2. bölüm / 6
Gökte Ateş Yerde Barut2. Ateş
Bölümler 6Şu an: 2. Ateş
- 1 1. Ateş5.119 kelime
- 2 2. Ateş5.655 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 3. Ateş3.026 kelime
- 4 4. Ateş2.088 kelime
- 5 5. Ateş1.621 kelime
- 6 6. Ateş2.004 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Hilal Kara
18 Haziran 2026
Birlikte Alert odasına gelip yerleştik, Melih yine nöbetin uzun olmasına laf yaparken ben çay yapmak için su ısıtmaya başladım.Çevre ülkelerde savaşlar olduğu için artık nöbetlerimiz olduğundan daha tedirgin geçiyordu. Nöbet sakin geçtiği için sevinirken 12. Saatimizde gelen acil çağrı ile hemen kalkış yaptık. Melih ilk olarak telsiz uyarısında bulundu;
“Unknown aircraft, this is Turkish Fighter You are violating Turkish airspace.Turn immediately heading zero-nine-zero.If you do not comply, you will be engaged.Acknowledge.”
(“Tanımlanamayan uçak, burası Türk savaşçısı.Türk hava sahasını ihlal ediyorsunuz.Derhal 090 istikametine dönün.Uymamanız halinde vurulacaksınız.Cevap verin.”) hava sahamızı ihlali eden yabancıdan cevap gelmeyince ikinci uyarıda bulundu;
“Unknown aircraft, this is Turkish Air Force fighter.You are ordered to leave Turkish airspace immediately.Respond now or you will be engaged.”
(“Bilinmeyen uçak, burası Türk Hava Kuvvetleri savaş uçağı. Türk hava sahasını derhal terk etmeniz emredilmiştir. Hemen karşılık verin, aksi takdirde çatışmaya gireceksiniz.”) tekrar cevap gelmedi ve yine hava sahamızda uçamaya devam etti. Melih birden
“lan oç illa kıçına füzeyi sokim mi çıksana adam adam uyarıyoruz!” Diye bağırdı.
O anda yabancı pilot bir anda yükselip üstümüze geçti. Üstümüze geçmesiyle 20 mm atışına başlaması ise nerdeyse aynı andaydı. Neyseki Hava Harp Okulunda bu gibi durumlarında eğitimlerini aldığımız için hızlı manevralar yapıp kaçmayı başardık. Füze atmadığı için şanslı olduğumu düşündüm ama bu düşüncem bizim yaşayacağımız zorluktan değildi, düşüncemin sebebi şehirden çok uzakta değildik ve eğer füze atışı yapsaydı biz kaçınca sivil halka zarar gelebilirdi. Tam atışı durdurdu ve kurtulduk derken tekrar 20mm atışına başladı, bu sefer ben kurtuldum ama Melih’in uçağı ciddi durumda hasar aldı ve tahminen motoru kapandığı için düşüşe geçti.
O an aklıma babamın gözümün önünde vuruluşu,Gökalp’in uçağının yanı başımdan kayıp yere çakılışı geldi ve Melih kendini fırlatamaz diye bir ümit telsizine bağlanırım umuduyla Melih’e seslenmeye başladım bir yandanda yabancı uçağı radarda bulmaya çalışıyordum, radarda uçağı görmeyince hava sahamızdan çıktığını anlayıp yönümü hemen üsse çevirirken bir yandan Melih’e seslenmeye devam ettim
“Melih, Melih , Melih duyuyor musun beni? Lan Allahın belası cevap ver. N’olur bişey de Melih,yaşadığını anlamama yarayacak bir ses ver Allah’ın cezası!” O an ne kadar korksam,panik olsamda koordinatları almayı unutmadım, Melih’i bulmamız kolaylaşır diye düşünerek, Melihten ses alamayınca hemen üsle iletişime geçtim.
“Yuva, burası kartal 2 sesim geliyor mu?”
“Burası yuva,dinlemedeyiz kartal iki.”
“Uçağı 37.10N – 41.15E noktasında vuruldu,büyük ihtimalle sınıra çok yakın bir yere düştü, hemen bulmamız lazım esir düşebilir.”
“Tamam bildirdiğiniz koordinatlara hemen bir ekip gönderiyorum, sen üsse dön kartal 2” komutuna uymayı hiç istemedim ama yakıtımda yetmeyeceği illaki dönmem gerekeceği için üsse dönmrk zorunda kaldım.Üsse geldiğimde arama için giden ekiple birlikte alana gidip aramak istedim ama beni göndermediler, bir ara kafayı yiyecek gibi olmuşum ve gideceğim diye kapıları zorlamaya başlamışım o anlar az çok vardı kafamda ama en son onlar vardı, sonrasında sakinleştirici yapmış olacaklar ki onlardan sonrasını hiç hatırlamıyorum.
Melih Bozok
Yabancı pilot üstümüze geçip 20 mm atışı yapınca set manevralr ile kaçınmayı başardım, bir ara Hilal gerimde kalmış olacak ki Hilal’i göremedim ve hemen iletişime geçtim i olduğunu anlayınca rahatlamıştım ki yabancı pilot tekrar 20 mm atışına başladı,ilk atışlarından kaçmayı başardım ama sonrasında kanadıma oynayınca uçağım motorlarını kapatıp düşüşe geçti. O an kendimin kurtulabileceğimi biliyordum uçağımın fırlatması sağlamdı ama hilal ne durumdaydı bilmiyordum, yere fazla yaklaşmadan atlayabilmek için hemen kendimi fırlattım.
Mardin sınırına yakın bir yere düştüysem oranın tam bir terör yuvası olduğunu bildiğimden olabildiğince kedimi sınırdan uzaklaştırmaya çalışarak yere iniş yaptım. Ben havadayken benim düşen uçağımdan gelen patlama sesi haricinde bir patlama sesi duymadığım ve etraftada hiç paraşütle süzülen birisini görmediğim için Hilal’in iyi olduğunu anlayınca biraz rahatladım ama ben şuan nerede olduğumu, çevremde terör ini olup olmadığı ve bunlar gibi birçok şeyi bilmiyordum. Büyük ihtimalle Hialal düştüğümü anlamış sakinliğini korumaya çalışıyor ama asla başaramıyordu ve üsse dönmüş etrafı dağıtmakla meşguldü.
Hemen kendimi nötrleyip kendimi korumaya aldım. Çok hızlı şekilde hissetmediğim bir yaram olabilir mi diye kendimi kontrol ettim çünkü böyle anlarda bazen yaralarımı hissetmediğim oluyordu. Bir yaram olmadığını anlayınca hemen tabancamın emniyetini açtım ,çevreye kısa bir bakış attıktan sonra birileriyle iletişime geçebileceğim yada bulunduğum konumu öğrenebileceğim bir alet edevat aradım ama hiç bir şey yoktu.
Hemen kendime daha korunaklı çevremin sarılamayacağı bir yer bulup oraya çöktüm her ihtimale karşıda tabancamı hep elimde tuttum.
