5. bölüm / 9
Gizli YeminBölüm 5
Bölümler 9Şu an: Bölüm 5
Sabahın dördünde karargâhta olmak, benim için sıradan bir rutindi.
Karanlıkta uyanır, sessizce hazırlanır, Doruk'un odasının kapısını aralar ve birkaç saniye onu izlerdim.
O sabah da öyle yaptım.
Derin uyuyordu.
Yorganı yine yarısına kadar açılmıştı.
Sessizce üzerini örttüm.
Saçlarını düzelttim.
Fısıldayarak konuştuğumu sadece ben duydum.
"Gelince birlikte kahvaltı yapacağız."
Cevap vermedi.
Vermesini de beklemiyordum.
Kapıyı kapatıp evden çıktım.
Askerlikte bazı sözler verilmezdi.
Çünkü geri dönememe ihtimalin her zaman vardı.
Ama yine de insan, en çok sevdiklerine fark ettirmeden söz verirdi.
---
Karargâha vardığımda tim çoktan toplanmıştı.
Brifing odasının kapısı açıktı.
İçeri girdiğimde herkes ayağa kalktı.
"Asker!"
Asya'nın tok sesi odada yankılandı.
"Rahat."
Herkes yerine oturdu.
Haritanın başına geçen Asya, duvardaki ekrana yansıyan görüntüyü işaret etti.
"Gece saat 02.17'de alınan istihbarata göre Murat Yalçın'ın kullandığı değerlendirilen bir kırsal ev tespit edildi."
Ekranda tek katlı, taş duvarlı eski bir yapı görünüyordu.
Evin etrafı sık meşe ağaçlarıyla çevriliydi.
Yaklaşık iki kilometre çevresinde başka yapı yoktu.
Asya devam etti.
"Amacımız hedefi yakalamak. Ateş serbest kararı yalnızca meşru müdafaa durumunda uygulanacak."
Baran elini kaldırdı.
"Komutanım, içeride kaç kişi olduğu belli mi?"
"Asgari dört."
"Azami?"
"Bilmiyoruz."
Oda yeniden sessizliğe gömüldü.
Bilinmeyen sayı, bilinen tehlikeden daha riskliydi.
---
Brifing bittikten sonra herkes ekipmanını almaya dağıldı.
Ben silahımı kontrol ederken Asya yanıma geldi.
"Üsteğmen."
"Komutanım."
Şarjörümü yerine takarken konuşmaya devam etti.
"Dün geceki dosyaları düşündünüz mü?"
"Düşündüm."
"Bir sonuca vardınız mı?"
Başımı iki yana salladım.
"Hayır."
Bir an sustum.
"Ama tek bir şeye eminim."
"Neye?"
"Birileri bizi yönlendirmeye çalışıyor."
Asya kısa bir süre bana baktı.
"Ben de aynı şeyi düşünüyorum."
İlk kez aynı sonuca, birbirimizden bağımsız ulaşmıştık.
---
Arazi araçları karargâhtan peş peşe çıktı.
Motor sesleri sabahın sessizliğini bozuyordu.
Ben ikinci araçtaydım.
Direksiyonda Baran vardı.
Arka koltukta ben ve Serhat oturuyorduk.
Öndeki araçta ise Asya bulunuyordu.
Telsizden sesi duyuldu.
"Kontrol noktası bir kilometre."
"Anlaşıldı komutanım."
Baran gazı biraz kesti.
Orman yolu daralmaya başlamıştı.
Ağaç dalları aracın tavanına sürtünüyor, kuru yapraklar camın üzerine düşüyordu.
İçimde garip bir his vardı.
Sebebini bilmiyordum.
Ama yıllardır bu işi yapan biri olarak içgüdülerime güvenirdim.
Bir şey yanlıştı.
---
"Dur."
Bir anda söyledim.
Baran frene bastı.
Araç sertçe durdu.
"Ne oldu?"
diye sordu.
Camdan dışarı baktım.
Yolun ortasında küçük bir taş yığını vardı.
Normal görünüyordu.
Ama değildi.
Araçtan indim.
Asya da öndeki araçtan inerek yanıma geldi.
"Neyi gördünüz?"
Taşlara yaklaştım.
Diz çöktüm.
Elimi uzatmadan inceledim.
Sonra başımı kaldırdım.
"Bunları biri dizmiş."
Asya da eğildi.
