1. Ateş

Vaveyla Yazarı: Beren .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 1. Ateş

16 Haziran 2026
Hani vardır ya bazı anlar insan o kadar işsiz kalmıştır o kadar düşünecek şeyi kalmamıştırki sizi en çok etkileyen olayları, en sevdiğinin yokluğunu düşünürmüş, bende tam olarak böyle bir anda kaybolmuş ;babamın evimizin sokağına girdiği tam ona doğru sarılmak için koştuğum anda boynundan giren tek bir kurşunla gözümün önünde şehit oluşunu görmeye başladım yine zaten ne zaman boş kalsam ne zaman görev çıkmasa böyle olurum ya.
“Hilal, Hilaaall heeyy kime diyorum, ohoo Hilal yine mi o anı düşünüyorsun?” Diye bağıran tabiri caizse böğüren Melih’in sesiyle sıyrıldım düşüncemden.
“Ne,he yok ya dalmışım öyle.”
“Hilal senin suçun değildi sen daha 13 yaşındaydın,Turan amcanın o eve gelme sebebi sendin belki ama sen olmasanda o eve gelecekti çünkü orası onun yuvası ve sen olmasaydında turan amca oraya geldiğinde onu vuracak şehit edeceklerdi”
“Tamam Melih daha fazla bahsetme sen beni özel psikiyatriste de götürsen beynimizide yıkasan ben aynı şeyleri düşünücem ve saçmalama kendimi suçlamıyorum”
“Seni tanımıyormuşum gibi yapma lütfen ya Allah aşkına kendini suçluyorsun biliyorum ama sana baskı yapmayacağım”
“Oh ne güzel işte ya baskı yapm-“ cümlemi tamamlayamadan acil çağrı geldi ve tabikide ilk çalışında cevapladım;
“Burası Diyarbakır 8. Ana jet üssü durum ne?”Yine sınır ihlali yapan bir yabancı uçak diye düşünürken gergin ve tecrübe akan bir ses duyunca yerimde dikleştim.
“Ben 7. Kolordu komutanlığı sorumlu komutanı binbaşı Mehmet Büyükbaş Üsteğmen Yaman Bozkurt ve kurt timinin kuzey Irak sınırında az mühimmatları kaldı ve etrafları sarıldı hava desteği lazım”
“Hemen kalkış yapıyoruz komutanım” dedikten sonra yerimden fırlayıp Melih’e kısaca açıkladım.
“Kuzey Irak’a gidiyoruz.”
“Nası la yabancı bir pilot sınır ihlali yapmamış mı? Vay anasını bunlarda gelişme var.”
“Lan pezevenklik vakti değil kalk durum kritik sınırlı mühimmatları kalmış” derken bir yandan da Melih’i çekiştiriyordum.
“La tamam bırak yakamı anladık biraz eğlenelim dedik sıçtın ağzına be yürü Hilal yürü.” Diyere kendini benden kurtarıp bu sefer beni iteklemeye başladı.En hızlısından uçaklarımızı kontrol edip kalkış yaptık uçağı kaldırdıktan sonra hemen tim komutanıyla irtibat kurdum.
“Ben üsteğmen Hilal Kara, Kurt1 duyuyor musun?”
“Dinlemedeyim üsteğmenim, ben üsteğmen Yaman Bozkurt”
“Durum ve koordinat bildirin”
“Koordinatı veriyorum 37.1200° N, 43.8500° E , şuanda timin her üyesinde en fazla 3 şarjör var ,kokarcalar her tarafa dağılmış, biz bina içinde güvendeyiz,şimdilik üç yanımızı sardılar ama yavaş yavaş dörtbir yanımız sarıyorlar.”
“Tamam ortalama 15dk içinde orada olacağız.”
“Bir yaralımız var çok kan kaybediyor kokarcalar dağılmazsa…”
“Tamam kokarcalar dağıtacağız ben ve ekip arkadaşım üsteğmen Melih Bozok sizi oradan çıkaracağız şimdilik telsiz bağlantısını kesiyorum”
“Tam üsteğmenim beklemedeyiz direniyoruz.”Telsizi kesmemle birlikte gerginlik üstümü sardı uzun zamandır sınır ötesine çıkmamıştık son zamanlarda sınır ötesi fazla sakindi ve bu sakinlik benim hiç hoşuma gitmiyordu çünkü bana her sessizlik fırtına öncesi sessizlik hissi veriyor. Melih ile iletişime geçtiğimde Melih tabikide durum ciddiyetini herzamanki gibi fark etmedi ve bana sarmaya devam etti.
“Pişt, kız üsteğmenim üsteğmenim yok sahiplendin hee.”
“Melih kes sesini yoksa seni görev dönüşü ses tellerinden vururum.”
“Ya mübarek sinir oluyo tehdidi bile görev dönüşü”
“Ya rabbim sen sabır verensin bana sabır verki çocukluk arkadaşımın katili olmayayım.”
“Oww bu sefer çok ciddiyiz tamam sustum.” O anda ağzına görünmez bir fermuar çektiğini görmüş kadar oldum.
“Üsteğmen Yaman Bozkurt hedefe ulaştık sayılır tekrar durum bildirin.”
“Ben Yaman Bozkurt bir yaralımız daha var hâlâ bina içinde güvendeyiz.”
“Tamam hedefe ulaştık ama hedefle çok yakın temastasınız sizde etkilenebilsiniz.”
“Bunun farkındayız ama başka şansımız yok iki yaralımız var artık kişi başı 1-2 şarjör zor düşüyor tabancalarımızda bile şarjör yok,ya bu şerefsizlerin eline düşeceğiz yada vatanımızın askerinden gelen bombayla şehit oluruz başka türlü kurtulamayacağız ve bize bu iki seçenek sunuluyorsa hepimiz ikinciyi seçiyoruz.”
“Hayır sizi riske atamayız, kokarcaların biraz arkasına atış yapacağız,sizin en az seviyede etkilenmeniz için elimizden geleni yapacağız.” O sırada asla konuşmaya dahil olmayan Melih varlığını hatırlatmak ister gibi boğazını temizleyip;
“Evet üsteğmenim sizi riske edemeyiz arkalarına atış yapıp kokarcaların dağıtacağız.
