GÖLGE TİYATROSUU kitap kapağı

8. bölüm / 8

GÖLGE TİYATROSUU

8. BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Panik Yok

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: 8. BÖLÜM

"SON PERDE VE AYNA"
Yağmur, gecenin zifiri karanlığını deler gibi yağmaya devam ediyordu. Harun, emniyet binasından nasıl çıktığını, direksiyonu nasıl kavradığını bile hatırlamıyordu. Kulaklarında sadece Derin’in o çaresiz, titrek sesi yankılanıyordu: "Harun amca... Sahne çok karanlık..."
Araba, Tarihi Çarşı’nın en kuytu köşesinde, yıllar önce yangın geçirdiği için terk edilen ve haritadan dahi silinmiş olan Eski Şehir Kültür Merkezi’nin önünde acı bir frenle durdu. Harun araçtan indi. Siren yoktu, arkasından gelen ekip yoktu. Sadece kendisi, yağmurun uğultusu ve belinde taşıdığı soğuk çelik vardı.
Binanın paslı devasa kapısını omzuyla iterek içeri girdi. İçerisi kapkaranlıktı; hava ise yoğun bir gaz yağı, yanık ahşap ve keskin bir kan kokusuyla kaplıydı. Harun fenerini yakmadı. Katilin onu izlediğini biliyordu. Adımlarını sahne alanına doğru yöneltti.
Tiyatro salonunun kapılarını açtığında, sahnenin tam ortasında tek bir spot ışığının yandığını gördü. Light beam’in altında, ahşap bir sandalyeye oturtulmuş, elleri ve ayakları iplerle bağlanmış Derin duruyordu. Ağzı bantlıydı, gözlerinden süzülen yaşlar yanaklarında kuruyordu. Başının üzerinde ise boynuna doğrultulmuş, devasa bir giyotin mekanizmasını andıran ağırlığa bağlı keskin bir ayna parçası asılıydı.
"Derin!" Harun ileri doğru bir adım attı.
"Bir adım daha atarsan ipleri bırakırım Başkomiser," dedi karanlığın içinden gelen o tanıdık, mekanik ses.
Localardan birinin gölgesinden, yüzünde o dikişli ahşap tiyatro maskesiyle katil süzüldü. Elinde, Derin’in başının üzerindeki ayna mekanizmasını tutan kalın bir halat vardı.
"Sonunda geldin," dedi katil yavaşça sahneye doğru inerken. "Oyunun tek seyircisi de, başrolü de sensin Harun."
"Derin'i bırak," dedi Harun, sesini olabildiğince sabit tutmaya çalışarak silahını katile doğrulttu. "Aradığın kişi benim. İntikamın, hırsın, derdin neyse benimle çöz."
Katil alaycı bir kahkaha attı. "Hâlâ anlamıyorsun, değil mi? Bu bir intikam değil Harun. Bu bir tamamlanma. Vural Soykan sana gerçeği söyledi ama sen duymak istemedin. 'Aynaya dikkatli bak' dedi."
Katil serbest olan eliyle yüzündeki dikişli maskeye uzandı. Ağır ağır maskeyi çıkardı.
Spot ışığının cılız yansımasında Harun’un gözleri dehşetle açıldı. Silahı tutan eli ilk defa gerçek anlamda sarsıldı. Karşısındaki kişi ne Vural Soykan’ın bir müridiydi ne de dışarıdan bir yabancı... On yıl önceki o kanlı operasyonda Vural’ın elinden kurtaramadığı, öldü bildikleri ilk kurbanın ağabeyi; Harun’un yıllarca emniyette omuz omuza çalıştığı, öldü sanılan eski devriyesiydi.
"Sen..." dedi Harun, boğazı kuruyarak. "Ahmet?"
"Kardeşimi o gece o tiyatroda ölüme terk ettiğinde ben de öldüm Harun!" diye bağırdı Ahmet, gözlerindeki saf nefretle. "Vural o gece sadece kardeşimi değil, senin korkaklığını da sergiledi! Sen onu kurtarmak yerine Vural'ı yakalamayı seçtin. Zafer kazanmış bir kahraman gibi rozetini parlattın, ama arka sahnede kimin öldüğünü umursamadın!"
"Ahmet... O gece başka çarem yoktu," dedi Harun, gözleri karararak. "Vural sistemi kurmuştu, bir saniye bile geciksek ikiniz de ölecektiniz!"
"Yalan!" diye kükredi Ahmet ve elindeki halatı biraz gevşetti. Derin’in tepesindeki dev ayna parçası birkaç santim aşağı kaydı. Derin boğuk bir çığlık attı.
"Şimdi sana aynı seçeneği sunuyorum Başkomiser," dedi Ahmet, gözlerinden yaşlar süzülürken. "Ya silahını kendi şakaklarına dayayıp bu perdeyi kapatacaksın... Ya da ben bu halatı bırakacağım ve senin 'geleceğin' dediğin bu kız, tıpkı benim geçmişim gibi o aynanın altında can verecek. Seçim senin. Kahraman mı olacaksın, yoksa yine bir seyirci mi?"
Harun, karşısındaki adamın gözlerindeki kararlılığı gördü. Ahmet akıl sağlığını çoktan yitirmişti; geri dönüşü yoktu. Harun yavaşça silahını kaldırdı. Namluyu kendi şakaklarına doğru yaklaştırdı.
Derin gözlerini kapatıp başını sallayarak ağlarken, Harun son bir kez Derin’e baktı. Ardından gözlerini Ahmet’e dikti.
"Haklıydın Ahmet," dedi Harun alçak bir sesle. "Aynadaki yansımamdan yıllardır kaçıyordum."
Harun parmağını tetiğe koydu. Ahmet zafer kazanmış bir gülümsemeyle halatı daha da sıktı. Ancak Harun’un gözlerindeki son pırıltı, bir pes ediş değil, saliselerle hesaplanmış bir hamlenin habercisiydi...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

11okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.