1. bölüm · GÖLGELERİN ATEŞİ🔥

GİRİŞ

hedefleriolan .

İLK KAN

Dört yıl önce…

Ben Ahu, ilk kez bir insanın ölüşünü izledim. Bu benim seçimim değildi. Ama sonrası tamamen benim seçimimdi.

Annemin kaybolduğu o gün, eve gittiğimde kapı açıktı. Salon darmadağınıktı. Sanki biri annemi zorla götürmüştü. Koltuktan yere doğru uzanan ince bir kan izi vardı. Kırmızı. Taze. Annemin kanı olabileceğini düşündüğüm an… Dizlerimin bağı çözüldü. O anda beynimdeki bir şey koptu, sanki bir düğme kapalı konumdan açık hale geldi.

Artık geri dönüş yoktu.

O gece babam dışarıdaydı. Ben yalnızdım. Ve içimde bir boşluk… bir soğukluk… bir de öfke vardı. Evden çıkıp annemin en son kavga ettiği adamın adresine gittim. Evet, annem o adamla aylar önce telefonda tartışmıştı. Ben dinlemiştim. O söylememişti ama ben biliyordum: Bu adam anneme bir şey yapmış olabilirdi.

Kapıyı çaldım. Ev sessizdi. Ama içeride biri vardı hissedebiliyordum. Kapı aralandı. Adamın yüzündeki kayıtsız ifade… İçimdeki bütün zincirleri kırdı.

“Annem, Açelya Sarmaşık nerede?” dedim. Omuz silkti. Sanki bir eşya soruyormuşum gibi.

“Bilmem. Git buradan.”

İşte o an… İçimde üç gündür büyüyen karanlık ilk kez nefes aldı. Adam kapıyı kapatmaya çalışırken elimi araya soktum. İtişme yaşandı. O anda gözüme mutfakta duran bıçak ilişti. Ve kafamın içindeki o sessiz, o tanımadığım, o ürkütücü ses fısıldadı: “Yap.”

O sesi dinledim. Bıçağı aldım. Adamın arkasına dönmesine fırsat vermeden… İlk darbe geldi. Bunun geri dönüşü yoktu. İkincisi… daha kolaydı. Üçüncüsü… benden çıkmış gibiydi. Adam yere düştüğünde elim titremiyordu. Nefesim kesilmiyordu. Ağlamıyordum.

Bu beni korkutmalıydı ama korkmadım. Sadece tek bir cümle geçti içimden:

“Eğer biri annemi öldürdüyse… herkes bunun bedelini tek tek ödeyecek.” Sonra bıçağı bırakıp evin yolunu tuttum. Eve varınca yavaş adımlarla içeri girdim. Salona adım attığım anda babamı gördüm. Yusuf Sarmaşık, koltuğa yarı uzanmış halde dosya inceliyordu. Kapının sesini duyunca başını kaldırdı. Bakışları önce yüzüme, sonra elbisemin etek ucuna kaydı.

Bir saniye…

Bir saniyeden bile kısa bir süre…

Ama herşeyi gördüğünü anlamam için yeterliydi. Yine de hiçbir şey söylemedi. Sadece bardağını elinden bıraktı. Ben sessizce yanından geçip odama çıkacaktım ki, tam arkamı dönmüşken konuştu: “Ahu.”

Durmak zorunda kaldım. Yavaşça ona baktım. Ses tonunda ne öfke vardı ne de şaşkınlık. Sanki yıllardır bildiği bir şeyin, sonunda gerçekleşmesini izliyormuş gibi bir kabulleniş.

“Üstündekileri değiştir.” dedi sakince “Birileri görmesin”

Kalbim bir an durdu. Ne sorguladı, ne “neredeydin” dedi, ne de “ne yaptın”.
Sadece… biliyordu. Başımı eğip tek kelime etmeden merdivenlere yöneldim. O an fark ettim:
Bu evde herkes bir şey biliyor…
Ama kimse bir şey söylemiyordu.