Bir süre sonra yaklaşan Kürtçe konuşmalar duyunca hareketsiz şekilde beklemeye başladım. Sesler aşırı fazla yaklaşınca çıkıp ateş ettim. Ben sadece iki kişinin konuşmasını duyduğum için sadece iki kişi belki üç yada dört kişi vardır sanmıştım ama karşımda bir piç sürüsü görmeyi beklemiyordum. Durum böyle olunca önce bahtıma sövdüm sonrasında ise hemen siper alıp kaç şarjörüm olduğunu kontrol ettim.
“Hay benim aklıma,tedbirlerime kurban!” Diye kendimi övme gereksinimi duymamın sebebi ise tabancama takılı olan şarjör dışında tulumumun ceplerine iki tane, botumun içinede bir tane şarjör koymuş olmamdı. Büyük ihtimalle bunlarda yetmezdi çünkü bu kokarcalar Türk askerinin varlığını ve gücünü bildiği için koyun sürüsü gibi dolaşıyordu, ben her mermiye bir kelle alsam bile mühimmatımın yetmeyeceği aşikârdı.
Bazen mermi başına, bazen iki üç mermi başına bir kelle aldım ve en sonunda korktuğum şey başıma geldi; son mermimi sıktım ve sürgü geriye kitlendi. Artık elimde hiç birşeyim yoktu ve mühimmatımın bittiğini anlayan kokarcaların yaklaştığını ayak seslerinden anlayabiliyordum.
Hazırda beklerken sonunda birisi bana doğru silahını doğrultarak kayanın arkasından çıktı, ilk olarak yeterli mesafeyi ayarlamak için teslim olmuş taklidi yapıp ona doğru ilerledim, yeterli mesafe sağlandığında teröristin silahına davrandım ama hesaba katmadığım bir şey vardı; onun tek olmadığı.
Ben onun silahına davranınca diğerleri kalaşnikoflarını bana doğrultup ateş açtılar. Benden daha çok kendilerinden olanı vursalarda iki mermi benimle temasa geçti; birisi sol omzumu sıyırdı,birisi baldırıma denk geldi ama ayakta durabildiğim için kemiğe zarar vermediğini sadece etimi yırttığını anladım . En sonunda herifin vücuduna çok fazla mermi saplanınca onun kalaşnikofunu diğerlerine doğrultup sıkarak kendini güvenli biryere aldım. Hemen yaralarımı kontrol ettim omzumda bir sıkıntı yoktu sadece biraz kan kaybedecektim ama baldırımdan çok kan kaybedecek gibiydim. Biraz atış yaptıktan sonra kan akışını yavaşlatmak için hemen cebimden bez çıkarıp omzumu ve baldırımı sıktım, ardından tekrar sıkıyordum ki şerefsizlerin silah bakımı diye birşeyden haberleri olmadığı için silah tutukuluk yaptı. Artık dövüşerek yeni bir silahta alabileceğimi düşünmedim çünkü bunu yaparsam kan kaybının artacağını biliyordum en sonunda
“Lan tamam Heh alın, sizin silahınızada sizede ağrı dağını sokam, siz hiç bu silahlara bakım yapmıyor musunuz lan?” Diye söverek yerimden çıktım. Teröristlerden biri hemen koşarak halat ile beni ters kelepçe bağladı.
Beni inlerine götürdüler. Aslında yolu görseydim çok iyi olurdu ama kafama çuval geçirdiler ve yol boyunca karanlık dışında hiç birşey görmedim.
İnlerine geldiğimizde beni bir sandalyeye bağladılar ve karşımda bir video açtılar. Video açılınca zaten sinirleriyle oynamak için var olan sırıtışım daha da arttı. Yüzü peçe ile gizlenmiş bir kokarca arkama geçip elllerini omzuma koydu o an pis ellerinin temasından midem bulanmadı desem yalan olurdu bu yüzden kendimi biraz sarstım. Ardından teröst kameraya dönüp berbat Türkçesiyle
“Türk askeri elimizde, onu canlı istiyorsanız mapuslarınızda eziyet ettiğiniz önderimizi serbest bırakın.” O an bir kahkaha patlatmam ile suratıma bir yumruk patlaması bir oldu, sırıtışım sahada yayılarak kameraya döndüm
“Komutanım bu kokarcalar hiç misafirperver değil ben bunları getireyimde biraz saygı öğretelim.” Dedikten sonra tekrar kahkaha atarken benim kahkahama yine bir yumruk eşlik etti.
“Suratıma vurma lan, sonra güzel kızlar beğenmeyecek.” Diyip sırıttım.
Ben onların sinirleriyle oynadım onlar daha çok vurdu, onlar vurdukça ben daha çok kahkaha attım. İlk başt- sinirlerime dokunduğum şerefsizin çömez olduğunu birisi odaya girdiğinde direkt kenara kaçışından anladım. Lider kokarca önümde dikilip
“Sadece bir kere soracam komutan, eğer ki istediğim cevabı alamazsam suratına yazık olacak ,kızlar beğenmeyecek diyomuşun.” Diye berbat bir Türkçe ile tehtit yağdırdı bende
“Yav kes palavrayı yaralar beni daha çekici gösteriyor ne soracaksan sonra işkenceye geçelim! Tabii sizinkine işkence denirse.”
“Tecenin doğu Kürdistan’ı engelleme ile ilgili planları neler?” Tok bir kahkaha attım
“Lan sen harbi inanmışsın cevap vereceğime.” Yine tok bir kahkaha atıp devam ettim
“Lan olum sen Türkiye Cumhuriyeti askerlerini sizin gibi dönek mi sandın, bizi iki işkenceyle dayakla korkutabileceğini mi sandın kıyarım sana!” Diye dalgaya vurunca biraz sinirlerine dokunmayı başardım sanırım ki suratıma bir yumruk daha indirdi, bayağı bir yumruk vurduktan sonra yine işleri dalgaya vurarak
“Lan birazda diğer tarafa vur dediğim gibi kızlar her halimle beğenir ama yüzümde orantısızlık olmasın şimdi mazallah yakışıklılığım azalır.” Dedim. Şerefsiz piçin sinirlerine dokunmayı başardığım için artık yumrukla yetinmeyeceğini anladım ve tam o anda Kürtçe şekilde diğerlerine bir şeyler dedi ama önemsemediğim için anlamaya çalışmadım. Bir süre sonra iki kokarca sandalyeye bağlı olan ipleri çözdü aslında bunları alt ederdim ama hem yaralı hemde sadec gördüğüm kadarıyla bile karşı çok kalabalık olduğukları ve daha görmediğim bir grubunda bulunduğunu bildiğim için denemedim.
19 Haziran 2026
Bizimkilerin beni bulmasının maximum 1 gün süreceğini biliyordum o yüzden burda bulunduğum süreç boyunca bunlarla biraz eğlenecektim.
