Gizli Yemin kitap kapağı

7. bölüm / 9

Gizli Yemin

Bölüm 7

Vaveyla Yazarı: CEPHEKALEMI 19

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: Bölüm 7

Telefon elimde donup kalmıştı.

Karşı taraftan gelen ses hâlâ kulaklarımdaydı.

"Kasayı açarsan... oğlun ölür."

İnsan hayatında bazı cümleler vardır.

Bir kez duyarsın.

Sonra ne kadar zaman geçerse geçsin unutamazsın.

Telefon ekranına baktım.

Arama sonlanmıştı.

Numara yoktu.

Ses kaydı yoktu.

Hiçbir iz bırakmamıştı.

Ama tehdit gerçekti.

Çünkü karşımdaki kişi evimde bir kasa olduğunu biliyordu.

Ben bile bilmiyordum.

---

Duvarın önünde birkaç saniye öylece kaldım.

Sonra kasadan uzaklaştım.

Doruk'un odasına baktım.

Kapısı kapalıydı.

İçeriden hiçbir ses gelmiyordu.

Hızla odasına girdim.

Doruk yatağının üzerinde oturuyordu.

Elinde Asya'nın verdiği küçük yapboz vardı.

Beni görünce başını kaldırdı.

"Buraya gel."

Yanıma geldi.

Diz çöktüm.

Ellerini tuttum.

"Birazdan buradan çıkacağız."

Gözlerime baktı.

Nedenini anlamaya çalışıyordu.

"Merak etme."

Dedim.

"Seni kimseye bırakmayacağım."

---

Telefonumu çıkardım.

Asya'yı aradım.

Bu kez açması uzun sürmedi.

"Kubat?"

"Komutanım, kasayı buldum."

Karşı tarafta sessizlik oldu.

"Ne kasası?"

"Babamın evde sakladığı kasa."

"Yerini biliyor musunuz?"

"Evet."

"Dokunmayın."

"Zaten açmadım."

İlk kez sesindeki endişeyi açıkça hissettim.

"Ben şimdi geliyorum."

"Komutanım..."

"Evet?"

"Birisi aradı."

"Ne dedi?"

Kısa bir nefes aldım.

"Kasayı açarsam oğlumu öldüreceğini söyledi."

Bu kez sessizlik daha uzun sürdü.

Sonra Asya'nın sesi geldi.

"Kapıyı kilitleyin."

"Tamam."

"Perdeleri kapatın."

"Tamam."

"Ve Kubat..."

"Evet?"

"Ne olursa olsun o kasayı tek başınıza açmayın."

Telefon kapandı.

---

Yaklaşık on beş dakika sonra kapının önünde bir araç durdu.

Asya içeri girdiğinde yanında Baran ve iki personel vardı.

Elindeki çantayı masaya bıraktı.

"Doruk nerede?"

"Odada."

Asya başını salladı.

"Önce onu güvenli bir yere götürelim."

Doruk'u yanıma aldım.

Asya ona baktı.

"Birazdan yine görüşeceğiz."

Doruk bu kez ona doğru bir adım attı.

Asya şaşırdı.

Doruk elindeki yapbozu ona uzattı.

Asya aldı.

"Teşekkür ederim."

Doruk parmağıyla yapbozun arkasını gösterdi.

Asya çevirdi.

Orada daha önce fark etmediğimiz küçük bir çizim vardı.

Bir anahtar.

Asya'nın yüzündeki ifade değişti.

"Kubat..."

"Ne?"

"Bu yapbozun arkasında bu çizim daha önce var mıydı?"

Başımı salladım.

"Hayır."

Asya yapbozu dikkatle inceledi.

Sonra Doruk'a döndü.

"Bu anahtarı nereden biliyorsun?"

Doruk cevap vermedi.

Sadece salonun duvarını işaret etti.

Kasanın bulunduğu yeri.

---

Asya ve ben duvarın önüne geçtik.

"Bu çocuk bir şey anlatmaya çalışıyor."

dedi.

"Ben de öyle düşünüyorum."

Asya kasanın üzerindeki mekanizmayı inceledi.

"Şifreli değil."

"Nasıl?"

"Kilitli."

Parmaklarını kilidin üzerinde gezdirdi.

"Eski model."

"Yani?"

"Bir anahtar gerekiyor."

