2. bölüm / 9
Gizli YeminBölüm 2
Bölümler 9Şu an: Bölüm 2
Sabahın ilk ışıkları karargâhın gri duvarlarına vururken çoktan ayaktaydım.
Askerlikte bazı sabahlar diğerlerinden farklı olurdu.
Bugün onlardan biriydi.
Çünkü artık timimde yeni biri vardı.
Asya Demir.
Dün gece onu ilk gördüğümde aklımda tek bir düşünce vardı:
Güvenme.
Bir asker için güven, sadece bir duygu değildi.
Hayatta kalma meselesiydi.
Yanındaki insanın arkanı kollayacağından emin değilsen, en güçlü silaha sahip olmanın bile bir anlamı kalmazdı.
Ben bunu çok iyi biliyordum.
Çünkü bir zamanlar arkamı döndüğüm insan, beni en ağır yerimden vurmuştu.
---
Tim odasına girdiğimde herkes hazırdı.
Baran masanın yanında duruyordu.
Beni görünce başını salladı.
"Komutanım."
Diğerleri de selam verdi.
Ama odadaki havada bir şey vardı.
Merak.
Şüphe.
Herkes aynı şeyi düşünüyordu.
Dün gece düşman sandığımız kadın artık bizimleydi.
Kapı açıldı.
Asya içeri girdi.
Üzerinde standart operasyon kıyafeti vardı.
Saçları topluydu.
Yüzünde yine o sakin ifade vardı.
Sanki herkesin ona bakmasına alışkındı.
"Yüzbaşı Asya Demir."
Kendini tanıttı.
"Bugünden itibaren sizin timinizde görev yapacağım."
Kimse konuşmadı.
Ben konuştum.
"Burada rütbe değil, görev önemlidir."
Asya gözlerimin içine baktı.
"Farkındayım."
"Benim timimde herkes birbirine güvenir."
Kısa bir sessizlik oldu.
"Bu güven kazanılır."
Dedim.
Asya'nın bakışları bir an değişti.
Sanki bu cümleyi bekliyordu.
"Katılıyorum, Üsteğmen."
---
İlk brifing başladığında Asya'nın ne kadar bilgili olduğunu fark ettim.
Haritaya bakışı, detayları yakalaması, riskleri önceden hesaplaması...
Bunlar sıradan bir askerin yapabileceği şeyler değildi.
Yıllarca sahada kalmış biri gibi davranıyordu.
Ama bu beni rahatlatmadı.
Tam tersine.
Daha dikkatli olmama neden oldu.
Çünkü tehlikeli insanlar genelde yetenekli olurdu.
"Bu güzergâh kullanılamaz."
Asya haritanın üzerindeki noktayı gösterdi.
Herkes ona döndü.
"Neden?"
diye sordum.
"Çünkü burası boş görünmek için hazırlanmış."
Yaklaştım.
"Nasıl emin olabiliyorsun?"
Asya haritaya baktı.
"Çünkü ben o taraftan geçtim."
Odada sessizlik oldu.
"Kaç kere?"
"Yeterince."
Cevabı kısa oldu.
Ama gözlerindeki ifade uzundu.
Orada yaşadıklarını anlatmak istemiyordu.
Ben de sormadım.
Henüz.
---
Öğle saatlerinde kısa bir mola verildi.
Timdekiler Asya'yı uzaktan izliyordu.
Baran yanıma geldi.
"Komutanım."
"Ne var?"
"Kadına güveniyor musunuz?"
Bu soruya hemen cevap veremedim.
Çünkü cevabı ben de bilmiyordum.
"Henüz karar vermedim."
Baran başını salladı.
"Ama iyi biri gibi duruyor."
Ona baktım.
"Baran."
"Efendim?"
"İyi görünen herkes iyi değildir."
Bu cümleyi söylerken aklıma Nisan geldi.
Ve bundan hoşlanmadım.
---
Akşam eve döndüğümde Doruk yine aynı yerdeydi.
Pencerenin önünde.
Beni görünce baktı.
