8. bölüm / 8
Giz Sürgünü8. Bölüm: İlk Hile
Bölümler 8Şu an: 8. Bölüm: İlk Hile
- 1 1. Bölüm: İlk Sürgün2.585 kelime
- 2 2. Bölüm: Alışmışlıklar ve Tanıdıklar2.159 kelime
- 3 3. Bölüm: Masallar ve Gerçekler2.126 kelime
- 4 4. Bölüm: Yalancılar ve oyuncular2.302 kelime
- 5 5. Bölüm: Mış gibi2.114 kelime
- 6 6. Bölüm: Kurşunsuz Vedalar2.154 kelime
- 7 7. Bölüm: Kırmızıya Boyananlar2.093 kelime
- 8 8. Bölüm: İlk Hile1.839 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Adımlarım merdivenlere yöneldiğinde Kaya da benimle birlikte geliyordu.
Mahir Tegin, Arhan'ın babası aynı zamanda Minval'in saygı duyulan üyelerinden birisiydi. Buraya neden geldiğini az çok tahmin edebiliyordum ama bir de ondan duymak istemiştim.
Çalışma odama geçtiğimde masanın önüne bulunan bej rengi kumaş sandalyelerden birine oturmuş olan Mahir Bey, beni gördüğünde ayağa kalkarak "haber vermeden geldiğim için kusura bakma" dedi ve sağ elini öne doğru uzattı.
Nazik olduğunu düşündüğüm bir tebessümle Mahir Bey'in elini sıktığımda "sorun değil, kapımız size her zaman açık." Diyerek karşılık verdim.
Masanın diğer tarafında kalan sandalyeye oturduğumda Mahir Bey' de az önce kalktığı sandalyeye geri döndü.
"Bazen senin işin ve özel hayatın arasındaki çizgiyi bu kadar net çekmeni gıpta ile izlemiyor değilim. Keşke oğullarım da öyle olsa diyorum." Dediğinde aklımdaki ihtimallerin doğruluğunu kabullenmeye başlamıştım.
"Teşekkür ederim," yüzümdeki gülümseme yerini korurken "bu arada ne içerdiniz?" Diye sordum.
'Sade türk kahvesi diyecek' dedi zihnim. Hemen ardından Mahir Bey'in "Bir Sade kahveni alırım o zaman" diyen sesi odayı doldurdu.
Yüzünü Kaya'ya çevirerek "Mahir Bey'i duydun. Bana da sadece su getir lütfen Kaya" dediğimde Kaya hızlı adımlarla dışarı çıktı.
Derin bir nefes alarak tekrar Mahir Bey'e dönerek "Konuşmak istediğiniz konu neydi?" Diye sordum.
"Babanı çok sevdiğimi biliyorsun." Dediğinde kafamı sallayarak onayladım. "Senin yavaş yavaş babanın yerine geçtiğini de biliyorum. Tıpkı oğullarım gibi. Artık şirketlerimin çoğunu evlatlarım devraldı ve onlar senin gibi işleri ile sosyal hayatlarını ayırabilen insanlar değil." Dediğinde ellerini birbirine kenetlediğinde yüzünü öne eğerek devam etti cümlelerine "evlenme mevzun biraz Arhan'ı geriyor biliyorsun. Ortaklığı iptal etmekten bahsediyor. Ben oğluma söz geçirmiyorum, en yaşlandık artık. Senden ricam ne yap ne et bu ortaklık devam etsin."
Teginler, Rusya ile aramızda köprü görevi görüyordu. Zira biz de onlar için güçlü bir kaynaktık. Arhan'ın bunu kolayca gözden çıkaracak kadar gözünün döneceğini tahmin etmemiştim açıkçası.
Yüzümdeki gülümseme yerini ciddi bir ifadeye bırakırken istemsizce çatılan kaşlarımla Mahir Bey'e "çocuk oyuncağı değil bu işler Mahir Bey, eminim Arhan da hatasını anlayacaktır. Gerekirse seve seve anlatırım. Sizin içiniz ferah olsun. " Dedim.