”O anda ciddi bir durumda olmasak kahkaha patlatmama sebep olacak o şeyi söyledi;
“Hem bizim etkilenmeyeceğimiz hemde kokarcaların dağılacağı mesafeyi ayarlayabilecek misiniz?” Ben yine kendimi tutabilirdim ama Melih’in telsizi kapatınca kahkaha patlatacağına hatta şu anda bile telsizi kapatmış kahkaha atıyor olabileceğine emindim.
“Duymamış olayım üsteğmenim biz Hava Harp Okulunda Türk subaylarından eğitim almış Türk Hava Kuvvetleri subaylarıyız bunu biz yapamayacağızda kim yapacak?”
“Haklısınız üsteğmenim afedersiniz”
“Estağfurullah üsteğmenim” dedikten sonra telsizi kapattım ve kapatır kapatmaz kulağıma tamda tahmin ettiğim gibi bir kahkaha doldu.
“Lan valla ses tellerinden vurucam seni”dedim ve cevap vermesine fırsat tanımadan telsizi kestim. Hedefe yaklaşınca Üsteğmen Yaman ile iletişime geçtim.
“Üsteğmen Yaman kendinizi korumaya alın hedefe son 10 9 8 7 6 5 4 3 2 1” ve Melih ile aynı anda tetiğe bastık. Melih ile iletişime geçip
“adamla dalga geçtik ama başardık mı Melih birilerinin daha benim yüzümden şehit olmasını kaldıramam.”
“Lan Hilal sen bana kafayı mı yedirteceksin, birincisi baban senin yüzünden şehit olmadı ikinciside onlarda yaşıyorlar bağlan telsize bana soracağına ÜSTEĞMENCİĞİNE sor.”
“Ulan Melih dua et kritik durumdayız ve Kurt timinin durumunu merak ediyorum.” Diye Melihle didiştikten sonra üsteğmen Yaman’ın telsizine bağlandım.
“Üsteğmen Yaman Bozkurt, Üsteğmen Hilal Kara konuşuyor durumunuz ne,İyi misiniz?”Uzun bir süre ses gelmedi belkide bana uzun geldi bilmiyorum ama bekleyişimin ardından bir öksürük sesi geldi.
“İyiyiz iyiyiz sadece basıncı ve tozundan etkilendik ama iyiyiz.” O anki rahatlamamı anlatacak söz bilemedim ve tek yaptığım şey şükretmek oldu.
“Teşekkürler üsteğmenim teşekkürler.”O anda cevap Melihten geldi bana gerek kalmadı
“Ne demek komutan görevimiz,e bize müsaade vallahi sohbetinize doyum olmuyor ama yakıtımız sınırlı.” Melihten sonra ben sadece
“Ne demek görevimiz,iyi görevler.” Diyebildim ve melihle yönümüzü üsse çevirdik.

Üsse geldiğimizde dediğim gibi Melih’i ses telinden vurmadım ama vurmuş kadar olacaktım. Normalde herkes bilir bir erkeğin kas gücü kadından daha gelişmiştir ama ben hep en iyisi olmak için çabaladım, herkes keyif yaparken ben çalıştım, herkes gezerken ben antrenman yaptım ve bu sayede Msü kazandım, bu sayede akademiyi birincilikle bitirdim,bu sayede bazı erkek subaylardan daha kuvvetli olmayı başardım. Üsse dört dönmez Melih’e sözümü hatırlattım
“Melih san bir söz vermiştim hatırlıyor musun?”
“Yoo ne söz vermiştin?”
“Hani demiştimya ‘dönünce seni ses tellerinden vurucam’ diye hatırladın mı şimdi?”
“Hee hatırladım şimdi hatırladım e vumuyorsun ama şimdi noldu kıyamadın mı?”
“Yok kıyamamaktan değil, sonra görevlere kiminle gidicem ben, o yüzden yani sana kıyamadığımdan değil.”
“Tamam inanmış olayım, hadi yürü alert odasına gidelim zaten az kalmış nöbetin bitmesine.”
“Dur dur dur nereye gidiyorsun? Ses telinden vurmadım diye birşey yapmayacak değilim. Dövüşeceğiz!” Dedikten sonra elimle gel işareti yapınca Melih’in tek kaşı havalandı.
“Vayy demek birileri dayak yemek istiyor.”
“Oo paşam siz ne ara unuttunuz akademide kimin kimi dövdüğünü!” Akademide her hafta yakın temas antrenman olurdu herzaman ilk önce Melih alacak sanılırdı ama en sonunda hep ben galip gelirdim.
Nöbetimiz bitirmesine ne kadar kalmış diye bakınca nöbetimizin zaten bitmiş olduğunu gördüm. Melih’i kolundan çekiştirerek spor salonuna yönelttim. Salona girince ceplerimi boşaltıp Melih’e elimle gel işareti yaptım. Melih önce yavaş yavaş yaklaşırken bir anda belime doğru atılınca hemen geri çekildim ama Melih daha hızlıydı, belimden tutup yere doğru fırlatacak gibi yapınca sırtına dirseğimle vurdum sırtına vuruşumla sersemleyince hemen elinden kurtulduktan sonra suratına yumruşumu geçirdim falan derken biz yaklaşık 15-20 dakika dövüştük ve en sonunda her zamanki gibi ben kazandım, aslında hayvan gibi saldırmasa bilerek yeniliyor diyeceğim çünkü bu kadar fazla yenilmesi normal değil ama dediğim gibi hayvan gibi dalınca bilerek yenilmediğini anlamıyorum.
Dövüşümüzün ardından aslında üzerimizi değiştirirdik ama benim ona bile halim olmadığını için Melih’e
“Hiç birşeye bakmadan lütfen beni eve bırak, sonra ne bok yersen ye!” Dedikten sonra Melih’in arabasına yöneldim. Bir an neden ben hiç kendi arabamla gelmiyorum diye düşündüm ama sonra iş çıkışı ne kadar yorgun olduğum ve ekstra olarak da trafikte biraz(!) gergin olduğum için Melih götürme ihtimali olan heryere beni kendisi götürür.