Beni yerimden kaldırdıklarında başka bir odaya sürüklemeye başladılar, bu piçlerin ne yapacağı belli olmadığı için direnmeye çalıştım ama ensemde hissettiğim soğuk metal ile direnmeyi bıraktım. Diğer bir odaya girdiğimizde odanın ortasında bir varil vardı, bu durumda ya varilin içinde su vardı boğulma tehlikesiyle pes ettirmeye, benden bilgi almaya çalışacaklardı yada asit vardı binbaşıya tehdit videosu göndereceklerdi. Benim tercihim tabikide sudan yanaydı, çünkü ben işkenceye dayanırdım ama video izlenirken Hilal orada olursa hiçbir güç onu tutamazdı ve başına bir şey gelme ihtimali yüzde doksandan fazla olurdu. Varilin başına geldiğimizde sıvının kokusuzluğu ve yapısının suya benzemesinden kaynaklı istediğimin olduğunu anladım. O sıra içeriye tekrar lider kokarca girdi.
“Komutan biraz önce bir kez soracam dedim ama tekrar soruyorum cevap ver TCnin doğu kürdistan ile ilgili planları neler?”
“Lan siz ne kullanıyorsunuz, valla merak ettim size ne veriyolar da siz bu bilgileri size vereceğimi sanıyorsunuz?” O anda yenide traş olmadığım için uzamış olan saçlarımdan tutup kafamı varilin içine soktu, bunu en kısa sürede yapacağını bildiğim için vücuduma bütün havayı almıştım, pezevenk uzun süre çıkarmayacak gibi olunca nefesimi biraz tutmayı denedim ve kafamı sudan çıkardı.
“Söylemeyeceğne emin misin komutan?” Türkçeyi böyle iğrenç konuştukça midem bulandı.
“Olum sen Türkçe konuşmasana midemi bulunduruyorsun.”
“Kes sesini komutan!” Kafamı tekrar varile soktu bu sefer çok uzun süre tutunca tepinmeye başladım; kafamı sudan çıkardıklarında karşıya kamera kurup, video çekmeye başladıklarını anladım.
“Tc komutanları askeriniz elimizde işkencelerimizi ve askerinizin halini görüğsünüz, bunlar daha başlangıcımız, eğer tutsak ettiğiniz önderimizi bize vermez ve kürdistanın fethini engellemek için planlarınızı önderimizle verin. Yoksa askerinizin çok canını yakar sonrada gebertiriz ve siz leşini bile bulamazsınız!”
“Lan oç sen bizi sizin gibi leş oluyor mu sandınız? Türk askeri öldüğünde yalnızca anlı şanlı şehit olur! Bizim arkamızdan ağıt yakılır,dua okunur! Sizin arkanızdan bilen bile olmaz olanlarda söver size! Biz al bayrakla sarılı tabuta koyuluruz, siz ancak sar-“ oç cümlemi tamamlatmadan kafamı varile soktu, tam konuşurken soktuğu için nefeste alamamıştım. Kafamı çıkarınca suratına püskürtmek için ağzıma biraz su aldım. Artık tepinmeye başlamışken kafamı varilden çıkarttı. Çıkarttığı anda ağzıma aldığım suyu dönüp suratına püskürttüm.
“Bizim kanımız şehit kanıdır,sizinkinin kan olduğu bile belli değildir elinizdeki masumların kanı çekilmiştir vücudunuzdan!” Dememle suratına bir yumruk indirdi.
“Lan a*cık suratına vurma demedim mi sana!”
“Kes sesini komutan ,kapatın makineyi!” Demesiyle kamerayı kapattılar ve yine iki adam beni tutup öncesinde bulunduğum odaya getirip tekrar sandalyeye bağladılar ama bu sefer ellerimi de bağladılar. Sonradan fark ettimki sağımda bir metre kadar uzağımda bir masa ve masanın üstünde ince bir tel, kerpeten ve bir kase vardı ama bulunduğum konumdan kaseyi görmek imkansızdı. Ama sadec kerpeten ve teli görmem olayı anlamama ve kasenin içindekini tahmin etmeme yardımcı olmuştu. Başka işkencelere dayanırdım bunada dayanırdım ama zaten çok yaram varken birde ikisini süt süte uygulayıp kasede tahmin ettiğim şeylerden birisi yani tuz yada karbonat varsa acımı saklayamayacak ve bu onları
Beni bağladıktan sonra çıktığı için önce kurtulmaya çalıştım eğer kurtulabilseydim camdan yüksekliği önemsemeden sürünerek falan inecektim ama bağlarken ip yerine plastik kelepçe kullandıkları ve plastik kelepçe kesilmeden açılmayacağı için kurtulamadan içeriye 5 adam girdi ve kurtulamadım muhtemelen onlar girmesede kurtulamazdım çünkü ben zorladıkça bileklerim ip kesiği gibi yanıyordu ve kelepçelerin kopmayacağı aşikardı.
Heriflerden birisi sağımdaki masaya doğru yönelince asıl işkencenin başlıyor olduğunu bakmama zor olmadı. O masanın başında birşeyler yaparken baika bir taneside karşıma kamerayı kurdu. Masanın başındaki bana yaklaşmaya başlayınca diğeirde kayıdı başlattı. Kayıdın başladığını ve bu işkencede normal kalamayacağımı bildiğim için hemen kameraya doğru bağırdım.
“Komutanım, Kartal 2’yi uzaklaştırın,izletmeyin!” Dediğimde elinde ince tel olan şerefsiz suratıma doğru yaklaştı.
“Vayy komutan kartal 2 kim yoksa avradın mı? Bide adını söylemiyor herhalde adını öğrenince benim avradım olacağından korkuyor.” Diyip kafasını arkasındakilere çevirdi ve iğrenç iğrenç güldüler, hâlâ pişmiş kelle gibi sırıtarak suratı aynı yakınlıkta baş doşru dönünce kafamı burnuna oturtup geri sersemlediği anda da suratına tükürdüm.
“Lan oç, avrat ne amına koyarım senin düzgün konuş. Hem sen siksen onu karın yapamazsın bırak avrat mı diyorsun ne boksa yapmayı bir metre yakınına yaklaşamazsın onun, yaklaşmaya kalktığın anda önce o sonra ben ağzına sıçarız!” O sersemlediği anda söylediğim için cümlem yarıda kalmamıştı ama kendine geldiği an sol elmacık kemiğim ile kaşım arasına bir yumruk indirdi. Suratımın halini hiç görmemiştim ama büyük ihtimalle dudağım ve kaşımda kurumuş kan lekeleri, sol elmacık kemiğim ve sol gözümde morluk vardı.
Şerefsiz piç tırnak etimin içine ince teli sokunca kafam sertçe geriye giderken ellerimde dümdüz bir konuma geçti, bu halinden zevk alan piç sırıtarak teli daha da sokunca yedi ceddine güzel dileklerimi ilettim.
“Hala konuşmamamıza emin misin komutan?”
“Amına koyim senin lan piç!”
“Sakin ol komutan, haaa komutan mı istersin üsteğmen mi? Son anlarını istediğin isimle yaşa!”
“Ne kadar hayransın bize bak rütbeleri bile ezberlemişsin! Bu kadar karımız olmak istediğini belli etme, sanada yazık maalesef biz orospu sevmiyoruz!”
