim Bey bu sefer Meltem Hanım'a sordu:

- "Meltem Hanım, siz de aynı şekilde boşanma protokolünü onaylıyor musunuz? Velayet, nafaka ve mal paylaşımı dahil her konuda anlaştınız mı?"

Meltem Hanım sanki kelimeler boğazında takılı kalmış gibiydi; önce yutkundu, sonra Ege Bey'e baktı, derin bir nefes aldı ve konuştu:

-"Hâkim Bey... Aslında protokolü imzaladım ama... Vazgeçiyorum, boşanmak istemiyorum."

Meltem Hanım'ın eve Ege Bey'den bile daha erken vazgeçerler yada gelmezler bekliyorduk. Ayla ile Ege Bey ve Meltem Hanım'ın birbirlerini çok sevdiğini, hâlâ birbirlerinin gözlerine bakarken gözlerinin ışıldadığını biliyorduk. İkimiz de Ayla ile göz göze geldik, gülümsedik. Boşanma avukatı olsak da, birbirlerini bu kadar çok seven bir çift görünce biz bile ayrılmalarını istemeyiz. Hâkim Bey tekrar söze girdi:

-"Ege Bey, eşiniz Meltem Hanım anlaşmadan vazgeçtiğini ve boşanmak istemediğini beyan etti. Siz bu konuda net tutumunuz nedir?"

Ege Bey birkaç saniye durdu, Meltem Hanım'a baktı. Göz göze geldiler. Alya, Ege Bey'in kulağına bir şeyler söyledi. Derin bir nefes alıp Hakim Bey'e baktı:

- Hakim Bey, açıkçası ben de çok yoruldum; bu süreci buraya kadar getirdik... Açıkçası ben de evliliğimizin bir şansı hak edip etmediğini düşünmeye başladım.
Ege de biraz düşündü:

- Hakim Bey, boşanmaktan vazgeçtim.

Hakim Bey, yüzünde hafif bir tebessümle başını salladı ve konuştu:

- Anlaşıldı. Türk Medeni Kanunu'nun 166. maddesi gereğince anlaşmalı boşanma kararı verilebilmesi için tarafların ortak iradesinin ve bu iradenin duruşmada da eksiksiz devam etmesi şarttır. Taraflardan Meltem Hanım'ın boşanmaktan vazgeçtiğini beyan etmesi, Ege Bey'in de bu duruma katılması karşısında anlaşmalı boşanma şartı ortadan kalkmıştır.
Hakim Bey katibe dönerek:

- Yaz kızım, karar:

- Tarafların duruşmadaki beyanlarından anlaşmalı boşanma iradelerinin ortadan kalktığı anlaşıldığından, TMK 166/3 maddesi gereğince açılan davanın anlaşmalı boşanma olarak yürütülmesine yer olmadığına; davanın çekişmeli boşanma davası olarak devam edilmesine, davacı tarafa iradelerini bildirmesi, davalı tarafa ise buna karşı savunma ve delillerini sunması için yasal süre verilmesine, duruşmanın bu nedenle başka bir güne bırakılmasına...
Hakim Bey çekiçle masaya hafifçe vurdu ve konuştu:

- Duruşma ertelenmiştir, çıkabilirsiniz.

Hepimiz dışarı çıktık. Alya ile birlikte Ege Bey ve Meltem Hanım'ın yanına gittik.

- Ege Bey, Meltem Hanım, birbirinize şans vermenize gerçekten çok mutlu olduk. İnşallah bir daha buralara uğramazsınız.

- Teşekkür ederiz. Biz de çok mutluyuz birbirimize şans verdiğimiz için. İnşallah biz artık gidelim, sonra görüşürüz Alya Hanım. İyi günler dilerim ikinize de.

- İyi günler.

Gittiler. Alya'ya baktım:

- Alya, ben çıkıyorum, geliyor musun?

- Yok Gökçe, benim biraz daha işim var buralarda, sonra görüşürüz.

- Görüşürüz.

Dışarı çıktım. İkindi namazı için camiye gittim; abdestimi aldım, namazımı kıldım. İki gündür annemin ve babamın mezarına gidememiştim, çok özlemiştim. Arabayı çalıştırıp mezarlığa sürdüm. Anne ve babamın mezarı başına geldiğimde gözlerim çoktan dolmuştu, ağlamaya da başlamıştım.