Evimin önüne gelince Melih beni bırakıp kendi evine gitti. Gece yorgunluktan sadece duş alabildim hava sıcak olduğu içinde saçımı kurutmaya bile gerek duymadım.

Uzun bir mesaiden sonra tatil sabahına uyanmanın sevinciyle saatten bir haber şekilde Melih’i aradım ama tabii saat daha sabahın 8’i ve bugünde tam gün mesai sonrası tatilimiz olduğu için uyuyordu. Ama her zaman olduğu gibi telefonumu 5. çalışta açtı.
“Alo,rüyamda beni mi gördün kızım ne arıyorsun bu saatte?” Uykulu şekilde bana saydırmasının ardından esneyip sözüne devam etti.
“Pişt sana diyorum Hilal,Lan yoksa rüyanda o üsteğmenin sesini mi duydun?” tam sözünü bitirdiği sırada bir gülme sesi ve ardından bir düşme sesi geldi. Bu sefer dalga geçme sırası bendeydi.
“Yok ben o üsteğmenin sesini duymadım,senide rüyamda görmedim ama sen tam uyanamamışsın belli gelen seslere bakılırsa birisi yerlerden kalkamıyor.Bende demiştimki tatil günümüzde Melih gelsin Melih ile şöyle güzel bir kahvaltı yapalım, ben Melih’e en sevdiği kaşarlı menemenden yapayım ama gelmek istemezsen ben kendimde yerim yani bana fark etmez.”diye Melih’e takılınca bu sefer daha yüksek bir ses geldi ve bişey oldu korkusuyla bağırdım;
“Lan oğlum tamam sana yapayım sakin, kaçmıyor menemen biryere,yavaş sür bak arabayı ben seni biliyorum bu uçak değil burda trafik var herkeste havadaki gibi tam eğitimli değil birde kimseyle didişme.”
“Tamam tamam arabayı jet sanmam,var mı istediğin alınacak bişey?”
“Yok yok sen belaya bulaşmadan gel yeter bişey gerekirsede ben alırım market yakın zaten.”
“Tamamdır ben 5dakikaya çıkıyorum sana canlı konumda paylaşırım bakarsın hızlı gidiyor muyum biryerde durup belaya bulaşmış olabilir miyim diye.” Büyük ihtimalle sataşmasına karşılık vermemi bekliyordu ama istediğini ona vermeden onunda birşey daha demesine müsaade etmeden telefonu suratına kapattım.

İşe malzemeleri çıkararak başladım ki eksiğim varsa pişirmeye başlamadan alayım derken menemenin en önemlileri soğan ve yumurtanın olmadığını fark ettim. Hemen altıma siyah bir tayt üzerimede minik dağ logolu beyaz bir tişört ile açık gri bir kapüşonlu giyip evden çıktım. Market zaten sokağın başında olduğu için üzerimi değiştirmeyebilirdim ama bu saatte ana caddeden işine gidenler çok olacağı ve bende biraz korkunç görünüyor olabileceğim için değiştirme gereksiniminde bulundum. Marketteki en taze soğanlardan yarım kilo kadar ve bir paket yumurta alıp eve gitmek için bizim sokağa doğru tam döndüğümde öküzün teki tabiri caizse üstüme çıktı ve o anlık şaşkınlıkla “öküz müsün önüne baksana işlek yol burası sen böyle herkese çarpıyosu-“ cümlemi tamamlamamı beklemeden araya girip“Çok pardon hanımefendi, ben burdan bir haftadır her sabah böyle geçiyorum kimsede maşallah sizin gibi üstüme çıkmadı kimsede öküz müsün demedi hemde ben size çarpmadım siz bana çarpt-“ bu sefer bölen bendim “Vay vay vay ben çarpmışım yok artık yani tamam pardon hanımefendi desen ölür müsün, dağdan mı indi-“ cümlemi bu sefer bu dağ ayısı değil ağzıma kapanan bir el böldü,arkama doğru döndüğümde işe Melih’i gördüm “Ya sen bana belaya bulaşma yavaş gel diyosunda 15 dk belaya bulaşmadan duramamışsın be Hilal” demesiyle arkamda kalan adamı unutup boynuna atladım.“Lan insan sadece 9 saat görmediği insanı özleyebilir mi nasıl bir varlıksın Melih sen”Bizim sarılmamızda arkamızdan gelen öksürük sesi böldü,arkamı döndüğümde biraz önceki dağ ayısı değilde sanki nizami bir duruşa geçmiş saygılı bir beyefendi var gibiydi tam olarak önümü ona arkamı Melih’e döndüğümde adamın yüzüme öylece bakmasına karşılık adamın *bir haftadır her gün buradan geçiyorum* dediği geldi,madem bu adam bir hafta önce taşınmış oluyordu ve ben bir haftadır her gün buradan geçen bir adamı nasıl hiç görmemiştim? Ben bunları düşünürken adam tekrar boğazını temizleyip konuşmaya başladı
“Siz biraz önce birbirinize Melih ve Hilal mi dediniz?” dediğinde ister istemez ufak bir kahkaha attım.
“Başka ne dicez isimlerimiz bu,yarabbi çattık yaa.” Diyerek ortadan çekilip Melih’in yanına geçtim.Melihte bana hak verdi şekilde başını sallayıp
“Evet kardeşim başka ne dicektik ,sen neyine şaşırdın bunun bu kadar?” Diye sorunca adam cevaplama kararı aldı sanırımki ağzını açtı
“Gizlilik esası olarak sormak zorundayım dün neredeydiniz?” Melih o anda
“Bende gizlilik esası olarak sormak zorundayım ne yapıcaksın?”
