4. Ateş

Vaveyla Yazarı: Beren .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 4. Ateş

Büyük ihtimalle Göktuğ’un işaret vermesi beş dakika bile sürmemişti ama elimde pimi çekilmiş patlamayı bekleyen bir bombayla en az elli teröristin içinde bu süre yıllar kadar sürmüş gibiydi. Bu bekleyişin sonunda artık Göktuğ’dan işaret geldi.
“Komutanım, şimdi!”
Göktuğ’un işareti ile Mustafa abiyle aynı anda el bombalarımızı fırlatıp siper aldık. Güvenlik kolunu bıraktıktan altı saniye sonra patlama sesi ve hemen ardından Göktuğ’un JNG90’ının sesi duyuldu. Göktuğ’un sesi ile sızma işlemini başladık. Mağaranın doğusundan Mustafa abinin ekip, batısından ise benim ekip girmiştik. Mağaranın ilk girişinde karşımıza toplamda on üç adam çıktı. Onları indirip ilerlemeye devam ettik. Mağara hafif aşığa doğru eğim ile devam ediyordu. Aşağıya indikçe ışıkta azalmıştı bu yüzden silahlarımızın fenerlerini yakıp yüzümüzdeki peçeleride düzeltip ilerlemeye devam ettik. Mağaranın içinde ilerleyişimiz umduğumuzdan uzun sürmüştü be büyük ihtimalle mağaranın derinlerinde olduğumuz için telsizden ses kesik geliyordu. Göktuğ ve Ege bize bir şeyler diyordu ama dediklerinden hiç bir şey anlamadık.
“Abi, h-..en-..al-..s-..çev-…du-…se-…ver-…”
“Ne diyorsun Göktuğ tekrar et, anlaşılmadı tekrar et!”
“A-.. çık-…sar-…çe-…”
Ve ses tamamen kesildi. Göktuğ ile iletişim kesildiğinde bizde mağaranın sonuna gelmiştik ama mağaranın sonunda kod adı Leys olan terör elebaşını yada bir gizli geçidi beklerken karşımızda beş tane varil ve üstlerinde bağlı olan patlayıcıları görmeyi beklemiyorduk.
“Kurt! Patlayıcı! Boşalt, boşalt çıkışa koşun!”
Ben daha önde ilerliyordum bu yüzden sadece ben fark etmiş ve diğerlerine işaret vermiştim. Hepimiz çıkışa doğru koşmaya başladık. Çıkışa geldiğimizde karşımızda ellerindeki kalaşnikofları bize doğrultmuş bekleyen en az otuz terörist ile olduğumuz yerde kaldık. Ve biraz geç olsa da o an Göktuğ’un bize ne anlatmak istediğini anlamıştım. ‘Abi çıkın etrafınızı sarıyorlar!’ Göktuğ bize bunu demişti ama ben önemsememiştim Allah kahretsin ki dediklerinden çıkarım yapmaya çalışmak yada Göktuğ neden boş boş konuşsun bir şey oldu diyip dönmek yerine hırs için ilerlemeye devam etmiştim. Ve şuan hırsımdan dolayı, benim yüzümden benim emrimi bekleyen dört adamın canı tehlikedeydi ve hatta belki de Göktuğ ve Ege’nin bile canı tehlikede olabilirdi. Benim yüzümden…
Kurt timi yani biz teröristlere, teröristler ise bize silah doğrultmuş mağaranın çıkışında dikiliyorduk. Teröristler sayıca aşırı fazla olduğu için ateş açmaya bile yeltenmedik ama yine de namlularımızı teröristlere doğru tutmaya devam ettik. Karşımızda namlularını bize doğrultmuş bekleyen terörirstlere belli etmemeye çalışarak telsizden Göktuğ ile iletişime geçmeye çalıştım. Konuşurken hem ağzımı oynatmadan hem de sanki konuşmuyormuş kadar kısık bir ses ile Göktuğ ve Ege’ye seslendim.
“Göktuğ, Ege. Heriflerin beşte ikisini indirebilir misiniz?”
Ve cevap yoktu. Korktuğum başıma mı gelmişti?
Sadece mağaraya inenler değil, Göktuğ ve Ege’de mi fark edilmişti?
