4. bölüm / 9
Gizli YeminBölüm 4
Bölümler 9Şu an: Bölüm 4
Bazı isimler vardır.
Sadece bir isim değildir.
Bir dosyada yazan birkaç harften ibaret olmaz.
Bir insanın hayatındaki bir dönemi temsil eder.
Bir yarayı.
Bir kaybı.
Bir hesabı.
Murat Yalçın da Asya Demir için böyle bir isimdi.
Bunu yüzündeki ifadeden anlamıştım.
Çünkü bir asker korktuğunda belli etmez.
Öfkelendiğinde de çoğu zaman belli etmez.
Ama geçmişiyle karşılaştığında...
Gözleri değişirdi.
Asya'nın gözleri değişmişti.
---
Dosyayı kapattım.
"Bu görevi siz mi istediniz?"
diye sordum.
Asya birkaç saniye sustu.
"Hayır."
Cevabı hızlıydı.
"İstemedim."
"O zaman neden bu kadar kişisel görünüyor?"
Bana baktı.
"Çünkü bazı insanlar karşınıza çıktığında sadece düşman olmaz."
Sesi sakindi.
"Size geçmişinizi de hatırlatır."
Bu cümle aklımda kaldı.
Çünkü ben de bunu biliyordum.
Daha birkaç gün önce kapımın önünde yıllardır görmediğim adam durmuştu.
Babam.
Herkesin geçmişinde kapatamadığı bir kapı vardı.
Benimki yeniden açılmıştı.
Asya'nınki de öyle.
---
Brifing başladığında timdeki herkes hazırdı.
Asya haritanın başındaydı.
Yüzündeki ifade yine profesyoneldi.
Sanki birkaç dakika önce geçmişinden bahseden kişi o değilmiş gibi.
"Bu operasyonda hedefimiz Murat Yalçın'ın bağlantılarını ortaya çıkarmak."
Dedi.
"Yakalama önceliğimiz."
Baran elini kaldırdı.
"Komutanım, bu kişi iki yıl önce öldü olarak geçmiyor mu?"
Asya ona baktı.
"Geçiyor."
"Yani?"
"Yani bazı insanlar ölmeden önce değil, saklanmadan önce kaybolur."
Odada sessizlik oldu.
Ben Asya'ya baktım.
Bu cümleyi söylerken gözleri bir anlığına uzaklara gitmişti.
Orada bir şey vardı.
Ama henüz anlatmadığı bir şey.
---
Operasyondan önce ekipman kontrolü yapılıyordu.
Ben silahımı kontrol ederken Asya yanıma geldi.
"Üsteğmen."
"Evet komutanım?"
"Bu görevde kişisel davranmayacaksınız."
Kaşlarımı kaldırdım.
"Ben mi?"
"Evet."
"Neden?"
"Çünkü siz de geçmişinizle karşılaştınız."
Bu cevabı beklemiyordum.
Demek ki benim hakkımda bazı şeyleri biliyordu.
"Benim geçmişim hakkında ne biliyorsunuz?"
Asya bakışlarını kaçırmadı.
"Yeterince."
Bu cevap hoşuma gitmedi.
"Yeterince ne demek?"
"İnsanların dosyaları sadece yazanlardan ibaret değildir."
Dedi.
"Bazen boş bırakılan yerler daha fazla şey anlatır."
---
Operasyon gecesi hava kapalıydı.
Sessiz bir geceydi.
Ama en tehlikeli geceler genelde böyle olurdu.
Herkes hazırdı.
Asya en öndeydi.
Ben hemen arkasındaydım.
Bu kez onun arkasında yürümek garip gelmedi.
Çünkü artık onun sadece rütbesine değil...
Kararlarına da güvenmeye başlamıştım.
---
Hedef bölgeye yaklaştığımızda Asya durdu.
Elini kaldırdı.
Herkes durdu.
Kulaklıktan sesi geldi.
"Bekleyin."
Çevreyi inceliyordu.
"Bir şey var."
"Ne?"
diye sordum.
"Çok sessiz."
Etrafımıza baktım.
Haklıydı.
Böyle bir yer fazla sakindi.
Asya fısıldadı:
"Bu bir davet."
Tam o anda içeriden ışık yandı.
Ama kimse çıkmadı.
Sanki biri bizim orada olduğumuzu biliyordu.