"Anneciğim... Babacığım... Yine ben geldim. Yıllar geçti ama size olan özlemim bir an olsun geçmedi. Herkes 'Zaman her şeyin ilacı' diyor ama hayır, acınız bir güne bile eksilmedi. Ben sizi çok özledim. Bana 'Kızım' diye seslenmenizi, öpmenizi, başımı okşamanızı... Keşke yanımda olsaydınız baba, anne. Size bir şey söyleyeceğim: Nenem ve dedem geldiler. Onlar siz yaşarken yüzümüze bakmadılar, sizinle konuşmadılar. Siz gittikten beri beni bir kere bile arayıp sormadılar. Beni en zor günümde bile bir başıma, kimsesiz bıraktılar baba, anne. Ben onlara ne yaptım ki? Ben daha çocuktum. Çocuk! Sizin aranızda ne geçtiyse bir kenara bırakmaları lazımdı, yanımda olmaları gerekiyordu. Bana sahip çıkmaları icap ederdi ama sahip çıkmadılar, sırtlarını döndüler. Şimdi gelmişler affetmemi istiyorlar; affetmiyorum onları! İhtiyacım varken yanımda olmalılardı, şimdi olmasınlar."

Ağlamam durmamıştı. Ayağa kalktım, anne ve babama veda edip mezarlığın aşağısındaki çeşmeye gittim. Elimi yüzümü yıkadım; bir nebze olsun kendime gelebilmiştim. Arabama binip eve gittim. Kapıyı çaldığımda Yıldız kapıyı açtı, endişeyle:

- Gökçe, ne oldu sana? Biri bir şey mi yaptı?

- Yok hayır Yıldız, kimse bir şey yapmadı.

- Ama ağlamışsın, gözlerin kıpkırmızı olmuş. Ne oldu canım, anlat bana?

- Gerçekten bir şeyim yok, sadece mezarlığa gittim, ondan gözlerim kıpkırmızı olmuş.

- Tamam canım, sen git bir duş al, rahatla, sonra konuşuruz.

- Tamam canım.

Odama çıktım, duş için şort ve tişört alıp banyoya geçtim. Kendimi sıcak suyun altına bıraktığımda vücudumun gevşediğini hissettim. Duşum bittikten sonra odama geçip çıkardıklarımı giydim. Fön makinesini getirip saçlarımı kuruttum, ardından çekmeceden seccademi çıkardım. Dolaptan namaz elbisesini alıp giydikten sonra akşam namazını kıldım; kıldıktan sonra büyük bir rahatlık hissettimiştim.
Odamdan çıkıp mutfağa gittiğimde Yıldız yemekleri ısıtıyordu. Yanına yaklaşıp yanaklarından öptüm, bana gülümsedi.

- Daha iyi misin?

Kafamı salladım:

- Daha iyiyim.

- Ne oldu, ona konuşalım mı?

- Aynı şeyler... Anneme ve babama ziyaretlerine gittim , nenemin ve dedemin geldiklerimi söyledim. Ondan kötü oldum

- Beni de alsaydın, anlatırken yanında olurdum.

- Söz, bir şey olunca bir dahaki sefere seni de yanıma alırım.

- Tamam canım, ben her zaman senin yanındayım, kendini yalnız hissetme olurmu .

Sadece başımı salladım. Her şey hazırdı, yemeğe oturduk. Yemekte hiç konuşmadık, yemeğimizi bitirdikten sonra sofrayı kaldırdım. Ocağa çay için su bıraktım, tam mutfaktan çıkarken kapı çaldı.

- Ben bakarım.

Normalde kimse kapımı çalmazdı, bu yüzden kimin geldiğini merak etmiştim.kapı deliğinden baktığımda Alya, Rojda, hilal gelmiştı Kapıyı açtım

- Sürpriz! Biz geldik.

- Aa, bu ne sürpriz! Hoş geldiniz.

- Hoş bulduk bebeğim.

- Buyurun, geçin.

- Hoş geldiniz kızlar.