Sonra elindeki resmi saklamaya çalıştı.
Yanına oturdum.
"Ne çiziyorsun?"
Cevap vermedi.
Elimi uzatmadım.
Çünkü Doruk'u anlamak için öğrendiğim en önemli şey buydu:
Onu zorlamamak.
Bir süre sonra resmi kendisi uzattı.
Aldım.
Bir ev çizmişti.
Üç kişi vardı.
Bir adam.
Bir çocuk.
Bir de...
Bir kadın.
Resme uzun süre baktım.
"Bu kim?"
Doruk cevap vermedi.
Ama parmağıyla kadını gösterdi.
Sonra beni gösterdi.
Sonra kendini.
Kalbim hızla atmaya başladı.
Çünkü aylar sonra ilk kez oğlum bana bir şey anlatmaya çalışıyordu.
Sadece kelimelerle değil.
Başka bir şekilde.
"Anne mi?"
diye sordum.
Doruk hemen başını salladı.
Hayır.
O zaman anladım.
Bu resimdeki kadın Nisan değildi.
Ama kimdi?
---
Ertesi gün karargâha geldiğimde Asya masamın yanında duruyordu.
Elinde bir dosya vardı.
"Üsteğmen."
Başımı kaldırdım.
"Ne oldu?"
Dosyayı uzattı.
"Yeni görev."
Dosyayı aldım.
Ama gözüm dosyada değildi.
Aklım hâlâ Doruk'un çizdiği resimdeydi.
Çünkü hayatım boyunca birçok düşman tanımıştım.
Ama ilk kez...
Oğlumun sessizliğinin içinde saklanan sırrı çözmekten korkuyordum.
Asya beni izliyordu.
"Bir sorun mu var?"
"Yok."
Yine aynı cevabı verdim.
Ama bu kez yalan söylediğimi biliyordum.
Çünkü vardı.
Hem de sandığımdan daha büyük bir sorun.
Ve farkında değildim...
Doruk'un çizdiği o kadın...
Hayatıma yeni giren Asya Demir olacaktı.
Dosyayı masanın üzerine bıraktım.
Asya hâlâ karşımdaydı.
Onun bakışlarında garip bir sakinlik vardı. İnsanların çoğu benimle konuşurken ya çekinir ya da ne düşündüğümü anlamaya çalışırdı.
Asya ise sadece bekliyordu.
Sanki acele etmiyordu.
Bu beni rahatsız ediyordu.
Çünkü insanları okumaya alışkındım.
Ama onu okuyamıyordum.
"Yeni görev ne?"
diye sordum.
Asya dosyayı açtı.
"Eski bağlantılardan biri yeniden ortaya çıkmış."
"Kim?"
"Adı Murat Yalçın."
Kaşlarımı çattım.
Bu isim bana yabancı değildi.
"İstihbarat kayıtlarında iki yıl önce kaybolduğu görünen kişi."
Başını salladı.
"Aynı kişi."
Dosyaya baktım.
"Öldüğü düşünülüyordu."
"Öyle görünmesi gerekiyordu."
Bu cümleyle gözlerimi kaldırdım.
"Yani?"
Asya birkaç saniye sustu.
"Yani bazı insanlar ölür."
Dedi.
"Bazıları ise sadece kaybolur."
Bu sözler bana fazla tanıdık geldi.
Çünkü benim hayatımda da kaybolan insanlar vardı.
Ailem.
Geçmişim.
Ve bir zamanlar sevdiğim kadın.
---
Görev hazırlıkları başlarken Asya'nın timle uyumunu izledim.
İlk başlarda herkes mesafeliydi.
Normaldi.
Yeni gelen birine güvenmek kolay değildi.
Özellikle de geçmişi sırlarla doluysa.
Ama Asya farklıydı.
Kimseye kendini sevdirmeye çalışmıyordu.
Kimsenin onayını almaya ihtiyacı yok gibiydi.
Sadece görevini yapıyordu.
Bu, istemesem de dikkatimi çekiyordu.