Asya silahını kaldırdı.
"Pozisyon alın."
Herkes yerini aldı.
Ben ona baktım.
"Komutanım."
"Evet?"
"Bu adam sizi bekliyor olabilir."
Asya'nın yüzü hiç değişmedi.
"Hayır."
Dedi.
"Beni değil."
Bir an durdu.
"Sizi bekliyor."
Bu cümleyle içimde kötü bir his oluştu.
"Ne demek bu?"
Asya cevap vermedi.
Çünkü aynı anda içeriden bir telefon sesi duyuldu.
Ama ses...
Bizim tarafımızdan geliyordu.
Herkes birbirine baktı.
Sonra Baran'ın yüzü değişti.
"Komutanım..."
Elini cebine attı.
Telefonunu çıkardı.
Ekranda tek bir mesaj vardı.
KUBAT KARAHAN'A SELAM SÖYLE.
Donup kaldım.
Çünkü bu isim...
Burada olmaması gereken birinin ağzından çıkmıştı.
Ve o an anladım.
Bu operasyon sadece Asya'nın geçmişiyle ilgili değildi.
Birileri benim geçmişimi de oyunun içine sokmuştu.
Telefon ekranındaki o dört kelimeye birkaç saniye fazla baktım.
KUBAT KARAHAN'A SELAM SÖYLE.
İnsan bazen gördüğü şeyi hemen anlamaz.
Beyni kabul etmek istemez.
Çünkü bazı gerçekler, ortaya çıktığı anda bütün dengeleri değiştirir.
Bu da onlardan biriydi.
Murat Yalçın'ın bizi beklediğini düşünmüştüm.
Asya'nın geçmişiyle yüzleşeceğimizi düşünmüştüm.
Ama benim adımın bu işin içine gireceğini beklemiyordum.
"Telefon kimden geldi?"
Asya'nın sesi kulaklığımdan geldi.
Baran ekrana bakıyordu.
"Bilinmeyen numara, komutanım."
Asya birkaç saniye sustu.
"Telefonu kapatma."
"Emredersiniz."
Ben hâlâ ekrana bakıyordum.
"Kubat."
Asya'nın ses tonundan ciddiyetini anladım.
"Efendim?"
"Bu andan itibaren plan değişti."
Başımı kaldırdım.
"Nasıl?"
"Artık sadece hedefi aramıyoruz."
Kısa bir sessizlik oldu.
"Bizi kimin izlediğini bulacağız."
---
Binaya girişimiz sessiz oldu.
Asya öndeydi.
Her hareketi kontrollüydü.
Ben onu izlerken bir şeyi fark ettim.
Bu kadın sadece savaşmayı bilmiyordu.
Düşünmeyi de biliyordu.
Çoğu asker tehlike karşısında harekete geçerdi.
Asya ise önce tehlikenin neden orada olduğunu anlamaya çalışıyordu.
Bu, onu farklı yapan şeydi.
---
İçeri girdiğimizde bina boş görünüyordu.
Ama boş yerler bazen en büyük tuzakları saklardı.
Asya elini kaldırdı.
Durduk.
Yerde küçük bir şey vardı.
Yaklaşıp baktı.
Eski bir fotoğraf.
Asya eğilip aldı.
Yüzündeki ifade değişti.
İlk kez onu bu kadar hazırlıksız yakalanmış gördüm.
"Ne var?"
diye sordum.
Fotoğrafı bana uzattı.
Aldım.
Fotoğrafta genç bir Asya vardı.
Yanında birkaç kişi.
Ama bir kişi dikkatimi çekti.
Murat Yalçın.
"Bu ne?"
Asya fotoğrafa baktı.
"Benim ilk görev ekibim."
"Siz onunla mı çalıştınız?"
"Evet."
Bir an sustu.
"Sonra hepsi öldü."
O cümle odanın içinde ağır kaldı.
---
"Asya."
İlk kez adını rütbesiz söyledim.
Fark etmeden olmuştu.
O da fark etti.
Ama düzeltmedi.
"Ne oldu?"
diye sordum.
Birkaç saniye cevap vermedi.
Sonra konuştu.
"Murat Yalçın bizim içerideki bağlantımızdı."
Şaşırdım.
"Devlet için mi çalışıyordu?"
"Öyle görünüyordu."