Birkaç saniye sonra aynı şeyi fark etti.
Taşların altında ince misina ipi uzanıyordu.
Sessizce geri çekildi.
"Tuzak."
Baran'ın yüzü gerildi.
"Askerî tip mi?"
"Askerî değil."
Dedim.
"Ama işi bilen biri kurmuş."
Asya hemen emir verdi.
"Herkes geri çekilsin. Bomba imha ekibi gelmeden kimse yaklaşmıyor."
Kimse itiraz etmedi.
---
Yaklaşık yirmi dakika sonra tuzak kontrollü şekilde etkisiz hâle getirildi.
Uzman ekip lideri yanımıza geldi.
"Komutanım."
Asya döndü.
"Nedir?"
"Düzenek el yapımı."
Bir an durdu.
"Ama dikkat çekici bir ayrıntı var."
"Nedir?"
"Patlayıcı, yoldan geçen ilk aracı değil..."
Bana baktı.
"İkinci aracı hedef alacak şekilde ayarlanmış."
Hepimiz sustuk.
İkinci araç...
Benim bulunduğum araçtı.
---
Asya yavaşça bana döndü.
Yüzünde alıştığım o soğukkanlı ifade vardı.
Ama gözlerinde başka bir şey gördüm.
Dikkat.
"Üsteğmen."
"Komutanım."
"Bugünden itibaren güvenlik protokolü değişiyor."
"Anlamadım."
"Siz yalnız hareket etmeyeceksiniz."
Kaşlarımı çattım.
"Buna gerek yok."
"Bu bir emir."
Sesi sertleşmişti.
"Birileri sizi özellikle hedef alıyor."
İtiraz edecek gibi oldum.
Ama vazgeçtim.
Çünkü haklıydı.
Bu artık sadece görev değildi.
Kişisel hâle gelmişti.
---
Konvoy yeniden hareket etti.
Bu kez önümde oturan Baran dikiz aynasından bana baktı.
"Üsteğmen."
"Evet?"
"Sizce gerçekten sizi mi istiyorlar?"
Camdan dışarı baktım.
Orman geride kalıyordu.
Ağaçların arasında sabah güneşi yükselmeye başlamıştı.
"Bilmiyorum."
Dedim.
"Tek bildiğim..."
Elimi istemsizce cebimdeki Doruk'un küçük çizimine götürdüm.
"...beni hedef alan biri varsa, oğluma yaklaşmasına izin vermeyeceğim."
O an bunu sadece bir söz olarak söylemiştim.
Henüz bilmiyordum.
Bu savaşın ilk kurşunu bana değil...
Aileme doğrultulacaktı.
Konvoy orman yolunu geride bırakıp araçların ilerleyemeyeceği noktada durdu.
Motorlar sustu.
Bir anda etraf sessizleşti.
Sadece rüzgârın ağaç dallarını sallayan sesi vardı.
Asya aracından indi.
Tek kelime etmeden çevreyi inceledi.
Sonra elindeki tabletten koordinatları kontrol etti.
"Hedefe sekiz yüz metre."
dedi.
"Herkes yaya devam edecek."
Tim aynı anda araçlardan indi.
Silahlar son kez kontrol edildi.
Telsiz frekansları ayarlandı.
Kimse konuşmuyordu.
Operasyon başlamadan önce gereksiz tek bir kelime bile edilmezdi.
---
Asya diz çöktü ve toprağı inceledi.
Ben de yanına çömeldim.
"Ne arıyorsunuz, komutanım?"
Parmağıyla toprağı işaret etti.
"Ayak izi."
İlk bakışta hiçbir şey görememiştim.
Ama dikkat edince belli oluyordu.
Çamurun üzerinde birbirine paralel üç farklı iz vardı.
"En fazla iki saatlik."
dedi.
"Üç kişi."
Başımı salladım.
"Hayır."
dedim.
Asya bana döndü.
"Neden?"
"Şuraya bakın."
Biraz ileriyi gösterdim.
Kırılmış ince bir dal...
Ve onun hemen yanında ezilmiş otlar.
"Arkadan gelen bir kişi daha var."
Asya birkaç saniye izlere baktı.
Sonra hafifçe gülümsedi.
"İyi yakaladınız Üsteğmen."
Baran arkamızdan mırıldandı.
"İkiniz aynı anda düşünmeye başladınız."
Duymamazlıktan geldik.
