4. bölüm · Gölgeler arasında kalanlar

3. Dönüşün eşiğindeki kararlar

Irmak ☆

Yıllar insanı değiştirir derlerdi. Ben bu duruma eskiden inanmazdım çünkü neden bir insan zamanla değişsin ki?
Bazı lafları küçümsememek lazımdı, aynı bu laf gibi çünkü o küçümsediğimiz laflar bir gün bizi bulup hayatımıza dahil olabilirdi.
Gençliğimdeki Theronla şu an karşımdaki Theron neredeyse hiç benzemiyordu. Sevgi dolu bakışlı, her zaman gülümseyen adam nasıl olur da kaşları çatık, sert, gülümsemeyen birisine dönüşebilirdi?

Üçüncü kişi şu an karşımdaydı; sadece dördüncü ve beşinci yoktu.

Theron’la aramda sadece birkaç santim varken onu incelemeye başladım. Alnına dökülen küllü sarı dağınık saçları diğer bir yandan da özenliydi. Kemikli yüzü onu daha sert gösterirken deniz mavisi olan gözleri sakinliğini koruyordu. Kalın dudakları keskin çenesiyle uyuşurken benim alnım onun boynuna doğru denk geliyordu. Boyu 1.89 olmalıydı çünkü ben de 1.71 boyundaydım.
Gözlerim vücuduna kaydığında kaslı yapısına oturan lacivert renkteki üniformaydı. Diğerlerinin aksine göğsünün sol tarafında kanatlı Tavrenor amblemi vardı.
Gözlerim tekrar bakışlarıyla buluştuğunda bana şu an öyle derinden bakıyordu ki gözlerini bile kırpmıyordu; bende aynı şekilde ona bakıyordum. Bakışlarından bir şey anlamaya çalıştım ama bir şey anlayamıyordum. Şu an ne hissediyordu? Beni gördüğüne sevinmiş miydi? Yoksa o da mı bana hain gözü ile bakıyordu?
Eli aniden yavaşça havaya kalkmıştı. Havaya kalkan eli yanağıma doğru ilerlerken kendimi yutkunmaktan alıkoyamamıştım. Yanağıma mı dokunacaktı?

Yavaşça tebessüm ederken Theron’un da beni özlediğini şimdi daha iyi anlıyordum. Yüzümü eline yaklaştırırken kalbim daha hızlı atıyordu ama maalesef ki kalbimin durması, elinin durması ile aynı anda olmuştu.
Daha deminki sakin bakışlı gözlerinin yerine büyük bir nefret aldığında gülümsemem yerle bir olmuştu. Yerle bir olduğu gibi yanılmıştım da.

Theron da bana hain gözüyle bakıyordu.

Hızlıca geri çekildiğinde aramızdaki yakınlık birkaç adımla yok olmuştu. Ne bekliyordum ki? Zaten bunların olacağını bile bile gelmemiş miydim?
Boğazımı temizlediğimde konuşmaya başladım. "Seni haberler dışında uzun zamandır görmemiştim." Sesim olduğundan kısık çıkmıştı. "Neredeyse hiç değişmemişsin ama huyların değişti mi onu bilemem..."

"Hangi yüzsüzlük ile buraya geldin?"

Yüzsüzlük... Kalın ve derin sesi içimi ürpertmişti. Bir an duraksadığımda ne diyeceğimi bilememiştim ama sonra lafı uzatmamak için hemen konuya giriştim: "Ben buraya tekrar askerlik yapmaya..."

Lafımı tekrar bölen şey attığı büyük bir kahkahaydı. Söylediğim komiğine mi gitmişti? Hayır, hayır; basbayağı benimle alay ediyordu. Kahkaha atması en sonunda bittiğinde etrafa doğru göz attı. Theronda farkındaydı, bizi izleyen onca insan vardı. O insanlara buz gibi baktığında bütün olan topluluk hızlıca dağılmıştı.
Bazen otorite cümleyle değil, bakışlar ilede olurdu.
Tekrar bana döndüğünde "Soruma cevap vermedin," dedi. "Sana sordum ki hangi yüzsüzlük ile buraya geldin?"
Tekrar aynı soruyu sorduğunda, içimden büyükçe bir sabır diledim çünkü sinirlenmeye başlıyordum. Buna en iyi örnek yumruklarımı sıkmamdı. "Ve sen de benim sözümü kestin" Diyerek karşılık verdim "Ama madem soruyorsun cevaplayayım." Çenemi kaldırdım. "Ben eski bir komutanım; hatırlamıyorsan dile getireyim, eski komutanların tekrar askerlik yapmaya hakkı vardır. Ben de askerliğimi tekrar yapacağım."
Bu kural bizim ölmüş olan eski komutanımızın kuralıydı. Koyduğu bu kural sayesinde özgüvenim de artmıştı.
Theron beni yavaş bir şekilde süzdüğünde yüzündeki ifade okunamıyordu. Ne düşünüyordu? Beni buraya tekrar alacak mıydı? Ya da kurallara itaatsizlik edip kovacak mıydı? Bunlar kafamda soru işareti bırakırken konuşmaya başladı "Diyelim ki seni aldım..."