Dedi.
"Sonra gerçek yüzünü gösterdi."
"Ne yaptı?"
Bakışları sertleşti.
"Ekibimi sattı."
Sessizlik oldu.
"Ve beni ölüme terk etti."
İşte o an anladım.
Asya'nın Murat Yalçın'a bakışı sadece bir düşmana duyulan öfke değildi.
Bu bir yaraydı.
---
Tam o sırada binanın üst katından ses geldi.
Herkes pozisyon aldı.
Asya hemen komutan moduna döndü.
"Üsteğmen Kubat, sağ taraf."
"Emredersiniz."
Yukarı çıktığımızda küçük bir oda bulduk.
Odanın ortasında bir masa vardı.
Masada dosyalar duruyordu.
Ve en üstte benim fotoğrafım vardı.
Yanında da bir dosya.
Üzerinde yazan isim:
KARAHAN AİLESİ
İçimde bir şey koptu.
Bu dosya...
Babamın ortaya çıkışı...
Bunların hepsi bağlantılı mıydı?
---
Dosyayı açmaya çalışırken Asya durdurdu.
"Bekleyin."
"Neden?"
"Çünkü biri bunu özellikle buraya bıraktı."
Bana baktı.
"Ve bizim açmamızı istedi."
Haklıydı.
Ama bazı cevapları beklemek de mümkün değildi.
Dosyayı açtım.
İlk sayfada tek bir cümle vardı:
Kubat Karahan, geçmişinin tamamını bilmiyor.
Altında bir tarih vardı.
Benim doğduğum yıl.
Ve onun altında başka bir isim.
Selim Karahan.
Babam.
---
O an telefon tekrar çaldı.
Bu kez benim telefonumdu.
Ekranda bilinmeyen numara vardı.
Asya bana baktı.
"Açmayın."
Ama açtım.
Çünkü bazı seslerden kaçamazdınız.
Karşıdan gelen ses yaşlıydı.
Ama tanıdıktı.
Babam.
"Kubat."
Sessiz kaldım.
"O dosyayı buldun."
Kalbim hızlandı.
"Neyi biliyorsun?"
Uzun bir sessizlik oldu.
Sonra babamın sesi geldi.
"O kadınla ilgili gerçeği bilmiyorsun."
Gözlerim istemsizce Asya'ya döndü.
Asya beni izliyordu.
"Ne demek istiyorsun?"
Babamın cevabı kısa oldu.
"Asya Demir sandığın kişi değil."
Telefon kapandı.
---
O an odadaki herkes sessizdi.
Ama benim için sadece tek bir şey vardı.
Asya.
Yıllardır insanlara güvenmemeyi öğrenmiştim.
Şimdi ise güvenmeye başladığım ilk insan hakkında yeni bir şüphe ortaya çıkmıştı.
Ama içimde başka bir ses vardı.
Bana şunu söylüyordu:
Bir insanı başkasının sözüyle değil, kendi gözlerinle tanı.
Ve ben...
İlk kez geçmişim ile güvendiğim insan arasında kalmıştım. Telefon kapandıktan sonra birkaç saniye kimse konuşmadı.
Bazen sessizlik, kurşun sesinden daha ağır olurdu.
Çünkü kurşundan kaçabilirdiniz.
Ama aklınıza düşen şüpheden kaçamazdınız.
Babamın sesi hâlâ kulaklarımdaydı.
"Asya Demir sandığın kişi değil."
Bu cümle içimde dönüp duruyordu.
Ama karşımdaki kadın...
Dünya üzerinde en zor anlarda bile sakin kalabilen, timini korumak için kendini öne atan bir askerdi.
Onu birkaç gün içinde tanımıştım.
Belki de tanıdığımı sanmıştım.
---
Asya bana bakıyordu.
Yüzünde korku yoktu.
Şaşkınlık da yoktu.
Sadece bekliyordu.
"Ne dedi?"
diye sordu.
Sorusu sakindi.
Ama cevabı kolay değildi.
"Babam aradı."
Bir an durdu.
"Ve?"
Gözlerimi ondan ayırmadım.
"Asya Demir sandığım kişi olmadığını söyledi."
Odada hava değişti.
Baran ve diğerleri bize bakıyordu.
Asya'nın yüzünde küçük bir değişim oldu.
