5. bölüm / 6
Gökte Ateş Yerde Barut5. Ateş
Bölümler 6Şu an: 5. Ateş
- 1 1. Ateş5.119 kelime
- 2 2. Ateş5.655 kelime
- 3 3. Ateş3.026 kelime
- 4 4. Ateş2.088 kelime
- 5 5. Ateş1.621 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 6. Ateş2.004 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Soysuz it beni diğer arkadaşlarının yanına götürdüğünde suratında iğrenç ve gururlu bir sırıtış vardı. Bu sırıtışı sanki ben gelmemişimde benimle mücadele ederek getirmiş gibi olunca bir de zaten varlığı sinirimi bozuyorken o sırıtışını saniyede silmek istedim.
"Lan it ne pişmiş kelle gibi sırıtıyorsun! Bide askerlerinin yanına götüreceğim dedin askerlerim nerde it!"
İtliğinin yüzüne vurulması sinir etmiş olacak ki yumruğunu sol elmacık kemiğime geçirdi.
"Gelecekler komiten sakin olasın, beni sinir etmeyesin alıram kelleni."
"Bok alırsın pezevenk, sen benim kelle mi almaya kalk bırak almaya kalkmayı aklından geçirdiğin an gebertirim seni. Senin önce kafanı koparır sonra tasmanı tutanların önüne atarım piç."
Ben şerefsizin yüzüne gerçekleri vururken diğer şerefsizlerin iki tane adam getirdiğini gördüm. Getirilen adamların Göktuğ ve Ege olduğunu düşündüm çünkü gelenler hiç sakin değildi. Bu arada diğer adamlar getirilirken de beni ellerimi birleştirip tavana bağlamışlardı ama neyse ki ayaklarımı bağlamamışlardı. Sonunda Göktuğ ve Ege'yi getirdiklerinde Göktuğ'u sağıma, Ege'yi soluma benimle aynı şekilde bağlamışlardı. İkisinin de suratında ufak yaralar vardı büyük ihtimalle dövüşmüşlerdi ve o yaralarda o sırada olmuştu. Benim aslan kardeşlerim acaba kaç tane soysuzu leş etmişti diye düşünmekten de kendimi alı koyamamıştım.
"Kardeşim iyi misiniz?" Kafamı sağa sola çevirerek Göktuğ ve Ege'ye baktım.
Sorumu ikisi de aynı anda cevapladı ve sonra Ege devam etti;
"İyiyiz komutanım."
"İyiyiz komutanım da, beni almaları biraz zor olunca çareyi sağ üst kola sıkmakta buldular sanırım."
Kolundan mermi yemişti ama tek amacı hava atmaktı. Birde Göktuğ ile ikisi olup sadece o sıkıntı yaratmayacak bir mermi yarası aldıysa havasından geçilmezdi. Birde bizim timde görev kararları dışında sohbetlerde ast üs ilişkisi öne atılmadığından yaralanana değilde yara almamış Göktuğ'a üzülmüştüm.
"Göktuğ Allah şimdi belanı verdi kardeşim. Bir ay bunun sohbetini yapar Allah sana akıl sağlığı versin."
"Sağol abi, sağol da Ege kahramanlık hikayesi olarak anlatıyor ama olayın aslını anlatmak isterim ben aslında."
"Nasıl yani Ege kardeşim bu senin kahramanlığın değil mi? Lan böbürlendiğin yetmiyor birde insanların kahramanlığını da mı çalıyorsun."
Tam o sırada onları kale almayıp goygoy yapmamıza sinirlenen bir it gelip suratıma bir yumruk geçirirken bir yandan da susmamız için bağırıyordu. Şerefsizin yumruk atması çok umrumda değildi nede olsa planımı uygulayabilecek olduğumda burnundan fitil fitil getirecektim ama bu yumruk Göktuğ ve Ege için o kadar önemsiz değildi. Hangisinin konuştuğunu benim bile anlayamayacağım sıklıkta herife yağdırdılar.
"Lan piç sen kimsin de Türk askerine yumruk atabilecek gücü buluyorsun kendinde!"