Onlarda mı esir alınacaktı?
Yada biz bu herifleri gebertip Diyarbakır’a dönebilecek miydik?
Bir kaç saniye içinde beynimin içinde tonlarca soru döndü. Bu sorulara binlerce soru eklenerek beynimin içinde dönmeye devam etti. Kurt timinin iki üyesi dışındaki herkese şuan tetik doğrultulmuş, geri kalan iki kişinin ise durumundan haberimiz yoktu. Çünkü ben Allahın belası o telsizin çekmemesini, Göktuğ’un bana kesik gelen haykırışlarını Allah belamı versin ki önemsememiştim. Allahın belası hırsım yüzünden şuan bütün Kurt timi tehlikedeydi. Ses gelmeyeceğini bilsemde tekrar Göktuğ yada Ege’ye ulaşmayı denedim.
“Göktuğ, Ege ses versenize lan! N’olur ses verin. Şu kodumun yerinde ki adamlardan ne kadarını indirebilirsiniz?”
Yine ses gelmemişti. Bu seferde ses gelmeyeceğini bilmesine rağmen Kuzey bütün alaycılığını konuşturarak hem bağırıyormuş gibi hem de karşımızdaki itlere sesini duyurmadan telsize konuştu.
“Lan Göktuğ hadi Ege çömez, çömezim yeni öğreniyorum der sıyrılır. Sen neyine güvenim cevap vermiyorsun?”
Yine ses yoktu…
Bu seferde Murat şansını denedi.
“Lan göt şurada bilmem kaç tane piç namlusunu bize doğrultmuş, leş kokan puşilerinin altından pis pis sırıtıyorlar siz ne cevap vermiyorsunuz indirsenize şunları!”
Ve yine cevap yoktu. Cevap gelmeyeceğini bilmemize rağmen hepimiz şansımızı deniyorduk. Bu sefer Mustafa abi konuştu.
“Lan işi goy goya döktük rahatlamak için ama bir ses versenize oğlum.”
Bu sefer ses gelecek olsa da Ayaz daha önce davranmıştı o yüzden Ayaz’ın sesi dışında bir ses duymadık.
“Oğlum harbiden bir ses versenize!”
Bu sefer bir ses gelmişti ama bu ses telsizlerimizden değil karşımızda puşisinin altından sırıtan şerefsiz piçlere aitti.
“Ne o komitan dağdaki eskerinden ses yoktur?”
Korktuğumuz başımıza gelmişti, bu piçler Göktuğ ve Ege’yi de bulmuştu. Eğer on kişiden fazla göndermediyse Ege ve Göktuğ baş edebilirdi ama daha fazlaysa işleri biraz zor olurdu.
“Lan piç! Nerede askerlerim? Gebertirim seni sayınız fazla diye sevinme! Yaralı bir Türk askeri tek başına bile alır sizin gibi soysuz itleri!”
“Ama eskerlerin alamadı komutan. Getiriyor benim adamlar senin eskerleri.”
“Lan varya askerlerimden birinin saçının teline zarar ver seni anandan doğduğuna pişman ederim!” Normalde bu kadar fazla kişi olmasalar ve Göktuğ ile Ege ellerinde olamasaydı çoktan üzerine çıkmış suratına yumruklar indirerek burnunu falan kırıyor olurdum, ama ellerinde iki tane kardeşim vardı ve bizim karşımızdaki grupta az kalabalık değildi. İntikamımı sonraya erteleyip tekrar Göktuğ ve Ege’yi sordum.
“Lan it, askerlerim neredeler?”
“Sakin olasın komiten, bilesinn neydi size bir söz vardi, heh ‘acele işe şeytan karişir’ bak komiten sözünüz bile vardır sen neden böyle acele edersin? İki sohbet etmeyecek miyiz ben böyle tecenin en güçlü timini elimin altına almışım hiç hemen öldürürmüyüm.”
Bizi öldürebilecek olduğunu düşünmesi komiğime gitmiş hatta sadece benim değil bütün timin komiğine gitmişti. Tam ağzımı açacağım sırada Kuzey konuşmaya başladı. Normalde lafımın kesilmesine aşırı sinirlenirdim ama şuanda Kuzey’in lafımı bölmesi hiç sinir etmemişti.