Çok kısa sürdü.
Ama gördüm.
Yıllardır insan okumaya çalışmış biri olarak gördüm.
Canı yanmıştı.
---
"Şaşırmadım."
Dedi.
Bu cevap beni hazırlıksız yakaladı.
"Ne?"
Asya masadaki dosyaya baktı.
"Bir gün bu sorunun geleceğini biliyordum."
Yaklaştım.
"Ne demek bu?"
Asya derin bir nefes aldı.
"Çünkü benim hakkımda anlatılan her şey tam olarak gerçek değil."
İçimdeki şüphe büyüdü.
"Açık konuşun, Yüzbaşı."
Rütbeyi özellikle kullandım.
Aramızdaki mesafeyi hatırlatmak için.
Asya bunu fark etti.
Ama kızmadı.
"Benim gerçek adım Asya Demir."
Dedi.
"Kimliğim sahte değil."
Bir an durdu.
"Ama geçmişimde değiştirmek zorunda kaldığım şeyler var."
---
"Ne gibi?"
diye sordum.
Asya cevap vermeden önce etrafa baktı.
Sonra ekibi dışarı gönderdi.
Oda boşaldığında konuşmaya başladı.
"Benim görevim sadece terör örgütünün içine sızmak değildi."
Bekledim.
"Oradaki bazı isimleri ortaya çıkarmaktı."
"Murat Yalçın gibi mi?"
Başını salladı.
"Evet."
"Onun devlet adına çalıştığını mı düşündünüz?"
"Evet."
"Sonra?"
Gözleri uzaklara gitti.
"Sonra öğrendim ki içerideki tek hain o değildi."
Bu cümle ağırdı.
"Ne demek istiyorsunuz?"
Asya bana baktı.
"Devletin içinde bilgi sızdıran insanlar vardı."
---
Bir süre konuşmadım.
Çünkü bu sadece bir operasyon meselesi değildi.
Bu, güvendiğimiz yapıların içinde bile insanların hata yapabileceğini gösteriyordu.
Asker için bundan daha zor bir şey yoktu.
Çünkü asker önce sisteme güvenir.
Sonra silahına.
Sonra yanındaki insana.
Eğer bunlardan biri sarsılırsa...
Her şey değişirdi.
---
"Babam bunu nereden biliyor?"
diye sordum.
Asya'nın yüzü ciddileşti.
"Bilmiyorum."
"Yalan söylüyorsanız?"
"Yalan söylemiyorum."
Cevabı netti.
"Size bir şey saklıyor olabilirim."
Bu söz beni durdurdu.
"Ama sebebi sizi korumaktı."
Bu cümle hoşuma gitmedi.
"Ben korunmaya ihtiyacı olan biri değilim."
Asya hafifçe başını salladı.
"Biliyorum."
Dedi.
"Zaten mesele bu değil."
"Ne o zaman?"
"Bazı insanlar güçlü olduğu için değil..."
Bir an sustu.
"Sevdikleri insanlar olduğu için hedef olur."
---
Bu cümle aklıma Doruk'u getirdi.
Ve o an fark ettim.
Asya sadece benim geçmişimi bilmiyordu.
Hayatımın en hassas noktasını da biliyordu.
Oğlumu.
"Yüzbaşı."
Sesim sertleşti.
"Doruk hakkında ne biliyorsunuz?"
Asya'nın yüzü değişti.
İlk kez gerçekten şaşırmıştı.
"Ne?"
"Yanlış duymadınız."
Bir adım yaklaştım.
"Oğlum hakkında ne biliyorsunuz?"
Asya birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra yavaşça konuştu.
"Sandığınızdan daha azını."
Bu cevap içimi rahatlatmadı.
"Ama?"
"Ama onun yaşadıklarını biliyorum."
Nefesimi tuttum.
"Nasıl?"
Asya gözlerini kaçırdı.
"Çünkü bazı şeyleri ben de yaşadım."
---
O an ilk kez onu sadece bir asker olarak görmedim.
Karşımda duran kadın...
Sadece gizli görev yapan bir yüzbaşı değildi.
O da yaraları olan bir insandı.
Ama yine de sorularım bitmemişti.
Çünkü güvenmek istiyordum.
Ama güvenmek...
Bazen insanın kendine verdiği en büyük riskti.