İkimiz de aynı anda Doruk'a baktık.

Elindeki yapbozdaki anahtara...

Sonra kasaya.

---

"Babam bunu neden buraya koydu?"

diye sordum.

Asya cevap vermedi.

Çünkü onun da aklına aynı soru gelmişti.

Kasanın altında küçük bir çizik vardı.

Dikkatlice eğildi.

Çiziğin yanında birkaç harf seçiliyordu.

K.D.

"Kubat Demir?"

dedim.

Asya başını salladı.

"Hayır."

Parmağıyla ikinci harfi gösterdi.

"Burada başka bir şey yazıyor."

Tozu temizledi.

Yazı biraz daha belirginleşti.

KARAHAN — DİĞER

Kaşlarımı çattım.

"Diğer ne?"

Asya cevap veremeden telefonum çaldı.

Bu kez bilinmeyen numara değildi.

Ekranda babamın adı vardı.

Yıllardır aramayan adam...

Şimdi arıyordu.

Telefonu açtım.

"Efendim?"

Karşıdan birkaç saniye boyunca ses gelmedi.

Sonra babam konuştu.

"Kasayı buldun."

Bu bir soru değildi.

"Sen nereden biliyorsun?"

"Çünkü onu oraya ben koydum."

Kalbim hızlandı.

"İçinde ne var?"

Babam derin bir nefes aldı.

"Senin çocukluğun."

Bir an sustum.

"Ne demek bu?"

"Ve..."

Sesi titredi.

"...annen."

Telefon elimden düşecek gibi oldu.

Annem.

Hayatım boyunca bana öldüğü söylenen kadın.

Babam yıllardır onun hakkında tek kelime etmemişti.

"Annem hakkında ne biliyorsun?"

Cevap vermeden önce uzun bir sessizlik oldu.

Sonra sadece şunu söyledi:

"Annen ölmedi, Kubat."

O an Asya'nın yüzüne baktım.

Ve ikimiz de aynı şeyi anladık.

Benim geçmişim sandığım şey...

Baştan sona bir yalandı.

"Annen ölmedi, Kubat."

Babamın söylediği o cümleyle birlikte odadaki bütün sesler sanki bir anda kesildi.

Asya bana bakıyordu.

Ben ise telefona.

"Babam..."

Sesim güçlükle çıktı.

"Yıllardır annemin öldüğünü söyledin."

Karşı tarafta ağır bir nefes duyuldu.

"Öyle bilmen gerekiyordu."

"Kimden koruyordun onu?"

Babam cevap vermedi.

"Kimden?"

Bu kez sesimi yükselttim.

"Annem nerede?"

"Onu bulmaya çalışma."

"Sen bana yıllarca yalan söyledin!"

Telefonun diğer ucundan titrek bir ses geldi.

"Çünkü seni hayatta tutmanın tek yolu buydu."

Bir an sustum.

Sonra babamın sesi daha da alçaldı.

"Kasayı açarsan her şeyi öğreneceksin."

"Şifre ne?"

"Şifre yok."

Kaşlarımı çattım.

"Ne demek şifre yok?"

"Çünkü kasa senin için yapılmadı."

Bir saniye durdu.

"Doruk için yapıldı."

---

Telefon elimde dondu.

Asya'nın bakışları oğluma kaydı.

"Doruk mu?"

Babam devam etti.

"Onu koruyacağına söz ver."

"Ne diyorsun sen?"

"Ne olursa olsun..."

Sesi kesildi.

"Onu Nisan'a teslim etme."

Kalbim sıkıştı.

"Ne?"

"Ve Asya'ya tamamen güvenme."

Telefon kapandı.

---

Odaya ağır bir sessizlik çöktü.

Asya bana bakıyordu.

Babamın son cümlesini duymuştu.

"Ne söyledi?"

diye sordu.

Bir an cevap vermedim.

"Senin hakkında..."

Asya'nın yüzü değişmedi.

"Söyle."

"Tamamen güvenmemem gerektiğini."

Gözlerimiz birbirine kilitlendi.

Asya birkaç saniye sustu.

Sonra başını hafifçe eğdi.

"Anladım."

Bu kadar sakin olması beni daha da huzursuz etti.

"Hiçbir şey söylemeyecek misiniz?"

"Ne söylememi istiyorsunuz?"