"Komutanım! Yemelik yeni erzaklar geldi!"
Theron'un lafını bölen kişi bize yaklaşan bir askerdi... Hayır, bu sadece bir asker değildi... Bu, komutan yardımcısıydı.
Yardımcının bakışları, gelmesiyle bana döndüğünde hızlanan nefesi neredeyse durmuştu. Yüzüne hem şaşkınlık hem de mutluluk geldiğinde bana kocaman gülümsedi.
Bu kişi Barlen Threndi, çocukluğumuzun üçüncü neşesiydi çünkü Barlen de bizimle eskiden çocukluk arkadaşıydı. Theron, ben ve Barlen birlikte büyümüştük. Benim yokluğumda Theron onu sağ kolu yapmıştı. Bu beni mutlu yapacaktı ki yüzümdeki gülümsemeye de yansımıştı.
Barlen'in ela olan gözleri hiç değişmemişti; kahverengi olan orta uzunluktaki saçları yandan ikiye ayrılırken yüzündeki çiller ona ayrı bir hava veriyordu.

Sadece beşinci kişi kalmıştı.

"Sen..." diyerek kekelemeye başladı. "Sen... Demek ki buraya tekrardan geldin." Ela gözleri dolduğunda bana sarılmak için öne atılmıştı. Ben de öne doğru adım attığımda sarılmamızı engelleyen Theron'un öksürüğüydü. Barlen sertçe baktığında, beni nedensizce bir özgünlük kaplamıştı çünkü buradaki hiç kimse bana sarılamıyordu. Ne Liya ne de Barlen.
Barlen geriye doğru çekildiğinde bana "Özür dilerim" bakışı atmıştı. Başımı iki yana salladığımda onun özür dilemesini istemiyordum. Bu olan onun kararı değildi.

Theron'un bakışları tekrar bana döndüğünde gözlerinde garip bir ima vardı. "Diyelim ki seni aldım," dedi. Daha deminki tamamlayamadığı cümlesini tamamlıyordu "Burada gerçekten dürüst bir şekilde askerlik yapacağına inanıyor musun?"

Hiç düşünmeden "Evet," dedim.

Güvenime inanamıyormuş gibi bana bakarken çenem dik bir şekilde kalmıştı. Her ne olursa olsun kendime olan güvenim tamdı. "Peki ya ben sana güvenmiyorum desem? Seni buraya tekrar almasam..."

"Ama eskiden komutan olan herkes tekrar askerlik yapabilir, öyle değil mi?" Barlen heyecanlı bir şekilde bu cümleyi kurarken Theron ona öyle bir bakış attı ki hemencecik heyecanı kaybolmuştu. "Bana bak Barlen," Dedi çenesi kasılmışken "Sen buraya benim laflarımı kesmek için mi geldin yoksa haber vermek için mi? O çeneni kapatamıyorsan defolup gidebilirsin, seni tutan yok"
Aslında Theron'un gözünden bakarsam ona hak verebilirdim çünkü hiçbir komutan kendi sözünün kesilmesinden hoşlanmazdı fakat Theron, Barlen'e o kadar fazla öfkeli bakıyordu ki nutkum tutulmuştu.
Barlen bir süreden sonra hafifçe başını öne eğdi, sesi kısık çıkıyordu: "Kusura bakmayın komutanım... Sadece hatırlatmak istemiştim..."
"Ve bu kuralları hatırlatmak sana düşmez!" Theron'un sesi olduğundan daha fazla yükselmişti. "Aptallar gibi davranıyorsun, kendine çeki düzen ver. Sen artık bir çocuk değilsin!" Barlen yutkunduğunda cümleler ağzından çıkmıyordu.
Neler oluyordu? Barlen neden cevap vermiyordu? Alt tarafı kuralı hatırlatmak istemişti ama aldığı tepki...
Tam o sırada Theron, Barlen'in kolunu öyle bir sert tuttu ki gözlerim kocaman açılmıştı. Elimi ağzıma götürdüğümde, kesinlikle aralarında bir şeyler yaşanmış olmalıydı diye düşündüm çünkü hiç kimse durduk yere birine böyle saldırıda bulunamazdı.