“Lan it sen harbiden şuanda bizi ele geçirdim falan mı sanıyorsun? Yazık lan size böyle beynini yıkıyorlar sizin. Kesin benim kardeşlerimin üstüne de bir dünya adam göndermişsindir sen ama onların leşi serilecek senin önüne hem de SARI TORBADA.”
Sarı torba derken sesini normaldekinden daha yüksek ve gür çıkarmıştı.
Şerefsizler ile birbirimize silah doğrultmuş dururken içerideki patlayıcı dolu variller aklıma geldi sayaçta yanlış görmediysem geri sayım vardı ve geri sayımın çoktan bitmiş ve patlayıcıların mağarayı havaya uçurmuş olması lazımdı. Ve tam o anda mağaranın içinden bir uğultu ve salisesinde havaya uçmamıza sebep olan bir patlama gerçekleşti. Piçler planın bir parçası olarak varillerin içine benzin ve benzeri patlayıcı madde yerine su tarzı bir madde koymuş olacak ki mağaranın girişinde durmamıza rağmen parçalara ayrılmak yerine ileriye savrulmuştuk.
…
Hızlı savrulmamıza rağmen ayılmamın çok uzun sürmediğini tahmin ediyorum. Ayıldığımda çevremde sadece vatansız piçler vardı ama şuan asla onlarla ilgilenemezdim, en önceliğim timi toplamaktı eğer timi topladıktan sonra vaktimiz var gibi olursa bu itlerin başını da alabilirdik.
Hemen ilk olarak telsize konuştum ama telsiz patlamanın etkisiyle olduğunu tahmin ediyorum bozulmuştu. Patlamadan önce sol tarafımda ve sağ tarafımda Kurt timinin üyeleri bulunuyordu. O yüzden her tarafa bakmam gerekiyordu. İlk olarak mağaranın doğusuna doğru ilerledim. Mağaranın doğusunda tek gördüğüm bulanıklık, toz bulutu ve yırtık şalvarlı soysuzlardı. Mağaranın doğusunda açıktan ilerliyordum ama bizim tim mağaranın dibindeyken patlama olduğu için büyük ihtimalle bizimkiler çok fazla ileriye uçmamışlardır diye tahmin ettiğim için mağaranın daha yakınlarına ilerledim, mağaranın yakınlarına ilerledikçe bir ses duydum.
“Aa, lan, kolum, of, abi, duyuyor musunuz?”
Kulağımdaki çınlamadan ve sesin boğukluğundan dolayı tam olarak kim olduğunu ve ne dediğini anlamıyordum ama bizden birisi olduğuna emindim. Sesin geldiği yere dahada yaklaştığımda sesin bizden birine ait olduğuna emin olmuştum. Daha da yaklaştığımda sesi Ayaz'ın sesine benzettim.
"Ayaz sen misin?"
"Komutanım, komutanım benim... benim Kuzey."
"Kuzey, sen misin? Ne oldu kolun mu sıkıştı Kuzey?"
"Komutanım ben iyiyim, diğerlerini bulun komutanım ben iyiyim!"
"Bok iyisin amına koyayım, seslenmesem bağırıyordun kolum kolum diye. Neren iyiymiş. Bir daha olmaz ne kadar iyiyim desende ben önce sen, çıkaracağım, sonrada gidip diğerlerini, kurtaracağız anladın mı beni Kuzey!"
"Emredersiniz komutanım!"
"Kuzey şimdi taşları alacağım üstünden ama sakın hareket etme yığıntılar sıkıştırmasın."
"Emredersiniz komutanım!"