"Mesela neden babam senden şüpheleniyor?"

Asya gözlerini kaçırmadı.

"Çünkü babanız benim geçmişimi bilmiyor."

"Ya ben?"

"Sen de bilmiyorsun."

Haklıydı.

Ve bu cevap hoşuma gitmedi.

---

Tam o sırada Doruk kapının önünde belirdi.

Yüzü solgundu.

Elindeki yapbozu yere düşürdü.

Sonra kasaya baktı.

Bir adım attı.

Ardından bir adım daha.

Asya hemen kenara çekildi.

Doruk kasanın önünde durdu.

Parmaklarını metal kapağın üzerine koydu.

Sonra cebinden küçük bir şey çıkardı.

Bir anahtar.

Ben nefesimi tuttum.

"Bu..."

Doruk anahtarı bana uzattı.

"Bu nereden çıktı?"

Cevap vermedi.

Anahtarı aldım.

Eskiydi.

Üzerinde küçük bir harf kazılıydı.

D.

Doruk.

---

Anahtarı kilide yerleştirdim.

Asya yanıma geldi.

"Bekleyin."

Duraksadım.

"Ne oldu?"

"Babınız kasayı açmamanızı söylemedi."

"Hayır."

"Asıl söylediği şey, Doruk'u korumamız."

Haklıydı.

Birbirimize baktık.

Sonra anahtarı çevirdim.

Klik.

Kasanın kilidi açıldı.

Kapağı yavaşça kaldırdım.

İçeride birkaç dosya vardı.

Eski fotoğraflar.

Bir kaset.

Ve kahverengi bir zarf.

Zarfın üzerinde yalnızca bir isim yazıyordu.

KUBAT.

Ellerim titredi.

Zarfı açtım.

İlk sayfada babamın el yazısını gördüm.

«"Eğer bunu okuyorsan, artık seni saklayamadım."»

Altında bir fotoğraf vardı.

Fotoğrafta genç bir kadın...

Kucağında küçük bir bebek taşıyordu.

Kadının yüzüne baktım.

Nefesim kesildi.

Annemdi.

Ama fotoğraftaki bebek...

Ben değildim.

Asya fotoğrafa yaklaştı.

İkimiz de aynı soruyu düşündük.

O çocuk kimdi?

Dosyanın ikinci sayfasını çevirdim.

Ve gördüğüm isimle ellerim buz kesti.

NİSAN DEMİR.

Bir sonraki satırda ise:

"Çocuk: Asya Demir."

Asya'nın yüzü bembeyaz oldu.

Elindeki dosyayı düşürdü.

"Hayır..."

İlk kez sesinde gerçek bir korku vardı.

"Bu mümkün değil."

Ama dosyanın son sayfasında tek bir cümle daha vardı:

"Asya, Nisan'ın kızı değil. Asya'nın gerçek annesi..."

Cümlenin devamı yırtılmıştı.

O anda kapının dışından bir ses geldi.

Bir şey yere düştü.

Asya silahına davrandı.

Ben Doruk'u arkamda sakladım.

Koridora çıktığımızda kimse yoktu.

Sadece yerde küçük bir zarf vardı.

Üzerinde tek bir cümle yazıyordu:

"Gerçeğin kalanını öğrenmek istiyorsanız, eski evinize gidin."

Altında bir adres vardı.

Ben o adresi görünce donup kaldım.

Çünkü orası...

Çocukluğumu geçirdiğim evdi.

Ve yıllardır kimsenin yaşamadığını sanıyordum.

Adresin yazılı olduğu kâğıdı elimde tutuyordum.

Eski evimiz.

Çocukluğumun geçtiği ev.

Babamın yıllar önce sattığını söylediği, annemin ölümünden sonra bir daha hiç gitmediğim ev.

Bir insan geçmişinden ne kadar kaçarsa kaçsın, bazı adresler hafızasına kazınır.

Bu da onlardan biriydi.

"Oraya gitmeyeceğiz."

Asya'nın sesi düşüncelerimi böldü.

Başımı kaldırdım.

"Neden?"

"Çünkü bizi oraya çağıran kişinin ne istediğini bilmiyoruz."

"Belki de cevaplar orada."

"Belki de tuzak."

"Zaten hayatımızın tamamı tuzakmış."

Sözüm sert çıkmıştı.