"Sana o yumruğu yediririm duydun mu beni it!"
"Lan elleri bağlı adama yumruk atmak kolay çözsene şu ellerimi sana nasıl yumruk atılır bir öğreteyim!"
Bu halleri hoşuma gitmiyor değildi ama yan sırıtışımı bırakmadan onları susturdum.
"Asker! Sessiz!"
Emrim ile ikisi de sessizleşmişti.
“Noldu komitan eskerlerini gebertiriz diye mi korktun yoksa?”
Göktuğ ve Ege her zamankinden daha sinirlilerdi ve bu itin her konuşması benden daha çok sinirlerini bozuyordu. Büyük ihtimalle esir düştükleri içinde aynı benim gibi kendilerine sinirlilerdi.
“Lan it, bir geberen varsa o sen ve senin itlerin olur anca. Türk askeri ölmez şehit olur!” Lafımı ağzımdan almasıyla gururla Ege’ye baktım. Ege’ye döndüğümde elleri bağlı olmasa çoktan bizimle uğraşan herifin suratını dağıtacak olduğunu çok rahat şekilde görebildim. Yüzümü Ege'ye çevirdiğimde bakışlarım ile anlamasını umarak bir planım olduğunu anlatmaya çalıştım. Ege demeye çalıştığımı anlamış olacak ki kafasını hafifçe aşarı yukarı sallayarak beni onayladı. Göktuğ'a da işaret vermek için döndüğümde çenesini sıkışından öfkesinin sınırları aştığını anlamak zor olmamıştı. Göktuğ'a da işaret verdiğimde o da aynı Ege gibi beni hafifçe başıyla onaylamıştı.
.....
5. GÜN
İlk başta bilerek esir düşmüş gibi davransam da bizi ilk ve sadece kollarımızdan bağladıkları açık alandan sığınağın arka cephesinde kalan karanlık ve sadece ufak bir penceresi bulunan bir odaya götürmüş; ellerimizden tavana, ayak bileklerimizden ise yere bağlamışlardı. Yan tarafımda kalan ufak pencereden sızan güneş ışıkları sayesinde günleri takip edebiliyordum. Esir düşmemizin üstünden beş gün geçmişti.
..
6. GÜN
Açlık, uykusuzluk ve işkencelerin verdiği ağırlık ile artık uykuya teslim olmuş gözlerimi kapamıştım ki yarım saat kadar sonra başımdan aşağı dökülen buz gibi su ile irkilerek uyandım. Uyanır uyanmaz hemen iki tarafıma bakarak Göktuğ ve Ege'yi kontrol etmiştim. Göktuğ benimle aynı durumda gibi görünüyordu, işkence görmüş bir bordo bereli, ama Ege'nin durumu daha kötüydü; ilk gün ufak diye önemsemediğimiz yarası gün geçtikçe gerilmiş ve açılmış sonucunda da kan kaybetmesine sebep olmuştu. Şerefsizler ise bırak pansumanı temiz bir bezle bile sarmamışlardı, Ege'nin yarasının üstünde artık kandan ayırt edilemeyen ilk günden beri leş içindeki bir bez parçası sarılıydı.
"Komitan! Ne oldu çok inceledin eskerlerini, kebus görmüşsündür?"
"Sikicem olum seni! Lan şuradan bir kurtulayım varya seni öldürmem için yalvaracaksın bana!"
"Hele sen bi heyette kalda sonrasını düşünürsün komitan. Sen yaşa da kim kimi yalvartıyor görecez. Sen şimdi bu eskerleri çok seviyon değil komtan?"
"Ulan şerefsiz onların kılına zarar verirsen seni gebertirim! Duyuyor musun beni it!" Göktuğ yada Ege'ye birşey yapmasından korkarken şerefsizde Ege'ye doğru ilerlemeye başladı. Göktuğ benim gibi konuşabiliyor ve vücudunu dik tutabiliyordu ama Ege kan kaybından olsa gerek gerçekten çökmüş durumdaydı. Şerefsiz odaya girmeden önce plan yapmaya çalıştığımız ve arada sesler çıkardığı için bilincinin açık olduğunu biliyordum ama vücudunun gücü kesinlikle tükenmişti; kafası öne eğilmiş ve dizleri kırık şekilde duruyordu.