- Hoş bulduk Yıldızcığım.

- Nasılsın, bebek nasıl?

- İyiyim ben de, bebek de iyi çok şükür. Ya, evdeyim sürekli, dışarı da çıkamıyorum. Çıkınca hemen yoruluyorum, zor oluyor.

- Kaç aylık oldu?

- 6 aylık oldu Rojdacığım.

- Bir an önce doğsa da sevsek.

Hepimiz onayladık. Kızlar salonda otururken ben de mutfağa geçtim. Ocağa koyduğum demlik bize yetmeyeceği için daha büyük bir demlikle değiştirdim. Yanlarına gittiğimde kızlar koyu bir sohbete dalmışlardı, ben de aralarına katıldım. Bardakları hazırlamak için tekrar mutfağa geçtiğimde Hilal de yardım etmeye gelmişti. Ben çayı demlerken Hilal de kızların getirdiği tatlıları tabaklara koyuyordu. Her şey hazır olunca içeriye servis ettik.
Tam otururken telefonum çaldı. Telefonumu elime aldım, arayan Ece'ydi, açtım:

- İyi akşamlar Gökçe hanım, rahatsız etmedim inşallah?

- İyi akşamlar Ececim, yok, etmedin. Bir sıkıntı yok değil mi?

- Yarın büroya uğrayacak mısınız, yoksa direkt okula mı gideceksiniz? Onun için aramıştım.

- Hayır, direkt okula gideceğim. Sen de saat 9'da oraya gelirsin.

- Tamam o zaman, iyi geceler.

- İyi geceler.

Salona geldiğimde herkesin gözü bendeydi.

- Ece aradı, yarın için.

Anladığını belirtir şekilde başını salladı. Rojda söze girdi:

- Ece gerçekten çok çalışkan bir kız. Bu azmini gerçekten takdir ediyorum.

- Evet, işinde çok iyi gerçekten.

- Kıskanmadım da değil! İnşallah onun gibi birini bulurum.

- Ece gibi birini bulamazsın, Ece bir tane, o da benim!

Göz kırpıp gülümsedim. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadık. Kızlar geç olduğunu ve artık gideceklerini söylediler. Onları dışarıya kadar eşlik ettim. Eve geçince mutfağı toparlayıp hemen uyumak istiyordum Yıldız'a seslendim:

- Yıldız, ben çok yoruldum, namaz kılıp uyuyacağım. İyi geceler.

Bekledim bekledim Ses gelmeyince gidip baktım, Yıldız koltukta uyuya kalmıştı. O kadar güzel uyuyordu ki kıyamadım uyandırmaya, üstünü örttüm. Ben de odama çıktım, yatsı namazımı kılıp yatağa geçtim ve uyudum.

🌼

Gökçe, Gökçe, uyan!

Gözlerimi araladığımda Yıldız ağlıyordu. Hemen ayağa kalktım.

-Ne oldu Yıldız? Neden ağlıyorsun?

- Gökçe Cem telefonlarımı açmıyor. Normalde açardı, konuşurduk; aramadı da.

-Biraz sakin olmalısın. İşi vardır, o yüzden müsait olamamıştır. Müsait olduğunda arayacaktır, merak etme sen. Otur, sana su getireyim.

Yataktan çıktım, mutfağa gidip su getirdim. Yıldız bir yudum içti.

-Biraz daha iyi misin?

Başını salladı.

- Kötü düşünme hemen telefonunu açmadı diye. Sonuç olarak görevleri çok zor, biliyorsun. Eminim ki o da seni aramak istemiştir ama arayamamıştır. Müsait olunca seni arar.

-Biliyorum, ne biliyim... Dün aradı, kısa konuştuk, diğerlerinden farklıydı, veda eder gibiydi. Sordum, "Neden böyle konuşuyorsun?" bir şey demedi. Bugün de aramayınca kafayı yiyecem Gökçe. Neden aramadı? Kesin kötü bir şey var Gökçe. Karargaha gidelim, soralım lütfen, belki bir haber alırız.

- Yıldız, lütfen biraz sakin ol. Biraz daha bekleyelim, sabredelim, arar belki. Benim bugün seminerim var, sende gel. Öğlene kadar Cem aramasa gideriz, sorarız, öğreniriz; hem zaman geçer, değişiklik olur.