---
Akşam üzeri karargahtan çıkmaya hazırlanırken Asya yanıma geldi.
"Üsteğmen."
"Duyuyorum."
Bir an durdu.
"Doruk'un çizdiği resmi gördüm."
Olduğum yerde kaldım.
"Ne?"
"Yanlış anlamayın."
Sesi sakindi.
"Masada unutmuşsunuz."
İçimde bir rahatsızlık oluştu.
Benim oğlumla ilgili şeyler benim sınırımdaydı.
"Benim özel hayatım hakkında yorum yapmayın."
Asya başını hafifçe eğdi.
"Yorum yapmadım."
"Öyleyse?"
"Bir çocuğun çizdiği resimde kendini güvende hissettiği kişileri gördüm."
Sustu.
"Bu kadar."
Ona baktım.
"Sen psikolog değilsin."
"Hayır."
"Doktor da değilsin."
"Hayır."
"O zaman nasıl anlıyorsun?"
Asya'nın yüzündeki ifade ilk kez değişti.
Çok kısa sürdü.
Ama gördüm.
Acı.
"Çünkü bazı sessizlikleri tanıyorum."
Bu cevap beni susturdu.
Çünkü Doruk'un sessizliğini anlamaya çalışan biri olarak, o cümledeki ağırlığı hissetmiştim.
Ama yine de ona güvenmeye hazır değildim.
---
O gece eve gittiğimde Doruk salondaydı.
Yanına oturdum.
Elimde küçük bir oyuncak vardı.
"Bak ne aldım."
Oyuncağa baktı.
Ama almadı.
Eskiden olsa hemen alırdı.
Şimdi ise önce bana bakıyordu.
Sanki bir şey söylemek istiyordu.
"Bir şey mi var?"
Başını eğdi.
Sonra odasına doğru yürüdü.
Bir süre sonra elinde kâğıtla geri geldi.
Bana uzattı.
Aldım.
Yeni bir resimdi.
Bu kez daha netti.
Bir adam.
Bir çocuk.
Ve yanında duran bir kadın.
Ama bu kez kadının yüzünü çizmişti.
Baktım.
Sonra içimden bir şey geçti.
Çünkü çizdiği kadın...
Asya'ya benziyordu.
Elim farkında olmadan sıkıldı.
Bu mümkün değildi.
Doruk onu tanımıyordu bile.
"Bu kim?"
diye sordum.
Doruk bana baktı.
Dudakları hafifçe hareket etti.
Kalbim duracak gibi oldu.
Çünkü aylardır beklediğim şeyi gördüm.
Bir kelime çıkacak sandım.
Ama çıkmadı.
Sadece sessizce ağladı.
Onu kucağıma aldım.
"Tamam oğlum."
Dedim.
"Konuşmak zorunda değilsin."
Ama içimde bir soru büyüyordu.
Doruk neden bu kadını çizmişti?
Ve daha da önemlisi...
Asya Demir neden oğlumun hayatına bu kadar erken dokunmaya başlamıştı?
---
Ertesi sabah göreve çıkmadan önce Asya ile karşılaştım.
Normalde söylemeyeceğim bir şeyi söyledim.
"Akşam müsait misin?"
Asya şaşırdı.
"Efendim?"
"Doruk."
Sadece oğlumun adını söyledim.
Gerisini getirmeme gerek kalmadı.
Çünkü Asya anlamıştı.
"Ne istiyorsunuz?"
"Onunla konuşmanı değil."
Dedim.
"Konuşmasını istemiyorum."
Asya dikkatle dinledi.
"Onu değiştirmeye çalışma."
Bir süre sessizlik oldu.
"Ne yapmamı istiyorsunuz?"
Derin bir nefes aldım.
"Bilmiyorum."
Bu kelimeyi söylemek bana zor gelmişti.
Çünkü hayatımda çok az şeyi bilmediğimi kabul etmiştim.
Ama oğlum konusunda...
Bilmiyordum.
Asya yumuşak bir sesle cevap verdi.
"Belki de önce onu anlamak gerekir."
Başımı salladım.
"Belki."