“Ya insan gibi bi soru soruyoruz, nesiniz bilmiyorum ama tersinizden kalktınız herhalde, Ben Yaman Bozkurt” diyip elini uzattığında Melih ile ikimizde donakalmış şekilde bir Üsteğmenin eline bir birbirimize bakarken erken sıyrılan Melih oldu
“Aa siz o yüzden,hee anladım” diyip üsteğmenin elini bırakmadan bana dönüp pişmiş kelle gibi sırıtmasaydı herşey daha iyi olacak gibiydi ama neyse dedim ,üsteğmenin elini bırakmadan devam etti
“Ben Melih Bozok o da zaten biliyorsunuz aslında ama tanışma şeysi işte Hilal Kara karada yüzyüze görüşmekte nasip oldu iyiki, bizde kahvaltı yapıcaktık buyurmaz mısınız?” Demesiyle ikisinin elinde olan gözüm Melih’e döndü ama Melih asla buralı olmuyordu. Bende sonunda elimi uzatıp selam verdikten sonra bende davet etmek mecburiyetinde bulundum. Melih’in tabiriyle “üsteğmenciğim” sanki bu anı bekliyormuş gibi ev adresimi aldı ve sanki sormuşuz gibi duşa girip geleceğini de belirtip bizden uzaklaştı. Melihte zaten bu anı beklediği için direkt beni dürtüp kulağıma doğru hafif eğilerek
“Üsteğmenciğin seni heryerde buluyor bak adamın değerini bil,bence daha önce biliyordu ev adresini buldurdu nede olsa adam özel kuvvetçi senin burda olduğunu öğrenincede hemen bir ev ayarlattı.” Olabileceğim en sakin halim ile Melih’i dinledim, Melih sözünü bitirincede eve doğru itekledim.

Yumurta ve soğanıda tezgaha koyduktan sonra ben menemeni hazırlamaya başladım. Ben menemen hazırlarken Melihte çayın suyunu koyup domates salatalık doğramaya başladı, çayın suyu kaynayıncada çay demleyip masayı kurdu. Bende menemeni normalde tavasında yemeyi sevsekte tava çizilmesin diye bir tabağa alıp masaya yerleştirdim.
Üsteğmen sanki kapıda bekliyormuş gibi biz masayı kurar kurmaz kapı çaldı, öfle püfleye de olsa kapıya doğru gidip kapıyı açacağımda suratıma çok mutlu bir ifade takınıp kapıyı açtım.
“Hoş geldiniz üsteğmenim,sefalar verdiniz,Melih’te içeride buyrun” diyerek buyur ettim
“Hoş buldum üsteğmenim hoşbuldum“ derken aynı benim suratımdaki gibi zorunlu bir gülümseme vardı, bende gülümsememe devam ederek mutfağa doğdu yönlendirdim.Güzelce kahvaltımızı ettik çay ister misiniz diye sorduğumda pişkin pişkin
“bir bardak daha alırım” diye demez demiştim ama dedi. Çayları koydum ve birlikte oturup çayları içerken aklıma yaralıların olduğu geldi
“Sahi dün iki yaralımız var demiştin kimdi onlar, nasıl oldular?”
“Birisi Göktuğ zaten yeni mezun sahaya yeni yeni alışıyor üst bacağından girdi kurşun tam ortadan aslında çok bişey olmamış kemiğe falan gelmemiş ama kurşun yarasına yeni alışacak ,diğeride Murat onun yarası karın boşluğuna saplandı omzununda yanından sıyırdı bu biraz delidir aldımı makinalıyı önüne geleni tarar kendini korumaya almamış bu salak o kadar vuruluncada çok kan kaybetti ama şimdi ikiside iyi hastanede yatıyorlar bizede tim olarak bir hafta izin verildi zaten yardımcı komutan ile ağır makinalı olmayınca iş zor oluyor onlar iyi olsun diye bekliyoruz.” Ben iyiler diye kestirip atar sanmıştım ama uzun uzun açıklayınca ne diyeceğimi bilemedim. Birde onlardan halini görmek aynı zamandada tim ile görüşüp tehlikeye rağmen güvendikleri için teşekkür etmek istedim.
“Yaman, yani Yaman üsteğmenim ; Murat ve Göktuğ hangi hastanede hangi odada kalıyorlar onları ziyaret etmek isterim ve birde tim ile görüşmek istesem dün ki güvenlerin dolayı?” Dememle hemen öne doğru çıkıp
“Biz tim ile birlikte bugün onları alıp hastane kafeteryasında oturacaktık malum kalabalığız odaya sığamayacağız isterseniz Melih üsteğmen ile birlikte sizde gelirsiniz bugün saat 14.00-15.00 arasında kafeteryada olacağız bekleriz.”
“Aa çok iyi olur aslında ama tim olarak mı buluşacaktınız rahatsız olurlar mı?”
“İsterlerse olsunlar siz bizim canımızı kurtardınız öyle bir hakları yok!” Demesiyle ufak çaplı şokumu gerip cevap verdim
“Tamamdır madem biz Melih ile saat 14.30 gibi orada oluruz.” Aslında sohbeti sarıyordu ama gitsin diye de beklemedim desem yalan olurdu ve sanki beni anlamış gibi zengin kalkışıyla ayaklanıp
“Artık bana müsaade daha eve gidicem biraz işlerim var orada görüşür.” Diyip kapıya doğru ilerlerken bizde arkasından gidip Melih ile kapıdan uğurladık. Kapıyı kapatır kapatmaz Melihten gülmesini tutmaya çalışan bir ses ve ardından kahkaha sesi çıktı. Direk Melih’e döndüğünde Melih bana bakarak kahkaha atıyor ve kahkahaların arasından
“Amaaannn pekte korurmuşş “böyle bir hakları yok!” Ayy iyi güldüm vallahi Hilal demedi deme bu üsteğmen sana ya yanık yada yanacak ve hatta bahsine varım ki se-“ cümlesini tamamlamasını beklemeden odama doğru ilerleyip omzumun üstünden Melih’e bakarak
“ben hazırlanıyorum mutfak sende artık haydi kolay gelee” diyerek odama girdim cevap vermesini beklemedende kapıyı kapattım, ben kapıyı kapatır kapatmaz Melih’in söylenişini duydum ama onunla didişmeye vaktim yok yani hazırlanmam lazım derken bir yandan içimden kendimle kavga etmeye başladım
“-ya acaba hoşlanıyor olabilir miyim be bu adamdan?
-aman saçmalama Hilal adamı bir kere gördün iki kere iletişime geçtin ne zaman hoşlanıcaksın ki?
