8. bölüm · GÖLGELERİN ATEŞİ🔥
7. BÖLÜM
VAZGEÇİŞ
AHU SARMAŞIK**
Gerçeklere ya bir adım daha yaklaşacaktım ya da bir adım daha uzaklaşacaktım. Ya da annemin ölmediğini öğrenecek, öldüyse de katillerini bulacaktım.
Ateş’le konuştuktan sonra babamı aramış fakat ulaşamamıştım. Aslında bu çok tuhaftı. Babam telefonunu kolay kolay kapatmazdı.
Korumalara sorduğumda da bir sonuca ulaşamamıştım. Mailime gelen adresi araştırdığım zaman adresin malikaneye iki saatlik bir uzaklıkta olduğunu fark etmiştim. Hava karardığı zaman adrese gidecektim. Bu sefer çok hazırlık yapmama gerek yoktu.
Telefonu elime aldığımda Demir’den gelen mesajları görmüştüm. Gerçekten sıkıldım bu işten amına koyayım ya.
Bu işlerim bittikten sonra beni bir ayrılık konuşması bekliyordu.
Instagram’a girip biraz takıldıktan sonra giyinme odama geçip bordo renkli, derin bacak yırtmaç detaylı elbisemi giyindim. Aslında alışverişe gidesim vardı ama bahçeye inip fotoğraf çekilmek daha cazip gelmişti. Son olarak topuklu ayakkabılarımı giyip bahçeye doğru yöneldim.
Bahçeye indiğimde korumalar anlamış olmalı ki deniz kısmına doğru birlikte yürümeye başladık. Deniz kısmına gelince Ali Bey:
“Telefonunuzdan mı çekelim, Ahu Hanım?” dedi.
“Olur, Ali Bey.” dediğimde telefonu ayarlayıp Ali Bey’e doğru uzattım.
Ali Bey ayarları yapana kadar ben de nasıl poz vereceğimi ayarladım. Sonrasında Ali Bey fotoğraflarımı çekip telefonumu bana teslim etti.
Evin içine geçmek yerine salıncağın olduğu kısma doğru yürüdüm. Salıncağa oturunca galerime girip fotoğrafları inceledim. Sonrasında Instagram’a girip fotoğrafı yükledim.
Fotoğraf yüklenince her zamanki gibi ilk en yakın arkadaşım Alya beğenmişti. Sonrasında beğenen kişiye çok şaşırmamıştım.
Bu kişi Ateş’ti.
Biraz daha bahçede takıldıktan sonra odama doğru geçtim.
Akşam için tayt ve kazak ayarladıktan sonra yatağımda biraz uzandım.
Yarım saat sonra üstümü değiştirip evden çıktım. Garaja doğru yönelip dolabın kapısını açıp şifreyi girdim. Şifreyi girdikten sonra gizli bölme açıldı ve silahlarımı, bıçaklarımı yerlerine yerleştirip arabaya doğru yöneldim.
Her ne kadar motorla gitmek istesem de riskli olduğu için zırhlı araçlara doğru yöneldim. Arabaya binip yola çıktım. Bu sırada babamı aradım fakat yine ulaşamadım. Yola çıktığımdan beri siyah bir araba beni takip ediyor, hangi yöne gitsem taklit ediyordu. Bir ara yola girip arabadan kurtulmaya çalışmışken bir tuzağa çekildiğimi yeni fark etmiştim. Siktir…
Torpidoyu açıp yedek silahımı aldım. Dikiz aynasından baktığımda bir detay fark etmiştim.
Arabanın plakası Yıldırım ailesinin arabasının plakasıyla benzerdi.
Tam da tahmin ettiğim gibi arabadan Ateş inmişti. Peki onun burada ne işi vardı?
Cama tıkladıktan sonra camı açmam için işaret verdi. Hay ben böyle şansı sikeyim.
Bir kere daha tıklatınca mecburen camı açtım. Masum bakışlarımı Ateş’e yönlendirdim, asla elimde bir silah yokmuş gibi. Camı açtığım gibi Ateş ilk elimdeki silaha, sonrasında ise bana bakmıştı.
“Biri seni takip ettiği zaman ara yollara girmemelisin, Ahu.”
“Sen neden beni takip ediyorsun, Ateş? Noldu, bana âşık mı oldun yoksa?” dediğimde kıkırdadım. Bir dakika ya, ben ne demiştim öyle?
Ateş’e baktığımda onun da bana baktığını fark ettim. Gözleri dudaklarımda oyalandı.
“Sevgilisi olan birine âşık olmam ben, Ahu. İlk soruna gelmiş olursak seni takip etmiyorum.” dediğinde saate bakmıştım.
Gitmem gerekiyordu artık.
“Tamam, Ateş. Gitmem lazım.” dediğim gibi arabayı çalıştırıp geri vitese takmıştım.
Ana yola çıktığımda adrese tekrar bakmıştım, son yarım saat. Şaşırtıcı şekilde çok gergin değildim ya da kendimi kandırıyordum. Gerilmiştim. Aslında çok tuhaftı. Birini öldürürken bile gerilmiyordum.
Düşüncelerimin içindeyken telefonumun çalma sesini duydum.
Telefonum arabaya bağlı olduğu için kimin aradığını baktığımda çok da şaşırmamıştım. Arayan kişi Demir’di.
