5. bölüm · GÖLGELERİN ATEŞİ🔥

4. BÖLÜM.

hedefleriolan .

UNUTULMAYAN İLK AŞK
Ateş Yıldırım

Yanımda çok küçük bir kız çocuğu vardı.
Belki de ilk çocukluk aşkımdı.
Aklımda eskimeyecek anılar biriktirdiğim tek kişiydi. Daha çok ufaktı. Hep birlikte zaman geçirdik. Belki o hiçbir şeyi hatırlamazdı ama ben onu hiç unutmamıştım. Onunla geçirdiğim zaman, zihnimde hiç eskimeyen bir yerde duruyordu.
Ona hiçbir zaman duygularımı belli etmemiştim. Kaybetmekten korkmuştum. Zaten küçücüktü; anlamaz, hatırlamazdı. Ama o… O bana aşıktı. Duygularını saklamazdı.
Birlikte geçirdiğimiz son doğum gününde ona bir kolye hediye etmiştim. Güneş ve ayı temsil eden o kolyeyi.
O günden sonra bir daha onu görememiştim. Onu aramıştım ama hiçbir yerde bulamamıştım. Hepsi ailem yüzündendi. Babam, ortağı Yusuf amcama tuzak kurmamış olsaydı belki de her şey bambaşka olurdu.
O küçük kız çocuğu şimdi tam karşımda duruyordu.
Ahu…
İlk aşkım.
Çok değişmişti. Yaşadığı acılar onu büyütmüştü. Yüzündeki sertlik, gözlerindeki yorgunluk… Bunlar ona hiç yakışmıyordu ama bir o kadar da gerçekti.
Onu yıllar sonra yakından ilk görüşüm, bayıldığı andı. Annesini sayıklıyordu. Öldüğünü söylüyordu. Neler yaşadığını, iç dünyasında neyin koptuğunu merak ediyordum ama soramazdım. Şuan onun için bir yabancıdan farksızdım.
Elimi yatağın üzerine koymuştum. Sanki hissetmiş gibi elini elinin üstüne koydu. O an kalbim göğsünden çıkacak sandım.
Bir süre sonra gözlerini açtı. Bakışları üzerimdeydi. Haklıydı; beni hatırlamıyor olması çok normaldi. Belki de kolyenin kimden geldiğini bile hatırlamıyordu. Ama kolyeyi hala taktığını fark edince şaşırmıştım. Onun için hala değerliydi. Bunu görmek beni mutlu etmişti ama bunu yüzüme yansıtmadım.
Kolyeyi bakmam Ahu’nun dikkatini çekmişti. Tam o sırada Yusuf amcanın çıktığını belirten kapı sesi duyuldu.
Kapı tekrar açıldı. Ahu için sipariş ettiğim çiçekler gelmişti. Beyaz laleler ve pembe zambaklar. İçimde bir his, onun bu çiçekleri seveceğini söylüyordu. Ahu’nun küçükken en sevdiği çiçek papatyaydı. Papatya ona çok yakışırdı. Huzuru ve mutluluğu simgelerdi. O zamanlar Ahu da tam olarak buydu. Şimdi ise… gözlerinde ikisi de yoktu.
Çiçekleri verdikten sonra odadan çıktım , ben odadan çıkınca Yusuf amca odaya girmişti. Kapıda Poyraz beni bekliyordu. En iyi arkadaşım ve aynı zamanda yakın korumamdı.
Arabaya bindik. Ön koltuğa geçti ve motoru çalıştırdı.
“Açelya Sarmaşık ile ilgili bir şey bulabildin mi?”
“Bildiklerimiz dışında hiçbir şey yok Ateş. Kaybolması çok şüpheli. Ölü mü diri mi belli değil. Bir nokta var ve bizi hep başa döndürüyor.”
Haklıydı. O nokta beni de hep en başa götürüyordu. Yusuf amcanın yanına gittiğimde Kaan Söner’den bilgi alabileceğimi düşünmüştüm ama boşundaydı. Kaan kaçmıştı. Kamera kayıtları silinmişti.
Araştırırken sakladığı bir kardeşi olduğunu öğrenmiştim. Rüzgar Söner.
Gece onun takıldığı mekana gidecektim.
Eve uğrayıp, giysilerimi değiştirip çıktım. Siyah bir takım elbise giymiştim. Poyraz da mekana gelecekti. Vardığımızda arabadan inip mekana doğru yöneldim. İçeriden gelen şarkı sesiyle duraksadım. Bu sesi tanıyordum.
Ahu’ydu.
Sahnedeydi. Bordo, göğüs dekolteli mini bir elbise giymişti. O kadar farklı görünüyordu ki… Yutkundum. Kılık değiştirme içinde çok iyiydi.
Kolyesi hala boynundaydı. Bakışlarımız kesişti. Beni fark etti. Şarkıyı bitirdi ve sahneden indi. O sırada Rüzgar Söner’in masasına baktım yoktu.
Ha siktir.
Ahu da masaya baktı, sinirle bir şeyler söylendi.