Sanki hiçbirşey olmamış gibi davranıyordum ama o an karşımda bu piç olmasaydı kan kaybından yere bile yığılabilirdim. İki kurşun üstüne birde tırnaklarıma tel girince çok kan kaybetmiş, onunda üstüne suda boğulma tehlike geçirince iyice bitkin düşmüştüm.
Şerefsiz sağ elimin işaret parmağına,orta parmağa ve yüzük parmağıma teli sokup konuşmamı bekledi. Ama ne kadar kötü durumda da olsam konuşmadım çünkü bizde teröre bilgi vermek düşünülemezdi bile ve hatta özel kuvvetlerde “Esir düşme durumu düşünülemez, şehadet esastır.” Diye bir sözde var ama birşey ortada ki ben özel kuvvetler değilim.
Herif tel ile konuşturamayacağını anlayınca beni bırakıp tekrar masaya yöneldi. Gözüm masa ile kamera aradında mekik dokuyordu kamera kapanana kadar ekstra güçlü kalmaya çalışıyordum çünkü emindim ki Hilal video açıldığında oradaysa onu hiçbir güç oradan uzaklaştırmazdı.
Piç tekrar başıma geldiğinde bu sefer elinde kerpeten vardı.
Öncesinde teli soktuğu tırnaklarımı kerpetenle tek tek söktü, onun her çekişinde bende bütün sülalesi ve yaşamına güzel dileklerimi ilettim. İşkenceler direncimi yıkmıştı artık baygın düşecek gibiydim ama baygın düşsemde yada ölümün kıyısına gelsem de asla konuşmayacaktım.
Artık gerçekten gözlerimi zor açar hale geldiğimde şerefsizin keyfinin çok yerinde olduğunu konuşmasından anlamak hiç zor değildi.
“Noldu üsteğmen çok mu kötüsün, geberecek misin yoksa?”
Kurumuş kanlar ve kabuk tutmuş yaralardan dolayı zar zor
“Lan it biz gebermeyiz biz siz miyiz lan!” Diyebildim.
“Sakin ol üsteğmen, ha bu arada çok güveniyordun seni kurtaracaklarına, şu haline bak az kaldı bayılacaksın.”
“Yok lan bayılmayacağım sadece uykum geldi sizin buralar hiç konforlu değil.”
Ne kadar zor gözlerimi açık tutsam, ne kadar zor konuşuyor olsamda şerefsizi sevindirmemek için elimden geleni yaptım.
Ben böyle konuşunca hâlâ yanmakta olan ama belli etmemeye çalıştığım parmaklarımı sıkınca aniden kafam arkaya doğru giderek bağırdım. Benim acı çekmem hoşuna gidince pişmiş kelle gibi sırıttı.
“Noldu komutan çok iyiyim diyordun ne bu hal?”
Artık gerçekten konuşacak halim kalmaıltı o yüzden sırnaşmayı bırakıp artık canımı düşünmeye başladım.
“Ee komutan lafların bitti mi, yoksa gücün mü tükendi? Gücün tükeniyorsa tamamen tükenmeden konuş hadi bizide yorma sende daha fazla yorulmadan geber.”
Konuşmamaya devam edince sağ yumrupunu sol elmacık kemiğime indirdi. Benim konulacak halim yoktu ama halim olsada konuşmazdım.
Benim hâlâ konuşmayacağımı anlayınca en azından acı çekmemi istediğini tahmin ediyorum ki tekrar masaya yöneldi ve içinde tuz oldupunu tahmin ettiğim kaseyi alıp tekrar başımda dikildi. Bunları aslında tam olarak göremiyordum ama gördüğüm kadarını birleştirerek bu kadarını söyleyebilirdim. Baş şerefisz kaseyi aldığında onun itleride ellerimi çözmüştü. Baş şerefsiz sağ elimi tutup içinde tuz olduğunu tahmin ettiğim kaseye batırınca artık tahmin ettiğim değil içinde tuz oldupuna emin olduğum kase oldu ve o yanma hissi ile acı içinde bağırdım.
Öncesinde acılarım eblli olmasın diye dirençli durmaya çalışıyırdum ama artık her halimden belliydi gücümün yerinde olmadığı, o yüzden artık kendimi salmaya başamıştım.
Hilal Kara
Karagahta bulunan toplantı odasına normalde karagah dışında birisinin girmesi yasaktı ama hem bu operasyonda yer edinme ihtimalim hemde Melih ile bağlantımız neticesinde operasyon diğer adıyla toplantı odasına girmeyi başarmıştım. Operasyon odadında gelecek bir video, bir bilgi, bir istihbarata aç şekilde dört dönerken askerlerden birisinin Binbaşıya hitaben
“Komutanım isimsiz bir video geldi.” Dedi.
“Ekrana yansıt oğlum çabuk, birde sabit hat mı diye bakın bu şerefsizler herşeyi planlamışıte ama şansımızı deneyelim belki bir yer çıkar.”
“Emredersiniz komutanım, ekrana yansıtıyorum, bir bilgi bulursam hemen iletirim.”
Ve ekrana görüntüyü yansıttığında karşımda sol gözü morarmış elmacık kemikleri yarık dudağı ve kaşı patlamış asla tanımadığım bir Melih vardı.
Çocukluğumu, gençliğimi, bitün haystımda var olan o adamı iki gün görmeyip ilk görüşümde bu halde bir video da görebilmek çok dokunuyordu, sanki göğsümden bir hançer sağlanıyor sırtımda çaıkarılış tekrar sağlanıyordu. Ben sadece onun bu halini görüp bu kadar acı yaşarken Melih’im, can dostum orada, o kadar şerefsizin içinde, tek başına ne acılar çekiyordu.
Önceki videodada olan ve başalrından brisi olduğunu tahmin ettiğim herif melihin biraz çaprazında olan r masanın başındaydı, video başlayınca dönüp Melih’e doğru yürümeye başladı o döndüğü anda Melih
“Komutanım, Kartal 2’yi uzaklaştırın, izletmeyin!” Diye bağırınca Binabaşı askerlere hemen videoyu duraklamalarını işaret etti. Video durduşunda bana yönelip
“Hilal ne kadar izleyip öfkeni diri tutmak istediğini, can yoldaşına yapılanları görmek istediğini bilsemde, dışarı çık!” Diyip kapıyı gösterdi. Ben tabikide çıkmayacaktım bu videoyu izlemesemde öfkem diri kalavaktı tabiki de ama Melihime yaptıklarını izleyip ele geçirilene yapacaklarımı planlayacaktım. Binbaşıya dönüp
“Komutanım, emrinize karşı gelmek gibi olmasın ama ben kalıp izlemek istiyorum, benim başına iş gelemsin diye canımı vereceğim adama yaptıklarını görmek istiyorum!”
“Hilal dışarıya dedim!”
“Komutanım lütfen, 5 yaşındaki kan görince bayılan çocuk değilim ben.”
Dediğimde arkasında kalan askere videoyu devam ettirmesini işaret etti, video başlar başlamaz Melih’e işkence etmeye başladılar, daha doşrusu işkencelerine devam ettiler ama bu işkence daha korkunç bir şeydi.