Mecburen cevaplamıştım. Yoksa açmasam açana kadar arardı, biliyordum.
“Güzelim, neredesin sen?”
“Seni ilgilendireceğini düşünmüyorum, Demir. Beni arayıp durma.”
“Sevgilimsin sen benim. Tabii ki de arayacağım, Ahu.”
“Hay senin sevgiline ben.” dediğim zaman kapatmıştım.
Yakın zamanda ayrılmak şarttı artık.
Yolculuk bitmek bilmediği için şarkı listeme girip şarkı seçmiştim. Çoğu şarkı kitaplarda geçen şarkılardı. Ben kitap okumayı çok severdim. Bu sırada arabanın içinde ‘Sezen Aksu’nun-Kusura Bakma’ şarkısının melodisi duyuldu. Evet, Ateşpare’yi de okumuştum. Sevdiğim seriler arasındaydı. Aşkın Erizgi Alanguva idolümdü resmen.
Bu sırada şarkı başlamıştı, ben de mırıldanmaya başlamıştım. Birkaç şarkı sonrasında yolculuk artık bitmişti; depoya gelmiştim.
Gördüğüm arabalarla küfür etmem bir olmuştu. Ateş’in burada ne işi vardı? Üstümdeki bıçak ve silahları kontrol ettikten sonra arabadan indim.
Ateş’in korumaları beni fark edince silahlarını indirmişlerdi. Ben ise elimde silahımla depodan içeri girdim. İçeri girdiğimde Ateş beni karşılamıştı. Ateş’in yanına gittiğimde dev bir ekranın önünde duruyordu.
“Tabii ya, o maili senin bana attığını anlamalıydım. Sen ne istiyorsun benden, Ateş Yıldırım? Neden her yerde karşıma çıkıyorsun?” dediğimde aval aval yüzüme baktı.
“Sen atmadın mı o maili, Ahu? Ben öyle bir şey atmadım.” dediğinde aval aval bakma sırası bana geçmişti. Allah’ım, şu kitap karakterlerindeki zekâ niye bende yok?!
Bu sırada dev ekran açıldı. Ateş ile ikimiz oraya baktığımızda gördüğüm görüntüyle boğazım düğümlenmişti. Hayır, ben şu an yanlış görüyordum değil mi? Zaafımdan vurulmuştum. İnsanların neden zaafı olurdu ki?
Ekranda gördüğüm kişi babamdan başka kimse değildi. Bir duvara ellerinden zincirlenmişti, yüzü kan içindeydi, acı çekiyormuş gibi bakıyordu. Ekrandaki görüntü donmuş gibiydi. Bir süre sonra tek odağım babamın bakışlarıydı.
Gözlerim dolmuştu ama ağlamamam gerekiyordu. Kendimi güçsüz göstermemem gerekiyordu. Annemden sonra geriye kalan tek ailemi de kaybedemezdim. Beni tek zaafımdan vurmuşlardı; ailemden.
O sırada Ateş’in elini belimde hissettim. Bu hareket temas için değildi; yanımda olduğunu belirtmek ve titrediğim içindi. O tutana kadar titrediğimin bile farkında değildim.
“Bakma, Ahu” dedi kısık bir sesle. Yapamadım. Babama baktıkça öfkem arttı. Öfkem şuan beni ayakta tutan tek şeydi belkide.
Bu sırada dışarıdan gelen silah seslerine hiç şaşırmamıştım bile. Silahımın kilidini açmaya çalıştığım sırada Ateş silahı elimden aldı ve kilidini açtı. Elim o kadar titriyordu ki onu bile yapamamıştım. Ateş çatışmaya girmemem için çabalasa da intikam hırsı vücudumun her yerinde dolanıyordu.
İki elime de silah alıp ateş etmeye başladım. Büyük ihtimalle keskin nişancı da vardı çünkü hedefi bendim. Tam tekrar ateş edecekken omzumda hissettiğim acıyla inledim. Evet, piç herif hedefini vurmuştu. Ama yine de durmadım. Sol kolumu kullanmadan ateş etmeye devam ettim fakat sol koluma tekrar kurşun gelince çok yüksek sesle inlememle Ateş bana bakıp yanıma doğru gelmeye çalıştı. O an herkesin hedefi bir anda o olmuştu.
Biri tam ona ateş edecekken o göt herifi tam alnından vurmuş ve son gücümü kullanmıştım.
Gözlerim kararacak gibiydi, bütün enerjim bitmişti. Tam düşeceğim sırada Ateş beni tutmuştu. Yavaşça yere yatırdı beni; başım onun dizlerindeydi. O sırada korumalar etrafımızda daire şeklini alıp bizi korumaya almışlardı.
“Güzelim, Ahu kapatma gözlerini olur mu? Bende kal.”
“Ateş, bana babamı bul. O benim ailemden kalan son parçam.”
İlk defa kendimi birine bu kadar yakın hissetmiştim. Göz kapaklarımı zor tutuyordum ama başaramadım. Son net duyduğum sözler Ateş’indiydi. Bilincim hissettiğim yanma hissinden, kapanmak üzereydi. Gözlerim kapanmıştı fakat sesleri bulanık olsa da duyuyordum. Silah sesleri susmuştu. O sırada birinin beni kucağına aldığını hissettim. Arabaya binmiştik ama sonrası yoktu. Bilincim kapanmıştı.