Yüzümdeki gülümsemeyi fark edince kendime geldim. O sadece bir çocukluk aşkıydı. Öyle kalmalıydı.
Yanına doğru yürüdüm. Tam arkasında durduğumda yüzünü bana doğru çevirdi. Aramızdaki mesafe yok denecek kadar azdı. Geri çekildi.
“Neden burada olduğunu biliyorum, Ahu.” dedim. Cevap vermedi. Yanımdan geçip bara doğru yöneldi. Masaya oturduğum sırada Poyraz aramıştı.
“Rüzgar Söner arka kapıdan kaçtı. Adamlarla birlikte peşindeyiz.”
“Sağ ol.”
O sırada Ahu’nun yanına bir adam yaklaştı. Bakışları Ahu’nun vücudundaydı. Ahu kaşlarını çattı. Yerimden fırladım ve adamın yüzüne yumruğu indirdim. Adam yere yığılmıştı. Ahu şaşırmadı. Viskisini içmeye devam etti. Yanına oturdum. Bende alkol siparişi verdim. Bardağa konan viskiye baktıktan sonra bakışlarım Ahu’yu buldu.
“Şarkı seçimin iyiydi.” dedim
“Muhtemel aşk… Tesadüf mü?”
Bardağını tekrar eline aldı.
“Ben tesadüflere inanmam.” dedi. “Sen?”
“Ben de. O yüzden buradasın.”
Gözlerini kaçırmadı.
“Burada olmam seni neden bu kadar ilgilendiriyor, Ateş Yıldırım.” dedi.
Bir an için sustum. Sonradan hafifçe ona doğru eğildim. Sesimi sadece onun duyabileceği şekilde;
“Çünkü yıllar önce boynuna taktığım bir kolyeyi, bugün başka bir kimlikle taşıyan bir kadın görüyorum.”
“Demek tanıdın.”dedi kalkmak için hareketlendi. “ Geç oldu.”
“Hayır.” dedim net bir şekilde “Erken.”
Elimi bardağımın orada sabitledim. O an bir şeyler düşünüyordu ama anlayamamıştım.
Bakışlarım boynuna kaydı, kolyenin olduğu yere. Geçmişi anımsadım. Sonra tekrar gözlerine baktım. Bu sefer sadece onun duyabileceği şekilde yüzüne yaklaştım. “Ve şunu bil. Ben seni korumaya gelmedim, Ahu. Ama biri sana dokunduğunda, bunu görmezden gelemem.” Cevap vermedi. Ayağa kalkarken sendeledi. Belinden destekledim.
“Seni eve bırakmamı ister misin?”
“Senin yardımına ihtiyacım yok, Ateş.”
Ahu kapıya doğru yürümeye başlayınca bende arkasından yürümeye başlamıştım. Kapıya vardığında yanına biri gelmişti. Ahu, kimin olduğunu anlamış gibi adama sıkıca sarıldı. Bense kaskatı kesildim. Kimdi bu şerefsiz?
Son olarak duyduğum tek bir şey vardı.
“Gidelim mi, sevgilim?” olmuştu ve adam Ahu’yu kucağına alıp mekandan çıktı. Bense orada biraz durdum ve sinirle mekandan çıkmıştım. Arabaya bindiğimde elimle oynadığımı fark ettim. Bu huyumdan nefret ediyordum!
Arabayı çalıştırdım ve mekanın otoparkından çıktım. Korumalarsız çıkmıştım. Arabanın gazına yüklenmiştim. Şuan nereye gittiğimi dahi bilmiyordum. Sinirli olmam için bir sebep bile yoktu. Alt tarafı çocukluk aşkımın bir sevgilisi vardı. Ateş, oğlum kendine gel! Adı üstünde bir çocukluk aşkı ve çocukluk aşkı olarak bırakmalısın. Telefonum çaldı, Poyraz arıyordu. Zaten benim Poyraz dışında arayacak biri var mıydı ki?
“Korumalarsız çıkmak ne demek, Ateş? Hemde bu dönem bir çok kişiye saldırmışken.”
“İşime yarayan bilgi yoksa kapatıyorum.”
“Tamam dur. Rüzgar Söner’i yakaladık. Kulübe mi, depo mu?” Saat şuan çok geçti kulübe olmazdı.
“Depoya götürün 15 dakikaya oradayım.” 15 dakikanın sonunda depoya varmıştım. Korumalar deponun etrafında nöbet tutuyorlardı. İçeri girdiğimde Rüzgar Söner’in dağılan yüzüyle karşılaşmıştım. Ağzı bantlıydı, bu nedenle söyledikleri net değildi.
“O siktiğim abin nerede?” Yanına yaklaşıp ağzındaki bandı çıkardım.
“Gerçekten bilmiyorum. Bırakın beni gideyim.” Yüzüne bir tane yumruk indirdim ve sandalye devrildi.
“Senin karşında gerizekalı mı var lan, it. Kendini cesur sanan birinin böyle bir kardeşi olması… utanç verici olmalı. Yarına kadar süren var. Geldiğimde bana anlatacaksın ya da… sen gerisini anladın.”