Kapının tıklatılmasıyla birlikte ikimizin de bakışları o yöne dönerken "Gelebilirsin." Diye seslendim. Elindeki tepsiyle içeriye giren Kaya, ilk önce Mahir Bey'in kahvesini verdikten sonra masanın yanından geçerek benim için getirdiği suyu masanın üzerine bıraktı.
Teşekkür edercesine gülümseyip gözlerimi yumduğumda kafasını hafifçe eğerek karşılık verdi bana.
Mahir Bey, kahvesinden bir yudum aldıktan sonra "beni kırmayacağını biliyordum kızım, sağol." Dedi.
Boynumu hafifçe bükerek "ne demek Mahir Bey, darısı oğullarınıza diyelim." Dedim.
Derin bir nefes bıraktı ciğerlerinden. "Umarım bir gün." Dedi.
Elini sallayarak "bunu da halletiğimize göre damat beyle yüz yüze tanışalım diyorum, ne dersin?" Dedi.
Dudaklarıma götürdüğüm bardağı tekrardan masanın üzerine bırakarak "o da isterse neden olmasın?" Dedim.
Kaya, yönümü ona çevirmeme fırsat bırakmadan kapıdan çıkmıştı bile.
Arkasından bakan Mahir Amca "hızlı çocuk, Kaya." Dedi. Gülümserken "Öyledir, her işimi Hızır gibi halleder." Dedim.
"Kaya yanındayken Babanın gözü arkada kalmaz." Dedi Mahir Amca o babacan gülümsemesiyle. "Öz abim gibidir. E haliyle babam da gözü kapalı emanet ediyor beni."
Az sonra açılan kapıdan kapıdan Kaya ve peşinden de Yaman odaya girdi. O odaya girdiğinde etrafa yayılan Sedir ağacının kuru kokusuna karışan hafif amber hissedilmeyecek gibi değildi.
"Hoşgeldin Latif Ağa'nın oğlu,.gel otur bakalım şöyle karışma."
Yaman, Mahir Amca'nın sözünü ikiletmeden karşısına oturduğunda "Asıl siz hoşgeldiniz Mahir Bey, memnun oldum." Dedi.
Sesindeki mesafeyi sezmemek imkansızdı. Gerçi sanırım Yaman sadece benimle konuşurken sesini yumuşatıyor, bakışlarındaki sertlik toz gibi dağılıyordu.
"Ben de memnun oldum. Feriye hanım içgüveysi geldiğini söylüyor doğru mu?" Mahir Amca'nın sesine eklenen alayın aksine sert çıkan sesimle araya girerek "tamamen babaannemin ortalığı karıştırmak için uydurduğu bir şey. Yaman, benim Karadeniz'den kopamayacağımı biliyor o yüzden evlendikten sonra burada yaşayacağız. Babaannem durumu bir tık çarptırdı yani kısacası." Dedim.
Yaman, şaşırmış bir ifadeyle cümlemin bitmesini bekledikten hemen sonra hızlıca az önceki duruşuna döndü.
Evet, bu konuyu onunla konuşmamıştım. Şaşırmakta haklıydı ama bu kadar da şaşırma be Yaman Ağa!
"Anladım, kusura bakma damat. Ben ortamdaki gerilim bir tık dağılsın diye öyle demiştim ama belli ki daha çok gerildi." Derken ayağı kalkmıştı Mahir Amca. "Misafirliğin kısası makbuldür. Geç oldu zaten ben sizi daha fazla meşgul etmeyeyim artık."
Yaman ile birlikte Mahir Amca'yı dış kapıya kadar uğurladıktan sonra salondan çıkan babam "Mahir Amcan neden gelmiş kızım, hayırdır bir sorun mu var?" Diye sordu.