-ay ama adamda Yunan tanrıçası gibi of of açık kumral ,ela mı yeşil mi göz ,benim ve melihle kıyaslarsak minimum 1.85 boy yani adam bide asker
-of kafayı yicem ya bu nasıl iş
-aman saçmalama görev için timini kurtardım ,şimdi de hallerini sormak için yanlarına gidicem ,çarpışmamızda bir tesadüf ,kahvaltıya gelmesi ise tam olarak Melih’ten kaynaklı”.
Düşüne düşüne altıma açık mavi şişe leg jean üstüne beyaz bir askılı giyip saçımı da tepeden dağınık topuz yaptıktan sona çıktım ve gördüğüm şeyle şok içinde kaldım; Melih sadece sofrayı toplamış ve sofradan aldığı her şeyi tezgaha yığmıştı, yanına gittiğimde ise sanki çok muhteşem bişey yapmış gibi suratıma gurula bakıyordu sakin kalmaya çalışarak
“Vay paşam çok yoruldunuz mu baya iş yapmışsınız bir masaj falan ister misiniz?”
“Ay aslında hayır diyemem Hilalciğim ama malum 1 saat sonra katılmamız gereken bir etkinlik artık geli-“ artık dayanamayıp saçından tutarak kaldırdım kaldırmasına ama ayağa kalktığında bir hayli kısa kaldığım için saçından tutmamın bir etkisi kalmayınca kolundan tutup tezgahın başına ittim o tezgahın başında kalırken biraz önce Melih’in kurulduğu yere tamda onun gibi kurulup
“Hadi paşam yolu çıkarınca yarım saatin var yarım saat içinde hallet şu mutfağı ve dua etki bir saat içinde hastanede olmalıyız yoksa sen bütün evi silip süpürürdün haberin olsun,birde son zamanlarda çok gevşediniz Melih bey sizle bir antrenman yapalım!” Melih’in suratı şaşkınlıkla bana doğru dönünce zaten tezgahın başına geçince toparlanmaya başlamış olduğunu yeni anladım, Melih hâlâ şok içinde olan suratıyla “Be mübarek ne yaptık be sana iki dalga geçtik diye, bide dalga geçmek için bıraktım yıkayacaktım zaten, vaaayyy noldu sana haberimiz olmadan sevgili yaptında ondan mı böylesin” dedikten sonra göz kırpışıyla yeniden bir Yaman Bozkurt hakkında esprisinin geleceğini anladım,ama neden göz kırptığında aklıma o geliyordu yarabbim bana yardım et ne yapacağım ben diye düşünürken sonunda konuştu
“Aaa siz kaslı olsun şöyle demiyor muydunuz Hilal hanım alın işte adam hem asker hem yakışıklı boyuda benle aynı falan sen “boyu senin kadar olsa yeterli” demiyor muydun al işte bence kaçırma derim bacım” demesiyle ayağımla itip
“sen beni bırakta mutfağı hallet süren azalıyor üsteğmen zamanla yarışıyoruz burada tik tak tik tak” yaparak kolumda saate birkaç kez tıklattım.

Melih yaklaşık 15 dakika içinde bütün bulaşıkları bitirip mutfağı toplarlardı ve otoparka gidip arabaya bindik. Trafiğe çıkacağımız için tabikide yine arabayı Melih kullandı.

Yolda benim hazırladığım çalma listesini zorla açtığım için ben mutlu Melih ise biraz somurtur şekilde yola çıktık ben şarkı seçerken şarkıyı seçtiğimle bir yüzüm Melih’e döndü çünkü
“Akar zaman ,yakar zaman
Kirli temiz eksik tamam
Yuvarlanıp yokuşlardan
Duraklarda duruyorum.” (Yanmış içinden-Adamalar)
Melih ilk kelimeyi duyar duymaz söylemeye başladı ve bende ona eşlik ettim çünkü bu şarkı ikimiz içinde çok değerliydi; salak Melih ergenliğini ağır geçirdiği için kavga falan eder aslında karşısındaki zayıfta olsa tek olmadığı için dayak yiyip yanıma gelir bende sanki hayalim pilotluk değilde doktorluk/hemşirelikmiş gibi ona pansuman yapardım ve her pansuman yapılımda bu şarkıyı açardım. Hemen ardından devam ettik
“Duyduğumu bağırmadan
Fazlasına sarılmadan
Gece gündüz arasında
Mekikleri dokuyorum” (Bahsi geçen şarkı)
Yol zaten kısa olduğu için en fazla 5-6 şarkı dinleyebilmişizdir ve benim çalma listemden açsakta çalma listeme Melih’in zorla eklettiği şarkıları dinlemiş bulunduk.

Hastaneye gelince Melih hastane kafeteryasına yakın bir yer bulabildik neyseki de çok yürümemize gerek kalmadan kafeteryaya geldik,o an üsteğmen Yaman’ın telefon numarası almadım için biraz kendime sövdüm derken Melih telefonu çıkarıp birini aramaya başladı,Melih’e dönüp
“kimi arıyorsun” diyerek kafamı iki yana salladım cevap vermesini bekliyordum ama sadece işaret parmağını bir dakika anlamında bana doğru uzatınca beklemek durumunda kaldım telefon açıldığında Melih
“Heh üsteğmenim biz geldik kafeteryadayız siz nerdesiniz?” Demesiyle şok olmuş şekilde Melih’e bakakaldım, Melih yerlerini öğrenip telefonu kapatınca vücudunu tamamen bana çevirip
“N’oldu üsteğmenciğinin numarasını sen değilde ben alabildim diye üzüldün mü? Tamam hadi bir hafta boyunca her istediğimi yaparsan numarası veririm sana.” Demesiyle sağ elimi aramızda kaldırıp nah çekmem bir oldu
“Aldın mı köleliği, hem ben n’yapayım adamın numarasını ,bişey gerekirse sende varmış zaten”. Tamam dermiş gibi kafasını sallayıp beni çekiştirmeye başladı
“Hadi gidiyoruz Göktuğ ile Murat taburcu edilmiş ondan bir parka geçeceklermiş orda yapacaklarmış kutlamayı oraya geçeceğiz ‘şimdi odalarındayız,hastanenin önünde bekleyin birlikte geçeriz’ dedi. Kendisinin arabası yok mu yoksa bizim yolu bilmeyeceğimizi mi sandı acaba?”