Ama içimde hâlâ aynı korku vardı.
Birini hayatımıza almak, ona sadece yer açmak değildi.
Aynı zamanda yaralanma ihtimalini de kabul etmekti.
Ben ise ikinci kez kırılmaya hazır değildim.
Ama bilmediğim şey şuydu:
Bazen insanın en büyük savaşı, düşmana karşı değil...
Kalbine yaklaşmaya çalışan kişiye karşı verdiği savaştı.
O akşam eve giderken aklımda tek bir şey vardı.
Asya Demir.
Hayatımda birçok insan görmüştüm.
İyi insanlar.
Kötü insanlar.
Yalan söyleyenler.
Sözünü tutanlar.
Ama Asya'yı hiçbir yere koyamıyordum.
Çünkü onu anlamaya çalıştıkça daha fazla soru ortaya çıkıyordu.
Yıllarca düşmanın içinde kalmıştı.
Kimliğini saklamıştı.
Tek başına yaşamıştı.
Ve şimdi karşıma çıkıp hiçbir şey olmamış gibi görevine devam ediyordu.
Bunu yapabilen insanlar güçlü olurdu.
Ama bazen güç, insanın en büyük yalnızlığıydı.
---
Eve vardığımda Doruk salondaydı.
Elinde yine kalemi vardı.
Beni görünce başını kaldırdı.
Sonra gözlerini tekrar kâğıda çevirdi.
Yanına oturdum.
"Bugün ne çiziyorsun?"
Cevap vermedi.
Ama bu kez kalkıp gitmedi.
Bu bile ilerlemeydi.
Küçük adımlar...
İnsan bazen büyük değişimleri değil, küçük işaretleri fark etmeliydi.
Bir süre sessizce yanında oturdum.
Eskiden bu sessizlik beni rahatsız ederdi.
Şimdi ise oğlumun bana izin verdiği bir alan gibi geliyordu.
Kâğıda baktığımda bir şey fark ettim.
Yine aynı üç kişi vardı.
Ben.
Doruk.
Ve o kadın.
"Onu neden çiziyorsun?"
Doruk kalemi bıraktı.
Bana baktı.
Sonra elini kalbinin üzerine koydu.
Ne anlatmaya çalıştığını anlamadım.
"Kalbinde mi?"
diye sordum.
Başını hafifçe salladı.
İçimde bir şey hareket etti.
Çocuklar bazen kelimelerden daha doğru şeyler anlatırdı.
---
Ertesi gün Asya'yı eve getirmek fikri bana hâlâ yanlış geliyordu.
Bir yabancıyı oğlumun hayatına sokuyordum.
Üstelik bu yabancı, hakkında hâlâ birçok soru işareti olan bir kadındı.
Ama başka bir şey daha vardı.
Doruk'un gözleri.
Uzun zamandır ilk kez bir şeye ilgi göstermişti.
Belki de bunu görmezden gelemezdim.
---
Akşam kapı çaldığında Doruk koşmadı.
Eskisi gibi kapıya bakmadı.
Ama ben kapıyı açtığımda arkamda durdu.
Asya karşımdaydı.
Üzerinde sivil kıyafetler vardı.
İlk kez onu asker olarak değil, normal bir insan olarak görüyordum.
"Rahatsız etmiyorum umarım."
"Hayır."
Kısa cevap verdim.
İçeri girdi.
Doruk onu görünce olduğu yerde kaldı.
Asya da durdu.
İkisi birkaç saniye sadece birbirine baktı.
Garip bir sessizlik oldu.
Ama bu sessizlik rahatsız edici değildi.
Sanki ikisi de birbirini tanımaya çalışıyordu.
"Merhaba Doruk."
Asya'nın sesi yumuşaktı.
Doruk cevap vermedi.
Eskiden olsa bu beni üzerdi.
Ama Asya farklı davrandı.
Yaklaşıp ona dokunmaya çalışmadı.
Soru sormadı.
Konuşması için zorlamadı.
Sadece yere oturdu.
Doruk'un seviyesine indi.