Sadece kafasını salladı. Odalarımıza çekildik. Odama gittiğimde banyoya geçtim, duşumu aldım, işimi halledip odaya geri döndüm. Dolaptan ceket ve etek çıkardım, giydim. Aynanın karşısına geçtim, hafif makyaj yaptım; son olarak eşarbımı yaptım, artık hazırdım. Çantamı, telefonumu alıp salona gittim. Yıldız hala Cem'in aramasını bekliyordu. Yanına gittim:

-Çıkalım mı canım?

-Çıkalım.

Yıldız'ın kalkmasına yardım ettim, evden çıktık. Arabaya binecekken telefonum çaldı. Çantamdan çıkarıp baktığımda arayan Ece'ydi, açtım:

-Günaydın Gökçe hanım.

-Günaydın Ece.

-Ben üniversiteye geçtim, her şeyi hazırladım. Ne zaman geliyorsunuz?

Tamam canım, bizde yeni evden çıktım. Yıldız da yanımda, ön sıralardan birini ayırır mısın?

-Hemen ayırıyorum Gökçe hanım.

-Teşekkür ederim Ece, görüşürüz.
Görüşürüz.

Telefonu kapattım. Yıldız'ın arabaya binmesine yardım ettim. Yıldız çok üzgün görünüyordu, haklıydı da. Ona belli etmesemde ben de çok endişeli ve korkuyorum. İnşallah iyidir, inşallah meşguldür, o yüzden açmıyordur telefonunu; aksi takdirde kötüsünü düşünmek bile istemiyorum. Yola çıktık, yolculuk çok sessiz geçiyordu; ne ben konuştum ne de Yıldız.
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne giriş yaptım. Arabayı müsait bir yere park ettim, arabadan indim ve Yıldız'ın çıkmasına yardım ettim. Yavaş adımlarla içeriye gittik. Kapıda Ali Bey bizi karşıladı:

-Hoş geldiniz Gökçe hanım.

-Hoş bulduk Ali Bey. Tanıştırayım, arkadaşım Yıldız.

-Çok memnun oldum, ben de Ali.
Yıldız'ın yüzüne baktım:

-Ali Bey, üniversitenin hocalarından biri.

-Memnun oldum Ali Bey.

-Her şey hazır, öğrenciler sizi bekliyor.

-Bekletmeyelim o zaman.

Ali Bey'i takip ettik. Yıldız yanıma yaklaştı:

- Gökçe, Cem hâlâ aramadı. İçimde çok kötü bir his var, kesin bir şey oldu.

Gözleri doldu

Yıldız biraz sakin ol, o sadece bir kuruntudur. Eminim ki iyidir, arayacaktır.

Bende şüphelenmeye başlamıştım; normalde Cem böyle yapmazdı, yapsa da öncesinde haber verirdi. Çantamdan su şişesini çıkartıp Yıldız'a uzattım, aldı ve içti.

-Gökçe, ben bir tekrar arayayım. Belki açar

Aradı ama ulaşılamadı. Morali daha da bozuldu. Konferansa doğru yürüdük, kapıda Ece vardı. Yanına ilerledik:

-Hoş geldiniz Gökçe hanım, siz de hoş geldiniz Yıldız hanım.

-Hoş bulduk Ece.

-Hoş bulduk.

-Her şey hazır Gökçe hanım.

-Teşekkür ederim Ece.

-Rica ederim Gökçe hanım. Yıldız hanım İsterseniz ben sizi oturacağınız yere kadar eşlik edeyim.

-Yer için teşekkür ederim, gidelim. Merdivenler beni bir nebze yordu.

-Buyurun o zaman.

Onlar konferans salonuna geçti.

-Biz de geçelim mi Gökçe hanım?
Derin bir nefes aldım:

-Geçelim Ali Bey.

İçeri geçtik, içerisi doluydu. En ön koltukta oturan Yıldız'a baktığımda bana buruk bir tebessüm yolladı, bu "Başarabilirsin" diyordu.
Bismillâhirrahmânirrahîm, başlayalım.