Melih ilk tel soktuklarında kafasını geriye atıp her zamanki gibi sövdü. Sonrakilerde güçlü kadı yani herkese öyle göründü ama ben onun çektiği acıyı gözlerinin içinden okudum. O an çektiği acıyı bir tek ben gördüm. Şerefsiz herif Melih can çekiştikçe keyiflendi en sonunda teli çıkarıp kenara fırlattı.
Melih ağzını açamayınca tekrar masaya yöneldi. Bu sefer alinde kerpeten ile döndüğünde Melih ağzını yarım açarak birşeyeler mırıldandı. Belki yeri söylüyordur diye düşünüp ağzını okumaya çalıltım am tek anladığım şerefisin gelmişine gmişine ilettiği güzel dilekleriydi.
Şerefisiz bu sefer Melih’in tırnaklarını sökmeye başladığında ilk başalarda Melih yine güçlü durmak için çabaladı ama artık tükenmişliğini saklayamıyordu. Benim çocukluğumu iki ginde ne hale getirmişlerdi böyle, onun Melih odluğuna inandırmak istemedim kendimi, Melih’in bu hale gelmiş bu acıları çekmiş olabileceğini akşımın ucundan bile geçirmek istemedim. Düşündüm “acaba lisedeki Hilal, kavga edince yaralarını sardığı Melih’in yaralarını tekrar sarabilecek miydi yoksa bu sefer kendiside mi taralı olacaktı yada yaralarını sarmaya gücü yetecek miydi?” düşündükçede kafayı yiyorum sandım,
Melih’in o halini gördükçe, bunaları düşündükçe hep kafayı yedim.
Artık Melih’in gücü tamamen tükenmişti bir işkenceyi daha kaldırabilirmiydi bilmiyordum. Derken şerefsizlerin başı tekrar masanın başına gidip bir kase aldı. Geri döndüğünde Melih’in elini tutup kaseye batırdığındaMelih gerçekten tükenmiş olduğunu acısını göstererek belli etmiş oldu. Ben artık Melih’in sadece naaşına sarılabileceğimi düşünürken Binbaşının biraz önce yer bulasını söyeldiği asker yerinden fırlayarak
“Komutanım bir iz bulduk, sanırım Melih Üsteğmenin turulduğu yeri bulduk komutanım!” Diye bağırdı. Binabaşıyla hemen bilgisayarın başına geçtiğimizde asker bize konumu gösterdi.
“Komutanım eğer bilerek kafa karıştırmak için yapmadılarsa hat konumu burayı gösteriyor. O çevrede dolaşam sihalarsa son birkaç gündür o çevredeki hareketliliği bildirmişti zaten konutanım. Yani çok yiksek ihtşmal ile Melih Üsteğmen byarada tutuluyor.”
Kurt timi zaten yanımızdaydı ama hiçbir yorumda bulhnmadıkları için varlıklarını unutmultum ki binbaşı onlara itaafenkonulhnca barlılarını hatırladım.
“Kurt timi, Üsteğmeni kurtarma operasyonu resmi olarak başlamış bulunmakta en hızlı şekilde techizatalrınızı ayarlayıp yola çıkın, planınız zaten hazırda var; uzaktan zileyip planınızı yapın, bizim ile iletişimi kesmeyin ve Melih Üsteğmeni alıp şehit vermeden dönün. Bir vatan evladını kurtarmaya çalılırken bir varan evladımızı sakın kurban eylemeyin.”
“Emredersiniz komutanım!”
“Tanrı yar ve yardımcınız olsun!”
“Sağol!”
Hep bir ağızdan binbaşıya karşılık verip odadan çıkış yaptılar.
Yaman Bozkurt
19 Haziran 2026
En hızlı şekilde hazırlanıp yola çıktığımızda operasyon çoktan resmi olarak başlamıştı.
Yol çok uzun sürmedi ama yol boyunca planın üstünden geçebilecek vakit bulabildik.
“Helikopter bizi hücre evinin 8 kilometre kuzeyine indirecek. Şafak sökmeden noktaya ulaşmamız ve Melih üsteğmeni oradan çıkarmamız lazım. Hücre evinin kuzey doğusunda ve kuzey batısında iki tepe var; Göktuğ, Ege ile kuzey doğudaki tepede kendinize korunaklı yer edinin.”
“Emredersiniz konutanım!” Dedi Göktuğ.
“Hücre evinin kuzey ve güneyden iki girişi var. Ayaz ve Kuzey benimlesiniz; Sarp ve Murat sizde Mustafa abiylesiniz. Biz kuzey kapısından giriş yapacağız. Karşılıklı giriş yapacapımız için direkt ateş açarak girmeyin. Hepinizden muhteşem bir dikkat seviyesi istiyorum. Bir mehmetçik kurtarmaya giderken sizlerden birini şehit vermeyeceğim, anlaşıldı mı Kurt!”
“Emredersiniz komutanım!” Diye hep bir apızdan gür bir sesle bağırdılar.
Helikopterden inip yürümeye başladığımızda Kuzey ve Ayaz’ın yine çenesi düşmüş olacak ki fısıltıları kulağıma geldi.
“N’oldu Kuzey canın mı sıkıldı, yine sarmışsın Ayaz’a!”
“E komutanım yürü yürü susup durunca insanın canı sıkılıyor. Bende canım arkadaşlarım ile sohbet ediyorum ne yapayım!”
“Söyle bakalım ne anlatıyordun Kuzey.”
“Komutanım hani vardıya bizi kurtaran kadın üsteğmen.”
“Ee Kuzey ne olmuş o kadın olarak belirttiğin üsteğmene?” Kinayeli şekilde konuştum.
“Bişey olmamış konutanım da, merak ettim yani Mustafa abi ile Göktuğ hastaneden çıktığında ikisi sizinle geldi siz tanışıyor muydunuz ki, yani beni alakadar etmez tabi konutanım ama merak işte komutanım.” Dedi kekeleyerek.
“Komşum Kuzey komşum, ama şunuda söyleyeyim Kuzey ve diğerleri nr demişler ‘fazla merak…’ gerisini siz anladınız.” Bunları söylerken asla arkamı dönmüyor arada omzumun üstünden bakarak konuşuyordum.
“Emredersiniz komutanım!” Dedi Kuzey demek istediğimi anlmış olacak ki.
Hücre evinin güneyinde kalan tepeye geldiğimizde tekrar planın üstünden geçip Göktuğ ile Ege’yi konuilanacakları tepeye gönderdikten sonra bizde dediğim gibi iki gruba ayrılıp binananın iki girişine denk gelecek şekilde ilerlemeye başladık.
“Komutanım Ege ile noktada hazırız, tek emriniz ile kameraları indiriyorum.”
“Tamam Göktuğ biraz daha yaklaşınca başlarsın!”
“Emredersiniz komutanım!”
…
“Göktuğ kameralar sende, atış serbest.”
“Emredersiniz komutanım!”