"Ben de bazen konuşmak istemiyorum."
Bu cümleyle Doruk ona baktı.
Asya küçük bir gülümseme gösterdi.
"Bazen insanlar sessiz kalınca herkes bir şeylerin yanlış olduğunu düşünüyor."
Bir an durdu.
"Ama bazen insan sadece yoruluyor."
Doruk'un gözleri değişti.
İlk kez biri onu anlamaya çalışıyordu.
Düzeltmeye değil.
---
Ben mutfaktan onları izliyordum.
Fark ettirmemeye çalışıyordum.
Çünkü yıllardır kimse Doruk'a böyle yaklaşmamıştı.
Ne ben...
Ne de annesi.
Asya yerde otururken bir asker gibi görünmüyordu.
Sadece bir insandı.
Ve bu beni şaşırtıyordu.
"Bir çocuğu kazanmak için büyük şeyler yapmana gerek yok."
Dedi.
"Yanında kalman yeterli."
Bu sözleri duyduğumda gözlerimi kaçırdım.
Çünkü ben bunu yıllardır yapmaya çalışıyordum.
Ama belki de yanlış şekilde.
Ben Doruk'u korumaya çalışıyordum.
Ama onu anlamaya çalışmıyordum.
---
Bir süre sonra Doruk odasına gitti.
Asya ayağa kalktı.
"Teşekkür ederim."
dedim.
Söyledikten sonra ben bile şaşırdım.
Çünkü kolay teşekkür eden biri değildim.
Asya bana baktı.
"Ne için?"
"Doruk için."
Başını hafifçe salladı.
"Bir şey yapmadım."
"Yaptın."
Dedim.
"Uzun zamandır ilk kez ona biri gibi davrandın."
Asya'nın yüzündeki ifade değişti.
"Çünkü o bir sorun değil."
Sesi alçaldı.
"O sadece yaralanmış bir çocuk."
Bu cümle içime dokundu.
Çünkü Doruk'un yaralarını iyileştiremediğim için kendimi suçluyordum.
---
Asya gitmek için kapıya yöneldiğinde durdu.
"Kubat."
İsmimi ilk kez böyle söyledi.
Rütbesiz.
Sadece ismimle.
Döndüm.
"Ne?"
"Size bir şey söyleyebilir miyim?"
Bekledim.
"Bazen insanlar ihanetten sonra herkesi aynı sanıyor."
Sessiz kaldım.
"Ama herkes aynı değil."
O an gözlerimin içine baktı.
"Bir kişinin yaptığı hata, dünyadaki herkesin suçu değil."
Ne demek istediğini anlamıştım.
Nisan.
Eski evliliğim.
Yaşadığım ihanet.
Ama cevap vermedim.
Çünkü bazı yaralar, doğru sözlerle bile hemen kapanmazdı.
Kapı kapandıktan sonra uzun süre orada kaldım.
Ve ilk kez kendime şu soruyu sordum:
Asya Demir gerçekten sadece timime katılan bir asker miydi?
Yoksa...
Hayatımın yıllardır kapalı kalan bir kapısını açmaya gelen biri miydi?
Henüz bilmiyordum.
Ama bir şey değişmişti.
İlk kez ona tamamen şüpheyle bakmıyordum.
Ve bu...
Benim için tehlikeli bir başlangıçtı.
O gece uzun süre uyuyamadım.
Askerlikte uykusuz gecelere alışkındım.
Dağ başlarında, operasyon öncesi, düşmanın birkaç kilometre uzağında...
Ama bu farklıydı.
Bu kez aklımda bir operasyon yoktu.
Bir düşman yoktu.
Bir hedef yoktu.
Aklımda sadece iki insan vardı.
Oğlum.
Ve Asya.
Kendime kızıyordum.
Çünkü yıllardır kimseyi hayatıma yaklaştırmamıştım.
Bunun bir sebebi vardı.
İnsan bir kere yıkıldığında, ikinci kez aynı yere basmak istemiyordu.
Nisan bana sadece bir eş olarak ihanet etmemişti.