Kafamı iki yana sallayarak "yok babam, iş güç işte." Dedim.
Babam daha fazla konuyu uzatmadan "tamam kızım. Sen de artık dinlen yoruldun bugün." Diyerek saçlarımın arasına bir öpücük kondurdu.
Gamzelerimi göstericesine babama gülümsedikten sonra "Tamam." Diyerek göz kırptım.
Gözlerim yorgunluktan mı yoksa fazla uyumaktan mı bilmiyordum fakat feci derecede yanıyordu. Sürekli olarak kırpıştırdığımdan dolayı babam için bu yorgunluk ifadesi gibi gözükmüştü.
"İzninizle biz yukarı çıkıyoruz Tayfun Reis." Diyen Yaman'a babam "Kendi odana Yaman!" dedikten sonra gözlerini bana çevirerek "kızım sen de kapını kitle öyle uyu." Dedi.
Babamın ciddi olmadığını biliyordum ama sırf gıcıklığına kapımı kitleyecektim.
"Alacağın olsun Tayfun Reis, ben öyle birisimiyim gerçekten?" Dedi Yaman hafif sitemle.
"Babam seninle takılıyor, dert etme."
Şu dilime bir ara eşşek arısının uğraması lazımdı.
Onları aşağıda bırakarak üst kattaki odama çıktığımda hızlıca cilt bakımımı yapıp kendimi yatağa bıraktım.
Güzellik her şeyden önce gelirdi bir kere!
Aklıma gelen detayla hızla yerimden kalkarak kapıya yöneldim. Anahtarı yuvasında bir kez dönderdikten sonra kilitlendiğinden emin olmak için kulbu aşağı doğru eğdim. Kapınının açılmadığına ikna olarak ışığı kapattım ve yeniden yatağın yumuşak kollarına kendimi bıraktım.
Balkon camından gözüken yıldızlara son kez baktıktan sonra "iyi geceler anne." Diyerek gözlerimi yumdum.
İlahi bakış açısı
Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Gözüne uyku girmeyen tek kişiydi Uraz Yaman Korkmaz.
Basının altına aldığı elleri ile sırt üstü uzanıyordu yatağında. Yıllardır Sare ile konuşacağı günü hayal ediyor, ilk kez karşılaşacakları andan deli gibi de korkuyordu.
Hayatında bu kadar korktuğu çok az şey vardı.
İlk karşılaştıkları günü unutamamıştı. Beline kadar uzanan siyah saçları, mavi gözleri, yüzüne yerleştirdiği sert ifadenin bile gizleyemedi heyecan... Hepsini birkaç dakika önce yaşanmış gibi hatırlıyordu Yaman. Şimdi ise her şey ona hayal gibi geliyordu. Birkaç gün sonra Mardin'e dönecek, ailesini alıp Sare'yi hayatının parçası yapmak için geri dönecekti.
Yüzündeki tebessümün derinleşmesine engel olamadı. Liseli ergenler gibi davrandığını düşündü.
Sare için sadece kağıt üstündeydi belki ama Yaman için kalbinin saklı kalmış odalarının camları açılmış, yüreği yeniden gün ışığıyla dolmuş; ısınmıştı.
"Baba!"
Sare'nin çığılığıyla yerinden sıçramış, kendinden beklemediği bir hızda kendini kapısında bulmuştu.
Sare durmaksızın babasının adını sayıklıyor, çığlıklar atıyordu.
Yaman, kapının kilitli olduğunu fark ettiğinde endişesi git gide daha çok büyüdü. Hiç düşünmeden birkaç adım geriye giderek omuzuyla kapıya şiddetli bir şekilde vurmaya başladı. O esnada kızının sesini duyan Tayfun Bey, çoktan gelmişti.
Üçüncü denemesinde kapının sertçe açılmasıyla Yaman, hışımla odaya girdi.
Sare yarı açık gözlerle yatağın ucuna oturmuş, kesik kesik nefes alarak âdeta fısıldarcasına 'baba' diye sesleniyordu.