Demesiyle sniper’ın sesini duymamızın arasında en falza 2 saniye vardı diye tahmin ediyorum.
Göktuğ kameraları indirirken bizde sızma işlemine başlamıştık. Ben en önde ardımda da Kuzey ve Ayaz güneyden giriş yaparken aynı anda karşımızdan Murat onun arkasında Mustafa abi ve en arkada Sarp vardı. Tam karşılıklı olduğumuz için Murat ağır makinalı ile sıkarsa bize denk gelmeme olasılığı çok düşüktü, o yüzden işaret vererek Murat’a Mustafa abi ile yer değiştirmelerini işaret ettim. Onların ekip ne halde tam anlayamıyorfum ama bizim ekip ilk üç odada hiç birşey bulamamıştı. Sniper sesinden ise Göktuğ’un dışarıda şenlik yarattığını anlayabiliyordum.
Dördüncü kapıya geldiğimizde Sarp son girdikleri kapıdan çıkıp bize seslendi.
“Abi! Gelin hemen!”
Bağırarak seslenmesine karşılık işaret parmağımı dudaklarıma götürerek sus işareti yaptım. Ayaz ve Kuzey’e odaları kontrol etmeye devam etmelerini işaret edip dikkatlice Sarp’ın biraz önce çıktığı odaya girdim.
Karşımda kaşı ve dudağı patlamış, elmacık kemiğinin üsti morarmış, tırnaklarının olması gerektiği ama olmadığı yerden oluk oluk kan akıyor ve çeşitli yerleri çürümüş olan bir üsteğmen vardı. Hemen yanına çöküp nanzını kontorl ettim, nabzı biraz zayıf olsada onu hayatta tutacak seviyedeydi. Büyük ihtiamlle kan kaybından ve onun dışındaki işkencelerden dolayı bitkim düşmüş ve sonuç olarakda bayılmıştı.
Kuzey ve Ayaz yanımıza gelip odalrın boş olduşunu bildirdi;
“Komutanım bütün odalar boş, tünel yada gizli bir geçit ihtimaline karşı heryeri kontrolde ettik ama hiçbir delik bile yok.”
“Tamam Kuzey, Melih üsteğöeni çözün ben gelişöeleri komutana ileteceğim.” Dedikten sonra koridorda Melih’in bulunduğu odanın tam karşısındaki odaya geçip telsize bağlandım. O sırada kapıdan Muratlarında çıktığını gördüm. Telsiz binbaşıya bağlanınca öncelikle tekmil verdim.
“Üsteğmen Yaman Bozkurt”
“Bize iyi haberler ver üsteğmen!”
“Komutanım haberler hem iyi hem kötü. Komutanım Melih üsteğmeni bulduk, ama onu bulduğumuzda baygındı.”
“Şuan durum ne Yaman, üsteğmen ne durumda.”
“Komutanım Melih üsteğmen gayet iyi hâlâ baygın fakat nabzı gayet iyi. Komutanım gönderilen videolar ile ortam aynı fakat ne bir tünel ne de bir terörist var, sadece tahminimce dışarıda 3-5 tane vardı onalarıda Göktuğ etkisiz hâle getirdi.” Tam o anda yanım sönen bir ışık ve o ışıiın sebebi olan bomba düzeneğini gördüm. Telsizi kapatamamıltım ki telsizi fırlatmak zorunda klafıö. Dışarıya doğru
“Bomba! Uzaklaşın! Yere yatın!” Diye bağırarak koştum, binadan biraz uzaklaşıncada kedimi yere attım ve yerde sürünerek biraz daha uzaklaşmışken tamda o anda bomba patladı. Büyük ihtimalle bomba sayaçlıydı ve siresini biraz fazla uzun ayarlamışlardı.
Ben bombanın değil ama sadece etrafa saçılan beton ve tozlardan etkilenmiştim. Bir yandan telsize konulup bir yadanda etrafıma bakınıyordum.
“Mustafa abi iyimisiniz; Kuzey, Ayaz, Sarp, Murat nerdesiniz lan! Ses verin bişey deyin bir öksürün oğlum bi ses verin!”
“A-abi Melih üsteğmen ile kendimi kurtarabildim ama S-sarp binanın dibindeydi. Mustafa abi, Murat abi, Kuzey… onları göremiyorum komutanım.”
“Tamam koçum sakin ol yanına geliyorum ne taraftasın sen?”
“Saat 4-5 konumundayım abi. Komutanım ben iyiyim ama Melih üsteğmenin hastaneye gitmesi lazım!”
O anda ikimizin selsrirnin arasına bir ses daha karıştı; Göktuğ.
“Abi, yani komutanım iyimisiniz? Görüş açımızda değilsiniz. Komutanım herkes nasıl bağlantınız kesiliyor sesiniz kesik kesik!”
“Ayaz ile ben iyiyiz Melih üsteğmende kurtulmuş; Murat, Mustafa abi ve Kuzey iletişime geçmedi.”
“Sarp peki komutanım, onun durumunu biliyormuyuz?”
“Sa-sarp…” devamını getirmem çok zordu.
“Sarp patlayan odanın dibindeymiş.” O an hiçbirmiziden ses çıkamamıştı. Hemen kedime gelip diğerlerini bulmamız, Sarp eğer enkaz altındaysa onu oradan çıkarmamız gerekiyordu.
“Göktuğ, Ege ile çevreyi kolaçan edin yaklaşan bir terör konvoyu veya aracı görürseniz atış serbest!”
Göktuğ ve Ege aynı anda
“Emredersiniz komutanım!” Dedi.
“Ayaz yanına geliyorum sende Melih’i güvenli sayılabilecek siper olacak bir yere al, bu piçler işleri bir bombaya bırakamaz illaki bir ekip göndereceklerdir.”
“Emredersiniz komutanım!”
Saat 4 ile 5 yönü arasında ilerlerken tozun içinde ayağa kalkmaya çalışan bir süliet gördüm. Kim oldupunu tam olarsk anlayamafışım için silahım ile nişan alarak yavaiça yaklaştışımda o kişinin Murat olduğunu anladım. Murat’ın omzuna dokunduğumda korunma iç güdüsü olarak yumruğunu kaldırmıştı ki refleks ile yumruğundan kaçabildim.
“Lan napıyorsun Murat! Kendine gel!” Diyerek Murat’ı sarstım.
“Özür dilerim komutanım, refleks.”
“Tamam sorun yok hadi kalk diğerlerini bulmamız lazım. Kalkabilirsin dimi?”
“Kalkarım komutanım.” Dedikten sonra ayaklanıp nişan alarak etrafı kolaçan etti bende o sırada Ayaz’a Murat’ın iyi olduğunu bildirdim. O anda aklıma binbaşıyla konuşurken telsizi bir kenara fırlatıp dışarıya koştuğumu hatırladım bu hiç iyi olmamıştı çünkü binbaşı ile bağlantı kurabileceğim tek telsiz oydu ve o da çoktan kül olmuştu.