Bana kendi kararlarıma olan güvenimi de kaybettirmişti.
Bir insana güvenmenin ne kadar ağır bir bedeli olabileceğini öğrenmiştim.
Şimdi ise karşıma çıkan bir kadın, farkında olmadan yıllardır ördüğüm duvarlara dokunuyordu.
---
Sabah karargâha geldiğimde ilk işim tim odasına gitmek oldu.
Herkes hazırdı.
Asya da oradaydı.
Masadaki haritaya bakıyordu.
Beni görünce ayağa kalktı.
"Komutanım."
Başımı salladım.
Bu kez sesimdeki sertlik eskisi kadar değildi.
"Rahat."
Baran bunu fark etmiş olacak ki bana kısa bir bakış attı.
Bir şey söylemedi.
Ama askerler bazen konuşmadan da çok şey anlatırdı.
---
Görev bilgisi geldi.
Düşman yapılanmasına ait küçük bir depo tespit edilmişti.
Resmî kayıtlara göre boştu.
Ama Asya'nın yüzündeki ifade değişti.
"Burası boş değil."
Herkes ona baktı.
Baran kaşını kaldırdı.
"Nasıl bu kadar eminsin?"
Asya haritaya yaklaştı.
"Çünkü bu onların kullandığı bir yöntem."
Parmağıyla giriş noktasını gösterdi.
"Burayı özellikle açık bırakırlar."
"Neden?"
diye sordum.
"Çünkü insanlar kolay yolu seçer."
Bir an sustu.
"Ve kolay yollar genelde tuzaktır."
Bu cümleyi duyunca istemsizce ona baktım.
Çünkü söyledikleri sadece bilgi değildi.
Tecrübeydi.
Yaşamıştı.
---
Operasyon başladığında hava kapalıydı.
Herkes sessizdi.
Ben öndeydim.
Asya hemen arkamdaydı.
Bu durum beni rahatsız ediyordu.
Çünkü onu korumak istemiyordum.
Ama aynı zamanda onun zarar görmesini de istemiyordum.
Bu düşünceyi fark ettiğim anda kendime kızdım.
Çünkü bir asker için görev, duygulardan önce gelirdi.
Her zaman.
---
Binaya yaklaştığımızda Asya elini kaldırdı.
Durduk.
"Ne var?"
diye fısıldadım.
"Eksik."
"Ne?"
"Güvenlik."
Etrafı inceledi.
"Burada olması gereken iki kişi yok."
İçimden bir şey geçti.
"Yani?"
"Yani bizi bekliyorlar."
Tam o anda ilk silah sesi duyuldu.
Herkes yere kapandı.
Çatışma başladı.
---
Her şey birkaç saniye içinde oldu.
Bağırışlar.
Silah sesleri.
Koşuşturan insanlar.
Ben böyle anlarda düşünmezdim.
Sadece hareket ederdim.
Ama o gün bir şey farklıydı.
Asya.
Onun hareketlerini takip ediyordum.
Sanki yıllardır benim timimdeymiş gibi davranıyordu.
Bir noktada açıkta kaldım.
Bunu fark ettiğim anda silah sesini duydum.
Ama bana gelmedi.
Asya önüme geçti.
Beni çekerek siperin arkasına aldı.
"İyi misiniz?"
Birkaç saniye cevap veremedim.
Çünkü yıllardır kimse benim önüme geçmemişti.
Hep ben koruyan taraf olmuştum.
"İyiyim."
dedim.
Asya başını salladı.
"İyi."
Sonra tekrar hedefe döndü.
Sanki az önce yaptığı şey çok normalmiş gibi.
Ama değildi.
Benim için değildi.
---
Operasyon bittiğinde hedef etkisiz hâle getirilmişti.
Tim güvenli bölgeye döndü.
Herkes Asya'ya farklı bakıyordu artık.
Çünkü bir insanı tanımanın en hızlı yolu sözleri değil...
Zor anlarda yaptığı şeylerdi.
Baran yanıma geldi.
"Komutanım."