---
Karargâha döndüğümüzde dosyayı incelemeye başladık.
Babamın adı.
Asya'nın geçmişi.
Murat Yalçın.
Hepsi aynı noktada birleşiyordu.
Gece yarısına doğru yeni bir bilgi geldi.
İstihbarat raporu.
Bir isim daha vardı.
Bu kez benim geçmişimden değil...
Asya'nın geçmişinden.
Demir Ailesi.
Asya dosyayı gördüğünde ilk kez rengi değişti.
"Bu mümkün değil."
Dedi.
"Ne var?"
diye sordum.
Uzun süre sustu.
Sonra tek bir cümle söyledi:
"Benim ailem yıllar önce öldü."
Dosyadaki fotoğrafı kaldırdı.
Ama altında başka bir isim vardı.
Hayatta kalan kişi: Nisan Demir.
Asya'nın eli dondu.
Çünkü o isim...
Benim eski eşimle aynıydı.
Dosyanın üzerindeki isme birkaç saniye daha baktım.
Nisan Demir.
Bazı tesadüfler fazla ağırdı.
İnsan hayatında bazı isimler vardır; duyduğun anda geçmişindeki bütün kapılar aynı anda açılır.
Nisan.
Benim eski eşim.
Doruk'un annesi.
Ve şimdi...
Asya'nın geçmişindeki bir dosyada karşıma çıkan aynı soyadı.
Bunun bir tesadüf olduğuna inanmak istedim.
Ama askerlik bana bir şeyi öğretmişti:
Savaş alanında tesadüf diye bir şey yoktur.
---
"Asya."
Seslendim.
Cevap vermedi.
Gözleri hâlâ dosyadaydı.
Sanki yıllardır kapalı duran bir kapı aniden önünde açılmıştı.
"Bu kişi kim?"
diye sordum.
Asya yavaşça nefes aldı.
"Benim ablam."
Odanın içindeki hava değişti.
"Ne?"
Başını kaldırdı.
"Nisan Demir benim ablamdı."
Birkaç saniye hiçbir şey söyleyemedim.
Çünkü zihnimde parçalar birleşmeye başlamıştı.
Ama ortaya çıkan görüntü hoşuma gitmiyordu.
---
"Senin ablan..."
Dedim.
"Benim eski eşim mi?"
Asya başını sallamadı.
Ama inkâr da etmedi.
Sessizlik cevaptı.
Sandalyeye yaslandım.
Hayat bazen insanın karşısına öyle bir gerçek çıkarırdı ki, neye kızacağını bilemezdin.
Yıllarca aynı evde yaşadığım kadının...
Yanımda savaşan insanın kardeşi olduğunu öğrenmek.
Üstelik bunu en karmaşık zamanda öğrenmek.
Kolay değildi.
---
"Sen bunu biliyor muydun?"
Asya bana baktı.
"Hayır."
Cevabı hızlıydı.
"Yemin ederim bilmiyordum."
Yüzündeki ifadeye baktım.
Yalan söylüyor gibi değildi.
Ama artık hiçbir şeyi sadece hislerimle değerlendiremezdim.
Çünkü bu işin içinde çok fazla sır vardı.
"Ne zamandır biliyorsun?"
"Bu dosyayı ilk kez görüyorum."
"Yani Nisan'ın yaşadığını bilmiyordun?"
Asya'nın yüzü sertleşti.
"Ben ailemin öldüğünü sanıyordum."
---
Asya sandalyeye oturdu.
İlk kez onu bu kadar savunmasız görüyordum.
"Ben küçükken ailem parçalandı."
Dedi.
"Babamla annem öldü diye biliyordum."
Sesi alçaldı.
"Bana geride kimsenin kalmadığını söylediler."
"Kim söyledi?"
diye sordum.
Asya cevap vermeden önce uzun süre düşündü.
"Devlet kayıtlarında böyle görünüyordu."
Bu cevap hoşuma gitmedi.
Çünkü kayıtların her zaman gerçeği göstermediğini artık biliyordum.
---
"Sen neden bana söylemedin?"
diye sordum.
Asya bana baktı.
"Çünkü bilmiyordum."
"Ben Nisan'ın kim olduğunu biliyordum."
"Ben de sizin kim olduğunuzu bilmiyordum."
Bu cevap beni susturdu.