Ya da bir diğer seçenek; yıllar insanı gerçekten değiştirirmiş. Gerçekten.

Fakat ben bunları düşündüğüm esnada Theron'un yüzüne büyük bir şaşkınlık gelmişti. Önce Barlen'e doğru bakmıştı, daha sonra sıkıca tuttuğu koluna. Elektrik çarpmış gibi geri çekilirken elini yüzüne doğru götürdü; ağzında bir şeyler gevelemişti ama ne olduğunu anlayamamıştım.
Pişman mı olmuştu yoksa?
Yavaşça elini yüzünden çekti. Yüzündeki ifade okunmuyorken boğazını temizledi "Ben... Çok özür dilerim. Sadece biraz fazla tepki verdim." Büyük bir iç çektiğinde bakışlarında artık bir çağresizlik vardı. "Son birkaç yıldır sana kaba davranıyorum... Bunun farkındayım ama söz veriyorum düzeltmeye çalışacağım."
Rahatlamış gibi ben de derin bir nefes vermiştim ama her ne kadar verirsem vereyim bu an aklımın bir köşesine yazılmıştı. Gözlerim Barlen'e döndüğünde o da artık alışmışçasına, "Sorun yok" Dedi "Sen haksız değilsin, haksız olan taraf benim. Lafını bölmemeliydim," dedi. Başını iki tarafa sallarken eliyle beni gösterdi "Beni boş ver, Zoya'yı buraya alacak mısın?"

Gerçeklik tekrar geldiğinde asıl meseleyi unutmuştum. Doğru ya, beni Zafer Hisarı'na alacak mıydı?
Theron'un yüzündeki çağresiz ifade, Barlen'in adımı anmasıyla yok olmuştu. Eliyle alnını ovarken "Alacağım," diye mırıldandı.
Mırıldanması ile kalbim daha hızlı atmaya başlamışken tekrar konuştu "Ama bunu sakın merhamet olarak sanma," dedi. Ses tonu uyarıcıydı "Buraya tekrar almamın başka nedenleri de var tabii ki."
Kaşlarımı ona doğru çatarken "Ne demeye çalışıyorsun?" diye sordum.
Yüzüne silik bir gülümseme geldiğinde ne düşündüğünü anlamıyordum ama anladığım tek bir şey vardı: Bugünden sonra olanlar onun için iyi, benim içinse kötü olacaktı.

"Seni kullanacağım desem..."

Ani söylemiyle yüzüne öyle bir bakış attım ki dişlerimi sıktığımı o an fark etmiştim. "Sen..." dedim. Cümleleri heceliyordum. "Sen... Ne söylediğinin farkında mısın?"
Daha fazla gülümsediğinde bu gülümsemenin altında daha farklı şeyler yatıyordu. "Ne söylediğimin gayet farkındayım. Bütün yaptıklarının bedelini sana ödeteceğim. Bilmen gereken tek şey, yarın er olarak başlayacağındır." Başını omzuna doğru yatırdı. "Umarım koğuşların yerlerini unutmamışsındır?"
Ellerimi yumruk yaparken aslında şu an mutlu olmam gerektiğinin farkındaydım; ne de olsa Zafer Hisarı'na tekrar geri alınmıştım ama bu geri dönüş ya benim için bir felaket olursa?
Daha önceki sorusunu yanıtlayarak "Unutmadım," dedim. Theron başını memnunmuş gibi sallarken Barlen'e baktı "Barlen, Zoya'nın işlerini tamamlamanı istiyorum. Tamam mı?"
Barlen komuta uymuş gibi "Tamam" Dedi. Tam arkasını dönüp gitmek üzereyken Theron onu durdurmuştu "Bekle"

" Ne oldu komutanım?"

"Gitmeden önce bir kağıt hazırlamanı istiyorum" Dedi.

Barlen anlamamış gibi bir kaşını kaldırdı. "Ne kağıdı?"

Theronun bakışları bu sefer arkamda ki, az önce bana sataşan askere dönmüştü "Birisini Zafer hisarın'dan atmak için"