Kuzey'in onaylayan sesini duyduğumda en hızlısından mağaradan dökülmüş taşları yığıntının üstünden alıp kenara fırlattım. Taşları kenara fırlatırken arkamdan sırtıma doğru birisi atıldı. Üzerime atılmadan hemen önce bir ses duymuş ve arkamı dönecektim ama vatansız it daha önce davranmış ve boynumu sıkmaya başlamıştı. Boğazıma atılmasıyla anlık olarak nefes almakta zorluk çeksem de bizim eğitimlerimizde en az dört dakika nefes tutma gibi şeyler olduğu için anlık şok geçtiğinde sağ dirseğimi soysuz itin karın boşluğuna olağan kuvvetim ile bir kaç kez vurduğumda vatansız piç geriye doğru yalpaladı o geriye doğru yalpaladığında hemen üzerine atılıp yakasına yapıştım ve burnuna kafamı geçirdim. Bu sefer sadece yalpalamamış hem de yere kapaklanmıştı. Ölmediğimden emindim her ne kadar eğitim almasa da bir kaç karın ve bir burun darbesiyle kimse ölmezdi ama yine de nabzını kontrol etme gereği duydum. Nabzını kontrol ettiğimde çok yavaş olduğunu gördüm ve mermi harcamamın gerekmeyeceğini düşündün. Onu olduğu yerde bırakıp tekrar Kuzey'in olduğu yıkıntının anına döndüm.
"Kuzey, hala aynı şekilde mi sıkışıklığın? Başka bir yerin sıkıştı mı?"
"Yok komutanım, aynı sadece kolum sıkışık. Ama komutanım bir bağırış sesi geldi siz iyi misiniz?"
"İyiyim, iyiyim. Sadece soysuzun teki gebermemiş onunla uğraştım."
"Tamam komutanım."
Ve taşları atmaya devam ettim.
.....
Yaklaşık on dakika kadar sonra bütün taşları almış ve Kuzey'i oradan çıkarmıştım. Kuzey sadece kolunun sıkıştığını söylemişti ama kolu dışında bir çok yerinde yaralar vardı. Büyük ihtimalle diğerleri sadece yüzeysel yaralardı ve onları hissetmedi.
"İyi misin oğlum başka bir yerinde bir şey var mı?"
"Yok komutanım, yok. Başka bir yerimde bir şey yok."
"İyi, silah kullanabilir misin? Kolun ne durumda, kırık tarzı bir şey var gibi mi?"
"Yok komutanım. Ama silah kullanabileceğimden çok emin değilim, tek elimle kavrayabildiğim kadar belki sıkarım ama tabanca daha iyi kullanırım."
"Tamam madem, kalk. Ben sana kendi tabancamı da vereyim. Hemen kalk, diğerlerini bulalım."
Kendi tabancamı Kuzey'e verdim ve Kuzey'in elinden tutup kaldırdım. Diğerlerini bulmak için Kuzey ile kalktık ve kontrollü şekilde diğerlerini aramaya başladık. Mağaranın doğusunda başka kimler vardı diye düşünürken bir yandan da Kuzey'e sordum.
"Kuzey doğu tarafında kimler vardı, senin ile konumu nasıldı, ona göre arayalım."
"Komutanım benim tarafta sadece Mustafa abi vardı. Mustafa abi benim biraz önümde duruyordu komutanım, yani büyük ihtimalle o biraz daha ileriye savruldu."
"Tamam madem biraz daha açılarak ilerleyelim. Bak sadece tabancan var elinde çok dikkatli ol Kuzey, ben biraz daha açılıp ilerleyeceğim."
"Emredersiniz komutanım."
Biraz daha açılıp ilerlemeye devam ettim. Patlamanın üstünden belki de yarım saat geçmesine rağmen etrafta hala toz bulutu vardı. Toz bulutundan dolayı etraf tam görünmese de pür dikkat şekilde etrafa bakınca soysuzların leşlerini görmek mümkündü. Biraz daha ilerlediğim de Kuzey'in sesini duydum.
"Komutanım, buldum! Mustafa abiyi buldum komutanım!"
"Geliyorum Kuzey, tam ne taraftasınız?"
"Komutanım beni bulduğunuz yerden üç metre kadar doğuya ilerleyip iki metre kadar da açılmıştım. Tahminen mağaraya doğru bir kaç metre gelirseniz görürsünüz."
"Tamam, geliyorum."
Kuzey'in tarif ettiği yöne doğru gidince yerde yatan Mustafa abi ve yanına eğilmiş bir şeyler yapan Kuzey'i gördüm. Yanlarına gittiğimde Mustafa abinin bilinci açıktı ama yerden kalkamıyordu.
"Mustafa abi, iyi misin? Neden kalkmıyorsun?"
