6. bölüm · GÖLGELERİN ATEŞİ🔥
5. BÖLÜM
ANLAT ONA
-Ahu Sarmaşık
Umut neydi? Işık değildi. Benim için umut bazen kanın içinden geçerek yürümek. Korkunun boğazına sarılıp, yine de ilerlemek. Kaybettikçe güçlenen, düştükçe bilinmekti.
Ve kalpler için umut… vazgeçmemeyi öğrenmekti.
Uykumun arasından gelen bir ses vardı ama ne olduğunu ayırt edemiyordum. Gözlerimi açtığım anda bunun telefon sesi olduğunu fark ettim. Asıl sorun ise gözlerimi açtığımda karşımda Demir’in duruyor olmasıydı.
Bir dakika…Ne?
Demir ne alaka amına koyayım?
Dün gece ne olmuştu da ben Demir’in yanındaydım?
Uyandığımı anlayınca gülümseyerek bana baktı.
“Günaydın güzelim.”
“Günaydın Demir.” dedim.
Üzerimdeki battaniyeyi araladığımda elbisemin hâlâ üzerimde olduğunu fark ettim. İçimden derin bir nefes verdim. Çok şükür, gece bir delilik yapmamıştım.
Demir kim miydi?Demir benim sevgilimdi.
Bir gece kulübünde tanışmıştık. O bana ilk görüşte âşık olmuştu. Peki ya ben? Ben sadece seviyordum. O kadar. Aşık değildim. Zaten olamazdım da.
Savaşta aşk olmazdı.
Savaşta âşık olmak, kaybetmeye daha yakın olmak demekti.
En son ne zaman birine gerçekten âşık olduğumu bile hatırlamıyordum.
“İyi misin yavrum? Biraz dalgın görünüyorsun.” dediğinde yataktan kalkmaya çalışıyordum.
Bugün yapmam gereken çok şey vardı.
“İyiyim. Görüşürüz Demir.”
Kapıya yöneldiğim anda bileğimden tutup beni kendine çevirdi.
“Ahu, bana dün gecenin bir açıklamasını yapmayı düşünüyor musun?”
Kolumu sertçe kurtarıp onu geriye ittim.
“Birincisi, sen kimsin de bana hesap soruyorsun? Ben sana açıklama yapmak zorunda değilim. Ayağını denk al Demir, sonunda üzülen sen olursun. İkincisi, bence açıklama yapması gereken sensin. Ben değilim.”
“Seni şans eseri orada buldum, Ahu.”
“Sence senin karşında gerizekalı mı var? Senin neden orada olduğunu biliyorum, Demir.” Gözlerinde ki korkuyu gördüm. Eskiden olsa belki pişman olurdum ama şuan… Bana keyif vermişti.
Arabama doğru yürüdüm.
Arabaya bindiğim an direksiyon başına geçip eve doğru sürdüm. Yol boyunca dün gece zihnimde parçalar hâlinde canlanıyordu.
Sarhoş olmak istediğimi hatırlıyordum.Sonra Ateş…
Bir dakika.Onun orada ne işi vardı?
Hoşnutsuz bakışlarla beni süzen bir adam…Kaşlarımı çattığım anda Ateş’in adama yumruk atması…Ben uzaklaşmaya çalıştıkça onun beni durdurması…Ve en son Demir’in gelip beni oradan
götürmesi…
Evin bahçesine girdiğimde arabayı korumalardan birine teslim edip içeri yöneldim. Eve girer girmez odama çıktım. Elbisemi üzerimden atıp siyah pijamalarımı giydim. Yatağa oturup telefonu elime
aldım.
Instagram.
Arama kısmına hiç düşünmeden yazdım: Ateş Yıldırım.
Tabii ki hemen bulmuştum.
Sayfasına girdiğimde çok az paylaşım yaptığını fark ettim. Siyah takım elbiseli bir fotoğrafına tıkladım. Sonra bir diğerine geçtim. Spor yaptığı bir kareydi; spor yaptığı için kasları belirgindi.
Bu herkes için normaldi.Yani sadece onda yoktu.
Tamam… biraz etkilenmiştim. Ama sadece biraz.
Son fotoğrafa geldiğimde donup kaldım.
Bu…Bu benim kolyemin aynısıydı.
Fotoğrafın altında tek bir cümle vardı:“Sonne und Mond.”
Dakikalarca ekrana baktım.
Telefonu kapattığımda kalbimin ritmi değişmişti. Bu bir özlem gibi değil, bir aşk hiç olamazdı. Daha çok geçmişimi hatırlamamaya çalışırken… yanlış zamanda karşıma çıkması gibiydi. Ateş Yıldırım. Onun adı içimde geçmişime dair bir özlemi anımsatıyordu. Bu benim için tehlikeliydi. Çünkü geçmiş insanın duygularını öne sürüyor bu nedenle kontrolünü kaybettiriyordu. Duygularımı kaybetmeyi bile göze alırdım… fakat kontrolümü kaybetmeyi asla.
Sonra yataktan kalkıp çalışma odama geçtim. Laptopumu açıp maillerime girdim.
Tek bir mail vardı.Bir adres.Ve tek bir cümle:
“İstiyorsan gerçekleri, bulmalısın beni…”
Başımı geriye yasladım.
“Ya sikeyim ben böyle işi ya…”
Ne yapacağımı bilmiyordum. Çok çabalıyordum ama olmuyordu. Yorulmuştum. Bu bildiğim türden bir yorgunluk değildi; ruhuma çöken bir ağırlıktı.
Annemi bulmak istiyordum.Ailemi özlüyordum.
Ama ya bulduğumu sandığımda…Onu cansız bir şekilde bulursam? Öldüğünü inandığım birinin, bir telefon sayesinde ölmediğini düşünmüştüm. İçimde bir umut vardı. Ama bulduğumda o umutu da kaybedersem diye korkuyordum. Herkese karşı sert görünüp, rol yapabilirken, kendime rol yapamamaktan çok yorulmuştum.
Kaan Söner’i konuşturduktan sonra her şey daha da karmaşıklaşmıştı. Öncesinde ölmüş olma ihtimaline daha yakındım. Ama şimdi…
Ya yaşıyorsa?
Belki gerçekler burnumun dibindeydi de ben artık göremeyecek kadar yorgundum.
Bildiğim tek bir şey vardı:Bu açtığım savaşta bir umut vardı.
Ve bu savaşı, nasıl başladıysam öyle bitirecektim.
Sonu ölüm bile olsa.