Asya cevap vermedi.

Bir süre gözlerime baktı.

Sonra dosyayı kapattı.

"Öyleyse hazırlıklı gideriz."

---

Karargâhtan çıkmadan önce Doruk'u güvenli bir yere bırakmak istedim.

Ama Doruk elimi bırakmadı.

Ne zaman onu bir yere göndermeye çalışsam parmakları daha sıkı kapanıyordu.

"Benimle gelmek istiyorsun."

Başını salladı.

Asya bize baktı.

"Onu yanımızda götürmek doğru değil."

"Biliyorum."

Doruk bana baktı.

Gözlerinde korku vardı.

Sonra küçük eliyle eski fotoğrafa dokundu.

Annemin fotoğrafına.

Ardından kendisini işaret etti.

Bir şey anlatmaya çalışıyordu.

"Anneni mi tanıyorsun?"

Doruk cevap vermedi.

Fotoğrafı göğsüne bastırdı.

Asya sessizce izliyordu.

"Belki de onu götürmemiz gerekiyor."

Bana baktı.

"Çünkü bu hikâyenin bir parçası olabilir."

---

Akşam olmadan yola çıktık.

Araçta sadece üçümüz vardık.

Ben direksiyondaydım.

Asya yan koltukta oturuyordu.

Doruk arka koltukta sessizce camdan dışarı bakıyordu.

Yaklaşık kırk dakika boyunca kimse konuşmadı.

Sonunda Asya sessizliği bozdu.

"Bir şey soracağım."

"Dinliyorum."

"Annenizi en son ne zaman gördünüz?"

"Dört yaşındaydım."

"Hatırlıyor musunuz?"

Başımı salladım.

"Parçalar hâlinde."

"Ne hatırlıyorsunuz?"

Bir süre düşündüm.

"Bir koku."

Asya bana baktı.

"Ne kokusu?"

"Lavanta."

Gözlerimi yoldan ayırmadım.

"Annemin hep lavanta koktuğunu hatırlıyorum."

Arka koltuktan hafif bir ses geldi.

Doruk.

Başımı dikiz aynasından ona çevirdim.

Elindeki kâğıda bir şey çiziyordu.

Bir çiçek.

Lavanta.

Asya da çizimi gördü.

İkimiz de sustuk.

---

Eski eve vardığımızda hava kararmıştı.

Bina dışarıdan yıllardır terk edilmiş gibiydi.

Bahçe yabani otlarla kaplıydı.

Pencerelerin bazıları kırılmıştı.

Kapının boyası dökülmüştü.

Ama garip olan şuydu:

Kapının önünde yeni ayak izleri vardı.

Birileri bizden önce buraya gelmişti.

Asya araçtan indi.

"Silahınızı hazır tutun."

"Emredersiniz."

Doruk'u yanıma aldım.

Evin kapısına yaklaştık.

Kapı kilitli değildi.

Asya eliyle beni durdurdu.

Önce kendisi içeri girdi.

Birkaç saniye sonra telsizden konuştu.

"Temiz."

İçeri girdik.

---

Ev düşündüğümden daha farklıydı.

Çocukluğumdaki anılarımın aksine içerisi soğuk ve boştu.

Ama bazı şeyler hâlâ aynıydı.

Koridordaki eski saat.

Duvarın kenarındaki çizikler.

Salonun köşesindeki şömine.

Ve...

Merdivenin altındaki küçük tahta sandık.

Çocukken annem o sandığı açmama izin vermezdi.

"Orada eski eşyalar var."

derdi.

O zaman inanmıştım.

Şimdi ise nedenini merak ediyordum.

---

Doruk sandığın önünde durdu.

Elini kapağın üzerine koydu.

Sonra bana baktı.

"Burada mı?"

diye sordum.

Başını salladı.

Asya yanıma geldi.

Sandığın kilidi eskiydi.

Tek hamlede açıldı.

İçinden çocuk kıyafetleri, birkaç eski oyuncak ve sararmış fotoğraflar çıktı.

En altta küçük bir defter vardı.

Defteri aldım.

Kapağında annemin el yazısı vardı.

"Kubat için."

Nefesim kesildi.

Defteri açtım.

İlk sayfada yalnızca bir cümle vardı.

"Oğlum, bir gün sana annenin neden gittiğini anlatacak kadar büyüdüğünü düşündüğümde..."