"Komutanım bacağıma şarapnel saplandı. Mağaranın neresinden geldiyse şarapnel çıktı geldi o da beni buldu."
"Kalkabilir missin abi, ne yapmamız gerekiyor abi, çıkaralım mı şarapneli?"
"Kusura bakma komutanım şuan kardeşim rolünde konuşuyorum. Mal mısın oğlum sen beni kurtarmaya mı çalışıyorsun öldürmeye mi?"
"Abi ne bileyim ben, ne yapacağımı şaşırdım. Zaten Ege ve Göktuğ'dan haber yok, Murat ve Ayaz'ın da halinden haberimiz yok."
"Doğru valla ya Göktuğ ile Ege'yi götürdüler mi acaba neredeler. Neyse bir bez falan bulun bacağımı sıkalım kanamayı durduralım, sonra da Ayaz ve Murat'ı bulalım. Ondan sonra Göktuğ ve Ege'yi ararız."
"Kurmuşsun abi planı ama bacağında şarapnel ile hiç bir yere gidemezsin. Ayaz ve Murat'ı bulalım sonra bir helikopter ile Diyarbakır'a döneceksin."
"Emredersiniz komutanım. Mustafa abinin koluna girip kaldırdık ve güvenli bir yere çektik. Mustafa abinin güvende olduğundan emin olduktan sonra Kuzey ile bu seferde mağaranın batısına doğru ilerledik. Yine açıklıkta ben, mağara dibinden Kuzey ilerliyorduk. Biraz daha ilerlediğimde ensemde bir soğukluk hissettim.
"Yüzünü dön esker!"
Dönmek ile dönmemek arasında kalsam da yavaşça yüzümü döndüm.
"Silahı yere at esker, sakın yanlış bi şey yapmayasın alırım kelleni."
Yavaşça silahımı yere bıraktım.
"heh şöyle komiten, böyle söz dinleyesin. Acep seni hemen gebertsem mi yoksam diğer eskerleribin yanına mı götürsem. Sen onlardan daha çok şey biliyondur, he esker?"
"Lan it beni konuşturabileceğini mi sandın? Sıksana kafama!"
Aslında çok rahat şekilde elinden silahını alabilirdim ama Göktuğ ve Ege'nin yanına götürmesi için asla silahına davranmadım. Birde üstüne daha da sanki götürmesin istiyormuş gibi davrandım. Kolumdan tutup çevirerek ona arkamı dönmemi sağladı ve silahın namlusuyla sırtımdan ittirdi. Şuan da ben Göktuğ ve Ege'nin yanına gidiyordum o yüzden sıkıntı yoktu ama Ayaz ve Murat'ı bulduktan sonra bu herifle karşılaşsam ve beni götürseydi daha iyiydi. Şuan sadece Mustafa abi ve Kuzey bulunmuştu, Kuzey tek kolunu kullanabiliyor Mustafa abi ise yürüyemiyordu o yüzden gitmek ile gitmemek arasında kalmıştım ama diğerlerinin de çok ağır yarası olmadığını tahmin ettiğim için şerefsizin talimatlarına uydum. Şerefsizin yönlendiği tarafa doğru ilerlerken bir yandan da Kuzey'in, Murat ve Ayaz'ı sağlam şekilde bulabilmesi için dua ettim.

Bu bölümü nasıl buldunuzzz?
Olaylar gerçekçi geldi mi?
Birde Y+B yaparsanız çook sevinirim bu operasyon sahnelerini gerçekçi yapmak çok zorluyor o yüzden çok sık bölüm atamıyorum ama en kısa zamanda sıklaştıracağım.
Umarım karakterleri, olayları, karakterler arası bağları seviyorsunuzdurr.
Bölümlerde size garip gelen yada beğenmediğiniz konulrı yorum atarsanız bende düzeltmeye çalışırım.
Bu arada karakter tanıtımı yapmadım hiç ama karakterleri hatırlamakta zorluk çekip tanıtım isterseniz yorumlarda belirtin sonraki bölümde eklerim...
Kitabımı okuduğunuz için teşekkürler seviliyırsunuzzzzzz.....

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

31okunma 13beğeni 4yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.