“Aman neyse ne yürü hadi insanları bekletmeyelim.” Hastanenin önüne geldiğimizde diğerleri yoktu ama Yaman üsteğmen bizi bekliyordu,yanına gittiğimizde
“Diğerleri geçti ben kendi arabamı Muratlara verdim eşi falan var Göktuğ ile ikisi eve hiç uğramadığı Murat’ın eşinide Mustafa abinin eşi almış evden arabaları yoktu.” Bu kadar neden açıklama gereği duydu diye düşündüm. Neyseki arabayı yakın yere park edebilmiştik de hemen bulup binebildik önde Melih ve Yaman arkada ben Yaman’ın tarif ettiği parka doğru yola çıktık yol boyunca ses çıkmadı aslında ama ben müziksiz yolculuk yapamadığım için hemen kendi çalma listeme girip birkaç şarkı açtım bu sefer özellikle seçmeden ilk şarkıyı açtım ama şarkının adına bile bakmayı unutmuştum
“Yüreğine ateş düşmüş
Kara haber var
Gelen olmaz giden olmaz
Ah çeker ağlar
Elde vardır bitek onun kanlı beresi
Gelir anam gelir desem desem yalandır”
(Kolay Değildir-Duman)
Açılan şarkı ile aynadan Melih ile gözlerimiz çakıştı bu şarkını yerinin her Türkde ayrı olması gerektiğini düşünürdük ikimizde çünkü bu şarkı şehitlerimize armağan edilen, şehitlerimiz için yazılmış ve her dinlediğimde aklımıza babam,daha 11 ay önce uçağı düşürülen ekip arkadaşımız Gökalp ve nice şehitlerimiz gelir; hüzünlenir, bazen sarılıp ağlarız.
Herkes Kara Deniz Hava fark etmeksizin hepimizin duygusuz olduğunu düşünür,sinirlerimizin alındığını düşünür ama kimsenin görmediği zamanlarda birbirimize sarılıp şehitlerimiz için ağlayarak dualar ederiz biz, herkesin duygusuz dediği bizler herkesten daha duyguluyuzdur aslında ama duygusuz davranmamız gereken yerler vardır bazen, mesela bir şehit cenazesinde herkes yıkık durumdayken biz güçlü durmak zorundayızdır, içimiz kan ağlar ama gözümüzden akmak için sıra bile bekleyemeyecek olan göz yaşlarımızı içimize akıtırız, sırf şehit ailesine destek olabilmek, sırf şerefsizleri sevindirmemek için direniriz.

Ben düşünceler içindeyken şarkı değişmiş biz çoktan parka gelmişiz, Melih bana baktı biraz kırgın bi mutlulukla, bende aynı şekilde ona baktıkta sonra arabadan indim ve üçümüz birlikte parka doğru yürümeye başladık. Parka girdiğimizde tüm ekip bize dönüp sırayla hepimizi süzerken bizde onları süzmekle meşguldük ki Yaman üsteğmen
“Kurt timi toplan,bunlar üsteğmen Hilal Kara ve üsteğmen Melih Bozok,dün bizi bombalayan arkadaşlar.” Güzel güzel bizi tanıtırken sanki onların tepesine bomba yağdırmışız gibi anlatmasıyla Melih ile ikimizinde yüzü üsteğmene döndü ve Melih ile aynı anda
“Üsteğmenim yanlış bilgi vermeyelim lütfen” dedik ve ardından ben devam ettim
“Biz orada sizin çıkışınız için kokarcaları bombaladık,kokarcalar ile aranızdaki mesafe az olunca sizde etkilendiniz lütfen cümlelerimizi doğru kuralım!” Dedikten sonra time döndüm ve
“En iyisi biz kendimizi tanıtalım ben üsteğmen Hilal Kara buda ekip arkadaşım üsteğmen Melih Bozok dün ki kokarcaları vuran pilotlarız.” Dedikten sonra öne doğru 30’unun sonlarında olduğunu tahmin ettiğim abi diye hitap edebileceğimi düşündüğüm birisi bize doğru gelip önce bana sonra Melih’e elini uzatıp
“Ben Astsubay Başçavuş Mustafa Aksoy, karım Zeynep ve oğlum Efe memnun oldum.” Hemen ardından eşi olarak tanıttığı kadın öne çıkıp bana çok sıcak şekilde sarılıp Melih’in de elini sıkıp
“Memnun oldum” dedi ve Mustafa abi ile biraz geriye doğru çekildiler. Sonrasında ise diğer kişiler ile tanıştık
“Merhaba efendim ben Uzmançavuş Kuzey Boz, ve bunlarda canımı emanet ettiğim tim arkadaşlarım benim Mustafa abi gibi tanıtacağım bir yakınım yok yani” dedikten sonra göz kırpıp kenara çekildi ve o an anladım ki timin çapkını ile tanışmış bulunmaktaydım
“Memnun oldum”
“Ben Teğmen Göktuğ Alan dün ikinci yaralanan,memnun oldum .” Onun yaralananlardan olduğunu sabah Yaman söylemişti zaten
“Memnun oldum”
“Ben Çavuş Ege Karahan memnun oldum.”
“Memnun oldum”
“Ben Çavuş Sarp Eren Öz çok memnun oldum ,dün içinde çok teşekkür ederiz eline emeğinize sağlık.” Ve onunda en saygılısı yada belli etmeden en iyi flört edeni olduğunu gördüm.
“Memnun oldum, ne demek görevimiz.”
“Uzmançavuş Ayaz Çelik memnun oldum, ayrıca dün içinde teşekkür ederiz siz olmasanız şuan burda olamazdık.”