---
İlerledikçe orman sıklaşıyordu.
Güneş ışığı neredeyse yere ulaşmıyordu.
Her adımı dikkatli atıyorduk.
Ben timin sağ tarafını kontrol ediyordum.
Asya ise en öndeydi.
Yaklaşık üç yüz metre ilerledikten sonra yumruğunu havaya kaldırdı.
Herkes olduğu yerde kaldı.
Kulaklığıma sesi geldi.
"On bir yönü."
Dürbünümü kaldırdım.
Ağaçların arasında kısa süreli bir parıltı gördüm.
Dürbün merceği.
Bizi izliyorlardı.
"Temas var."
diye fısıldadım.
Asya hiç acele etmedi.
"Teması bozmayın."
Baran şaşırdı.
"Komutanım?"
"Bırakın bizi izlediklerini sansınlar."
O an planını anlamıştım.
Bizi gördüklerini düşünüyorlardı.
Ama aslında biz de onları görüyorduk.
---
Yaklaşık on dakika boyunca tek kurşun atılmadı.
Bu...
En tehlikeli andı.
Çünkü sessizlik uzadıkça insanın dikkati dağılırdı.
Tam o sırada...
Çat!
Keskin bir ses duyuldu.
Kurşun kulağımın hemen yanından geçti.
"KESKİN NİŞANCI!"
diye bağırdım.
Herkes kendini siper aldı.
İkinci mermi geldi.
Bu kez önümdeki ağaca saplandı.
"Asker! Saat on bir!"
Asya'nın sesi telsizde yankılandı.
"Baran, baskı ateşi!"
"Serhat, sol kanat!"
"Üsteğmen Kubat, benimle!"
Emirler art arda geliyordu.
Panik yoktu.
Sadece disiplin.
---
Asya önümden fırladı.
Ben de hemen arkasından ilerledim.
Keskin nişancı sürekli mevzi değiştiriyordu.
Profesyoneldi.
Bizi oyalıyordu.
Tam yeni bir kayanın arkasına geçtiğimiz sırada...
Ayağımın altındaki toprak çöktü.
Dengemi kaybettim.
Yaklaşık iki metrelik çukura düştüm.
Silahım elimden kaydı.
Yukarı bakmaya fırsat bulamadan üçüncü mermi geldi.
Bu kez tam bulunduğum yere.
Tam o anda...
Bir el omuzluğumdan tuttu.
Asya.
Hiç düşünmeden kendini siperden çıkarmıştı.
"Elini ver!"
diye bağırdı.
"Komutanım, ateş altındasınız!"
"Emri tekrar etmeyeceğim!"
Elini tuttum.
Tek hamlede beni yukarı çekti.
Tam arkamızdaki kayaya atladığımız anda kurşun çukura saplandı.
Bir saniye daha geç kalsaydık...
İkimizden biri orada kalacaktı.
---
Nefes nefeseydik.
Asya ilk kez sert bir ifadeyle bana baktı.
"İyi misiniz?"
"İyiyim."
"Sakatlık var mı?"
"Yok."
Başını salladı.
Sonra hiç beklemediğim bir şey yaptı.
Omzumdaki toprağı eliyle silkeledi.
"Konsantrasyonunuzu kaybetmeyin Üsteğmen."
Sesi yine sakindi.
Az önce hayatını riske atan kadın sanki hiçbir şey olmamış gibi konuşuyordu.
---
Beş dakika süren çatışmanın ardından ateş kesildi.
Orman yeniden sessizliğe gömüldü.
İlerlediğimiz noktada kimseyi bulamadık.
Sadece aceleyle terk edilmiş bir gözetleme noktası vardı.
Yerde birkaç boş kovan...
Yarım bırakılmış bir su matarası...
Ve siyah bir dürbün.
Asya çevreyi dikkatlice inceledi.
"Profesyoneller."
dedi.
"Temas kurmak istemediler."
"Evet."
dedim.
"Sadece bizi ölçtüler."
Başını bana çevirdi.
"Ben de öyle düşünüyorum."
---
Tam geri dönmeye hazırlanırken Baran seslendi.
"Komutanım!"
Koşarak yanına gittik.
Yerde, büyük bir kayanın üzerine bıçakla kazınmış tek bir cümle vardı.
«"Bu sadece provaydı."»
Altında ise küçük bir kurt başı sembolü bulunuyordu.
Asya sembole baktığında yüzündeki ifade ilk kez değişti.