"Lan puşt uzak dur ondan!" Timde hepimiz kardeş gibiydik ama Göktuğ ve Ege çok küçükken aynı mahallede kardeş gibi büyümüşlerdi ve ikisinin de birbirlerinde ki yeri ayrıydı.
"Oo komitan görüyon? Eskerlerinde senin gibidir, kollayıcı. Emme ben anlamadım bu esker neden diğerini korur? Yoksam kardeşi felan mıdır?" Göktuğ'un Ege'ye bir şey olacağından korkması şerefsizin hoşuna gitmiş olacak ki keyifle konuşmaya başladı. Artık sabrımı zorluyordu ve çenemi kapalı tutamıyordum.
"Ulan it! Varyaa o çocuğa hele bir kez daha dokun anandan emdiğin sütü nasıl burnundan getiriyorum!"
"Komiten, komiten. Durumuna bakılınca çokta ciddiye alınamıyon. Bu durumda beni çok güldürür be komitan."
Hemen ardından pişmiş kelle gibi sırıtıp kahkaha attı. Şerefsizin kahkahaları yavaşlarken Ege zar zor ve kısık bir sesle bir şeyler söyledi.
"Ben seni çok güzel güldüreceğim sen bekle."
"Bişey dedin esker, duymadım da?" Hızlı adımlarla Ege'nin yanına gitip saçlarından tutarak kafasını kaldırdı.
“‘Seni çok iyi güldüreceğim’ dedim piç!” Diye dişlerini sıkarak konuştu.
Şerefsiz puşt Ege’nin saçlarından dahada asıldı.
“Şu heline bak esker, bene yalvaracana halen daha artistlik yaparsın. Türklerin hem insanı hem eskeri çok bişey olur derlerdi bilemedim bak şimdi bilemedim aman işte başının dikine gider derlerdi de inanmazdım esker!”
Ege’ye eğer tekrar işkence etmeye kalkarsa büyük ihtimalle Ege daha fazla dayanamazdı bu yüzden onu kendimize çekmeliydik.
“Lan puşt o deyim başının değil burnunun diki, birde Türk askeri ve milleti burnunun dikine gitmez, ona doğru olana gider sizin gibi soysuzların doğrusuna değil!”
Sanırım onun dikkatini çekmeyi başarmıştım ki suratı sinirden buruşmuş ve burnundan soluyarak üzerime doğru yürümeye başladı.
“Ee ne konuştun komutan kes sesini yetti!” Ve sol elmacık kemiğime bir yumruk geçirdi. İlk önce kafam sağ tarafa doğru döndü ve ağzıma nereden geldiğini anlamadığım bir kan tadı geldi. Kanı sağ taragıma tükürdükten sonra yarım ve sinir bozucu şekilde sırıtarak yüzümü tekrar şerefsize çevirdim.
“Abdü, olum bu halen sırıtır Leys abimi arayak ne yapak bunlara diye sor sırıtır halen de.”
Adının Andü olduğunu yani büyük ihtiamlle kod adının Abdü oldupu öğrendiğimiz köpek hızla başını salladı ve ‘tamam ağam’ dedi ve arkamızda kalan kapıdan çıktı. Bu şerefisze ağa diyorlardı ama o ağadan daha çok soysuz soğsuz bir ite benziyordu hatta benzemiyodu aoysuz sopsuz vatansız iyin tekiydi. Birde bunlar kendi ülkelerini kuracaklarına çok eminlerdi. Bunu düşününce bir anda gülme geldi normalde gülmemi tutabilirdim ama şuan sinirlerim çok bozulmuştu ve gülmenin iyi geleceğini düşüdnüm. Ben herzaman bir insana en iyi gelen şeyin gülemk olduğunu düşünürdüm zaten.