Haklıydı.
O da benim geçmişimdeki bağlantıyı bilmiyordu.
---
Tam o sırada telefonum çaldı.
Arayan Doruk'un bakıcısıydı.
Açtım.
"Kubat Bey..."
Ses tonu endişeliydi.
"Ne oldu?"
"Doruk iyi değil."
Ayağa kalktım.
"Ne demek iyi değil?"
"Bir şey söylemeye çalışıyor ama..."
Sesi titredi.
"Konuşamıyor ve çok korkmuş durumda."
Kalbim hızlandı.
"Ben geliyorum."
Telefonu kapattım.
---
Asya ayağa kalktı.
"Ben de geleyim."
"Hayır."
Cevabım sert çıktı.
Bir an durdu.
"Doruk sizin yüzünüzden değil."
Dedi.
"Sadece yardım etmek istiyorum."
Başımı çevirdim.
Çünkü haklı olduğunu biliyordum.
Ama oğlum söz konusu olduğunda mantığım yerini korkuya bırakıyordu.
"Bu benim ailem."
Dedim.
Asya sessiz kaldı.
Sonra sadece şunu söyledi:
"Anlıyorum."
---
Eve vardığımda Doruk odasındaydı.
Yanına koştum.
Yüzü korkuyla doluydu.
Beni görünce elimi tuttu.
Sıkıca.
Sanki bırakırsa kaybolacakmışım gibi.
"Buradayım oğlum."
Dedim.
"Yanındayım."
Bir süre sonra sakinleşti.
Sonra yatağının yanındaki kâğıdı gösterdi.
Aldım.
Yeni bir resimdi.
Ama bu kez farklıydı.
Resimde dört kişi vardı.
Ben.
Doruk.
Asya.
Ve...
Bir kadın.
Kadının yüzüne baktım.
Kalbim hızlandı.
Çünkü Doruk'un çizdiği kadın...
Nisan'dı.
Ama onun yanında başka bir şey yazıyordu.
Çocuk yazısıyla:
"Anne korkuyor."
---
Elimdeki kâğıda bakarken içimde soğuk bir his oluştu.
Doruk bir şey biliyordu.
Bizim bilmediğimiz bir şey.
Ve belki de yıllardır konuşmamasının sebebi...
Sadece yaşadığı travma değildi.
Belki de anlatmaya çalıştığı bir gerçek vardı.
O gece ilk kez şunu düşündüm:
Belki de oğlum sessiz değildi.
Belki de kimsenin duymaya hazır olmadığı bir şeyi anlatmaya çalışıyordu. Doruk'un elindeki kâğıda baktım.
Çocuk çizimlerinde insanlar bazen fark etmeden gerçeği anlatırdı.
Yetişkinler saklardı.
Yalan söylerdi.
Kendilerini korumak için bazı şeyleri görmezden gelirdi.
Ama çocuklar...
Sadece gördüklerini çizerdi.
Ve Doruk'un çizdiği şey, benim yıllardır görmek istemediğim bir ihtimali gösteriyordu.
Nisan korkuyordu.
---
"Anne mi?"
diye sordum.
Doruk gözlerini kâğıda dikti.
Başını hafifçe salladı.
Sonra parmağıyla Nisan'ın çizildiği yeri gösterdi.
Ardından kendi göğsüne dokundu.
Korku.
Bunu anlatmaya çalışıyordu.
"Doruk..."
Sesim titredi.
"Annen senden korktuğu bir şey mi sakladı?"
Bu soruya cevap veremedi.
Ama yüzündeki ifade değişti.
Ve o an anladım.
Yanlış soruyu soruyordum.
Doruk bir şeyi hatırlamaya çalışıyordu.
---
Ertesi sabah ilk işim Nisan'a ulaşmak oldu.
Telefon birkaç kez çaldı.
Sonunda açtı.
"Kubat?"
Sesini duyunca yıllar önceki günler aklıma geldi.
Ama artık o sesi tanıyamıyordum.
"Konuşmamız gerekiyor."
"Ne hakkında?"
"Doruk."
Kısa bir sessizlik oldu.
"Ne oldu?"
"Seninle ilgili bir şey çizdi."
Nisan'ın nefesi değişti.
Çok küçük bir değişimdi.
Ama fark ettim.
"Ne çizdi?"