Çok kısa sürdü.
Ama gördüm.
Bu sembolü tanıyordu.
"Komutanım..."
dedim.
"Asya."
Başını kaldırdı.
"Bu sembol ne?"
Birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra sadece tek cümle kurdu.
"Yıllar önce yok edildiğini sandığım bir hücre..."
Derin bir nefes aldı.
"...geri dönmüş."
O an hepimiz aynı şeyi hissettik.
Bu operasyon başarısız olmamıştı.
Asıl amaç zaten bizi öldürmek değildi.
Birileri, yıllar sonra yeniden başlayan çok daha büyük bir savaşın ilk hamlesini yapmıştı.
Ve biz...
Henüz oyunun kurallarını bile bilmiyorduk.
Asya kayanın üzerindeki sembole birkaç saniye daha baktı.
Yüzündeki ifadeyi çözmeye çalışıyordum.
Şaşırmış mıydı?
Hayır.
Korkmuş muydu?
Hayır.
Ama yıllardır gömülü duran bir anıyı yeniden yaşamış gibiydi.
"Komutanım?"
Sessizliğini bozan bendim.
Başını kaldırdı.
"Geri dönüyoruz."
Baran itiraz etti.
"Ama hedef..."
"Emir tekrar edilmeyecek."
Sesi her zamanki kadar sakindi.
"Burada kalırsak onların istediğini yapmış oluruz."
Kimse bir şey söylemedi.
Askerlikte bazen en doğru karar, çatışmaya girmemekti.
---
Dönüş yolunda tim eskisi kadar rahat değildi.
Herkes biraz daha sessizdi.
Birileri bizi izlemişti.
Birileri bizi denemişti.
Ve en önemlisi...
Birileri tim hakkında bilgi sahibiydi.
Bu, içeriden bilgi sızdığı ihtimalini yeniden akıllara getiriyordu.
---
Karargâha döndüğümüzde Asya doğrudan harekât merkezine geçti.
Herkes ekipmanlarını teslim ederken ben de raporumu hazırlıyordum.
Kapı çalındı.
"Üsteğmen."
Başımı kaldırdım.
Asya içeri girdi.
Elinde ince bir dosya vardı.
"Benimle gelir misiniz?"
"Emredersiniz komutanım."
---
Harekât merkezindeki toplantı odasında sadece ikimiz vardık.
Asya dosyayı masaya bıraktı.
İçinden operasyon sırasında bulunan dürbünün fotoğrafları çıktı.
"Şuna bakın."
Fotoğrafı elime aldım.
İlk bakışta sıradan bir dürbündü.
Ama objektif kapağının içine küçük bir harf kazınmıştı.
K.
"Bu neyi ifade ediyor?"
diye sordum.
"Asıl soru o değil."
Dedi Asya.
"Asıl soru, bunu kimin bilerek bırakdığı."
Kaşlarımı çattım.
"Bize mesaj vermek için mi?"
Başını salladı.
"Evet."
"O zaman neden sadece K harfi?"
Asya cevap vermedi.
Çünkü aynı anda kapı çalındı.
Baran içeri girdi.
"Komutanım."
"Nedir?"
"İstihbarattan acil bilgi geldi."
---
Asya bilgisayarın başına geçti.
Yeni görüntüler ekrana düştü.
Operasyon bölgesi...
Biz ayrıldıktan yaklaşık on dakika sonra drone görüntüsü alınmıştı.
Videoyu oynattı.
Ormandaki açıklığa siyah arazi araçları giriyordu.
Araçlardan yüzleri maskeli kişiler indi.
İçlerinden biri kayanın önüne kadar yürüdü.
Sonra eğilip bizim incelediğimiz yazıya baktı.
Maskesini çıkarmadı.
Ama yürüyüşü...
Garip şekilde tanıdık geliyordu.
"Dur."
dedim.
Baran videoyu durdurdu.
"Bir kare geri."
Adam yana döndü.
Yüzü görünmüyordu.
Ama sağ ayağında hafif bir aksama vardı.
Asya derin bir nefes aldı.
"İmkânsız..."
"Neyi fark ettiniz?"
diye sordum.
Gözlerini ekrandan ayırmadan cevap verdi.
"Bu yürüyüşü tanıyorum."
Odadaki sessizlik ağırlaştı.
"Kim?"
Asya ilk kez tereddüt etti.
