4. bölüm · GÖLGELERİN ATEŞİ🔥
3. BÖLÜM
YALNIZLIK SON BULDU
Gece boyunca hiç uyuyamamıştım.Tekrar balkona çıktığımda, gece boyunca orada duran teknenin artık yerinde olmadığını fark ettim. Ne kadar düşünürsem düşüneyim, o bakışların kime ait olduğunu çıkaramıyordum. Tanıdıktı… ama aynı zamanda yabancıydı.
Aşağı inip kahve almak istediğimde masanın üzerinde bir not gördüm. Yazıdan bunun babama ait olduğunu hemen anlamıştım. Kahvaltıdan sonra onun yanına, yani Kaan Söner’in tutulduğu
kulübeye gidecektik.
Kahvemi alıp odama çıktım. Bir yandan içerken bir yandan giyindim. Siyah tayt, siyah bir crop… Evden çıkmaya hazırlanırken telefonum çaldı. Numara kayıtlı değildi.
“Alo?” dememe fırsat kalmadan kısa bir sessizlik oldu.Sonra…Bir ses.
Kalbim duracak gibi oldu.
Bu ses geçmişimdi.Bu ses özlemimdi.Bu ses… annemin sesiydi.
Telefon kapandı.
Hayır.O ölmüştü.Ya da ben aklımı kaybediyordum.
Bu bir şaka olmalıydı. Ya da geçmişten kalma bir ses kaydı. Başka açıklaması olamazdı.
Hızla evden çıktım. Babamın bulunduğu kulübeye doğru yürürken zihnim tamamen kilitlenmişti. Birkaç adım kala gözlerim karardı. Babamın sesini duydum ama söylediklerini ayırt edemiyordum. Ellerime baktığımda titrediğimi fark ettim. Babam yanıma yetiştiği anda dizlerimin bağı çözüldü.
Düştüm.
Gözlerimi açtığımda yatağımdaydım. Kolumda bir serum vardı. Görür görmez her şey yavaş yavaş yerine oturdu. Babam yanımda oturuyordu. Gözleri endişeliydi.
“Ne oldu sana Ahu?” dedi.“Seni öyle uzun zamandır görmemiştim. Titriyordun, seslendim ama duymadın. Düşerken ‘anne’ ve ‘o öldü’ diye sayıklıyordun.”
Gerçekten bunları mı söylemiştim?
Tam cevap vermeyi düşünürken kapı çalındı. İçeri kehribar gözlü, kahverengi saçlı biri girdi. Babamın bakışları bana döndü.
“Ahu, dün bana bir şey sormuştun. Hatırlıyor musun?”
Kafamı salladım.Kolyemi kimin aldığını sormuştum.
“Tanıştırayım,” dedi babam.“Ateş Yıldırım.”
Bakışlarım ona kaydı. Uzun boylu, kaslı, fazlasıyla yakışıklıydı. Ateş de bana bakıyordu ama gözleri kolyemde takılı kalmıştı. İsmi gibiydi… yakıcı.
Bakışlarımı zorla çektim. O, izin isteyip odadan çıktı.
“Baba,” dedim, “az önce biri aradı. Bir kadın sesi… annemin sesi gibiydi. Bana ‘Sonne und Mond’ dedi. Almanca… Güneş ve ay demek.”
Babam dikkatle dinledi.
“Bir de… Ateş neden burada?”
Gülümsedi.“Sen sormuştun ya kolyeyi. Onu sana Ateş almıştı. Ayrıca sen küçükken ‘ben Ateş’le evleneceğim’ diye dolaşırdın.”
Güldüm.Gerçekten mi?
Kapı tekrar açıldı. Ateş içeri girdi. Yüzüme baktı, gülümsedi. Gamzesi ortaya çıktı. Kalbimin ritmi değiştiğini hissettim.
Elinde bir çiçek vardı. Gül ve lilyum buketi...
“Geçmiş olsun, Ahu.”
Teşekkür ettim.En sevdiğim çiçeklerdi.Nasıl biliyordu?
Ateş çıktıktan sonra telefonuma mesaj geldi. Gizli numara. Mesajı açmadan silindi. Sinirle telefonu
kapattım.
Bir süre sonra kulübeye gittik. Kapıyı açtığımızda içerisi boştu. Kaan Söner kaçmıştı.
“Kamera kayıtlarını istiyorum baba.”
Kayıtlar silinmişti.
O an kararımı verdim.Kaan Söner’in sakladığı kardeşi vardı: Rüzgar Söner.
Hazırlanmaya başladım. Bordo mini bir elbise. Göğüs dekolteli. Altın küpeler. Kolyemi çıkarmadım. Yanına yıldızlı bir kolye ekledim. Aynaya baktığımda başka birine dönüşmüştüm.
Siyah Maserati’ye bindim. Mekâna vardığımda barın köşesine oturdum.
Saatler sonra Rüzgar Söner içeri girdi.
Sahneye çıkma zamanıydı.
Mikrofonu elime aldım.Yirmi7 – Muhtemel Aşk.
Şarkıyı söylerken kapıdan giren birini gördüm.
Ateş.
Bakışları boynumdaydı.Kolyede.
Şarkıyı bitirdim. Alkışlar arasında sahneden indim. Rüzgar Söner masadan kalkmıştı.
Arkamda bir varlık hissettim.
“Senin neden burada olduğunu biliyorum, Ahu.”
Ateş.
Cevap vermeden bara yöneldim. Viski istedim. Ardından bir tane daha. Bugün sarhoş olmak istiyordum. Yanıma oturan bir adam rahatsız edici şekilde bakıyordu.
Bir yumruk sesi.
Adam yere yığıldı.
Ateş.
Yanıma oturdu. O da alkol söyledi.Ateş bardağa konan viskiye bakıp sonra gözlerini bana çevirdi.Bakışı sabit, sakin ama içi kıpır kıpırdı. O sessizlikte ikimizin de aklından geçenleri tahmin edebiliyordum.
“Şarkı seçimin iyiydi,” dedi sonunda.
“Muhtemel aşk…” dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
“Tesadüf mü?”
Bardağı tekrar elime aldım.
“Ben tesadüflere inanmam,” dedim, viskiden küçük bir yudum alarak.
“Sen?”
“Ben de,” dedi. “O yüzden buradasın.”
Gözlerimi kaçırmadım. Kaçarsam yenilecektim.
“Burada olmam seni neden bu kadar ilgilendiriyor Ateş Yıldırım?”
Bir an sustu. Sonra hafifçe bana doğru eğildi. Sesini sadece benim duyabileceğim kadar alçaltmıştı.“Çünkü yıllar önce boynuna taktığım bir kolyeyi, bugün başka bir kimlikle taşıyan bir kadın görüyorum.”
Kalbim bir anlığına durdu sandım.Ama yüzüme yansıtmadım.
“Demek tanıdın,” dedim sakin bir sesle.“Geç oldu.”
“Hayır,” dedi net bir şekilde. “Erken.”
Elini bardağın yanına koydu. Parmağı bardağın kenarına değiyordu ama bana değmiyordu.Bu mesafe… daha tehlikeliydi.
Bakışları boynuma, kolyeme kaydı.Sonra tekrar gözlerime.
“Ve şunu bil,” dedi.“Ben seni korumaya gelmedim Ahu.Ama biri sana dokunduğunda, bunu görmezden de gelmem.”
Bir şey söyleyecektim ama boğazım kurumuştu.Viskinin yakıcılığına rağmen.
O an anladım:Bu hikâyede artık yalnız değildim.