Sayfanın devamı yırtılmıştı.

İkinci sayfaya geçtim.

Orada da başka bir cümle vardı.

"Sana anlatacakları ilk şeyin yalan olacağını bil."

Asya deftere baktı.

"Anneniz bir şeylerden haberdarmış."

"Ya da..."

Dedim.

"Birilerinden kaçıyormuş."

---

Tam o anda evin üst katından bir ses geldi.

Tak.

İkimiz de sustuk.

Sonra bir adım sesi.

Asya silahını kaldırdı.

Ben Doruk'u arkamda tuttum.

Bir adım daha.

Merdivenlerin başında karanlık bir gölge belirdi.

Asya bağırdı:

"Olduğun yerde kal!"

Gölge hareket etmedi.

Sonra yavaşça ışığa çıktı.

Yaşlı bir kadındı.

Elinde eski bir fotoğraf tutuyordu.

Bize baktı.

Sonra doğrudan bana.

Gözleri doldu.

"Kubat..."

Sesini duyduğum anda içimde bir şey kırıldı.

Kadın titreyen elleriyle fotoğrafı kaldırdı.

"Annen seni hiç bırakmadı."

Bir adım attı.

"Onu senden baban sakladı."

Asya kadına yaklaştı.

"Sen kimsin?"

Kadın gözlerini Asya'ya çevirdi.

Yüzündeki ifade değişti.

Sanki yıllardır görmekten korktuğu birini görmüştü.

"Sen..."

Dedi.

"Asya."

Kadının elindeki fotoğraf yere düştü.

"Sen hayattasın."

Asya'nın yüzü bembeyaz oldu.

Kadın ise tek bir cümle söyledi:

"Seni öldü sanıyorduk."

Kadının söylediği son cümle evin içinde yankılandı.

"Seni öldü sanıyorduk."

Asya'nın yüzüne baktım.

İlk kez gerçekten ne diyeceğini bilemediğini gördüm.

"Ben..."

Sesi çıkmadı.

Kadın merdivenlerden yavaşça indi.

Yaşlıydı.

Yorgun görünüyordu.

Ama gözleri hâlâ dikkatliydi.

Sanki hayatı boyunca insanları gözlemlemek zorunda kalmıştı.

Asya bir adım geri çekildi.

"Sen kimsin?"

Kadın cevap vermedi.

Önce bana baktı.

Sonra Doruk'a.

Doruk'u görünce yüzündeki ifade tamamen değişti.

"Demek çocuk da burada."

Doruk hemen arkamda saklandı.

Bunu gören Asya kadına döndü.

"Çocuğu tanıyor musun?"

Kadın başını salladı.

"Hayır."

Bir an sustu.

"Ama onu bekliyordum."

---

İçimdeki öfke kabardı.

"Yeter."

Sesim evin içinde sertçe yankılandı.

"Kim olduğunuzu ve burada ne yaptığınızı anlatın."

Kadın bana baktı.

"Benim adım Feride."

Sonra eski fotoğrafı yerden aldı.

"Annenizin en yakın arkadaşıydım."

Kalbim hızlandı.

"Annem nerede?"

Feride'nin gözleri doldu.

"Hayatta olduğunu biliyorum."

"Bu cevap değil."

"Yerini bilmiyorum."

Bir an sustu.

"Ama kimlerin onu sakladığını biliyorum."

Asya hemen araya girdi.

"Kim?"

Feride'nin bakışları Asya'ya döndü.

"Önce senin kim olduğunu konuşmamız gerekiyor."

Asya kaşlarını çattı.

"Ben zaten kim olduğumu biliyorum."

Feride başını iki yana salladı.

"Hayır."

Dedi.

"Sen sadece sana anlatılanı biliyorsun."

---

O cümle Asya'yı susturdu.

Ben de sustum.

Çünkü son birkaç saat içinde kendi hayatım hakkında öğrendiğim şeyler bana aynı şeyi söylüyordu.

Bize anlatılan hayat...

Gerçek olmayabilirdi.

Feride salondaki eski koltuğa oturdu.

"Yıllar önce bu evde büyük bir kavga çıktı."

Kollarını birbirine kenetledi.

"Selim ile Nisan'ın babası tartışıyordu."

Babam.

Yine babam.

"Ne hakkında?"