Yanına yaklaşan Yaman'ı gördüğünde yanındaki yastığı o tarafa doğru fırlatmayı denediğinde bunu yapamamış, yastık hemen yatağın yanına düşmüştü.
Yaman göğüs hizasında kaldırdığı elleriyle yavaş adımlarla Sare'ye yaklaşırken "sakin ol, benim. Yaman." Demeyi de ihmal etmiyordu.
Sare'nin tekrardan "uzak dur benden! Baba nerdesin?" Diye çığlık atmasıyla Yaman istemeyerek geri çekilmek zorunda kaldı.
Az sonra Selda abla, Kaya ve arkasındaki 3 koruma kapıda belirdiğinde Tayfun Bey, kızının yanına oturmuş; kolları arasındaki bedenine sarılırken sakinleştirmek adına saçlarını sıvazlıyordu.
Etrafı kısa sürede inceleyen Kaya, kapının yanında duran Yaman'ın yanına giderek dostane bir tavırla elini omzuna koydu. "Bizim yapabileceğimiz hiçbir şey yok, aksine daha çok korkmasına neden oluruz."
Kaya'nın söylediklerine yüreği acıya acıya hak verdi Yaman.
"Baba annem gözünü açmıyor, bir şey yap." Diyen Sare'nin kısılmış ince sesi odayı doldurduğuna Tayfun'un yüreğindeki bir nokta daha yerle yeksan olmuştu ama kızı için bunu da sessizce süpürmeye karar vermişti.
Selda'ya el hareketleriyle odaya girmesini söylediğinde, hızlı adımlarla Sare'nin diğer tarafına da o geçmişti. Tayfun Bey yutkunduktan sonra her zamanki oynadıkları oyunu oynarken "Annen burada ya kızım, yanımızda." Dedikten sonra Selda'ya dönerek başını onay almak istercesine salladı. "Evet kuzum, buradayım ya ben."
Yaşananlara anlam veremeyen Yaman kaşlarını çatmış onları izlerken yanında duran Kaya fısıldayarak "annem, Leyla teyze gibi davranıyor sadece yoksa Sare imkanı yok sakinleşmez" diyerek durumu açıkladı.
Anladım dercesine başını salladı Yaman ve derin bir nefes çekti ciğerlerinde.
Anne özlemini çok iyi biliyordu ve bunun sadece özlem olmadığını da en iyi o anlıyordu.
Gidip sevdiği kadına sıkıca sarılmak, gözyaşlarına engel olmak istiyordu ama yeri burasıydı. Hep burası olmuştu ne bir adım ileri, ne de bir adım geri.
Umay, hıçkırıklarla ağlarken "Selda abla annem uyansın, uyandır onu." Diyerek kollarını kadın boynuna dolayarak sarıldı ona.
Yaman birkaç adımla Sare'nin önünde durduğunda Tayfun Bey'e müsade istercesine baktı.
Tayfun Bey, gözlerini yumarak onay verdiğinde sevdiği kadının önünde dizlerinin üzerinde dururken ellerini sıkıca tuttu.
Bu hareketiyle Sare usulca başını kaldırdığında kömür karası gözlerle karşılaştı.
Burnunu çekerken "annem uyanmıyor Yaman, küstü mü bana?" Diye sordu bir çocuk gibi.
Yaman hızla başını sallayarak "anneler hiç çocuklarına küsmez ki, yorulmuş sadece dinleniyor. Hadi gel sende dinlen sabah olunca uyanır annen." Dedi.
Bu, ona söylediği ilk yalandı.
Sare, boynunu bükerken "gerçekten mi?" Diye sordu. Zoraki bir tebessüm kondurudu dudaklarına ve güçlükle cevap verdi sevdiği kadına. "Gerçekten. Gerçekten Sare'm."