Murat ile birlikte Ayaz’ın yanına doğru ilerlerken Ayaz telsizden konuştu;
“Konutanım, Mustafa abiyi buldum durumu iyi.”
“Tamam Ayaz yanınıza geldik sayılır. Sarp ve Kuzeyden hâla ses yok mu?”
“Hayır, yok konutanım.”
“Tamam en ufak seslerini duydupunda haber ver.”
“Emredersiniz komutanım!”
Murat ve Mustafa abi ile birlikte Ayaz’ın yanına geldiğimizde Göktuğ telsizden konuştu.
“Komutanım, geliyorlar!”
“Ne taraftan geliyorlar Göktuğ, kaç araç bilgi ver!”
“Saat 6 yönü, görünen üç araç biri ağır makinalı komutanım!”
“Tamam Göktuğ yavaşlatın onları, Sarp’ı çıkarmamız ve Kuzey’i bulmamız lazım.”
“Emredersiniz komutanım!” Dediler aynı anda.
Ayaz Melih’i güvenli yere alıp korumakla görevliyken Murat Sarp’in enkazda kaldığından emin olmak ve enkazda kaldıysa kurtarmak için patlamanın olduğu odanın yakınına gitti. Biz ise ikiye ayrılıp dört yanda Kuzey’i aramaya başladık. Biz dağıldıktan 10 dakika sonra Mustafa abi ses verdi.
“Kuzey’i buldum. Omzunu şarapnel sıyırmış ama iyi, biraz idare edebilir ben onu tutacak kadar bir pansuman yaparım.”
“Lan madem iyi neden cevap vermiyor delirdik burada.”
“Telsizi bozulmuş komutanım.”
“Tamam. Murat sen nerdesin Sarp’tan bir haber var mı bulabildin mi?”
“Komutanım enkaz altında çıkaracağım diyorum telsizden duymuş önce teröristleri bitirin benim yerim sağlam diyor.”
“Lan madem bizi duyuyor neden cevap vermiyor!”
“Komutanım bilmiyorum ama kulaklığı kaldı telsiz bir yerlere fırladı herhalde.”
“Tamam geliyoruz oğlum bekleyin, önce Sarp’ı çıkaracağız sonrada bu piçlerin köküni kazıyacağız.”
“Emredersiniz komutanım!”
“Ayaz sende Melih’i alıp yakınımıza gel uzak kalmayalım.”
“Emredersiniz komutanım!”
Sarp ve Murat’ın yanına doğru giderken teröristlerin ilerleyiş durumunu sormak aklıma geldi.
“Ege, Göktuğ durum ne tutabildiniz mi?”
“Komutanım ilk önce öndeki şoförü vurunca konvoy durdu birkaç leş aldık ama sonrasında yola devam ettiler. Hâlâ leş almaya devam ediyoruz ama bitmiyorlar. Hücre evinin girişine çok yakın sayılırlar yoldan açık olmayacak şekilde siper almazsanız ağır makinalı ile vurulabilirsiniz.”
“Tamam Göktuğ siz indirmeye devam edin fazla yaklaştıklarında haber geçip bizi korumaya alın.”
“Emredersiniz komutanım” dediler aynı anda.
Hücre evine gelen yol doğuda kalıyordu biz de tam korunabilmek için hücre evinin batısına geçtik. Hücre evi boş olduğu için mühimmatımız yerindeydi. Neyseki hepimiz silahlarımızı bağlı tutuyorduk ki tüfekler de kaybolmamıştı.
Diğerlerine oldukları yerde kalmalarını söyleyip Sarp’ın altında kaldığı enkaza doğru ilerlerlerken aynı anda da Göktuğ ile iletişime geçtim.
“Göktuğ eğer hücre evinin yoluna girerlerse hemen bana bilgi geç.”
“Emredersiniz komutanım.”
Sarp’ın olduğu nokraya geldiğimde enkaza eğilip seslendim.
“Sarp, ne durumdasın koçum? Ayaz’a yerim iyi demişsin.”
“Evet komutanım, üstime gelem mısımda çelik varmış yaşam üçgeni kadar alanım var durabilirim. Siz önce teröristleri temizleyin, yaklaşıyırlsrmış o kadar sürede buaradan çıkmam imkansız!” Sarp’ın yerinin olmadığına bir yerde sıkışık olduğuna emindim ama gereçkten teröristlerin hücre evine gelmesi 5dakikayı bulmazdı.
“Komutanım!”
“Söyle Ege.”
“Komutanım geliyorlar, doğu yoluna girdiler bir bilemedin iki dakika içinde orada olurlar.”
“Tamam, Ege o tarafı bırakıp bizi koruyun. Özelliklede Melih üsteğmeni çünkü o görev. Anladınız mı beni Kurt, görev Melih üsteğmeni buradan sağsalim çıkarmak!”
“Emredersiniz komutanım!” Dediler Sarp dahil hepsi.
Bir süre sonra hücre evinin önüne birisi ağır makinalı iki araç yanaştı.
“Kurt, ateş serbest!” Dememle hep birlikte teröristlerin üstüne kurşun yağdurmaya başladık. Biz kendimizi belli edince ağır makinalı devreye girdi ve parmağımızı bile çıkamadık.
“Göktuğ, indir şu ağır makinalıyı!”
“Emredersiniz komutanım!”
“Murat, binanın güney cenahından tara şunları!”
“Emredersiniz komutanım!” Dedikten sonra yanımızdan ayrılıp binanın güney tarafına geçti. Çoğunluk olarak binanın kuzeybatıdan ateş açtığımız için güneyde olmamalarını ummuştum. Murat yer değiştirdiği sıra Göktuğ da ağır makinalıyı indirmişti. Ağır makinalımın başına başkasının geçmesi an meselesi olduğu için en hızlı şekilde ateş açtık.
“Komutanım yaklaşıyorlar!”
“Tutacağız lan, yaklaşırlarsa yaklaşsınlar ne yapayım! Melih’i iehit vermeden burasan çıkarmalıyız! Anladınız mı beni? Hep birlikte buradan çıkacağız! Yaklaşıyorlarsa geberteceksin Kuzey!”
“Emredersiniz komutanım!” Dedikren hemen sonra çıkıp minimum 3 leş aldı. Terörsitler baskısını arttırıyordu satı olarak bizim iki katımızlardı ama bizde özel kuvvetlerdik.
Bir süre sonra Murat’ın M249’unun sesinin duyulmasıyla kalaşnikof sesinin azalması bir olmuştu.
“Murat, durum ne kaç herif kaldı?” Murat hala sıkarken bir yadanda benimle iletişime geçti.
“Konutanım azaltıyorum ama bitmiyo piçler! Ya komutanım biraz sizde ateş açsanız.”
“Lan görende hepsini sana bıraktık sanar!” Tam o anda Murat şarjör değiştirmeye başlamıştı ki ağır makinalıyı tekraar devreye soktular. Ağır makinalı devreye girince doğal olarak biz devre dışı kaldık.
“Lan Göktuğ Ege indirsenize şu iti, kitlendik buraya!”
“Emredersiniz komutanım!” Dediler aynı anda.