"Murat Yalçın'ın en yakın adamı."
"Öldü denilen kişi mi?"
"Evet."
"Adı?"
Asya dudaklarını araladı.
"Eşref."
Bu isim odanın içinde yankılandı.
Dosyalarda yıllar önce öldüğü yazan bir adam...
Şimdi karşımıza canlı olarak çıkıyordu.
---
Akşam saatlerinde herkes karargâhtan ayrıldı.
Ben de eve gitmek için hazırlanıyordum.
Tam çıkacakken Asya beni durdurdu.
"Üsteğmen."
"Dinliyorum komutanım."
"Yarın izin kullanın."
Şaşırdım.
"İzin mi?"
"Evet."
"Sebebi?"
"Doruk."
Bir an sustu.
"Uzun zamandır onunla tam bir gün geçirmediniz."
Gülümsedim.
"Komutanım..."
"Askerler görevlerini ihmal etmez."
Dedi.
"Ama iyi babalar da çocuklarını ihmal etmez."
Bu cümleyi beklemiyordum.
Başımı hafifçe eğdim.
"Teşekkür ederim."
Asya sadece başını salladı.
Sonra arkasını dönüp odadan çıktı.
---
Eve vardığımda Doruk salonda uyuyakalmıştı.
Kucağında oyuncak askerlerinden biri vardı.
Yavaşça yanına oturdum.
Saçlarını okşadım.
Gözlerini araladı.
Beni görünce küçük bir gülümseme belirdi.
Konuşamadı.
Ama bana sarıldı.
Sımsıkı.
O an bütün operasyonlar...
Bütün dosyalar...
Bütün sırlar...
Bir anlığına anlamını yitirdi.
Çünkü dünyadaki en önemli görevim önümde duruyordu.
Oğlum.
---
Doruk'u yatağına götürürken masanın üzerinde katlanmış küçük bir kâğıt gördüm.
Üzerinde sadece iki kelime yazıyordu.
"Kapıyı kontrol et."
Bir an donup kaldım.
Bu notu ben yazmamıştım.
Doruk yazamazdı.
Evde bizden başka kimse yoktu.
Yavaşça Doruk'u yatağa bıraktım.
Silahımı belimden çıkardım.
Ev sessizdi.
Ama artık biliyordum.
Birileri...
Sadece peşimizde değildi.
Evime kadar girmeyi başarmıştı.
Elimi tabancamın kabzasına götürdüm.
Nefes alışım yavaşladı.
Ev sessizdi.
Fazla sessiz.
Doruk'u yatağına bıraktım. Üzerini örttüm. Kapıyı tam kapatmadım. Koridordan gelebilecek en küçük sesi duyabilmek için aralık bıraktım.
Bir elim silahımda, diğer elim duvara yakın ilerliyordum.
Salon.
Temiz.
Mutfak.
Temiz.
Banyo.
Temiz.
Misafir odası.
Temiz.
Son olarak giriş kapısının önünde durdum.
Not hâlâ avucumdaydı.
"Kapıyı kontrol et."
Kapının kilidine eğildim.
İlk bakışta her şey normal görünüyordu.
Sonra anahtar yuvasının hemen altında, tırnak ucu kadar küçük bir çizik fark ettim.
Yeni oluşmuştu.
Eğilip dikkatlice baktım.
Kapı zorlanmamıştı.
Profesyonel bir maymuncuk kullanılmıştı.
İçeri giren kişi iz bırakmamaya çalışmıştı.
Ama kusursuz değildi.
Bir hata yapmıştı.
---
Evin içini bir kez daha dolaştım.
Hiçbir eşya eksik değildi.
Para yerindeydi.
Dolaplar karıştırılmamıştı.
Bu bir hırsızlık değildi.
Birileri...
Sadece içeri girip çıkmıştı.
Bunu bilmemizi isteyecek kadar da kendine güveniyordu.
Telefonumu çıkarıp Asya'yı aradım.
İkinci çalışta açtı.
"Yüzbaşı Asya."
"Komutanım."
Sesim istemeden sertleşmişti.
"Evime biri girmiş."
Karşı tarafta kısa bir sessizlik oldu.
"Doruk?"
"İyi."
"Sen?"
"İyiyim."
"Asla dokunma."
"Neye?"
"Hiçbir şeye."
Ayağa kalktığını sesinden anlayabiliyordum.