Bu soruyu soruş şekli...
Bana bir şeylerin yanlış olduğunu düşündürdü.
"Sen neden korkuyorsun, Nisan?"
Uzun bir sessizlik oldu.
"Kubat, ne saçmalıyorsun?"
"Ben saçmalamıyorum."
Sesimi yükseltmedim.
Ama kararlıydım.
"Doruk konuşamıyor olabilir."
Dedim.
"Ama görüyor."
Telefonun diğer ucunda sessizlik vardı.
"Ve hatırlıyor."
---
Öğleden sonra Asya ile karargahta buluştum.
Artık aramızdaki durum daha karmaşıktı.
O benim eski eşimin kardeşiydi.
Ben onun yıllarca kayıp sandığı ailesinin bir parçasıyla bağlantılıydım.
Ama görev hâlâ devam ediyordu.
Kişisel meseleleri bir kenara bırakmak zorundaydık.
"Yeni bilgi var mı?"
diye sordu.
Başımı salladım.
"Doruk."
Asya dikkat kesildi.
"O bir şey biliyor."
Asya birkaç saniye sustu.
"Çocuklar bazen travmatik olaylarda konuşmayı bırakabilir."
"Biliyorum."
"Ama bazen de konuşmak istemezler."
"Neden?"
"Çünkü anlatırlarsa bir şeylerin değişeceğinden korkarlar."
Bu cümle içime oturdu.
Çünkü Doruk'un en büyük korkusunun kaybetmek olduğunu biliyordum.
Beni.
Evini.
Güvenini.
---
Asya dosyaları incelerken bir anda durdu.
"Bir dakika."
Yanına gittim.
Ekranda eski bir kayıt vardı.
Tarih yıllar öncesine aitti.
Nisan'ın ailesiyle ilgili bir rapor.
"Bu ne?"
diye sordum.
Asya gözlerini ekrandan ayırmadı.
"Benim ailemle ilgili soruşturma."
"Ve?"
"Ve burada olmaması gereken bir isim var."
Yaklaştım.
Ekranda tek bir isim yazıyordu.
Selim Karahan.
Babam.
---
Artık hiçbir şey tesadüf değildi.
Babam.
Asya'nın ailesi.
Nisan.
Murat Yalçın.
Hepsi aynı hikâyenin farklı parçalarıydı.
Ama en korkutucu olan...
Bu hikâyenin merkezinde benim olmamdı.
"Babam neden senin ailenle ilgiliydi?"
Asya başını salladı.
"Bilmiyorum."
İlk kez sesinde çaresizlik duydum.
"Ben de öğrenmeye çalışıyorum."
---
O gece Asya ile birlikte eski kayıtları incelemeye devam ettik.
Saatler geçti.
İkimiz de konuşmadık.
Sadece belgeleri inceledik.
Bazen iki insanı yakınlaştıran şey güzel anılar değil...
Aynı sırrın peşinde koşmaktı.
Gece yarısına doğru Asya bir dosya açtı.
İçinden eski bir fotoğraf çıktı.
Fotoğrafa baktı.
Sonra bana uzattı.
Aldım.
Fotoğrafta üç kişi vardı.
Babam.
Nisan'ın babası.
Ve...
Murat Yalçın.
Arka tarafta el yazısıyla bir not vardı.
Okudum.
Kalbim hızlandı.
"Operasyon başarısız olursa çocuklar korunacak."
Çocuklar.
Çoğul.
Başımı kaldırdım.
"Asya..."
O da aynı şeyi düşünmüştü.
"Bizden bahsediyor olabilir."
---
Tam o anda karargâhın alarmı çaldı.
Bir ihbar gelmişti.
Murat Yalçın'ın yeri tespit edilmişti.
Ama mesajın sonunda tek bir cümle vardı:
"Kubat Karahan gerçeği öğrenmeden önce onu durdurun."
Asya bana baktı.
İlk kez gözlerinde korkuya benzer bir şey gördüm.
"Kubat."
"Evet?"
"Bu artık sadece bir operasyon değil."
Silahını aldı.
"Birileri yıllardır bu anı bekliyor."
Başımı salladım.
Çünkü artık emindim.
Geçmiş peşimizden gelmiyordu.
Biz doğrudan geçmişin içine doğru yürüyorduk.
Bölüm etkileşimi