"Evet?"
"Galiba yanlış değerlendirmişiz."
Asya'ya baktım.
Uzaktan tek başına duruyordu.
"Belki."
dedim.
Baran şaşırdı.
Çünkü benden ilk kez bu kelimeyi duyuyordu.
Belki.
---
Akşam karargâhta raporları tamamlarken Asya içeri girdi.
"Bir şey mi oldu?"
diye sordum.
Başını salladı.
"Hayır."
Sonra durdu.
"Bugün için..."
Sözünü tamamlamadı.
"Teşekkür mü edeceksin?"
dedim.
Bir an şaşırdı.
"Hayır."
"Hayırlı."
"Şunu söyleyecektim."
Bana baktı.
"Artık bana biraz daha güveniyor musunuz?"
Sorusu basitti.
Ama cevabı kolay değildi.
Çünkü güven benim için bir düğmeyle açılan bir şey değildi.
Bir gecede oluşmazdı.
Ama bugün...
Bir şey değişmişti.
"Eskisinden daha fazla."
dedim.
Asya'nın yüzünde küçük bir ifade belirdi.
Gülümseme değildi.
Ama ona yakındı.
"Bu benim için yeterli."
dedi.
---
O gece eve giderken düşündüm.
Asya Demir hâlâ gizemliydi.
Hâlâ hakkında bilmediğim çok şey vardı.
Ama bir şeyi artık biliyordum.
O kadın düşman değildi.
Belki de en büyük tehlike buydu.
Çünkü bir düşmana karşı kendimi koruyabilirdim.
Ama güvenmeye başladığım birine karşı...
Kalbimi korumak çok daha zordu.
O gece uzun süre uyuyamadım.
Askerlikte uykusuz gecelere alışkındım.
Dağ başlarında, operasyon öncesi, düşmanın birkaç kilometre uzağında...
Ama bu farklıydı.
Bu kez aklımda bir operasyon yoktu.
Bir düşman yoktu.
Bir hedef yoktu.
Aklımda sadece iki insan vardı.
Oğlum.
Ve Asya.
Kendime kızıyordum.
Çünkü yıllardır kimseyi hayatıma yaklaştırmamıştım.
Bunun bir sebebi vardı.
İnsan bir kere yıkıldığında, ikinci kez aynı yere basmak istemiyordu.
Nisan bana sadece bir eş olarak ihanet etmemişti.
Bana kendi kararlarıma olan güvenimi de kaybettirmişti.
Bir insana güvenmenin ne kadar ağır bir bedeli olabileceğini öğrenmiştim.
Şimdi ise karşıma çıkan bir kadın, farkında olmadan yıllardır ördüğüm duvarlara dokunuyordu.
---
Sabah karargâha geldiğimde ilk işim tim odasına gitmek oldu.
Herkes hazırdı.
Asya da oradaydı.
Masadaki haritaya bakıyordu.
Beni görünce ayağa kalktı.
"Komutanım."
Başımı salladım.
Bu kez sesimdeki sertlik eskisi kadar değildi.
"Rahat."
Baran bunu fark etmiş olacak ki bana kısa bir bakış attı.
Bir şey söylemedi.
Ama askerler bazen konuşmadan da çok şey anlatırdı.
---
Görev bilgisi geldi.
Düşman yapılanmasına ait küçük bir depo tespit edilmişti.
Resmî kayıtlara göre boştu.
Ama Asya'nın yüzündeki ifade değişti.
"Burası boş değil."
Herkes ona baktı.
Baran kaşını kaldırdı.
"Nasıl bu kadar eminsin?"
Asya haritaya yaklaştı.
"Çünkü bu onların kullandığı bir yöntem."
Parmağıyla giriş noktasını gösterdi.
"Burayı özellikle açık bırakırlar."
"Neden?"
diye sordum.
"Çünkü insanlar kolay yolu seçer."
Bir an sustu.
"Ve kolay yollar genelde tuzaktır."
Bu cümleyi duyunca istemsizce ona baktım.
Çünkü söyledikleri sadece bilgi değildi.