"Olduğun yerde kal. Geliyorum."
---
Yaklaşık yirmi dakika sonra kapı çaldı.
Dürbünden baktım.
Asya.
Yanında Baran ve olay yeri inceleme ekibinden iki personel vardı.
Kapıyı açtım.
Asya doğrudan kilide yöneldi.
Eğildi.
Elindeki el fenerini çıkardı.
Birkaç saniye inceledi.
"Profesyonel."
dedi.
"Zorlanma izi yok."
Baran salona geçti.
"Komutanım, içerisi de düzenli."
Asya ayağa kalktı.
"Çünkü aradıkları şeyi bulmuşlar."
"Ne arıyorlardı?"
diye sordum.
Asya bana döndü.
"Henüz bilmiyoruz."
---
Yaklaşık bir saat boyunca ev incelendi.
Parmak izi.
Ayakkabı izi.
Lif örnekleri.
Hiçbir şey çıkmadı.
Giden kişi, arkasında neredeyse hiçbir iz bırakmamıştı.
Tam ekip toparlanırken olay yeri uzmanı seslendi.
"Komutanım."
Asya yanına gitti.
"Nedir?"
Uzman eldivenle tuttuğu küçük siyah bir cismi gösterdi.
"Kitaplığın arkasında bulduk."
Yaklaştım.
İlk bakışta düğme gibiydi.
Ama değildi.
Asya'nın yüzü ciddileşti.
"Ses kayıt cihazı."
dedi.
Baran şaşkınlıkla baktı.
"Ne kadar süredir burada?"
Uzman omuz silkti.
"Laboratuvar incelemesi gerekir."
İçime buz gibi bir his yayıldı.
Demek ki biri...
Sadece eve girmemişti.
Bizi dinlemişti.
---
Doruk odasından çıkmıştı.
Koridorun ucunda sessizce bizi izliyordu.
Asya onu görünce diz çöktü.
Yumuşak bir sesle konuştu.
"Merhaba Doruk."
Doruk cevap vermedi.
Her zamanki gibi.
Ama bu kez kaçmadı da.
Asya cebinden küçük bir tahta yapboz çıkardı.
Ne zaman aldığını fark etmemiştim.
Doruk'un önüne uzattı.
"İstersen bunu senin odana bırakabilirim."
Doruk önce bana baktı.
Sonra yapboza.
Sessizce alıp göğsüne bastırdı.
Asya gülümsedi.
"Teşekkür ederim."
dedi.
Doruk başını hafifçe eğdi.
Bu...
Onun teşekkür etme şekliydi.
O an ilk kez oğlumun Asya'nın yanında rahat olduğunu fark ettim.
---
Ekip evden ayrıldıktan sonra Asya kapının önünde durdu.
"Güvenlik artırılacak."
dedi.
"Bu gece burada yalnız kalmayacaksınız."
"Komutanım, buna gerek yok."
"Gerek var."
Ses tonu tartışmaya kapalıydı.
"Bu artık sadece sizin meseleniz değil."
Bir an sustu.
"Timimin güvenliği benim sorumluluğum."
Rütbesinin ağırlığı ilk kez bu kadar hissediliyordu.
İtiraz etmedim.
---
Asya tam gidecekken Doruk koşarak yanımıza geldi.
Elinde biraz önce aldığı yapboz vardı.
Asya'nın montunun ucundan hafifçe çekti.
Asya eğildi.
"Bir şey mi oldu?"
Doruk yapbozun arkasını çevirdi.
Arkasında çocuk yazısıyla tek bir harf vardı.
A.
Asya şaşkınlıkla baktı.
"Bu..."
Sonra Doruk yapbozu kendi göğsüne koydu.
Ardından Asya'yı gösterdi.
Bir kez daha.
Konuşamıyordu.
Ama anlatmaya çalışıyordu.
Ben onların arasında geçen sessiz konuşmayı anlamaya çalışırken Asya'nın gözleri doldu.
Çok hafif.
Belli belirsiz.
Yavaşça Doruk'un saçını okşadı.
"Merak etme."
diye fısıldadı.
"Ben söz verdim."
O an neden böyle söylediğini anlayamadım.
Ama aylar sonra öğrenecektim.
Asya...
O sözü bana değil,
Doruk'u ilk gördüğü gün kendine vermişti.
Onu, ne pahasına olursa olsun koruyacaktı.
Bölüm etkileşimi