Ayağa kalktığında çoktan yatağın yanından uzaklaşıp kapının önünde onları izleyen Tayfun Bey ve Selda abla'ya kısa bir bakış atarak genç kadını yatağına yatırdı daha sonra üzerini örtüp uzaklaşmak istediğinde bileğine dolanan ince parmaklarla duraksamak zorunda kaldı. "Lütfen biraz kal, en azından sen bana yalan söylemiyorsun." Dedi.
Tereddütle Tayfun Bey'e baktığında babacan tavırla kendisini izlediğini fark etti.
Hiçbir cevap vermeden Kaya ve Selda ile birlikte odadan çıktığında Yaman, anlaması gerekeni anladı. Usulca sevdiği kadının yanına oturdu. "Tamam buradayım, hadi sen uyu." Diyerek sırtını yatak başlığına yasladı.
Sare Yerinde kıpırdanarak biraz doğruldu ve kollarını Yaman'a sararken başını göğsüne yasladı.
Sare'nin ani hareketiyle Yaman âdeta put kesilmiş, uyandırıp bu anı bozma korkusuyla nefes dahi almayı bırakmıştı.
Gözleri, her bir santimini ezberlemek istercesine sevdiği kadının yüzünde dolaşıyordu.
Ay ışığında parlayan beyaz tenindeki gözlerini bir örtü misâli örten kirpiklerinde oyalandı. İmkanı olsa bütün gece tek tek sayacaktı kirpiklerini.
Elleri usulca saçlarına uzandı ama sonra yumruğunu sıkarak geri çekti.
"hayır olmaz Yaman, kendine hakim ol Yaman." Diye telkin etti kendini.
Kuşandığı cesareti buraya kadardı. Durması gereken yeri biliyordu.
Sare onu istemediği sürece bir santim bile hareket etse sonuç değişmeyecekti.
Sevdiği kadının kararlarına ve sınırlarına olan saygısını korumaya kararlıydı.
Zihninde tek bir şey dönüp duruyordu
'sevdiğini hissettir, o sevgiyi kabullenirse seni de kabullenir.'
Elinden gelenin fazlasını yapmaya çalışıyordu. Yüzüne kapanan tüm kapıları kırmak, tüm duvarları aşmak istiyordu ama zamana ihtiyacı vardı. Her şeyin bir yeri ve zamanı vardı. Sevdası da buna dahildi.
Sevdiği kadının tamamen uykuya daldığından emin olduktan sonra usulca kalktı, üzerini örttü, alnına usulca bir buse bırakıp yine usulca uzaklaşarak odadan dışarıya çıkarak yan tarafta bulunan odasına girerek yatağa uzandı. Az önceki aptal gülüşün yerini buruk bir tebessüm aldı.
Yeni bir söz verdi o gün kendine. Mahperisinin kırılan kanatları yerine bizzat kendisi kanat olacaktı. Kanatlarını kopartanları bulup, cehennemi onların ayaklarına getirecekti.
Odasında sakince uyuyan Sare o gün bilmiyordu. Ama bu, Yaman'a son sığınışı olmayacaktı. Kader iplerini çoktan dolamıştı fakat o ipler yeni görünür oluyor, onlar fark etmeden gizlice etraflarına dolanıyordu.
Kurulan oyunlar ilk hilesiyle karşılaşmış, gemiler ilk kez limana ulaşmak için bu kadar yakınlaşmışlardı. Sare, kendi koyduğu kuralları yine kendi elleriyle yıkacak, ilk defa yüreğindeki ateşe su serpilecekti.
___________________________
• Selam papatyalarım nasılsınız neler yapıyorsunuzzz?
• Bölüm nasıldıı??
• Yaman ve Umay arasındaki buzlar yavaş yavaş eriyor
• Güncel bilgi ve duyurular için;
Tiktok/ Instagram: tinyyokur
• Resmi hesaplarımız;
Tiktok/ Instagram: gizsurgunuofficial
Bölüm etkileşimi