“Memnun oldum ayrıca bizim görevimiz bu biz olmasaydık elbet başka bir arkadaşımız olacaktı siz oradan bir şekilde çıkardınız siz TSK mensubusunuz.” Birbirimize samimi birer tebessüm yolladıktan sonra birisinin yerinden kalkamadığını ama onun yanından kalkıp bize doğru adımlayan kadını gördüm
“Ben Begüm Kut ilkokul öğretmenliği yapıyorum ,eşim Üstçavuş Murat Kut dünkü saldırıda ağır yaralanan , sizin ile tanışmayı çok istedi bana falanda hep benim hayatım onlara borçu deyip durdu o an yarı baygınmış ama isimlerini unutmamış.” Muratın yanına geldiğimizde kendini kalkmaya zorlayınca
“Kalkmayın yaranızı öğrendim sıkıntı olabilir oturun siz.”
“Üsteğmenim her şey için çok teşekkürler diğerlerini bilmiyorum ama ben hayatımı kesinlikle ikinize borçluyum,belki birazda kıytırık pansumanı sayesinde Mustafa abiye borçluyumdur.” Dedikten sonra hafif sırıtıp Mustafa abiye baktı
“Ulan şu durumda bile bi teşekkürler abi hayatımı kurtardın demiyorda kıytırık pansuman diyor, fesubhanallah.” Hep birlikte oturup sohbet ettik ve yaklaşık bir saat kadar sonra kumral benim boylarımda çok güzel bir kız yanımıza gelip hepimize selam verdikten sonra Göktuğ’un kulağına bişeyler söyledi ve Göktuğ
“Hee ben unuttum şey ya, aa ben sizi tanıştırayım abla bak dün hayatımızı kurtaran pilotlar üsteğmen Hilal Kara ve üsteğmen Melih Bozok, Buda benim ablam Bilge” dedikten sonra Bilge bize doğru elini uzattı
“Memnun oldumm” şeklinde m’yi uzatarak sıcak bir tonla konuşunca ilk cümlesinden ona alışmış bulundum
“Bende memnun oldum Bilge umarım daha fazla görüşebiliriz.”
“Umarım” o sırada Melih sadece benim anlayabileceğim derecede heyecanlanarak elini uzattı
“Merhaba tanıştığımıza menun oldum Bilge” demesiyle Göktuğ’un biraz kıskanmış olabileceğini düşündüm çünkü kendisi şuanda üsteğmen Yaman hakkında yaptığı şakaları ciddiye almadığımdan olsa gerek kıskançlığı tutmasada herhangi bir erkek birey ile yakın iletişime geçtiğimde aşırı kıskanç birisi olabiliyor.
“Memnun oldum Melih” göz ucuyla Göktuğ’ya baktığımda gerçektende suratından kıskançlık aktığını gördüm.Hep birlikte sohbet edip bir şeyler yedik, ve benim fark ettiğim şey ise Melih’in gözlerinin sürekli Bilge de ,Bilge ve Göktuğ’un gözlerinin ise Melihte olduğuydu. Ama hepsinin birbirine bakışı aynı değildi; Melih ve Bilge’nin bakışları sevda gibi bakıyordu birbirine, sanki çok eskiden birer aşıkmış şimdide uzun zaman sonra karşılaşmış ve kalpleri birbirleri için tekrar çarpmış gibi bakıyorlardı, Göktuğ ise sanki yanında komutanı ve abileri olmasa Melih’e tekme tokat girecek gibi duruyordu. Gülmemek için zor durdum ama bir süre sonra bir fısıltı gibi çıkan gülmemi tutamadım. O an herkes bana bakar diye tahmin ediyorum ama herkes o kadar sohbete dalmıştı ki gülüşümü bile duymadılar.

Gelişimizin üstünden 4 saat geçmiş saat artık 18.30 olmuştu , havanın hâlâ karamamış olmasına rağmen hem Murat’ın dinlenmesi gerektiği için hemde bizim dün tam gün mesai yarın ise 10-12 nöbetimiz olduğu için evlerimize dağıldık,herkes kendi eşiyle evine giderken üsteğmen Yaman arabasını yine Begüm’e verdiği için bizimle geldi. Normalde Melih kendi evine gidecekti ama ikimizede yemek yapması ve Melih’e daha fazla araba sürmek zor geldiği için benim evime geldi. Birlikte hamburger söyleyip BÖRÜ açtık. Hamburgerimiz gelince Melih üşengeçliğini bir kenara bırakarak servisimizi yapmaya başladı. Melih her zaman tavuk burger, ben ise her zaman köfte burger yemeyi severdik. Yine aynı şekilde söyledik ama bu sefer farklı bir yerden sipariş vermiştik ve buranın tavuk burge gözüne daha leziz göründüğü için Melih mutfağa bardak almaya gittiğinde hemen menülerimizi değiştirdim, tabiki de yiyeceğimiz zaman fark edecekti ama eğer ondan istesem bana asla hamburgerini vermeyecek ve hayta ondan kaçıramayayım diye koca gamburgeri tek lokmada yutacaktı. Bu yüzden hemen menülerimizi değiştirip Melih’e seslendim
“Hadi ya ne kadar uyuşuksun Melih, hadi hamburgerler soğudu sen iki bardak alana kadar!” Diye bağırdığımda mutfaktan çıkmış bana doğru gelirken
“Çatlama geldim geldim, evde bir tane bile temiz bardak olmayınca yıkamak zorunda kaldım ondan gelemedim.”
“E sabah bulaşıklar şendeydi yıkamadıysan banane!”
“Kız bulaşık makinası varken elimde mi yıkayacaktım, dizdim makineye dolunca çalıltırılır diye.”
“E tamam işte şimdi yıkamışsın çabuk doldur şu kkkayı kurt gibi açım!” Dediğimde Melih ikimizin bardağına da kola koyarken bende diziyi başlattım. Tam haburgeri elime lamıştım ki Melih elimdekinin onun olduğunu anlayınca bir anda bağırdı
“Lan! Sen niye benim hamburgerimi alıyorsun? Ver hamburgerimi!” Ve sonra hamburger doğru atıldı.
“Ya buranınki çok güzelmiş, hem bak bir ısırık aldım bile, hadi bu seferlil köfteli ye ben tavuklu yiyeyim nolur.” Diye çocuksu hareketler yapınca Melih kardını indirdi ve hamburgerini yememe izin verdi.