"Çocuklar hakkında."

"Hangileri?"

Feride bana baktı.

"Sen."

Sonra Asya'ya.

"Ve Asya."

---

Asya'nın yüzü gerildi.

"Benim ailemle Kubat'ın ailesinin ne ilgisi vardı?"

Feride derin bir nefes aldı.

"Sandığınızdan çok daha fazla."

"Ne demek bu?"

"Selim seni korumaya çalışıyordu."

Asya'nın gözleri büyüdü.

"Babam mı?"

"Evet."

"Benim babam öldü."

"Öldü."

Feride başını eğdi.

"Ama ölmeden önce bazı şeyleri değiştirdi."

---

Doruk sessizce yere oturdu.

Yerdeki eski fotoğraflardan birini aldı.

Fotoğrafa baktı.

Sonra bana uzattı.

Fotoğrafta üç kişi vardı.

Babam.

Annem.

Ve genç bir Asya.

Ama Asya'nın yaşı...

Fotoğrafın tarihine göre imkânsızdı.

Asya fotoğrafı elimden aldı.

"Bu fotoğraf..."

Sesi titredi.

"Ben doğmadan önce çekilmiş."

Feride başını salladı.

"Evet."

"Bu nasıl mümkün?"

"Çünkü tarih yanlış."

Asya fotoğrafın arkasını çevirdi.

Orada eski bir tarih vardı.

Feride'nin gözleri doldu.

"Gerçek tarih, senin doğumundan üç yıl sonrası."

Sessizlik.

Asya'nın yüzündeki şaşkınlık yerini öfkeye bıraktı.

"Kim değiştirdi?"

Feride cevap vermeden önce bana baktı.

"Selim."

---

Babamın adını tekrar duyduğumda içimde bir öfke yükseldi.

"Babam neden bütün bunları yaptı?"

Feride başını eğdi.

"Çünkü birini kurtarmak zorundaydı."

"Kimi?"

Feride cevap vermedi.

Gözleri Doruk'a kaydı.

Doruk'un elindeki fotoğrafı görünce yüzü değişti.

"Bu..."

Yavaşça ayağa kalktı.

"Bu fotoğrafı nereden buldun?"

Doruk fotoğrafı göğsüne bastırdı.

Feride birkaç adım yaklaştı.

Ama Doruk geri çekildi.

"Hayır."

Kadın durdu.

Doruk'un gözleri doldu.

Sonra fotoğrafın arkasını gösterdi.

Feride'nin yüzündeki renk çekildi.

"Hayır..."

diye fısıldadı.

"Bu fotoğraf burada olmamalıydı."

Ben fotoğrafı Doruk'un elinden aldım.

Arkasında küçük bir yazı vardı.

"Eğer Doruk bu fotoğrafı bulduysa, artık saklanmanın anlamı yok."

Altında tek bir imza vardı.

N.

Nisan.

---

Asya fotoğrafı elimden aldı.

"Bu annemin yazısı."

Başımı kaldırdım.

"Annen?"

"El yazısını tanıyorum."

Feride gözlerini kapattı.

Sonra çok yavaş konuştu.

"Nisan hâlâ hayatta."

Asya nefesini tuttu.

"Onu nerede bulabilirim?"

Feride cevap vermedi.

"Feride."

Kadın bana baktı.

"Onu bulmak istiyorsanız..."

Bir an durdu.

"...önce Murat Yalçın'ı bulmanız gerekiyor."

Asya'nın eli silahına gitti.

"Murat nerede?"

Feride başını iki yana salladı.

"Onu bulamazsınız."

"Neden?"

"Çünkü Murat sizi bulacak."

Tam o anda dışarıdan bir araç sesi duyuldu.

Hepimiz sustuk.

Feride'nin yüzü bembeyaz oldu.

"Pencereden uzaklaşın."

Asya hemen Doruk'u yanıma çekti.

Ben silahımı çıkardım.

Dışarıdaki araç durdu.

Kapılar açıldı.

Birden fazla kişi.

Feride fısıldadı:

"Geç kaldık."

Dışarıdan megafon sesi duyuldu.

"İçeridekiler!"

Ses kesildi.

Sonra ikinci cümle geldi:

"Kubat Karahan... babanın yarım bıraktığı işi tamamlamaya geldik."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

24okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18