Bir müddet sonra ağır makinalı hala susmayınca acaba Egelere birşey mi oldu demeden edemedim.
“Lan Ege indirsenize şu iti serçe parmağımızı çıkaramıyoruz!”
Ama bu sefer aynı anda ‘emredersiniz komutanım’ demediler.
“Lan! Ege, Göktuğ cevap versenize!” Göktuğ ve Ege’den yine cevap yoktu.
Artık sadece ben değil tmdeki herkes Ege ve Göktuğ’a sesleniyor onlardan bir işeret görmeye yada bir ses duymaya çalışıyorlardı.
“Lan Göktuğ cevap versene taze mezun!” Dedi Mustafa abi, aslında Göktuğ ve ben Mustafa abinin rütbe olarak üssüyüz ama bizim timde asla böyle birşey yoktu. Rütbe sadece poerasyon kararlarında konuşurdu.
Mustafa abiye karşılık bir seste gelmedi bu sefer bir yandan teröristleri tarıyır bir yadan saklanıyor bir yadanda Ege ve Göktuğ’a sesleniyordu;
“Lan Ege biriniz ses verin bari noluyo?”
O an bir ses geldi;
“A-abi göğsüm sıkışıyor nefes alamıyorum artık, molozlar göğsüme baskı yapıyor. Sizi tehlikeye atmamak için alanım var demiştim ama… hakkınızı helal edin abi artık gözüm kararıyor sanırım kanda kaybediyorum dayanamayacağım.”
“Lan! Sarp sakın, sakın öleyşm deme Sarp, söz verdim Sarp şehit vermeden, bu piçleri sevindirmeden Melih üsteğmeni buradan çıakracaşımıza söz verdim! Ölme Sarp, bu bir emirdir!” Bağırıyordum am boğazımdaki yumrudan sesim bile çıkamıyordu. Bu oçlar bir kardeşimi daha benden ayırıyordu, bir kardeşimin daha evine ateş düşecekti.
“Komutanım… normalde emrinize karşı gelmem bilirsiniz, ama… bu benim elimde olan birşey değil. Elimde olsa yine emrinize karşı gelmem ama belimden altımı hiç hissetmiyorum göğüs bölgem ise… kaburgalarım yarılıyor gibi. Affedin beni komutanım, siz bu şerefsizlerle çatışırken burada yattım, benim hikayem buraya kadarmış komutanım.” Derken nefes alamadığı vücudunun ezildiği kesik aldığı nefeslerden sesindeki ağırlıktan belliydi. Artık timimizin bir şehidi daha vardı. Artık Kurt 6 yoktu…
O an Murat dahil hepimiz düşünmey çatışmayı bıraktık. Timimizin ikinci şehidini vermiş ve timimizin diğer iki üyesinden ses alamıyorduk. Belki teröristler yaklaşıyordu, belki birazdan hep birlikte şehit olacaktık… hiç kimse bilemiyordu 5 dakika sonra olacakları.
Eğer Sarp bilseydi şehit olacağını gidermiydi ki o duvatın dibine. Hiç birşey bilmiyordu insanoğlu hemde hiçbirşey…
Kendime geldiğimde diğerleri hâlâ ateş etmiyor, hâlâ tükenmiş durumda siperinde duruyordu.
“Kurt, kendine gel! Piyade Uzman Çavuş Sarp Eren Öz ve nice şehitlerimiz için, şuan haber alamadığımız Göktuğ ve Ege için kendine gel Kurt!” Ben ne kadar kendimde olamasamda Kurt timini kendine getirmeliydim çünkü bu terör sürüsünü bir an önce gebertip Göktuğ ve Ege’ye ulaşmamız, Sarp’ın naaşını o enkazdan çıkarmamız gerekiyordu.
“Murat kafanı çıkarabildiğin an ağır makinalıyı indir, Ayaz Melih üsteğmeni koru, Mustafa abi ağır makinalı kesildiği an Kuzey ile avlanmaya başlayın.”
“Emredersiniz komutanım!” Dediker ama bu ‘-ler’ ekinin içine Sarp Eren, Göktuğ ve Ege dahil değildi. Sarp sonsuz bir sessizliğe gitmiş, Göktuğ ve Egeden isr haber yoktu.
“Komutanım, siz… siz ne yapacaksınız?” diye soran Mustafa abi aslında sorusunun cevabını biliyordu.
“Ege ve Göktuğ’a bakmam lazım abi bu tim başka bir şehidi daha kaldıramaz!”
“Emredersiniz komutanım!”
10 dakika kadar sonra sonunda Murat kafasını çıkarabilmiş ve ağır makinalıyı indirmişti.
“Koruma ateşi!” Diye bağırdığımda Murat güneyden, Mustafa abi ise batıdan koruma ateşi açtı. Onların koruma ateşiyle birlikte var gücümle zikzak çize çize tepeye tırmanmaya başladım. Neyseki bu piçler baskına karşı kaçabilmek için teoeye bir yol yapmışlardıki tek bir kurşun dahi yemeden tepeye ulaşabildim.
Tepeye ulaştığjm anda çevreyw bakınmaya başladım etraf tamamen çalı ve ağaçlar ile kaplı olduğu için etrafı görmek çok zordu. Tam o anda arkamda bir çıtırdı duydum, sanki duymamış gibi davranıp uavaşça siğer alarak ve silahımı iyice kavrayarak arkamı döndüğümde karşımda Ege’yi görmek beni hem sevindirdi hem de Göktuğ’u görememek korkuttu.
“Komutanım benim! Aman konutanım durun!”
“Ulan gerizekalı neden cevap vermiyorsun sabahtan be size sesleniyoruz !”
“Komutanım kulaklık falan düştü. Biz Göktuğ komutanım ile leş alırken çevre kontrolünü atlamışız arkamızdan dolaşmışlar. Onlarla güreşirken düştü herhalde.”
“Lan sahi Göktuğ nerde?”
“Vallahi komutanım geliyordu en son ‘şu iki herifi halledip geliyorum sen sipere git’ diyordu.” Ege baya keyifliydi ve anlaşılan şehit verdiğimizden haberi yoktu.
“Konutanım! Hasretime dayanamamış olabilirsiniz ama sipe terk etmemelisiniz.”
“Lan kes geceze Göktuğ! Çabuk siperlere. Kulaklıklarınızı bulun ve şu herifleride indirin! Anamız ağladı burda.”
Emredersiniz komutanım!”
“Bu arada size şuan bu haberi cermek doğru mu bilmiyorum ama…”
“Ama ne komutanım?”
“Ama bir şehit verdik.”
“Kim komutanım, kim şehit?”
“Sa-sarp…”
“O****** çocukları!”
Siperine dönmek için yanlarından ayrıldığımda arkalarından dolaşmak daha mantıklı geldiği ve araçların geçtiği yıldan dolaşıp arkalarında siper aldım.
Murat güneyden, ben doğudan, Mustafa abi ve Kuzey batıdan, Göktuğ ve Ege ise tepeden teröristleri ateş çemberine aldık.
Bölüm etkileşimi