“Neden güldn komitan, sen kıskandın sana ağa denmiyor diye? Eskerler sizde komitanınıza ağa desenize bak beni kıskanır.”
“Lan senin neyini kıskanıcam! Siz şimdi ülke kurcaz fln diyorsunuzya ona güldüm of vallahi hiç güleceğim yoktu.” Bunları derkende ufak ufak kahkahalar atıyordum. Benim güldüğümü gören Göktuğ’da benim gibi arada ufak kahkahalar atarak gülmeye başladı. Ege’de ufaktan gülüyordu sanırım ama onun hali tam anlaşılmıyordu ama gülmese bile bu şerefsizler ile dalga geçmemiz onuda keyiflendirmi buna emindim. Bizim ile uğraşan herif sözlerime sinirlenmiş olacak ki tekrar üstüme doğru yiriyorduki aniden arkamızdaki kapı açıldı ve biraz önceki köpeğin sesine benzer bir ses ‘ağam Leys paşa seni ister!’ dedi. Şerefsizde sahibini bekletmeyeceğini belli eder şekilde ‘tama gelirim şimdi çık!’ dedi ve köpeğide lafını ikiletmeden çıkıp kapıyı kapattı.
…
Şerefsizin odadan çıkmasının üstünden muhtemelen üç dört saat geçmişti çünkü şerefsiz çıkarken küçük camdan içeriye giren ışık odayı aydınlatmaya yetiyordı fakat şuanda odanın içi zifiri denebilecek kadar çok karanlıktı. Önceki günlerden üçünde arkamıza şerefsiz köpeklerinden yerleştirmişti ama bazı günler arkamızda kimse yoktu özellikle Ege biraz dinlensin diye ilk başta birşey dememiştim ama bir plan yapıp buradan kurtulmaya çalışmaız gerekiyordu bu yizden arkama bakmaya çalıştım ama sırtıma dayanan kalaşnikof namlusu ile geri önüme dönmek zorunda kaldım. Aslında bu şerefsizler şuanda bizi sırtımzıdan vurup şehit edecek kadar yürek yememiştir çünkü bziden birşeyler öğrenebileceklerine inanıyorlardı. Aslında bu şerefsizlere yanlış koordinat hatta bir mayın tarlasının falan koordinatını versek çok iyi olurdu ama hiç birinin koordinatları aklımda yoktu. Ben bunları düşünürken arkamızda bulunan kapı yine açıldı. Bu sefer acaba uğraşmadan direkt yollayabilir miyim diye şansımı denemek istedim.
“Lan konuşmayacağımızı hala anlayamadın mı şerefsiz, soysuz, sopsuz. Birde sizi ülke kurcaz bilmem ne diye kandırıyorlar oğlum siz anca bir kaç sarı torba olursunuz sizden başka hiç bok olmaz!”
“Buna emin misin asker yani konuşmayacağınıza, ama benim size çok güzel sürprizlerim vardı!”
Bu seferki şerefsizin hem Türkçesi çok iyiydi hemde sesi farklıydı. Şuan arkamda olduğu için yüzünü göremiyordum ama bu sadece dağda dolanan farelerin bu kadar iyi Türkçe konuşamayacağı aşikardı.
“Sen kimsin lan? Siz bu kadar iyi Türkçe konuşabiliyor muydunuz?”
Şerefsiz bu sefer önümüze geçmişti ama maalesef yine meymenetsiz suratını görememiştim çünkü yüzünde sadece gözü açıkta kalacak şekilde bir puşi bağlıydı.
.
Yeni bölümü nasıl buldunuz?
Sizi biraz beklettim affedinn.
Yeni bölümde neler olacak sizce?
Operasyon sahneleri vb yanlış bilgi içermeden gerçekçi şekilde yazmak çok zor oluyor o yüzden sonraki iki üç bölüm biraz geç gelebilir lğtfen affedinnn.
En sevdiğiniz karakterler kim?
Sizce puşi ile odaya dalan kişi kim?
Sizce Leys kod adlı ne zaman yakalanacak? Bizim üçlü kurtulabilecek mi?
Bölüm etkileşimi