Tecrübeydi.
Yaşamıştı.
---
Operasyon başladığında hava kapalıydı.
Herkes sessizdi.
Ben öndeydim.
Asya hemen arkamdaydı.
Bu durum beni rahatsız ediyordu.
Çünkü onu korumak istemiyordum.
Ama aynı zamanda onun zarar görmesini de istemiyordum.
Bu düşünceyi fark ettiğim anda kendime kızdım.
Çünkü bir asker için görev, duygulardan önce gelirdi.
Her zaman.
---
Binaya yaklaştığımızda Asya elini kaldırdı.
Durduk.
"Ne var?"
diye fısıldadım.
"Eksik."
"Ne?"
"Güvenlik."
Etrafı inceledi.
"Burada olması gereken iki kişi yok."
İçimden bir şey geçti.
"Yani?"
"Yani bizi bekliyorlar."
Tam o anda ilk silah sesi duyuldu.
Herkes yere kapandı.
Çatışma başladı.
---
Her şey birkaç saniye içinde oldu.
Bağırışlar.
Silah sesleri.
Koşuşturan insanlar.
Ben böyle anlarda düşünmezdim.
Sadece hareket ederdim.
Ama o gün bir şey farklıydı.
Asya.
Onun hareketlerini takip ediyordum.
Sanki yıllardır benim timimdeymiş gibi davranıyordu.
Bir noktada açıkta kaldım.
Bunu fark ettiğim anda silah sesini duydum.
Ama bana gelmedi.
Asya önüme geçti.
Beni çekerek siperin arkasına aldı.
"İyi misiniz?"
Birkaç saniye cevap veremedim.
Çünkü yıllardır kimse benim önüme geçmemişti.
Hep ben koruyan taraf olmuştum.
"İyiyim."
dedim.
Asya başını salladı.
"İyi."
Sonra tekrar hedefe döndü.
Sanki az önce yaptığı şey çok normalmiş gibi.
Ama değildi.
Benim için değildi.
---
Operasyon bittiğinde hedef etkisiz hâle getirilmişti.
Tim güvenli bölgeye döndü.
Herkes Asya'ya farklı bakıyordu artık.
Çünkü bir insanı tanımanın en hızlı yolu sözleri değil...
Zor anlarda yaptığı şeylerdi.
Baran yanıma geldi.
"Komutanım."
"Evet?"
"Galiba yanlış değerlendirmişiz."
Asya'ya baktım.
Uzaktan tek başına duruyordu.
"Belki."
dedim.
Baran şaşırdı.
Çünkü benden ilk kez bu kelimeyi duyuyordu.
Belki.
---
Akşam karargâhta raporları tamamlarken Asya içeri girdi.
"Bir şey mi oldu?"
diye sordum.
Başını salladı.
"Hayır."
Sonra durdu.
"Bugün için..."
Sözünü tamamlamadı.
"Teşekkür mü edeceksin?"
dedim.
Bir an şaşırdı.
"Hayır."
"Hayırlı."
"Şunu söyleyecektim."
Bana baktı.
"Artık bana biraz daha güveniyor musunuz?"
Sorusu basitti.
Ama cevabı kolay değildi.
Çünkü güven benim için bir düğmeyle açılan bir şey değildi.
Bir gecede oluşmazdı.
Ama bugün...
Bir şey değişmişti.
"Eskisinden daha fazla."
dedim.
Asya'nın yüzünde küçük bir ifade belirdi.
Gülümseme değildi.
Ama ona yakındı.
"Bu benim için yeterli."
dedi.
---
O gece eve giderken düşündüm.
Asya Demir hâlâ gizemliydi.
Hâlâ hakkında bilmediğim çok şey vardı.
Ama bir şeyi artık biliyordum.
O kadın düşman değildi.
Belki de en büyük tehlike buydu.
Çünkü bir düşmana karşı kendimi koruyabilirdim.
Ama güvenmeye başladığım birine karşı...
Kalbimi korumak çok daha zordu.
Bölüm etkileşimi