Yemeğimizi yememize rağmen bölümü bitirmek için yatmayıp bölümü bitirene kadar bekledik. Ben her zaman filmlere ağlayan biriydim ama bu filmde yaşandığı için değil gerçektede yaşanan olaylar olduğu için ağlardım, bu bölümde de yine ağlamaya başlayınca Melih duygulansada benim anlamadığımı düşünüp ağlamam ile dalga geçti.
“Ya hadi dışarıda kaya gibi sert durmasan dicemki bu kız duygusal, duygularını belli etmeden duramıyor. Ama dışarıda da böyle bir duygusuzluk yok yani anlamdım gitti be şu hallerini!”
“Melih kafana bir salak geçirmemi sitemiyorsan sus! Hem biliyorsun ben dizide olanlara değil, dizideki olayların gerçekte de yaşanıyor okuluna aşlarım.”
“Biliyorum, biliyorum maksat seni zorbalamak canım! Gel buraya gel, ben seni yapacağım yaman ile artık onunla Börü izlersin!”
“Melih!” Şeklinde sadece uyarıcı bir tonda adını söyleyince
“Tamam be ne kızıyorsun hemen, hadi ben yattii” diyip koşar adım benim odama yönelince amacını anlayıp omzundan geri çekiştirdim
“Hop dur paşam sen salonda yatıyorsun.”
“Hayır sen salonda yatıyorsun.”
“Öyle mi nedenmiş o?”
“Çünkü be öyle istiyorum.”
“Vay vay vay orası benim odam çekil iurdan Melih!”
“Ben yatıcam Hilal zorlama!” Aynen öyledir anlam on da kafamı sallayıp odama koştum, içeriye girer girmez açamasın diye kapıyı kilitledim. Ama telefonumu dışarıda unutmuştum. Melih kapıyı tıklatıp
“Pişt telefonunu unutmuşsun haberin var mı hilal hanım?”
“Var Melih şarja tak telefona bakmamak için bıraktım sabah kahvaltıyı hazırlayıp uyandırırsın beni!”
“Emriniz olur efendim.” Dedikten sonra ayak seslerinden uzaklaştığını anladım.

Sabah salondan gelen tıkırtılarla uykumdan uyandım. Salona çıktığımda muhteşem bir kahvaltı sofrası kuramış ama hâlâ ocağın başında bir şeyler yapan Melih ile karşılaşınca
“aşk insanı ne hale getiriyor” diye sadece kendim duyacak şekilde fısıldamadan duramadım.
“Ooo güzellik uykunuzdan uyandınız mı Hilal hanım sabah şerifleriniz hayrolsun!”
“Günaydın günaydın efendim bu nasıl güzel sofra ,böyle seni tezgahın başında görmeseydim senin yaptığına inanamazdım ama aslında inanabilirim de eliniz lezzetli ne diyelim efendim!”
“Hadi daha fazla laf yapma git elini yüzünü yıka çabuk gel beklemem valla!”
“Sen gele bi beni kahvaltıya bekleme o kahvaltıyı nasıl senin ağzından getiriyorum görürsün!”
“Hadi hadi çabuk beklemem valla sonra mızlanırsın ,ağzımdan bok getirirsin!” Gerçekten bana yiyecek bişey bırakmama olasılığından ve bırakmazsa iri cüssesinden dolayı gerçekten de bir bok yapamayacağımdan dolayı hemen banyoya koştum. Çok hızlı şekilde dişlerimi fırçalayıp yüzümü yıkadıktan sonra aynı hızla mutfağa koştum. Kahvaltımızı yaptıktan sonra zaten mesaimizin başlamasına en fazla 3 saat kalmış ve biraz antrenman yapmamız gerektiği için giyinip hemen üsse geçtik. Yolda tabikide şarkılar bendeydi diyemeyeceğim çünkü bu sefer Melih bana fırsat vermedi ve yol boyunca onun raplarini dinledik ama Ceza dinlediği için bende durumdan çok mutsuz değildim.“Herkes sanar dengimdir
Kimse bilmez ancak ceza nefrettende eskidir
Plaka yerli ba sırtı terli çok
Ne olacak wow wow wow” (Ceza-Yerli Plaka)
Modumuz yüksek, Ceza dinleyerek üsse geldik. Araçtan indiğimizle bir önce spor salonunda biraz ağırlık vb. ardından antrenman sahasına geldik. İlk olarak ben parkur yaptım ve 2dakika 5 saniyede parkuru tamamladım,ardımdan Melih yaptı Melih ise 1dakika 51saniyede tamamladı acaba benden uzun mu söylesem diye düşünsemde Melih’in zorbalığına kendimi hazırlayarak süreyi söyledim ve o anda Melih’in zorbalayıcı kahkasını duydum
“Haaa lan hani benim antrenmana ihtiyacım vardı,senin varmışta beni bahane ederek gelecekmişsin sen herhalde ,AHAHAHAHAHAH, lan elime düştün Hilalll ee kaybeden birçetlwr ısmarlamaz mı be, aylık kaç lira kazanıyorsunuz üsteğmenim bu arkadaşınıza bir hediyeyi çok mu göreceksiniz?” Tabikide ısmarlardım ama daşga geçmedi sinirime dokundu en azından kölelik teklif etmediğine şükrediyorumki
“Hee bu arada yok benim param kıymetli diyorsanda bir hafta kadar kölem olabilirsin yani sana seçeneği sundum sen seç artık.”
“Melih senin kafanı kırıcam Melih lan sadece 14 saniye kısa sürede yaptın ne bu gripler tamam bir yemek ısmarlarız ne uzattın be!” Diye tek nefeste konulunca Melihten tekrar bir kahkaha koptu
“Kızım sen neden hep sinirlenince nefes almayı bırakıyorsun, insanlar sinirlenince derin derin nefes alır,bu nefes almayı bırakıyor, dur kız beynine azıcık oksijen gitsin, sonra gelir uçağıma falan çarparsın havadayken korkuyorum senden vallahi bak.” Sadece kafa sallamakla yetinip soyunma odasına geçip bir duş aldıktan sonra üniformamı giyip dışarı çıktım ben çıktığımda Melih çoktan hazırlanmış beni bekliyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

81okunma 21beğeni 7yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.